ara
Asım Mauser
2.952 73

Asım Mauser

@mauser

Şair Orhon Murat Arıburnu'nun hem yönetip, hem de başrolünde oynadığı Sürgün (1951) filminde duyduğum bu şarkıyı pek beğendim. Güftesi Servet-i Fünûn edebiyatçılarından Recâizâde Mahmut Ekrem'e, bestesi Rahmi Bey'e aitmiş. İki yönden de pek güzel bir eser. Zeki Müren'den Müzeyyen Senar'a, Sabite Tur Gülerman'dan Bekir Sıtkı Sezgin'e kadar pek çok isimden dinledim lakin bana göre hiçbiri Safiye Ayla kadar güzel söyleyememiş. Belki biraz Zeki Müren... ama yok lan Safiye Ayla daha güzel.

Dinlerken "Gülsitân bezm-i şârâb u câm-ı mey güldür bana" diyerek insanın gül bahçelerine gidesi, hiç olmadı müskirata bulaşası geliyor. Lakin mütedeyyin kardeşlerimin aksülamelinden ve de genç dimağlara menfi tesirler bırakmaktan içtinap iderek çayımı yudumluyorum. Çay beee! Ne kadar kibirli dursa da. Bardağın önünde eğilir çaydanlık. Halis edebiyat bu olsa gerek. Unutun Bacchus şarabını, çay demleyin ve şarkıyı dinleyin:




Süzüp süzüp de ey melek o çeşm-i nîm-hâbını
Neden ya rağbet etmemek dağıtmağa sehâbını
Gönül beğendi sevdi pek hitâbını cevâbını
İç imdi iç şarabını ko bir yana hicâbını
Aç imdi aç nikâbını ayân et âfıtâbını.


Ey melek o yarı uykulu gözlerini süzüp süzüp de
Neden bulutları dağıtmayı istemezsin?
Gönül söz söyleyişini, cevabını pek beğendi.
Şimdi utancını bir kenara bırak da iç şarabını,
Şİmdi örtünü aç da meydana çıkar o güzel yüzünü.
EK 1
@prometheu isimli kullanıcının Mahmut Ekrem'i Servet-i Fünun döneminde anmanın doğru olmayacağı hususunda uyarısı ile bir yanlışlığı düzeltiyor ve kendisine teşekkür ediyorum. Saygılar. 20.03.17
9 beğeni · 4 yorum · Müzik Kutusu ·
Prometheu (@prometheu)
Her ne kadar nihâvend gibi zihnin ücra köşelerine alıp götürmese de yüksek müsaadenizle bu besteyi de aktarmak istedim.

- 20.03.17
Asım Mauser (@mauser)
Efendim maaşallah. Ben de bu güzel besteyi aktarayım o halde
- 20.03.17
Prometheu (@prometheu)
Hâl-i hâzırda nihâvendden dem vurmuşken, Neyzen Tevfik'i de yâd edelim istedim.

- 20.03.17

Asım Mauser

@mauser

Bir ney düşer elden yine bir neyzen ölür;
Dünyâyı unutmuş gibi keyfinden ölür...
Hür aşkını, hür ruhunu hür göğsünden
Bir cezbede nısfiyyeye üflerken ölür.

Arif Nihat Asya


7 beğeni · 0 yorum · Müzik Kutusu ·

Asım Mauser

@mauser

Sen tayfundun, ben de yüksek
bir kuleyim gücüne meydan okuyan;
Ya sen dağılacaktın dört bir yana
ya da alaşağı edecektin beni!

Olanaksızdı!

Sen okyanustun, ben de dimdik
yükselen direngen kaya, gelgitlerine;
Ya sen kırılacaktın çarparak bana,
ya beni sürükleyip götürecektin!

Olanaksızdı!

Sen güzel, ben yüce: Alışkınız,
birimiz ayakları yerden kesmeye,
öteki eğilip bükülmemeye:
Yolumuz dar, çarpışma kaçınılmaz…

Olamazdı!

