ara

Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Casanova, Stendhal, Tolstoy

Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Casanova, Stendhal, Tolstoy Konusu ve Özeti

Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Casanova, Stendhal, Tolstoy
Yazar:
Çevirmen: Ayla Yörükân
Yayınevi: Doğu-Batı Yayınları
ISBN: 9789758717736
Sayfa: 374 sayfa
Basım Tarihi: 2010
Ne ayıplama ne onaylama... Kaleminin ucundan sadece kendini tanımanın sevinci damlayan üstad Stefan Zweig 'dan, hayatını dizginlenemez bir tutkuyla şiirleştiren üç şair ruhun öyküsüdür bu kitap...Casanova...Casanova, iyi biri midir, kötü biri mi? İçten midir, yalancı mı? Bir kahraman mıdır, yoksa bir dolandırıcı mı? Doğrusu, vakte ve saate göre, her biridir: Şartlar ona rengini verir ve o şartlarla birlikte değişir.İşin aslı pek çok insan gibi, içinde yaratıcı bir güç olmadığından maceracı olmuştur Casanova. Ama ne maceracı! Çağının hiçbir yazarının hayalî sahneleri, O'nun gerçekten yaşadığı olaylar kadar çarpıcı ve cüretkâr değildir. O'nu çarpıcı yapan da, kadınların peşinde hayatındaki baş döndürücü devinimdir.
Stendhal...Nedir Stendhal'in büyük zanaatı: kendini gözlemlemek elbette. Zanaatı ve ilmi budur. "İnsan kalbini inceleyen biri" olarak yeni nesillere bu ilmi aşılamış ve insana, kendini gözlemlemenin verdiği büyük sevinci öğretmiştir. Ondan önce hiç kimsenin bu şekilde kâğıda dökmeye cesaret edemediği mahrem sırları, bir klinik doktorunun soğukkanlılığıyla itiraf etmiştir bize.Ruhu tahlil etme sanatının bu olağanüstü ustası olmasaydı, duyguların evreni ve onların gizli dünyası hakkında bildiğimiz gerçekler çok daha az olurdu.Ve Tolstoy...Çağının insanlarından farklı değildi; ne de onlardan daha yüksekti Tolstoy. Hammaddesi herkes gibi balçıktı, kusurdu. Ve işte o kusurları derinden fark ettiğinde, herkesten farkını ortaya koydu. Duyduğu derin acıyla, insanın en yüce halinin peşine düştü. Ve hiçbir şeyden korkmayan bu sanatçı, hayatı boyunca, kendi benliğini tanıyıp kusursuz bir hale getirmek gibi büyük birişe verdi kendini.O sayededir ki; Goethe'den bu yana, hiçbir şair, kendini ve aynı zamanda ebedî insanı bize Tolstoy gibi gösteremedi.

Ergün Çil

@erguncil

BİYOGRAFİ YAZMAK YA DA YAZMAMAK
Stefan Zweig’a ait hiç kitap okumamıştım. Kendisinin çok güzel biyografi yazdığını da bu vesile ile öğrendim. Biyografi ile ilgili algılarım ve bilgilerim kökten değişti. Aşağıda önsözden bir alıntı koyuyorum. Biyografi yazmak kurgudan çok çok daha zormuş onu anladım. Hele aynı kitapta Kazanova, Stendhal ve Tolstoy gibi son derece farklı üç karakteri birleştirmek iyi cesaret. Herkese değil ama edebiyata ve edebiyat tarihine ilgi duyanlara tavsiye ederim. Baştan uyarayım, ağır bir kitap…
Biyografi, edebi türler içerisinde en güç olanlarından biri, belki de en güç olanıdır. Bu güçlük, her şeyden önce, başkasını tanımanın zorluğundan kaynaklanır. Gündelik hayatta, sık sık görüştüğümüz, hatta her gün birlikte olduğumuz ve bir arada uzun yıllar geçirdiğimiz insanları tanımada bile çoğu zaman güçlük çekeriz. Yirmi yıl, otuz yıl aynı çatı altında yaşayan, hatta aynı yatağı paylaşan insanların bile birbirine yabancı olarak yaşamaları ve birbirini tanıyamadan bu dünyadan göçüp gitmeleri de çok mümkündür. Durum böyle olunca, başka bir çağda, başka bir ülkede yaşamış, kültürü, uygarlığı, örfü ve adetleri, yaşama kalıpları, vb. gibi ayırt edici nitelikleri bizimkinden büsbütün ya da oldukça farklı olan bir insanın hayat hikâyesini yazmaya kalkmak, adamakıllı güç ve cüretli bir iştir.
Biyografi yazmadaki ikinci güçlük, kendi içimizden kaynaklanır. Bir insanın hayat hikâyesini olanca gerçeği ile ortaya koymak, o insanı iyi ve kötü yanları, zaafları, kusurları, günlük sıkıntıları ve problemleriyle olduğu gibi anlatmak ne derece doğrudur? Bir başkasının hayatını ve ruhunu bu şekilde deşmeğe ve eşelemeğe hakkımız var mı? Bulduğumuz ve gerçek olarak nitelendirdiğimiz şeyleri başkalarına ilan etmeye hakkımız var mı? Gibi birtakım ahlâkî sorular sormak zorunda kalırız kendimize.....
3 beğen · 0 yorum

Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Casanova, Stendhal, Tolstoy - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle

Ergün Çil

@erguncil

Leon Tolstoy hemen kendine bir an bile süre tanımıyor, manastırları ziyaret ediyor,
papazlar ve piskoposlarla tartışıyor ve İncil’i sayfa, sayfa okuyup yutuyor.
Üç yıl süreyle tam bir inanca ulaşabilmek için kendini zorluyor; ama kilisenin havası. Çok geçmeden hayal kırıklığına uğrayarak, Ortodoks Kilisesinin doktriniyle kendisi arasındaki kapıyı ebediyen kapatıyor. Hayır, Kilisenin gerçek inancı yok.
Doğarken getirdiği yasaya uymak zorundasın, ondan hiçbir zaman kurtulamazsın. (Goethe)
7 beğen · 0 yorum

Ergün Çil

@erguncil

“Bir insanın hayatındaki en önemli olay, kendi benliğinin bilincine vardığı andır; bu olayın sonuçları en büyük iyiliğe de yol açabilir, en korkunç şeylere de.”
4 beğen · 0 yorum

Ergün Çil

@erguncil

Temiz yalansız ve kusursuz bir şekilde ölebilmek için yapılan bu mücadele, barışa ulaşamayan bu yetmişlik adamın gerçeğe ulaşmak için sürdürdüğü savaşta son ve kesin, aynı zamanda en acı meydan savaşı halini almıştır, çünkü kendi kanına, kendi kanından olanlara karşı savaşması söz konusudur burada.
Malından mülkünden kesinlikle ve geri dönülmesi mümkün olmayacak şekilde vazgeçmesi. Tıpkı son ve korkunç düşmanını sürekli bir geri çekilme stratejisi ile yeneceğini uman Kutuzov gibi, Tolstoy da, servetinden kesinlikle vazgeçmeyi hep korkuyla ertelemiş ve vicdanının elinden kurtulabilmek için de “hareketsiz kalmanın bilgeliğine” sığınmıştır.
3 beğen · 0 yorum

Ergün Çil

@erguncil

Gözlerini karısına, Sofya Andeyevna’ya çeviriyor. “Tanrım ne kadar da yaşlanmış ve saçları ne adar ağarmış! Onun da alnı kırış, kırış olmuş, keder onu da soldurmuş.
“Tanrım ne kadar kederli, ne kadar hüzünlü bir hali var, oysa ben onu hayatıma soktuğum zaman ne kadar genç, neşeli ve saftı! Bir insan ömrü kadar bir zamandır, kırk- kırkbeş yıldır birlikte yaşıyoruz. Onu genç bir kız olarak aldığım zaman ben yarı yarıya yıpranmıştım ve o bana on üç çocuk verdi. Eserlerimi yazarken bana yardımcı oldu, çocuklarımı emzirdi ve ben onu ne hale soktum?
3 beğen · 0 yorum

Ergün Çil

@erguncil

Kendi inatçı ruhunu ikna edemediği için, başkalarını ikna etmek istiyor. Kendini değiştiremediği için, insanlığı değiştirmeye çalışıyor. Bütün çağlarda bütün dinler böyle doğmuştur; dünyadaki her ilerlemeyi ( en derin görüşlü insan olan Nietzsche bunu iyi bilir ) kendi ruhunun içerisinde bir tehlikenin varlığını duyan bir insanın, uğursuz problemi kendinden uzaklaştırabilmek için onu tüm insanların ortasına fırlattığı, böylece bir tek kişinin huzursuzluğunu evrensel bir huzursuzluk haline dönüştürdüğü bir “kendinden kaçma” olayına borçluyuz.
3 beğen · 0 yorum