ara

Dilek Öz

Durumum her daim aynı...

Dilek Öz

@lostris

Hasan Hüseyin Korkmazgil
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Haziranda Ölmek Zor
9 beğeni · 2 yorum
Baran Yusuf (@baranyusuf)
03.07.16 beğen 1 cevap
Promiyer (@pronuyer)
ooo yeni av :D
02.08.16 beğen cevap

Dilek Öz

@lostris

Ahmed Arif
Ahmed Arif
Anadolu... 1968
'Hasretinden Prangalar Eskittim..' kitabından,
9 beğeni · 1 yorum

Dilek Öz

@lostris

Türkiye'nin Kaderi - Levent Gültekin
Türkiye'yi bir insan kabul edelim. Burada yaşayan her unsur, o insanın bir azasını temsil etsin. Mesela kalbi Alevilik olsun. Damarlarındaki kan tasavvuf olsun. İskeleti laiklik, Atatürkçülük gibi değerleri olsun. Vicdanı da solculuk olsun.

Ben böyle tanımlıyorum, fakat herkes farklı bir adlandırma yapabilir. Önemli olan Türkiye'yi organik bir bütün olarak görmek. Türkleri, Kürtleri, Arapları, gayrimüslimleri, ateistleri, yani ülkede yaşayan farlı her kesimi o insanın bir parçası görmek. Her unsurun, her insanın hayati değerini anlamak ve ondan asla vazgeçmemek.

İSKELET HASAR GÖRÜRSE..
Bu aslında bir benzetmeden öte, hakikatin kendisi. Çünkü ne Atatürkçülükle ülkeye gelen değerlerden vazgeçebiliriz. Ne Aleviliğin kültürümüze kattığı tattan vazgeçebiliriz. Ne kültürümüzün ana omurgası olan İslami kültürden vazgeçebiliriz. Ne de solculuğun vicdani, hukuki hassasiyetlerini göz ardı edebiliriz. Ne Kürtleri, ne de Arapları ne de diğer farklılıkları yok sayabiliriz. Bu, Türkiye'nin gerçeği. Ne değiştirebiliriz, ne de birini yok sayabiliriz. Bütün bu parçaların bir araya gelmesiyle oluşan bütüne "Türkiye" diyoruz. Bu unsurların birbirleri ile ilişkisini, bağını, birbirine olan ihtiyacını yok sayamayız. Çünkü bir mutlu olmazsa diğeri de mutlu olamıyor. Biri iyi eğitim almamışsa diğeri bundan etkileniyor. Biri sağlıklı bir yaşam sürmezse diğeri de hastalanıyor. Biri yoksul düşerse bunun kederi diğerine de ulaşıyor. Biri yanlış yapıyorsa o yanlışın bedelini her kesim ödüyor. Tıpkı bir insanın bir organındaki hastalık veya yaradan bütün vücudun etkilenmesi gibi bir durum bu. Kalp rahatsızsa o insan sağlıklı bir yaşam süremez. Kanda zehir varsa işimiz biter. İskelet hasar görürse vücut yamulur.

KUTUPLAŞMA ARTIYOR AMA...
Son zamanlarda ülkedeki artan kutuplaşmadan yakınıyoruz. Toplum bölünüyor, insanlar ayrışıyor; etnik köken, inanç, mezhep, ideoloji farklılıkları ortaya çıkartılıyor diye bir endişe var. evet, doğru. Bunu göz ardı edemeyiz. Fakat yaşadığımız bu kutuplaşmaya rağmen ortaya çıkan bir de gerçek var. Tüm bu yaşananlar bize gösterdi ki, ne kadar ayrışırsak ayrışalım bu ülkede yaşayan herkesin kaderi birbirine bağlı.

Bu sıralar, hükümete uzak kimselerden çok sık duyduğumuz şöyle bir cümle: "İktidara oy veren yüzde elli olup bitenin farkına varmıyor. Onlar uyanmadıkça bu felaketi atlatamayız." Demek ki neymiş? Atatürkçülerin kaderi dindarlara bağlıymış. Bir kesimin kararından, tutumundan, diğerleri de etkileniyormuş. Onların yanlışı sana da hayatı zehir ediyormuş. Milyar dolarlık servetin olsa da kaderin, huzurun, ağız tadın asgari ücrete talim eden yoksulun tercihine bağlıymış.