Gustavo Adolfo Becquer

19 beğeni · 20 yorum · Edebiyat Köşesi ·
Holly (@tiffany)
Şiğir güzelmiş, - 10.03.17
Holly (@tiffany)
Müzik daha güzelmiş, - 10.03.17
Asım Mauser (@mauser)
sen de güzel bir abimizsin - 10.03.17

Asım Mauser

@mauser

Resim
Kaderimiz, elinde ustura olan
bir deli gibi arkamızdan kovalarken
biz bulutların üzerinde yatardık, yumuşacık…
Ve kuşlarla yolumuz ortaktı sanki
Ve balıklar, ırmaklar peşimizden gelirdi
Ve gökyüzü uyanırdı gözlerimin önünde...

Arseni Tarkovski
34 beğeni · 4 yorum · Anın Fotosu ·
Gülcan (@gulcan32)
İnanmıyorum bunu sen mi yaptın :o - 06.03.17
Shogun (@demindensimdiyegeldim)
Harikuladeee Harikuladee müthiş bir eserrr. Dostum sen Picasso dan daha yeteneklisin. - 06.03.17
Misafir
Mükemmelll bir tablo. Bunu sakla da 30 yıl sonra iyi bir paraya satarız - 06.03.17

Asım Mauser

@mauser

Gustavo Adolfo Becquer
Kara kırlangıçlar senin balkonuna yuvalarını asacaklar,
Ve pencerenin üstüne bir kez daha oynayarak vuracaklar.
Fakat kendini tutmuş olanları onların uçmalarından
Senin güzelliğine ve benim mutluluğuma bakmaya,
Öğrenmiş olanları onların isimlerimizi,
Onlar artık geri dönmeyecekler

Sıkışık hanımelleri bahçenin duvarlarına tırmanacaklar,
Ve her öğleden sonrası onlar çiçeklerini senin için bir kez daha açacaklar,
Öncekinden bile daha güzel
Fakat yağmurla dolu hanımelleri, biz birlikte bakardık bir zamanlar,
Ve damlaları onların yağış ve parıltıyı günün gözyaşları gibi görmüş olan
Onlar artık geri dönmeyecekler

Aşkın yakan sözleri kulaklarında bir kez daha çalacak,
Ve belki kalbin onun derin rüyasını en sonunda bırakacak.
Fakat sessiz, kendinden geçmiş ve üzerinde dizlerimin,
Yalnız Tanrıya tapıldığı gibi mihrabın önünde, yalnız benim seni sevmiş olduğum gibi
Şüphen olmasın hiç kimse seni o şekilde sevmeyecek!


Asım Mauser

@mauser

Aşağıdaki yazının üzerinde bulunduğu Mezar taşı, Niğde müzesinde imiş. Şiir Karamanlıca yani Grek alfabesiyle Türkçe dilinde yazılmış.

1Sebeb-i meftim civanıma meram etti felek
2 Kenç yaşımda ömr ü dünyayi haram etti felek
3 Ne tahamül eglesin kardaş mader ehl-i ayal
4 Yirmi peş yasimda ömrümü hitam etti felek
5 Yerde insan agledi kökte melekler etti ah
6 Mezarim topragını amper-i fam etti felek
7 Sebep-i meftim olan versin sualim aglesin
8 Hak divanında peni mahsun aram etti felek
9 Okusun rahmet-ile ismimi hep halk-ı cihan
10 Mezarım taşına köz yaşımı kam etti felek
11 Tarih-i meft 1894 İouniou 23 E. Esiroglu.

