ara
Asım Mauser
1.872 48

Asım Mauser

@mauser

Sokrates: İnsanların birbirlerinden durup dururken nefret etmelerinin ayıp olduğuna şehrimizin bekçilerinin inanması gerekiyorsa, Tanrıların Tanrılarla savaştıklarını, birbirlerine tuzak kurup boğuştukları söylenmemeli; gerçekten olmuş şeyler değil bunlar... Daha kötüsü, devletin savaş masallarının, Tanrılarla kahramanların yakınlarına, dostlarına karşı sayısız ve çeşit çeşit düşmanlıklarının anlatılması. Biz, bekçilerimizi bir şehirlinin bir şehirliye kin beslemediğine, nefretin, kinin günah olduğuna inandırmak istiyorsak, çocuklara daha küçükten, bambaşka şeyler anlatmalıyız. Şairler de verilen öğütlere uygun masallar düzmeye zorlamalı. Hera'nın oğlu tarafından zincire vurulduğunu, Hephaistos'un anasını dayaktan korumak isterken babası tarafından gökten fırlatılmasını, Homeros'un Tanrılar savaşı diye anlattıklarını şehrimizde söylememeli. İster açık, ister gizli kapaklı olsun, bütün bu masallar uzak kalsın şehirlerimizden. Çünkü çocuk açığı, gizliyi kapaklıyı ayırt edemez. Bu yaşta duyduklarımız da, akıldan çıkmaz, olduğu gibi kalır. İşte bunun için de, çocukların ilk duydukları sözlerin, iyilik yolunu gösterecek güzel masallar olmasına çok önem vermeliyiz.

Platon - Devlet

Asım Mauser

@mauser

http://www.resimag.com/8f333724.jpeg


Epigraf

Kuşkusuz bir şeyler vardır evcil yaşamda ki
Gerçek Aşk'ın tersidir tamı tamına,
Kişilerin birbiriyle oynaşmasıyla doludur aşk öyküleri,
Geçiştirilir oysa evlilikler soğukça,
Kimsenin merakını uyandırmaz evlilerin cilveleri çünkü,
Hiçbir kötü yanı yoktur öpüşmelerinin sonra,
Yazar mıydı sanıyorsunuz şiirlerini yaşamı boyunca
Laura ile evlenmiş olsaydı Petrarca?

Lord Gordon Byron (Don Juan)

Evet yazar mıydı acaba bunca dizeyi Petrarca, evlenseydi Laura'yla ? Peki ya Catullus Lesbia'yla, Dante Beatrice'yle? Belki o zaman sadece bu sevilen kadınlar alırdı bu büyük şairlerin güzel sözlerinden nasiplerini. Belki de Byron'un işaret ettiği üzere sirkeye dönüşen şaraptır evlilik. Bilinmez ki... Benim elimde de taze şıra var bu arada. Yudumlarken, açtım kitabımı okuyorum. Üçyüz küsür sone, otuza yakın şarkı, balat, altılı, madrigal vs. Daha evvel Utku Şiirlerini okumuşt ve de Aşkın Utkusu bölümünde şairin Laurasına nasıl da bir aşk beslediğine şahit olmuştum. Adı geçmiyordu Laura'nın ama aşktan duyduğu ıstırabı anlatıyordu. Fakat bu kitaptaki şiirlerin tamamına yakın bir bölümü Laura'ya ithaf edilmiş. Müsaadenizle okurken karşılaştığım şu ikinci altılıyı sunup bahsi kapatayım:

Genç bir kadın vardı yeşil defne ağacının altında,
kardan daha beyaz ve daha soğuktu gördüğümde,
gün görmemişti yıllar yıllardır;
sözleri, yüzü ve saçlarından çok çok hoşlandım,
öyle ki sürekli gözlerimin önünde
ve benimle olacak her zaman karada ve denizde.

