ara

Açlık Oyunları

- The Hunger Games

Açlık Oyunları Konusu, Özeti ve Türleri

Açlık Oyunları
Yayınevi: Pegasus
ISBN: 9786055943639
Sayfa: 384 sayfa
Basım Tarihi: 2008
"Bu kitaba o kadar bağımlı kaldım ki, yemeğe çıktığımda bile kitabı yanımda taşıdım ve masanın altında okumaya devam ettim. Hikayesi beni birçok gece uykusuz bıraktı çünkü bitirdiğimde bile, yatakta bu kitabı düşünmeye devam ettim. Açlık Oyunları kesinlikle büyüleyici."
Stephenie Meyer

"Elimden bir türlü bırakamadım... Bağımlısı oldum."-Stephen King-

KİTABIN İLK BÖLÜMÜNDEN:
Uyandığımda yatağımın diğer tarafı buz gibiydi. Par­maklarımı uzatıp, Prim’in sıcaklığını arıyorum ama tek bul­duğum, yatağın sert kumaşı oluyor. Kötü bir rüya görüp, annemizin yanına tırmanmış olmalı. Tabii ki öyle yapmış. Bu gün, toplama günü.
Dirseğimin üstünde doğruluyorum. Odada onları görme­me yetecek kadar ışık var. Küçük kardeşim Prim, yan yatmış, bacaklarını karnına çekmiş ve sırtını anneme dayamış. Ya­naklarını birbirlerine yaslamışlar. Annem uykusunda, oldu­ğundan daha genç görünüyor. Evet, yıpranmış bir görüntüsü var ama en azından üzerine basılıp geçilmiş gibi durmuyor. Prim’in yüzü, bir yağmur damlası kadar taze, adını aldığı çu-ha çiçeği kadar hoş. Bir zamanlar annem de çok güzelmiş. Ya da en azından, öyle söylüyorlar.
Prim’in dizlerinin üstüne, dünyanın en çirkin kedisi tü­nemiş, ona bekçilik ediyor. Ezik bir burnu var; kulaklarından birinin yansı yok. Gözleri çürümeye yüz tutmuş balkabağı renginde. Prim, çamuru andıran san tüylerinin o parlak çi­çeğe benzediğinde ısrar ederek, kediye Düğün Çiçeği adını vermişti.
Kedi benden nefret ediyor ya da en azından bana hiç gü­venmiyor. Aradan geçen senelere rağmen, Prim’in kediyi eve getirdiği ilk gün, onu bir kovanın içinde boğmaya çalıştığımı çok iyi hatırlıyorum. Kemikleri sayılabilecek kadar zayıf, kamı kurtçuklarla şiş, her yanında pireler kaynayan bir kedi yavrusuydu. ihtiyaç duyduğum son şey, doyurulması gere­ken fazladan bir canlıydı. Ama Prim o kadar çok yalvarmış, hatta o kadar çok ağlamıştı ki, kalmasına izin vermek zorunda kalmıştım. Neyse ki sonrası iyi olmuştu. Annem haşaratlarını temizlemişti, kedi doğuştan fare avcısıydı. Hatta arada sırada çıkan sıçanları bile yakalıyordu. Bazen yakaladığım bir hay­vanı temizlerken, iç organlarını Düğün Çiçeği’ne veriyorum. Bir süredir bana tıslamaktan vazgeçti.
İç organlar. Tıslamaya son. Herhalde sevgimizin geldiği, geleceği en uç nokta bu olsa gerek.
Bacaklarımı yataktan sarkıtıp, ayağıma av çizmelerimi geçiriyorum. Yumuşak deri, tam ayaklarımın biçimini almış. Pantolonumu, tişörtümü giyip, uzun ve koyu renk örgümü şapkamın altına tıkıyor, yem çantamı kapıyorum. Masanın üstünde, aç sıçanlardan ve kedilerden korumak için ahşap bir kasenin altında saklanmış, fesleğen yapraklarına sarılı, küçük, mükemmel bir keçi peyniri parçası duruyor. Prim’in bana özel toplama günü armağanı. Dışarı çıkarken, peyniri özenle cebime yerleştiriyorum.