Karamanlılar, Türkçe konuşan, Konya, Sille, Ermenek, Karaman, Niğde, Bor, Kayseri civarı bölgelerde yaşayan, Ortodoks bir toplulukmuş. Kaynaklarda ilk defa 16. yüzyılda bahsi geçen Karamanlılar, nüfus mübadelesi ile Yunanistan’a göçe zorlanmışlar. Dilleri Türkçe olan bu topluluk yazı yazarken Grek alfabesi kullanıyormuş. Kimilerine göre onlar Türkçe konuşan Rumlar, kimilerine göre de Ortodoks Türkler, ancak birinci ihtimalin gerçek olma olasılığı daha yüksek. Zira Evliya Çelebi seyahatnamesinde Karamanlılardan bahsederken “Urum keferesi” demekte.

Şimdi size bir soru soracağım, ilk Türkçe roman hangisidir? Hepinizin aklında Şemsettin Sami’nin 1875’te yazdığı Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı eseri var değil mi? İşte yanıldınız, çünkü ilk Türkçe roman Karamanlı Evangelinos Misailidis tarafından Grek alfabesi ile yazılmış. İsmi de: “Temaşa-i Dünya ve Cefakar ü Cefakeş “


Karamanlı Rumlar, mübadele sonrası çok sıkıntı çekmiş çünkü Rumca bilmiyorlarmış. Kimileri unutmuş, kimileri hiç öğrenmemiş Rumcayı, kimileri de çocuklarına Türkçe öğretmiş, yani şu anda Yunanistan’da hala Türkçe konuşan bir topluluk bulunmaktaymış. Şarkıyı söyleyen Katina Farasopoulou da onlardan biri, bu videoda da Konyalım’ı söylüyor:



Lise yıllarımda iken bir gün sırtıma aldım bağlamamı, arkadaşım milli gelirle buluşmak üzere dershanesinin önüne gittim. Milli gelirin inmesini beklerken, aşağıdaki yaşlı ayakkabıcı sırtımdaki bağlamayı gördü ve beni dükkanına davet etti. Sohbet, muhabbet derken yaşlı amca ile bağlama çalmaya başladık. O sırada benden “Gesi Bağları” isimli türküyü çalmamı istedi. Çaldım ama beğenmedi, bağlamayı istedi. Hani bir türkü var ya “Hey on beşli, Tokat yolları taşlı” onun girişi ile başladı, sonra garip bir Gesi Bağları çaldı söyledi. Ben pek mana verememiştim o zaman. Yıllar sonra bu şarkının bir Karamanlı Rum şarkısı olduğunu öğrendim. Meğer Konya’da aynı tını bozulmadan uzun yıllar çalınagelmiş. Artık ben de bu türküyü böyle çalıyor ve söylüyor, orijinalini bozmuyorum. İleride belki ben de birine bu şekilde çalmayı öğretirim. Şimdi Katina Farasopoulou’den dinleyelim. Saygılar

10 beğeni · 0 yorum · Müzik Kutusu ·

Asım Mauser

@mauser

Sabahattin Ali
@ebru-g- davetine icabet ediyorum.

Bugün Sabahattin Ali'nin 110. doğum günü ve gördüğünüz resim İngiltere'de bir metroda çekilmiş. (Ben çekmedim, nerede o günler)

Artık İngilizlerden sütlü çay eşliğinde çekilmiş Kürk Mantolu Madonna paylaşımları bekleyebiliriz. Resimde görüldüğü üzere Kürk Mantolu Madonna kitabı her yerde, Sabahattin Ali her yerde...

Bir zamanlar, Sabahattin Ali'nin bestelenen şu şiirini terennüm etmiştim:

Kimseye soramadığım,
Doyunca saramadığım,
Görmesem duramadığım
Nazlı yarimden ayrıldım.*

https://soundcloud.com/as...kartal-gibiydim

110. doğum gününde Sabahattin Ali'yi saygıyla anarak, topu kitabı en olmadık yerlere sokabilecek bir arkadaş olan @bku 'ye atıyorum. @bku şaşırt bizi, kanımızı dondur.
36 beğeni · 1 yorum · Kitap Her Yerde ·
Misafir
Çağrını aldım mauser kardeşim şimdi paylaşıyorum - 25.02.17

Asım Mauser

@mauser

Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım olanı yapmağa hazırız.