Düşüncelerim kıyıya ulaşmış olacak,
defne ağacında yeşil yaprak yokolduğu zaman;
yüreğim huzurlu, gözlerim kuru kalacak,
ateş buz kesecek, kar yanacak alev alev;
saçlarımın yerinde yeller esecek
daha kaç yıl bekleyeceğim ben o günleri.

Zaman geçiyor, yıllar uçup gidiyor ardından
bir anda ulaşıyoruz ölüme,
ya siyah ya da beyaz saçlar vardır başımızda,
o tatlı defne ağacının gölgesinde kalacağım,
en sıcak yaz gününde, en soğuk kış aylarında,
ta ki son gün bu gözlerimi kapayacağım.

Görmedim böylesi güzel gözleri,
ne bu çağda ne de geçtiğimiz yıllarda;
beni yiyip bitirdi tıpkı güneşin karı erittiği gibi,
gözyaşları ırmağı oluştu ardından,
Aşk alıp götürdü onu acımasız defnenin ayağına,
dalları pırlantadan, saçları altından.

Korkarım yüzüm ve saçlarım değişsin bir an önce,
gerçek merhametini bana gözleriyle göstermeden önce,
benim idolüm canlı bir defne ağacına oyulmuştur;
yanılmıyorsam eğer saymakta, yedi yıl oldu, bugün,
gidiyorum oradan oraya iççekişlerim yanımda
gece gündüz, sıcakta ya da karda.

İçim ateş dolu, dışım bembeyaz kar,
yalnızca bu düşüncelerle, ama başka renk saçlarla,
ağlayarak sürekli o kıyıdan o kıyıya,
gözlerine birilerinin acıma duygusu verinceye kadar,
belki de bin yıl sonra;
yaşayabilirse bu güzelce sunulan defne ağacı*

Altın ve topazlar güneşte, karın üstünde yaya kalır,
sarı saçları ve yakınındaki gözlerin yanında,
beni ölüme götüren zamanından önce.

Francesco Petrarca

*İşaretli yerde kullanılan defne ağacı kelimesi ile yazdığı dizeleri kastediyormuş

Asım Mauser

@mauser

http://www.resimag.com/54ea11af.jpeg


Cicero, bir yerde, galiba De Natura Deroum isimli eserinde der ki: Birçok Zeus'lar mevcut olmuştur, -Girit'te bir Zeus - Oliympia'da bir başkası, - başka yerde bir başkası, - öyle ki Yunanistan'ın biraz tanınmış bir şehri yoktur ki kendi Zeus'una sahip bulunmasın. Bütün bu Zeus'ların birarada yuğrulmasından bir tek Zeus meydana getirilmiş ve adaşlarından herbirinin bütün maceraları ona atfolunmuştur. Bu tanrıya izafe edilen sevda başarılarının hadsiz hesapsız oluşu bu yüzdendir.

Şöhreti Zeus'unkine yaklaşan don Juan için de böyle olmuştur. Yalnız Sevilla'nın bile birçok don Juan'ları vardır; daha bir sürü şehirler kendi don Juanlarından bahsederler. Evvelce bunlardan herbirinin ayrı ayrı efsaneleri varmış. Zamanla bütün bunlar tek adamın kalıbında erimiş.
SPİNOZA (@karacurin)
Üstat Gerçeği söyleme sanatına atıf var mı ?eserde. - 12.01.17
SPİNOZA (@karacurin)
"dürüst konuşma" (parrhesia) kavramı ile ilgili. - 12.01.17
Gülcan (@gulcan32)
Sigara sağlığa zararlıdır. - 12.01.17