Bu saatte, 12. Mıntıka’nın bizim yaşadığımız Dikiş tak­ma adlı bölümü, sabah vardiyasına gitmek üzere yola çıkmış kömür madencileriyle dolu olur. Kamburları çıkmış, parmaklarının boğumları şişmiş, kırık tırnaklarının ve mutsuz yüz çizgilerinin arasına biriken kömür tozlarını temizlemekten uzun zaman önce vazgeçmiş erkek ve kadınlarla dolu. An­cak bugün, kararmış sokaklar tamamen bomboş. Bodur, gri evlerin panjurları sımsıkı kapalı. Toplama işi saat ikiden önce başlamaz. İsterseniz evde kalıp, uyuyabilirsiniz. Tabii bunu başarabilirseniz.
Evimiz, Dikiş’in neredeyse kenarında kalıyor. Çayır ola­rak bilinen pejmürde araziye ulaşmak için sadece birkaç kapıdan geçmem gerek. Çayır’ı ormandan, yüksek, üst kenar­ları dikenli tellerle çevrili, tel örgüsü çitler ayırıyor. Aslında 12. Mıntıka’nm çevresi tamamen bu çitlerle çevrili. Teoride, ormanda yaşayan ve bir zamanlar sokaklarımızı tehdit eden yırtıcı hayvanları -vahşi köpek sürüleri, yalnız pumalar, ayı­lar- uzak tutmak için, bu çitlere günün yirmi dört saati bo­yunca elektrik veriliyor. Ancak, akşamlan sadece iki ya da üç saat boyunca elektrik alma şansımız olduğu için, tellere dokunmak genelde tehlike yaratmıyor. Buna rağmen, çitlerin devrede olup olmadığına işaret eden homurtuyu duyabilmek için, her defasında dikkat kesiliyorum. Ve şu anda derin bir sessizlik var. Karnımı içime çekip, uzun senelerdir açık duran ve bir çalı öbeğinin arkasına gizlenmiş, İki adımlık bir aralık­tan kayıp, geçiyorum. Çitin başka zayıf noktaları da var ama burası evimize en yakın geçiş olduğu için, ormana neredeyse her zaman bu delikten girerim.
Ağaçların arasına dalar dalmaz, içi boş bir kütüğe sakla­dığım yayımı ve ok kılıfımı çıkarıyorum. Elektrik verilsin ya da verilmesin, çit leş yiyicileri 12. Mıntıka’dan uzak tutmak konusunda işe yarıyor. Bu hayvanlar ormanda özgürce dola­şıyorlar. Tabii ek olarak zehirli yılan ve kuduz hayvan tehlike­lerini ve izlenecek gerçek patikaların olmadığını da unutma­mak gerek. Diğer taraftan, bulmasını bilene yiyecek de var. Babam bu işi iyi bilirdi ve madendeki patlamayla paramparça olmadan önce bana da biraz öğretmişti. Babamdan geriye gö­mülecek bir şey bile kalmamıştı. Ben o zaman on bir yaşın­daydım. Aradan beş sene geçti ve hâlâ, uykumdan, kaçması için çığlıklar atarak uyandığım oluyor.
Her ne kadar, gizlice ormana girmek yasadışı olsa da ve kaçak avcılık en büyük cezaları getirse de, insanların silahları olsa, pek çokları riski göze alırdı. Ancak çoğu, sadece bir bıçak­la riske atılacak kadar cesur değiller. Benim yayım, babamın kendi elleriyle yaptığı, zor bulunan silahlardan. Bu yüzden, diğerleriyle birlikte, su almayacak şekilde sarıp, ormana iyice saklıyorum. Babam hayatta olsa, yaptığı silahlan satarak iyi para kazanırdı. Ancak yetkililerin durumu Öğrenmeleri halin­de, isyana sebebiyet vermekten, herkesin