Mustafa Kemal Atatürk



Son günlerde İzmir Marşı üzerine tartışmalar almış yürüyor. Nedense İzmir Marşının söylenmesinden rahatsız olanlar var ne garip. Halbuki İzmir Marşı, Anadolu namusunun müdafaasından başka ne anlama gelir ki? Bundan neden rahatsızlık duyulur?

Saldırıya uğramış, işgal edilmiş, şerefi yerlere atılıp çiğnenmiş bir halkın onurlu çığlığına dil uzatanları kınıyor ve de protesto amacı ile "YAPMA BUNU, İZMİR MARŞINA DOKUNMA!" diyorum.

Ve işte kurallara uygun bir resim:

http://www.resimag.com/e55f0478.jpeg


Biliyorum ki bu meşazımı alıp "Ben de varım" diyecek pek çok arkadaşım var. Lakin ben sizi seçiyorum: @gulcan ve @bku İzmir Marşını müdafaaya var mısın?
15 beğeni · 0 yorum · Sohbet ·

Asım Mauser

@mauser

meşaz
Rahman Kardeşim (@meursaultsamsa) meşazını almadım çünkü beni etiketlememişsin. Tesadüfen gördüm. Daha güçsüz, daha istikrarsız bir neokur için ben HAYIR diyorum. Çünkü ben bir trolüm. Bana pas atarak da bir trol zincirinin ilk halkasını oluşturdun. Adının Rahman olduğu iddiası ile ilk seni trolledim farkındaysan.

Meşazım şu: arkadaşlarına KANSIZ, YARASIZ BALDIR GÖSTERME, meseleleri konuşarak HALLETME!

Bu KILINCI yani bu KILIÇI bana hediye eden,

Sultan-ı Trol,
gavsü azam,
es seyyid
@kisibasinadusenmilligelir hazretleri

daha istikrarsız bir neokur için bu israyil oyununu bozmaya sen de var mısın kardeşim? Eğer varsan absürd bir meşaz zincirini devam ettirir misin kardeşim?
28 beğeni · 6 yorum · Yapma Diyorum ·
Nisf (@nisf)
Hattori Hanzo kılıcı mı o? :O - 10.02.17
Misafir
Ooo sende mi @mauser :P - 10.02.17
Gülcan (@gulcan32)
Bende bir absürt mesaj verebilir miyim burada? ^_^ - 10.02.17

Asım Mauser

@mauser



Scarface filminde Frank Lopez Tony Montana’ı, bütün şampanyayı içmek bütün kızlara sahip olmayı istemekle suçluyordu. Neticede haksız da sayılmazdı çünkü o “world is yours” yazısına bakarak keyiflenen, bencil, açgözlü, hırslı bir uyuşturucu taciriydi. “Ben dünyayı istiyorum ve içindeki her şeyi” diye ünlemesi onun kişiliğini tanımamız için bir etkendir. Evet, o varoluş amacının farkında bir karakter. Maksadı yemek, içmek, üremek ve hayatta kalmak. Yani temel tabiatının ne olduğunu bilen bir insan. Nitekim Elvira ile lokantada kavga ettikten sonra çektiği nutuk da kendi ilkel kişiliğinin farkında olduğuna işaret eden bir diğer husus. Burada kendisinin en azından dürüst olduğunu, diğerleri gibi maskeli olmadığını, aslında diğerlerinin de kendisinden farklı olmadığını beyan ediyordu. İşte bu dürüstlük neticesi ortaya çıkan farkındalık ve kendini tanıma onun içindeki insani yanın titreşmesine neden olacak, Sosa’nın katillerinin küçük kız çocuklarını öldürmesini engelleyecektir. O halde insan olma yolunda atılacak ilk adımın dürüst olmak, bu sayede kendini tanımak olduğunu beyan edersek sanırım yanılmamış oluruz.