Asım Mauser

@mauser

Lem'î Atlı'nın bir bestesini dinlerken, güftesinin Yahudi cemaatinden bir Osmanlı vatandaşı olan avukat, şair Avram Naum'a ait olduğunu öğrendim. "Bu adam kimmiş?" diye bir araştırma yaptım fakat fazla malumat bulmam da mümkün olmadı. Ülkemizde Yahudi cemaatinin yayımladığı Şalom gazetesinde, onun hakkında bir yazı bulabildim ancak. Vakti zamanında idamın sakıncalarına dikkat çeken bir avukatmış Avram Naum. Hala idam cezasının tartışıldığı memleketimizde, bir asır evvel yaşamış bir münevverin idam cezasının sakıncalarına işaret etmesi, bu konuda yazılar neşretmesi ve bütün bunlardan daha önemlisi meseleyi felsefi bir açıdan değerlendirmesi Türkiye'de hukukun ve de hukukçuluğun ne kadar gerilediğini gösteriyor. Şalom gazetesindeki yazıda Marsel Şalom isimli bir zatın Naum hakkındaki şu sözleri yer almış:

“Bütün gerçek şairlerin amacı gibi, onun amacı da, insan kardeşlerine hizmet etmek, halkın hayatın anlamını bulduğu, şairin çektiği ızdırapta varoluşun fırtınalı akıntılarına karşı direnmek için gerekli inancı ve gücü bulduğu eserler yaratmaktı.”

Yazının tamamını okumak isterseniz buyrun: http://www.salom.com.tr/h..._ihanettir.html

Şİmdi Naum'un bahsini ettiğim şiirine geçelim

Îdini tebrik için ey güli'zâr
Pâyine yüz sürdü sultân-ı bahar
Ağzını öpsün hezâr-ı nağmekâr
Nahl-i ömrün böyle olsun pâyidâr

Avukat Avram Naum

Şiirin tercüme ve tefsiri şu şekilde:

Bayramını tebrik etmek için ey gül yanaklı,
Ayaklarına yüz sürdü baharın sultanı.
Öpsün dudaklarını şarkı söyleyen bülbül,
Ömür ağacının yaşamı sonsuza kadar sürsün.*

Böyle hümanist düşüncelere sahip bir insanın, böyle duygusal sözler söylemesi garip değil. Sanırım dünyayı şairler, müzisyenler, oyuncular yani bilimum sanatçılar yönetseydi ne güzel olurdu. Lakin dünyayı daima zorbalar yönetmiştir bu da garip bir durum işte.

Her neyse şimdi bu güzel besteyi ve hümanist şairimiz Avram Naum'un güzel şiirini dinleyelim:



Bu da Tanburi Cemil Bey ve Piyanist Cemal Bey'in eseri güftesiz icraları:



Saygılar.
15 beğeni · 3 yorum · Müzik Kutusu
kişibaşınadüşenmilligelir (@kisibasinadusenmilligelir)
Bu ulvi şahsiyeti tanimiyordum sayende tanımış oldum asım. "dünyayı şairler, müzisyenler, oyuncular yani bilimum sanatçılar yönetseydi ne güzel olurdu." Demissin.  Dünyayı sanatçılar değil de yeteneklilerin idare etmesi gerektiğini söyleyen bir görüş var. Meritokrasi. Siyasal sistemler üzerine bir hayli tefekkür ettim, ehven i şer olarak bu sistemi takdir ettim. Uzun uzun anlatmayayım. Ingilterede Meritokrasi partisi kurulmus.Meseleyi efradını cami ağyarını mani bir biçimde bu partinin 5 maddelik programı acikliyor. Buna gore:
1.Kayırmacılık yoktur: Ailenizin değil, sizin kim olduğunuz önemlidir.
2.Yandaşçılık yoktur: Başkalarının sizin için ne yapabildiği değil, sizin ne yapabildiğiniz önemlidir.
3.Ayrımcılık yoktur: Cinsiyet, ırk, din, yaş, geçmiş önemsizdir. Yetenek her şeydir.
4.Eşit imkânlar: Herkesle aynı noktadan başlar ve yeteneklerinizin sizi götürdüğü yere gidersiniz.
5.Tatminkar erdemler: En başarılı insanlar, en yüksek tatmine erişirler. - 10.01.17
Asım Mauser (@mauser)
Bittabi kardeş katılıyorum. tabi ki bu sözden kastım İbrahim Tatlıses'i başa geçirelim tarzı bir şey değildi. Büyük sanatçıların münevver kişiler olduğu düşünülürse bu kişilerin büyük görevler için yetkin olabileceğine dair bir görüştü benimkisi. Mesela Mustafa Kemal de benzer bir şey yapmış. "Yahya Kemal Urfa mebusu Urfa'yı görmemiş." Ama yapar bu işi Yahya Kemal. Böyle becerikli ve insani yönü kuvvetli kişiler iş başında olsa dünya daha huzurlu olurdu demek istemiştim. Bir de işin garibi bu söylediklerine benzer şeyleri bugün bir başkasından daha işittim . Garip bir tesadüf oldu. Mesele de "Patriarki" kelimesinden çıkmıştı. Muhalifi ve sentezi üzerine konuşan bu kişi söylediklerine benzer şeyler anlattı. Sana da ona da teşekkür ediyorum. - 10.01.17
SPİNOZA (@karacurin)
Üstat belki ilgini çekebilir..Dimitri Kantemiroğlu ya da Dimitrie Cantemir (d. 26 Ekim 1673 - ö. 1723), Osmanlı Devleti'ne bağlı Boğdan eyaletinin beyi, Rumen asıllı tarihçi ve yazar, İstanbul'da yaşadığı süre boyunca Klasik Türk müziğine büyük katkılarda bulunmuş müzik - 10.01.17