gözü önünde idam edilirdi. Barış Muhafızları’nın çoğu, benim gibi çok az sayı­da insanın avlanmasını görmezden geliyorlar çünkü onlar da herkes gibi taze ete hasretler. Aslına bakarsanız, onlar bizim en iyi müşterilerimiz arasında yer alıyorlar. Yine de birilerinin Dikiş’i silahlandırması fikri hiçbir zaman hoş görülmemiştir. Sonbaharda, az sayıda cesur ruh, elma toplamak için gizlice ormana süzülür. Ama Çayır’ı görüş alanlarından çı­karmamaya özen gösterirler. Her zaman, herhangi bir belay­la karşılaşmaları halinde, koşarak, 12. Mıntıka’nın güvenli ortamına kaçacak kadar yakın mesafede kalırlar. “On İkinci Mıntıka. Güven içinde açlıktan ölebileceğiniz eviniz,” diye mırıldanıyorum. Sonra, telaşla omzumun üstünden arkama bakıyorum. Burada, hiçliğin ortasında bile, birilerinin sizi duymasından korkarsınız.
Daha küçükken, 12. Mıntıka ve ülkemiz Panem’in çok uzak Capitol’unde bizi yönetenler hakkında yumurtladıklarımla anneciğimin yüreğini ağzına getirirdim. Zamanla, bu­nun başımızı daha çok belaya sokacağını anladım. Dilimi tut­mayı ve yüzümü, hiç kimsenin düşüncelerimi okuyamayaca­ğı, ifadesiz bir maskeye dönüştürmeyi Öğrendim. Okulda gö­revimi sessizce yapmam gerektiğini… Halka açık pazarlarda, sadece havadan sudan, kısa sohbetler etmeyi… Kazandığım paranın büyük kısmını borçlu olduğum karaborsa, Hob’da sadece takas konusunda konuşmakla yetinmeyi… Hatta, du­rumumun daha az can sıkıcı olduğu evimde bile, hassas ko­nulara değinmekten kaçınırım. Toplama, yiyecek kıtlıkları ya da Açlık Oyunları gibi konulara girmem. Prim benim kelime­lerimi tekrar etmeye başlarsa, o zaman sonumuz ne olur?
Ormanda beni, y anındayken kendim gibi d avlanabildi­ğim tek insan bekliyor: Gale. Yüzümdeki kasların gevşediği* ni; bizim yerimize, vadiye bakan kaya çıkıntısına ulaşmak için tepeye tırmanırken adımlarımın hızlandığını hissediyorum. Sık bir fundalık gizli yerimizi istenmeyen gözlerden koruyor. Beni beklediğini görünce, yüzümde güller açıyor. Gale, hep ormanda olmadığımız zamanlarda yüzümün hiç gülmediğini söyler.
“Hey, Catnip,” diyor beni görünce. Gerçek adım Katniss ama ismimi ona ilk söylediğimde, fısıldıyordum. Bu yüzden Gale, ad im m Catnip olduğunu sanmış. Sonra deli vaşağın teki, ormanda bedava yiyecek bulmak için dolaşırken peşi­me takılınca, bu bana verdiği resmi lakap oluverdi. Sonunda vaşağı öldürmek zorunda kalmıştım çünkü av hayvanlarını ürkütüyordu. Hiç kötü bir can yoldaşı olmadığı için buna üzüldüm bile denebilir. Neyse ki postu için hatırı sayılır bir ücret almıştım.
“Bak ne vurdum.” Gale, içinden ok geçen ekmek somu­nunu havaya kaldırınca, gülüyorum. Bu, bizim tahıl istihkak­larımızla yaptığımız o sıkı somunlardan değil, gerçek bir fırın ekmeği. Somunu ellerimin arasına alıp, oku çıkarıyorum ve bıraktığı deliği burnuma tutuyorum. Aldığım koku, ağzımın sulanmasına neden oluyor. Böyle iyi ekmekleri ancak özel günlerde görebiliyoruz.