"Edirne'de, İstanbul'da, İzmir'de yaşıyorum Kürt sorunun benim sorunum değil" diyemiyormuşsun. O sorunun yarattığı olumsuzluk senin de ağız tadını kaçırıyor, hatta hayatını tehdit ediyormuş.

Geçmişte başörtülülere uygulanan yasaktan belki etkilenmiyordun ama yaşadıklarımız gösterdi ki o yasağın yarattığı arıza senin de hayatını cehenneme çeviriyormuş. Veyahut Diyarbakır'daki 18 yaşındaki çocuğun onuru, haysiyeti çiğnendiğinde o çocuğun isyanı seni de yaşıyormuş. "Ben zenginim. Çocuğumu koleje gönderirim. Eğitim sistemindeki problemlerden etkilenmez." demekle olmuyormuş. Yani sadece senin çocuğunun iyi eğitim alması yetmiyormuş. Ne kadar iyi eğitim alırsa alsın, onun iyi bir yaşam sürecek şartlara ulaşması, doğru düzgün eğitim almayanların koşullarına ve davranışlarına bağlıymış. "Villada, sitede otururum, çarpık yapılaşmadan etkilenmem." diyemiyormuşsun. O çarpık yapılaşmanın yarattığı kaos, senin hayatını da çekilmez yapıyormuş.

TÜRKİYE KÖTÜYKEN SEN İYİ OLAMAZSIN
Bütün bunlar bize gösteriyor ki ülkedeki sorunlardan kendimizi soyutlayamıyoruz. Bu sorunlardan bağımsız bir yaşam kuramıyoruz. Bir kesimin derdi, sorunu, huzursuzluğu, cehaleti, geri kalmışlığı hepimizin hayatını etkiliyor. Kişisel olarak kendi sorunumuzu çözerek kurtuluşa eremiyoruz. Türkiye'nin kaderi aynı zaman da hepimizin kaderi. Eğitim sistemi yoksulluk, kültürel gelişme, şehirleşme, insan hakları... Her alandaki sorunların çözümünü herkes için istememiz, ona göre yaklaşımlar göstermemiz gerekiyor.

SEN MUTLU DEĞİLSEN BEN DE DEĞİLİM
Aleviler mutlu değilse sen de mutlu olamazsın. Atatürkçüler huzurlu değilse sen de olamazsın. Kürtler insan gibi yaşam sürmezse sen de süremezsin. Kendini dindar olarak tanımlayan insanlar mutlu değilse tercihleriyle, yaklaşımlarıyla sana da hayatı zehir ederler.

Milyar doların olsa da, yoksullardan bağımsız bir hayat kuramıyorsun. En iyi okullardan mezun olsan da, eğitimsizlerin yarattığı Türkiye'de yaşıyorsun. Canlı bomba olup, gelip senin hayatını cehenneme çeviriyor işte. Bunu kabul edip, ülkedeki bütün sorunları kendi sorunumuz olarak görmemiz gerekiyor.

"Sen mutluysan ben de mutluyum, sen mutsuzsan ben de mutsuzum." diyecek bir anlayışa ulaşmamız gerekiyor. Herkesi Türkiye'nin vazgeçilmez bir parçası görelim. Sorunları bütün olarak ele alıp, el birliğiyle hepimiz için yaşanabilir bir hayat kuralım. Er geç ölüp gideceğiz. İnsan gibi yaşamak istiyorsak, ötekinin insanlığına, onuruna sahip çıkalım.

Karakarga - Sayı:3, Kolektif (Sayfa 13 - Türkiye'nin Kaderi - Levent Gültekin)
3 beğeni · 0 yorum

Dilek Öz

@lostris

Zülfü Livaneli - Çığlık Atan Kuşlar
Her yıl göç eden kuş sürüleri okyanusu geçerken, tam orada yer alan küçük bir adaya konup dinlenir, güçlerini tazelerlermiş. O ada bir cankurtaranmış yorgun kuşlar için. Kuşaklar boyu sürüp gitmiş bu. Bir yıl deniz yükselmiş ve adacığı yok etmiş. Kuş sürüleri uça uça aynı noktaya geldiklerinde adayı aramışlar ama bulamamışlar.

Gökyüzü kuş çığlıkları ile dolmuş. O yorgunlukla, mecalsiz kanatlarıyla okyanusu geçemeyeceklerini anlayan kuşlar denize yıldırım dalışları yaparak intihar etmişler.
Bu acıklı hikayeyi “Son Ada” romanımda anlattığım zaman, daha çok göçmenlikle, sürgünle, toprağını yitirmeyle ilgili düşünceler vardı kafamda. Ama geçenlerde Paris’te Chatelet Meydanı’ndan geçerken, birden bambaşka bir anlam kazandı hikaye.