Asım Mauser

@mauser



Rembetiko filminin müziklerini dinlerken bu şarkı ile karşılaştım. Bu kadar net bir hüzzam makamı farkedince şaşırmıştım açıkçası. Bugün tesadüfen öğrendim ki, şarkının bestesi ve güftesi Yesari Asım Arsoy'a aitmiş. Şarkının bizdeki adı: "Ümitlerim Hep Kırıldı" Onlardaki ise : "Ιμιτλερίμ" okunuşu: "İmitlerim" Dikkatli dinleyince zaten sözleri de yarım yamalak benziyor.

Ümitlerim hep kırıldı, yârim artık dönmeyecek
Gözyaşlarım dökülürken busesiyle silmeyecek
Beni bir gün güldürmedi elbet o da gülmeyecek
Ayrılsam da ağlasam da bu aşk bende ölmeyecek

Lena Stabouli de 45'liğe Türkçe okumuş şarkıyı pek güzel



Bizden de pek çok söyleyen var lakin bu işi Yunanlar kadar becerememişiz maalesef. Şarkının Yunanca Yorgo Dalaras versiyonunu da tavsiye ederim. Görüntünün uzayıp gitmemesi adına paylaşmıyorum.

Eh dinleyin bakalım. Malum yarın haftasonu, şayet bu akşam iki kadeh içmeyi düşünen varsa Ιμιτλερίμ ile efkarlansın. Hüzzam'ın hüznüne uygun bir şiirle veda edeyim şimdi, Faruk Nafiz Çamlıbel'den gelsin:

Bir de bakarsınız büsbütün yokum;
Biliniz, dünyada ben o gün yokum,
O bana hasretin işlediği gün.
11 beğeni · 2 yorum · Müzik Kutusu
Şölen (@solen-b)
@mauser Hocam, rahmetli dedemin çok değerli eski bir radyosu (rahmetli olduğunda dokunmuştum o radyoya) vardı. Haftasonları dedemlere kalmaya gittiğimizde sabahları radyonun cızırtılı ince ayar sesleriyle açardık gözlerimizi. Dedem radyonun başında oturur, inceden gelecek olan rum müziklerini bulmaya uğraşırdı. Sonra da oturur dinlerdik. Şimdi sen paylaşınca bu güzelim eserleri, o günleri anımsadım... - 06.01.17
Şölen (@solen-b)
Bu arada, kökenlerim de karşı kıyıdan ya, acayip bir toprak kokusu geliyor bu eserlerde bana... Pek iyi geldi , sağolasın... - 06.01.17