“Hımmm… Hâlâ sıcak,” diyorum. Bu ekmeği başka bir şeyle değiş tokuş etmek için sabahın ilk ışıklarıyla birlikte fırı­na girmiş olması gerek. “Sana neye patladı?”
“Sadece bir sincap. Sanırım yaşlı adam bu sabah biraz duygusaldı,” diyor Gale. “Hatta bana şans bile diledi.”
“Eee, bugün hepimiz birbirimize daha yakın hissediyo­ruz, öyle değil mi?” diye sorarken gözlerimi çevirme zahmeti­ne bile girmiyorum. “Prim bize biraz peynir ayırmış,” diyerek cebimdeki küçük peynir paketini çıkarıyorum.
Bu ikramı görünce, Gale’in yüzü aydınlanıyor. “Teşek­kürler, Prim,” diyor. “Gerçek bir ziyafet çekeceğiz.” Ve birden, senede bir defa, toplama günü, isimlerimizi okumak için ge­len aşırı neşeli Effie Trinket’ın Capitol aksanını taklit etmeye başlıyor. “Neredeyse unutuyordum. Açlık Oyunları kutlu ol­sun!” Çevremizdeki çalılıklardan birkaç böğürtlen koparıyor “Ve dileyelim ki şans…” Böğürtlenlerden birini başımın üstü­ne kaldırıp, aşağı bırakıyor.
Onu ağzımla yakalayıp, narin kabuğunu dişlerimle eziyo­rum. Tatlı mayhoşluğu dilimin üstünde patlıyor. “… sonsuza dek sizinle olsun!” Gale’inkine denk bir coşkuyla, cümlesini tamamlıyorum. Bu konuda şakalaşmak zorundayız. Çünkü tek alternatifimiz korkudan altımıza etmek. Ayrıca, Capitol aksanı o kadar abartılı ki, o aksanla söylendiği zaman komik olmayacak hiçbir şey yok.
Gale’in bıçağını çıkarıp, ekmeği dilimlemesini izliyorum. Benim ağabeyim olabilirmiş. Düz siyah saçları, zeytuni bir teni var. Gri gözlerimiz birbirine çok benziyor. Ama akraba değiliz. En azından yakın akraba değiliz. Madenlerde çalışan ailelerin çoğu, böyle birbirlerine benziyor.
Annemle Prim’in, açık renk saçları ve mavi gözleriyle, buraya ait olmadıkları hissini uyandırmalarının nedeni de zaten bu. Onlar buraya ait değiller. Annemin ailesi, resmi gö­revlilere, yani Barış Muhafızlarına ve tek tük Dikiş müşterile­rine yiyecek içecek tedarik eden küçük tüccar sınıfının üyeleriymiş. 12. Mıntıka’nın daha hoş kesimlerinde bir eczaneleri var. Hemen hemen hiç kimsenin doktora gücü yetmediği için, eczaneler bizim ana şifa kaynağımız. Babam annemle, av sı­rasında bazı şifalı bitkiler toplaması ve bunları ilaca dönüştü­rülmek üzere, eczanelerine satması sayesinde tanışmış. An­nem evinden ayrılıp, Dikiş’e geldiğine göre, babamı gerçekten çok sevmiş olmalı. O günleri hatırlamaya çatışıyorum ama tek görebildiğim, çocukları bir deri bir kemik kalmaya yüz tutmuşken, hiçbir şey yapmadan ifadesiz bir yüzle bir köşede oturup, kendini dünyaya kapatan bir kadın. Onu, babamın hatırına affetmeye çalışıyorum ama dürüst olmak gerekirse, ben kolay affedebilen biri değilim.