Bu noktada yüce manalar yüklenen sanatla bir bağlantı kuralım. Saatte bilmem kaç km hızla Güneş etrafında dönen bir gezegende yaşıyoruz, üstüne bir de gezegenimiz delirmiş gibi fırıl fırıl kendi etrafında dönüyor. Güneş etrafındaki turlar 60’ı 70’i , kendi ekseni etrafındaki turlar bilmem kaç bini bulduğunda sonumuz gelecek. O halde acele ile yapmamız gereken bir şeyler var: Mümkün olabildiğince hayatta kalmak! Bu nokta-i nazardan hareketle evvela karnımızı doyurmalı, sonra rakiplerimizi galebe çalmalı ve son olarak da ölüm karşısındaki mutlak çaresizliğimizi yok etmek adına bizden bir parça taşıyan çocuklarımızı dünyaya getirmeliyiz. Böyle bir çılgınlık ortasında kimse sanata ulvi manalar yüklemesin. Muhakkak sanat da her hareketimizin yöneldiği yaşamak amacına yönelecektir. Lakin gerek sanat sever gerekse sanatçı açısından şunu belirtmekte fayda var: bu durumun farkına varmak bizi ilkel bir yönelmeden bir miktar kurtaracak ve kalite işte burada ortaya çıkacaktır. Bu iddiaları belki başka bir yazıda daha net temellendiririm.

Şimdi Platon’un hayatı hakkında bir alıntı ile devam edelim:

“Sokrates öldüğü zaman Platon yirmi sekiz yaşındaydı. Yakışıklı, güçlü kuvvetli bir insandı. Omuzlarının genişliğinden ötürü sonradan Platon adını almış derler. Soylu, zengin bir ailenin çocuğuydu. Çağında görülebilecek in iyi eğitimi görmüş, matematikte ve şiirde erkenden sivrilmişti. Olimpiyatlarda yarış kazanmış ünlü bir atletti. Kısacası olması en az beklenecek delikanlılardan biriydi.” (S. Eyüboğlu, Platon-Devlet, Önsöz)

Anlatılana göre Platon yukarıda bahsini ettiğimiz amaçlara pek de kolay ulaşabilecek biri. Stadyuma çıkıp da iki disk sallasa bütün Atinalı hatunları sıraya dizerdi elbet. Zengin, soylu, yakışıklı, sportmen ne ararsan var. Lakin o ne yapıyor? Filozof oluyor. Hiç mantıklı bir yol değil. Peki durduk yere mi oluyor? Elbette hayır. Sokrates’le tanışması ve onun zekasından etkilenmesi neticesi bu sonuca varıyor. Yani varoluş maksadı aynı olsa da bunu daha insani ve daha yüce ve daha zorlu bir şekle sokuyor. Ve bu yola girmesinde ustası Sokrates’in payı çok büyük. Nedir bu pay onu izah edelim. Sokrates her daim dobra dobra konuşan ve insanları inandıkları hususlar hakkında şüphelendiren biri imiş ve şu iki cümleyi ağzından hiç düşürmez, sık sık tekrar edermiş: “Benim tek bildiğim, bir şey bilmediğimi bilmektir” ve “Kendini tanı”

Görüldüğü üzere Platon’u daha insani bir yola sevk eden düşünce bir önceki yazımızda iddia ettiğimiz hususlarmış: Bilmediğini bilmek ve kendini tanımak. Yine Descartes’ın “Düşünüyorum o halde varım” sözü üzerine de konuşmuş, Descartes’ın felsefesine başlarken şüpheci bir şekilde varlığını dahi sorgulamasından, bunu ispata gayret etmesinden bahsetmiştik. Filozof varlığından şüphe duyuyor ve bir yanılsama içerisinde olup olmadığını kavramak için evvela maddi varlığının farkına varmak amacıyla kendini kontrol ediyordu. O halde biz de sanata olan ilgimizin sebebini kavramak için evvela maddi varlığımızın ne olduğunu bilmeli, varoluş amacımızı kavramalı, bilgimizi tartmalı ve içinde bulunduğumuz kültürü, yetişme tarzımızı anlamalıyız. Yani açıkçası kendimizi tanımalıyız. Böylece şüphesiz sanata ilkel bir amaç yerine daha insani saiklerle ilgi duyacağızdır.