Asım Mauser

@mauser

Mandolin- Lira- Lavta

12 beğeni · 12 yorum · Müzik Kutusu
Shogun (@demindensimdiyegeldim)
Hep böyle bir ortam olmasını istemişimdir Asım kardeş. Yazın yapsak ya? - 06.01.17
Mümmüklerin Ozanı (@mumdurdum)
Sap mı izleyecez yav. AVRAD YOK MU AVRAD - 06.01.17
Shogun (@demindensimdiyegeldim)
Sahil kenarında kuralım masamızı açalım biralarımızı yan tarafta da mangalımızı yaparız. Ohh miss sonra denize gireriz timsah misali sadece kafalarımız dışarıda olur kumsalda uzanan avradları keseriz, Yavaş yavaş avına yaklaşan timsah misali hatuna doğru yaklaşırız sonra birden sudan çıkıp hatunu ürkütürüz. Sonra hunharca güleriz. - 06.01.17

Asım Mauser

@mauser

Merhaba İstanbul
Sadri Alışık'ın böyle güzel şiir yazdığını bilmiyordum. Sesi, şarkı söyleyişi çok hoş zaten. Ben eski İstanbul'u, Orhan Kemal, Kemal Tahir romanlarından okuyup tahayyül etmiştim hep. 40'lı, 50'li yıllardaki İstanbul'u... Zaten yozlaşma da ondan sonra başlamış ya. Bu bozulmanın ilk adımını Menderes atmış. Eskiden Boğaz kenarı hep sahil iken beton döküp yol yapmışlar. Bu bilinçsizlik devam ede ede bugünün çadır medeniyetini temsil eden İstanbul'u yaratmış. Fakat yine de insanı şaşırtacak derecede güzel bir kent İstanbul. Türlü çirkinliğin arasında beliren güzellikleri ile insanı hüzne gark eden bir yanı var.

Sadri Alışık Beykoz doğumlu imiş. Beykoz'u severim. Her ne kadar Beykoz'da nefret ettiğim biri ikamet ediyor olsa da çok değerli bir dostum da orada. Karlı bir kış gününde eski ahşap evlerin arasından, dik yokuşlarda kaya kaya yürüdüğüm güzel bir gün yaşamıştım. Allahtan o musibeti o zamanlarda pek iyi tanımıyordum yoksa muhakkak başıma mazarrat getirirdi. Neyse... Sadri Alışık bu şiirinde eski İstanbul'a duyduğu bir özlemi dile getirmiş. Bir de şimdi görse İstanbul'u kahrolurdu muhakkak. Biz de dinleyip hüzünlenelim şimdi.

Merhaba İstanbul

Bu benim dünyaya ilk gelişim,
Yıkarak saltanatını koca Fatih’in.
Kundakla kefen arasında bir gün,
İstanbul, İstanbul deyişim.

Merhaba Kızkulesi, merhaba Eyüp Sultan, Kanlıca, Şehremini merhaba...

Bir İstanbul esiyor çocukluğumdan,
Ekşi bozalı, Arnavut kaldırımları lâpâ lâpâ.
Yuşâ’dan mı okunur o ezanlar, Hırka-i Şerif’ten mi?
Komşularımız kaptanlar, malta taşlı ikindilerden kalan.

Hâlâ o beyaz gergeflerde mi?
Bir tarihi gömmüşler Karacaahmet’inde Üsküdar’ın,
Sanki çarşaflı kadınlar mercan terliklerinde unutulan.
Duyûn-u Umumiye emeklisi faytonlar,
Hâlâ bir sonbahar Acıbadem’de,
Cuma selamlıklarından beri saraylılar.

Merhaba Beylerbeyi, merhaba Sultan Selim, Merhaba iki gözüm İstanbul’um, merhaba...

Aşı boyası sokaklarında ne mevsimler eskimiş,
Sakalsız saçlar kestirdiğim ince boncuklu berber dükkanları.
Kapalıçarşı Bakırcılar, lâcivert mayıslarda köprü altları,
Ve Boğaziçi’nde Şirket-i Hayriye duman duman..
Nerdesin o İstanbul, nerdesin...