Gale ekmek dilimlerinin üzerine yumuşak keçi peyniri sürüp, her dilimin üzerine, büyük özenle bir fesleğen yapra­ğı kondururken, ben de çalılıklarda ne kadar orman meyvesi varsa topluyorum. Kayaların arasında kuytu bir köşeye çe­kiliyoruz. Bulunduğumuz yer, dışarıdan görünmüyor ama toplanacak yeşillikleri, kazılacak kökleri ve güneşle renk de­ğiştiren balıklarıyla, yazla bereketlenen vadiye tamamen ha­kimiz. Açık bir gökyüzü ve yumuşacık bir esintiyle, gerçekten muhteşem bir gün. Sıcak ekmeğin üzerinde eriyen peyniri­miz, ağzımızda dağılan orman meyveleri, kısacası yemeğimiz harika. Bu gerçek bir tatil günü olsaydı, boş geçecek günün tamamını Gale ile birlikte dağlarda aylaklık ederek ve akşam yemeği için avlanarak geçirecek olsaydık, her şey mükemmel olabilirdi. Oysa saat ikide meydana dizilmemiz ve okunacak isimleri beklememiz gerekiyor.
Gale sakin bir sesle “Yapabiliriz, biliyorsun,” diyor.
“Neyi?” diye soruyorum.
“Mıntıkayı terk edebiliriz. Kaçıp, ormanda yaşayabiliriz. Sen ve ben. Bunu başarabiliriz,” diyor Gale.
Ne cevap vereceğimi bilmiyorum. Bu o kadar budalaca bir fikir ki.
Hızla “O kadar çok çocuğumuz olmasaydı,” diye ekli­yor.
Tabii ki bizim çocuklarımızdan bahsetmiyor. Gerçi bizim de sayılabilirler. Gale’in iki erkek bir de kız kardeşi var. Ve Prim. Tabii bu hesaba annelerimizi de dahil edebilirsiniz; biz olmasak nasıl yaşayabilirler? Her zaman daha fazlasını isteyen o ağızlan ne doldurabilir? İkimizin de her gün ava çıkma­mıza rağmen, bazı akşamlar, av etlerini domuz yağı, ayakkabı bağcığı ya da yünle değiş tokuş etmemiz gerektiği için, yatağa guruldayan midelerle girdiğimiz oluyor.
“Ben hiçbir zaman çocuk sahibi olmak istemiyorum,” di­yorum.
“Ben isteyebilirdim,” diyor Gale. “Tabii burada yaşıyor olmasaydım.”
“Ama burada yaşıyorsun,” diyorum tatsız bir sesle. “Unut gitsin,” diyor sertçe.
Bu konuşma bana baştan sona yanlış geliyor. Gitmek mi? Bu dünyada sevdiğimden emin olduğum tek insan olan Prim’i nasıl bırakabilirim? Hem Gale de kendini ailesine ada­mış bir insan. Gidemeyeceğimize göre, neden boşuna çene­mizi yoruyoruz? Hem zaten, gidebilsek bile, şu çocuk sahibi olma konusu da nereden çıktı? Gale ile aramızda romantik bir şeyler olmadı ki. Tanıştığımızda ben on iki yaşında, sıska bir kızdım. O benden sadece iki yaş büyük olmasına rağmen, adama benziyordu. Arkadaş olabilmemiz, her takasta pazar­lık yapmaktan vazgeçmemiz ve birbirimize yardım ermeye başlamamız bile çok uzun zamanımızı almıştı.
Ayrıca, çocuk sahibi olmak istiyorsa, kendine bir eş bul­makta hiç zorlanmayacağından eminim. Yakışıklı, madende­ki işlerin altından kalkacak kadar güçlü; üstelik avlanabiliyor da. Gale okulda dolaşırken kızların ona bakıp bakıp fısıldaşmadan, onu ne kadar ve nasıl istedikleri belli oluyor. Kıskanıyorum elbette ama insanların sandıkları nedenlerden değil. İyi av ortağı bulmak çok zor.
“Ne yapmak istersin?” diye soruyorum. Avlanabilir, balık tutabilir ya da bir şeyler toplayabiliriz.
“Gölde balık tutalım,” diyor. “Sırıklarımızı göle bırakıp, ormandan bir şeyler toplayabiliriz. Bu akşam için güzel bir şeyler bulalım.”
Açlık Oyunları kitabı Beyaz perdeye aktarılan kitaplar listesinde yer almaktadır.