Bakınız Cemil Meriç ne demiş: “Adam vardır, Aristo’yu Atina kerhanelerinin adresini sormak için, köşe başında bekler. Adam vardır, kenef süpürtür Venüs’e. Ve kitabı, ağzına kadar ruhla dolu kutsal bir emanet olarak değil, maddi refahına hizmet edecek bir hüddam olarak görür.” İşte kendi gerçeğinin farkına varamayan, tabiatının sırlarını çözemeyen insan sanat hususunda daima Aristo’yu Atina kerhanelerinin adresini sormak için, köşe başında bekleyen adam olacaktır. Fakat sanat sevgisinin, karşı cinsi etkilemek yahut bireysel bir güç mücadelesinde galip gelmek duygusundan kaynaklandığını fark eden insan yaptığından utanç duyacak, üremek ve başarılı olmak amaçlarına ket vuramasa da en azından bunu daha insani bir şekle koyacaktır. Bir şey bilmediğinin farkına varacak, şüpheyle yaklaşacak ve gerçek manada öğrenmeye gayret edecektir. Ve onun sanat sevgisi diğer insanlara nispeten daha temelli olacak ve daha insani gayelerden doğacaktır. Nitekim geçmişte sanat hakkında yaptığı zırvalamaları tekrarlamayacak, onun gerçek manada ne olduğunu kavramaya gayret edecektir. Saygılar.
19 beğeni · 22 yorum · Edebiyat Köşesi ·
kişibaşınadüşenmilligelir (@kisibasinadusenmilligelir)
Şimdi efendim rivayet odur ki stendhal nam zat şahıs gitmiş floransaya gotti miydi neydi bu adamın cızdığı freskli görmüş bayılmış. Bu bana abartı geldi biraz. Ne bileyim tansiyonu düşmüştür , karnı açtır, şekeri düşmüştür bayılmıştır. Bu stendhal çok mu ulvi bir şahsiyet ki, bizim bilmediğimiz hususiyetleri mi var ki bayılsın?Nedir Bu işin esbab ı mucibesi? Ben ikna olmadım bi açıklayıverin hele. - 07.02.17
Asım Mauser (@mauser)
Giotti'nin freskleri imiş evet. Psikolojide bir de "Standhal sendromu " diye bir rahatsızlıktan bahsetmişler sonrasında. Yüce sanat karşısında duyulan bir duygu hali imiş. Şimdi demişsin ki "ben ikna olmadım" ben de ikna olmadım fakat stendhal ın olayına değil stendhal olmadığı halde aynı şekilde konuşanların beyanlarına. Stendhalin dünya edebiyatında bir yeri var. Stendhal'in durumunu şartlarını bilemiyoruz. Belki gerçek belki yalan onu sonra tartışırız. Sen şuna cevap ver: hadi stendhal düşüp bayılıyor ve bunun bir esbab ı mucibesi var diyelim, siktiriiboktan bir anadolu üniversitesinde okumuş bir adam neden düşüp bayılacak gibi olduğunu iddia ediyor. Ya da neden bir insan başka birine ait bir sanat eserinin bir numaralı müdafii oluyor. Ben bunun bir yanılsama olduğunu ve de bilinçaltında cinsellik, misyon kazanma gibi hedeflere ulaşmak maksadı ile verilmiş beyanatlar olduğunu düşünüyorum. İnsan temel maksadının kirliliğinin farkına varınca da bir miktar utanç duyuyor. ve yine amaçları bu olsa da en azından gerçekten bir şeyleri öğrenmeye çalışıyor. Yani stendhal dan önce kitap fetişistlerini, sanat aşıklarını falan tartışalım diyorum. - 07.02.17
[silindi]
/ 6