O meydanda Theatre de la Ville yani Şehir Tiyatrosu duruyordu. 1984’te üst üste beş gece konser verdiğim, 27 yıl sonra tekrar bir konserle sahnesine adım attığım salon. Dünyanın her yöresinden belki binlerce müzisyenin ezgileriyle çınlayan, efsanevi Sarah Bernarth’ın sahneye çıktığı mekan. Sapasağlamdı, yerli yerindeydi; belki de 84 yılında oraya sahneye çıktığım zaman doğmamış müzisyenleri ağırlıyordu. Bu anılar o meydanı ve binayı tekrar benim kıldı. Afişte başkasının adı olsa bile kendi gençliğimi, Abidin Dino’yu Maria Farandouri’yi gördüm orada.

Sonra kendi kentlerimizdeki yoksulluğumuz, öksüz kalışımız, yetim kalışımız aklıma geldi. Hani nerde dedim, 1984’te yurda dönünce üst üste 24 konser verdiğim Şan Tiyatrosu? Nerde anılarımız, nerde o kulisin kokusu, nerde çınlıyor artık o ezgiler? Hiçbir yerde. Çünkü o salon gericiler tarafından yakılmış, kül edilmiş. Ne Münir Nurettin’in izi kalmış, ne de başka müzisyenlerin, müzikallerin.

Şarkılarımız, adasını yitiren kuşlar gibi boşlukta kalakalmış. Hani nerede Emek Sineması diye sordum kendime. Onca filmin gösterildiği, galaların yapıldığı, ödül gecelerinin düzenlendiği, konserler verdiğimiz salon nerde?

Ya Rumeli Hisarı? Yaz gecelerinin sarhoş edici Boğaziçi rüzgarını yüzümüzde hissederek yasemin kokuları içinde verdiğimiz onca konser Onca besteci, yorumcu, müzisyen? Ne oldu anılarımıza?

O mekanda da yokuz artık, hisar sustu. Ya Atatürk Kültür Merkezi? Ezgilerle ilerleyen salonlar, ayakta alkışlayan izleyiciler, festivaller, Nazım geceleri.
Theodorakis’le ilk konserlerimiz, Müjdat’ın sunduğu dostluk şölenleri. Onlara ne oldu? Toz olup havaya mı karıştı AKM anılarımız? Ne yazık ki evet. AKM’yi de yok etti gericiler ve onca birikim, onca anı havada asılı kaldı.

Kuruçeşme Arena! Boğaz’ın kıyısında, nerdeyse martı kuşlarının uçuştuğu sahnede geçen o güzel saatler? Boğaziçi’nin bir nabız gibi attığı heyecan geceleri?

O güzel mekân da hırslara yenik düştü, o da yok artık. Ankara’da yarım milyon kişinin haykırdığı şarkıların, gökyüzünün salındığı eski Hipodrom. Yeni binalarla bütünlüğü ortadan kaldırılan, artık kitle konserlerine kapanan mekânımız? Yok, o da yok!

Sultanahmet Meydanı’ndaki konserlerimiz de hayal olup uçtu; betonlaşmış Taksim alanındaki o büyük kitleler, büyük konserler de. Oysa bu mekânların her birinde anılarımız vardı bizim, kimliğimizin ayrılmaz birer parçası haline gelmişlerdi.

Paris’te Mutualite, Salle Pleyel, Frankfurt’ta Oper Alte, Amsterdam’da Concertgebouw, New York’ta Town Hall, San Remo’da Ariston, Atina’da Megaron, İrodion, Berlin’de Flarmoni ve dünyanın her yerinde sayamayacağım kadar çok konser salonu sapasağlam ayakta. Önlerinden her geçişte duygulanıyor, orada konser verdiğimiz günleri, gruplarımızı, dostlarımızı yâd ediyor, ölmüş arkadaşlarımızın anıları ile gözlerimiz sulanarak o günlere dönüyoruz. Bir tek kendi ülkemizde bunu esirgediler bizden.

Sanata, kültüre, aydınlanmaya; kısacası insan olmaya düşmen çevreler sinsice, zalimce, kirli amaçlarını zamana yayarak bizi mekânsız bıraktılar; anılarımıza kıydılar.
İstedikleri kaba ve cahil toplumu yaratabilmek için her türlü kültür sanat damarını tıkamaya çalıştılar. Şimdi sıra operaya, baleye, orkestralara geldi. Onları da yok edecekler.