Açlık Oyunları - s41

Annem kolunu çekip kurtardı. Öfkelenme sırası ona geçti. "Hastaydım" dedi. "Şimdi elimde olan ilaçlara o zaman da sahip olsaydım, kendimi iyileştirebilirdim."
Hilal Gündoğdu tarafından eklenmiştir.

Açlık Oyunları Kitap Listeleri

725
KİTAP
Okuduğum en güzel kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin kitabı listeye ekle....
311
KİTAP
Filmi de çekilen kitaplar
Edebiyat dünyasından sinema dünyasına taşınan unutulmaz eserler bu listede! ...
293
KİTAP
En sürükleyici kitaplar
Yemek yemek, uyumak gibi doğal ihtiyaçlarınızı unutmanıza sebep olacak en sürükleyici kitaplar bu listede!...
72
KİTAP
Ma vié
...

Barkın Önder

@brkn62

- Suzanne Collins
8.8 (1103 oy)
Kitap okumayı hiç sevmediğim veya alışkanlık edinmediğim küçüklük dönemini bir kenara ayırırsak, kendimi bildim bileli kitap okuyorum. Kitap okumak tamamen bir zevk işidir. Bu zevkimi diğer insanlarla paylaşmak istediğimde. Yelpazemi sürekli genişletmeye çalışıyorum. Önüne geçemediğim bir kitap açlığım vardır, bu nedenle kütüphaneme devamlı yenileri eklenmekte. Serinin bütün kitaplarını seviyorum :) ♥ 
Kitapta Anlatılanlar:
Kuzey Amerika’nın yıkıntıları üzerine yeni bir ülke inşa ediliyor. 12 mıntıka ve bir de yönetimdeki Capitol’den oluşan bu ülkede yaşayan Panem halkı, her yıl Açlık Oyunları adı verilen oyun için mıntıkalardan bir kız ve bir erkek çocuk seçmek zorundadır. Çünkü bir zamanlar 13. Mıntıka, yönetimdeki Capitol’e başkaldırmış ve mağlup olmuş, bu nedenle Capitol gücünü herkese göstermek, sözünü dinlettirmek adına her yıl bu oyunları düzenlemeye başlamıştır. Bu oyunlarda yapmanız gereken tek şey hayatta kalmaktır. Sadece tek bir kişinin kazanacağı Açlık Oyunları’nda kıyasıya dövüşmek, avlanmak ve öldürmek zorundasınız. Kura günü kızlardan oyuna katılacak kişi olarak haraç seçilen Prim olur. Ancak kardeşinin bu oyundan sağ çıkamayacağını anlayan Katniss, onun yerine gönüllü olarak Açlık Oyunları’nda bulur kendini. 12. Mıntıka’nın erkek karacı da Katniss’le yaşıt Peeta seçilir. Oyunlara hazırlanmak için Capitol’e giderler. Burada kısa bir bakıma alınan haraçlar insanlara tanıtılır. Oyunlar bir Arenada düzenlenir. Bu arena her türlü koşulları içeren, teknoloji sayesinde her türlü doğal olayın bile yaratılabildiği bir arenadır. Bu arenada oyuncular avlanmak, yaşamak için su bulmak ve birbirleriyle karşılaştıklarında gözlerini kırpmadan öldürmek zorundadırlar. Katniss diğer mıntıkadan gelen haraçları öldürdükten sonra arenada Peeta ile Katniss kalır Katniss ve Peeta zehirli meyveleri ağızlarına atmışlar ve tam bu sırada Capitol vazgeçerek ikisini de galip ilan ediyor ve arenadan ayrılıyorlar. Bu durum aynı zamanda halkın gözünde bir isyan olarak algılanıyor. İkiside 1.lik ile mıntıkalarına dönüyorlar.( 2 ve 3 Kitaplarında ise Capitol’e karşı ayaklanmalarını anlatıyor.)
.
Kitabın Yazarı : : Suzanne Collins
Kitabın Çevirmeni : Sevinç Tezcan Yanar
Kitabın Yayınevi : Pegasus Yayınları
Basım Tarihi : 11.2.2009
Verdiği Puan: 10
0 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

on2

@peruse

- Suzanne Collins
8.8 (1103 oy)
Açlık Oyunları
ETRAFINIZDAKİ BAŞKA HERKES SABAHI GÖREMEYECEĞİNİZDEN EMİNKEN VAHŞİ BİR ORTAMDA KENDİ BAŞINIZA HAYATTA KALABİLİR MİSİNİZ ?

Bir merkez (Capitol) ve ona bağlı 12 mıntıka düşünün. Az önce bahsettiğimiz Merkez’in soluna acımasız sıfatını da yapıştırın. Şimdi bu tabloya bir de yarışma ekleyin(Açlık Oyunları) Yarışmanın yönetimini de az evvel acımasız sıfatı verdiğimiz Capitol’e verin. Haliyle yarışmanın kazananı bir kişi; kaybedenin cezasının ölüm olduğunu da bilginiz dahiline ekleyin.

KAZANMAK ÜN VE TALİH ANLAMINA GELİR. KAYBETMEK KESİN ÖLÜM ANLAMINDADIR. AÇLIK OYUNLARI BAŞLASIN…

Kitabımızın baş kahramanı söz konusu mıntıkaların 12. hanesinde ölümle cebelleşen ve varlığını ailesi için sürdürmeyi çabalayan on altı yaşındaki Katniss Everdeen. Birçok kez ölüm korkusunu tadan Katniss, bu kez yarışmaya katılacakların çekildiği kurada kardeşinin isminin çıkmasıyla, kardeşinin hatırına, ölümün pahasına yarışmaya katılmaya gönüllü olur ve kendisini Açlık Oyunları’nda bulur.

Herneyse içeriğin detaylarına girmek okuyucuya haksızlık etmem anlamına gelir. Sonucun ne olduğunun bilinmesi, o kitaptan zevk alınmaması anlamıyla doğru orantılıdır. Buna istinaden usta yazarların yorumunu da ekleyip, bitiriyorum.

Bu kitaba o kadar bağımlı kaldım ki, yemeğe çıktığımda bile kitabı yanımda taşıdım ve masanın altında okumaya devam ettim. Hikayesi beni birçok gece uykusuz bıraktı çünkü bitirdiğimde bile, yatakta bu kitabı düşünmeye devam ettim. Açlık Oyunları kesinlikle büyüleyici.

-Stephenie Meyer-

Elimden bir türlü bırakamadım… Bağımlısı oldum.

-Stephen King-
Verdiği Puan: 8
0 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

Cengiz Sarı

@cengizsari

- Suzanne Collins
8.8 (1103 oy)
yapacak daha iyi bir işiniz olmadığı zamanlarda okumanızı tavsiye etmekten çekinmeyeceğim kitap. çok akıcı ve sürükleyici bir kurguya sahip olduğunu söyleyen insanların bir hayli yanıldığını düşünüyorum. hatta kendilerinin, okudukları herhangi bir kitabı betimlemek adına daimi olarak bu kalıba sığındıkları fikri içerisindeyim.

kitabın bilim kurgu olduğunu söylemek yanlış olmasa da eğer bu şekilde adlandırmaya niyetliyseniz vasat bir bilim kurgu örneği olduğunu belirtmekte fayda var. özgün bir konuya sahip olmamakla birlikte kitabın konu edindiği ana karakterlerin genç insanlar olması, karakterlerin gerçek hayattaki karşılığı olan 14-22 yaş aralığındaki gençlerin kitabı taçlandırmasının en önemli nedeni sanırım.

ayrıca kitabın pek sevgili editörü 24. baskısının 4. sayfasında; "kitabın akıcılığını daha güçlendirmek(?) için, açlık oyunları'nın bu baskısında, daha önceki baskılardan ayrı olarak, metnin anlatım dili ve zamanında -di'li geçmiş zaman kullanılmıştır." şeklinde bir not düşmüş. şahsen, daha cesur davranıp notuna devam ederek kitabın geneline yayılan çeviri ve imla hatalarından, okumayı zorlaştıran dizgisinden de bahsetmesini, "kitap her şekilde satacak, alın okuyun b'oolum" diyerek bitirdiği notunun sonunda da ensemize şaplak atıp kevgir kevgir gülmesini daha doğru ve samimi bulurdum.

ergene not: vampir yok ama ana karakter olan dişi, bu kitapta da yine iki erkek arasında kalıyor tatlım.
Verdiği Puan: 4
11 beğen · 2 yorum · kitap inceleme ·
Zeynep Demir (@08zeynep)
Niya böyle düşündüğünüzü anlayamadım. Yaşınızı bilmiyorum ancak ben çoğu kişinin kitabı beğendiğini ve yazım hatası bulmadığını görmüştüm.Farklı bir yorum ancak sanırım siz filmden sonra kitabı okumussunuz. 08.12.13
Luna Lovegood (@syagmurerdem)
Kitabın çevirisinin de yazımının da gayet düzgün olduğunu düşünüyorum.Ayrıca kitabın türü bilim kurgu değil, distopya. 10.04.16