Ezgilerimiz gökyüzünde çığlık çığlığa dönüyor, hayat kurtaracak adasını arıyor ve ne yazık ki o adacıkları teker teker yiyoruz. Belleksiz bir toplumun karanlık mankurtluğuna doğru sürükleniyoruz.

Karakarga - Sayı:2, Kolektif (Sayfa 12 - Zülfü Livaneli - Çığlık Atan Kuşlar)
3 beğeni · 0 yorum

Dilek Öz

@lostris

Bıktık Artık Bu Siyasetten
Kendinizi toplumun üstünde gördüğünüz o kadar aşikar ki... Oysa modern toplumların öncüleri, liderleri siyasetçiler değil, bilim insanları ve sanatçılardır. İnsanlığa armağanlar sunan emekçiler ve eser sahipleridir. Topluma saygılı olun. Demokrasi niceliği değil niteliği önceler, bunu görün.

Karakarga - Sayı:3 (Sayfa 6 - Bıktık Artık Bu Siyasetten)
9 beğeni · 3 yorum
kafesteki adam (@kafestekiadam41)
Aptal bir toplum varsa hic birzaman dusunmeyen sorgulamayan, siyasette etkin rolu olanlari degil toplumu elestirmek daha dogru. Arz talep meselesi.birseyleri degistirmek mi gerekior yanciligi birakip hep birlikte bas kaldirir sa bir toplum.ancak ozaman biseyler degismis olur. ..aksi halde yalnizca bu durum teorilerde kalir
20.02.17 beğen 1 cevap
kafesteki adam (@kafestekiadam41)
Demokrasi bu ulkede amacinin disinda rol oynar. Kimilerini korumak ve uste cikarmak icindir
20.02.17 beğen cevap

Dilek Öz

@lostris

Bavul - Önder Abay
Bir Haziran sabahı hepimizi eşitledi sokaklar. Şiirlerle, şarkılarla, öfkelerle, özlemlerle çıktığımız meydanlarda gördük yeni sabahları. Biraz da kendi yanlızlığımıza başkaldırdık.

Sonra yel götürdü isyanımızı. Geride gülüşlerimiz, acılarımız, ölenlerimiz kaldı. Nasıl ki hepimizin olduysa gökyüzü, özlemler de hepimizin. Nasıl ki birlikte gördüysek sabahı, artık acı da hepimizin.

Bavul - Sayı:9 (Sayfa 3 - Haziran - Önder Abay)
5 beğeni · 0 yorum

Dilek Öz

@lostris

Onur Gazdağ - Bavul - Sayı:1
İnsan Hakları Anıtı'nın çevresinde haklarını isteyen insanlara, haklarını istemeye devam ettikleri takdirde, hak ettikleri müdahalenin yapılacağı duyurulur. İnsanlar, bizim insanlarımız ama yalanla beslenmeyenler, Ahmet Arif'in prangasıyla, Yaşar Kemal'in memleketine, Aziz Nesin'in insanları için seslerini çeliğe vurur, birbirlerinin kollarına girer ve olay çıkar bu anonsla ve bir işçi daha ölür her zamanki gibi kendi hatasıyla, bir çocuk vurulur yanlışlıkla, öğretmen atanmaz, sanatçı kovulur, bir ihale açılır, birileri kazanır, birileri ezilir ve bizim insanlarımız tekrar buluşmak üzere ayrılırlar.

Bavul - Sayı:1 (Sayfa 3 - Kaç İyi İnsan Kaldı Ankara'da? - Onur Gazdağ)
2 beğeni · 0 yorum

Dilek Öz

@lostris

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
#nazımhikmetran #nazımhikmet
6 beğeni · 1 yorum
Mehmet (@anarsikruh)
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından.
26.03.15 beğen 1 cevap

Dilek Öz

@lostris

#yaşarkemal

...bu dünya böyledir," diyordu. "Sular hendeğine dolar. İnsanlar doğar ölür, gün doğar batar. Ağaçlar büyür çürür. Sular akar, bulut ağar. #incememed

Nur içinde yat büyük usta...
15 beğeni · 0 yorum

Dilek Öz

@lostris

Nazım Hikmet Ran şiirleri
ve #kadın lar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız #nazımhikmet #nazımhikmetran
6 beğeni · 0 yorum
/ 2