Leyla

@leyla84

- Suzanne Collins
8.8 (1103 oy)
Suzanne Collins’in Açlık Oyunları serisinin ilk kitabı. Olaylar Panem ülkesinin başkenti konumundaki Capitol ve başkente bağlı distictlerde geçiyor. Herhangi bir zaman verilmiyor ama teknolojinin bayağı ilerlediğini biliyoruz.
Capitol daha önce olan ayaklanmaları isyancıların sürekli hatırlamaları için Açlık Oyunları adını verdikleri bir reality show düzenliyor. Açlık oyunlarına her mıntıkadan 12-18 yaşları arasında olmak üzere bir kız ve bir erkek çocuk seçiliyor ve bir çocuk canlı kalana dek oyun devam ediyor.
Olaylar Katniss Everdeen’in ağzından anlatılıyor. Dolayısıyla diğer beğendiğimiz, daha fazla ayrıntısını bilmek istediğimiz Gale ve Peeta hakkında bildiklerimiz çok sığ kalıyor. Onların gerçek hislerini, düşüncelerini öğrenemiyoruz. Ayrıca tüm ülkeyi kurtaracakmış gibi kahramanlaştırılıp aslında kardeşi yerine haraç olmaktan başka bir şey yapmayan bir kitap kahramanı daha görmedim diyebilirim.
Kitap çabuk okunuyor, içine çekiyor bir çok konunun sığ olarak işlenmesine rağmen.
Verdiği Puan: 10
1 beğen · 2 yorum · kitap inceleme ·
Nazlı AYGÜN (@nazli-aygun)
güzele benziyor alırım 07.04.15
misafir
Nazlı akıcı bir kitap, tavsiye ederim. 07.04.15

@

- Suzanne Collins
8.8 (1103 oy)
açlık Oyunları.
bir solukta okuyup bitirdim kitabı.oldukça heyecanlı ve sürükleyiciydi.
gerçi edebi açıdan taktirlik bir şey yok ama içinde barındırdığı felsefeden ve kitabın kurgusundan dolayı övgüyü hak eden bir kitap.
vaktiyle konusunun japon yazar koşun takami'nin battle royale adlı kitabından esinlenme olduğunu öğrenince hayal kırklığına uğrasam da şaşırmamıştım.
kitabı okurken tv sayesinde daha çocukluğumda
ırak'ın canlı yayında bombalanmasını ,körfez savaşı,nasıl izlediğimizi hatırlarken ölülmlere karşı nasıl duyarsızlaştırıldığımızı tekrar düşündüm.şuan da tv de olan ölümlerden bahsetmiyorum bile.
esinlenme ya da değil kitabın iyi kurgulandığını ama edebi açıdan oldukça eksik olduğunu yine de bir solukta heyecanla okunduğunu belirteyim.
okununca bence pişmanlık vermeyecek bir kitap.
bilim kurgu listesine girmeyi hak eden akıcı,sürükleyici,heyecanlı bir seri.
özellikle bilim kurgu severlerin okumadan geçemeyip okuma listelerine eklemelerini acizane tavsiye ederim.
2 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

İrem Nargül

@irem-nargul

umut korkudan güçlü tek duygudur
- Suzanne Collins
8.8 (1103 oy)
9 beğen · 0 yorum · alıntı

İrem Nargül

@irem-nargul

Her yer ezilenlerle dolu. Görebilseydin, eminim benim gibi sen de onları desteklemezdin.
- Suzanne Collins
8.8 (1103 oy)
4 beğen · 0 yorum · alıntı

Merve Balcıoğlu

@merve-balcioglu

Bu eli bırakmak zorunda kalacağım o anın gelmesinden deli gibi korkuyorum.
- Suzanne Collins
8.8 (1103 oy)
3 beğen · 0 yorum · alıntı

Tuba İnal

@tubainal

İnsanların acıma duyguları, yardım getirmiyordu. Ancak pes etmeme azminiz, işte o işe yarıyordu.
- Suzanne Collins
8.8 (1103 oy)
3 beğen · 0 yorum · alıntı

Tuba İnal

@tubainal

Ama açlık hiçbir zaman resmi ölüm nedeni olarak belgelenmez.
- Suzanne Collins
8.8 (1103 oy)
3 beğen · 0 yorum · alıntı

Benzer Kitaplar

8.8/10
1103 oy
Sence kaç puan almalı?
0