Hani çıkrık seslerinde mehtapları dinlediğim,
Mediha teyzelerin leylâk bahçeleri,
Büyükbabamın Kuvay-ı Milliye hikâyeleri.
Hani tahta tekerlekli arabalarım.
Hani bayram yerlerinde unutulan asude çocukluğum.

Gene bir başka İstanbul’du bir zamanlar kafesli ıtırlarıyla,
Beyaz başörtülerin lâvanta çiçekli öğleden sonralarında ıslanan.
Açılır kapanır iskemlelerinde uzun çarşının,
İstanbul’u taşırdı bakır siniler.
Sultaniyegâhtan bir hıdrellez mesiresi,
Sessiz sadâkat şarkıları söylerdi.
Haliç vapurlarında söz kesilmiş tazeler.

Hey yavrum hey...
Burunbahçe dalyanında İstanbul’u çekerlerdi denizden, Islatmadan...
Kaç bayram mendili geçmişti elimden çeyiz sandıklarının.
Bütün uykularını koynuma alıp uyurdum İstanbul’un.
Rüyalarımda hâlâ o günahlar uyanır,
Hiç geçemediğim sokaklarında işlenen.

Merhaba Sultanahmet, Yerebatan merhaba... Merhaba iki gözüm İstanbul’um merhaba,

Merhaba efendim, merhaba.

Sadri Alışık

30 beğeni · 24 yorum · Edebiyat Köşesi
ayse gülce (@aysegulce)
Tam da, biraz önce arkadaşıma "İstanbul'u çok özledim, burnumda tütüyor" demişken bu yazı, özellikle şiir çok iyi geldi, yoo ama iyi gelmedi aslında, özlemim daha da arttı.. Umarım en kısa zamanda ben de derim "Merhaba iki gözüm, merhaba büyülü şehrim İstanbul'um merhaba :)
NOT:Şiir, film gibi olmuş, muhteşem gerçekten.. Nur içinde yatsın Sadri Alışık - 05.01.17
Asım Mauser (@mauser)
bu akşam eve gidince bir de Ah Güzel İstanbul'u izle tam olsun bari. Gaza gelip atlar gidersin belki
- 05.01.17
Nil (@nill)
yoo bana demedin @aysegulce -_- - 05.01.17

Asım Mauser

@mauser

Selim-i Salis
“Her millet layık olduğu şekilde yönetilir” Bu söz Churchil’den, Hz. Muhammed’e kadar , oldukça geniş bir yelpazede, birbirinden alakasız kişilere atfediliyor. Kim söylemiş bilemiyorum. Her ne kadar klişeleşmiş bir söz öbeği olsa da hakikati tartışılmaz. Rejim ne olursa olsun millet layığını bulur. Hele ki cumhuriyet gibi milletin reyine dayalı bir rejimde “layığınca yönetilme” hitamına ulaşmak kaçınılmazdır. Lakin söz konusu bir hanedanın yönetimi olunca bazen istisnalar kaçınılmaz oluyor. Bazen layığınca, bazen layığından yüksek, bazen de daha alçak kişilerin iş başına geçtiği vakidir. Fakat bu durum cumhuriyette asla gerçekleşmez. Kanaatimce: intisap bir milletin layığını bulmasında en kestirme yoldur.

Bahsini ettiğimiz üzere, monarşilerde kişi layık olduğu için değil, o hanedan soyundan olduğu için iş başına geçer. Bu durumda bu yönetici zamanla millete layık olabilirse aliyy-ül a'la, o zaman tıpkı bizde olduğu gibi 33 yıl milleti yumrukla, zorbalıkla yönetebilir… Fakat o yönetici milletin layık olduğu yönetmi bulamazsa, monarşi de olsa millet onu affetmez. Padişah da olsa Yedikule zindanlarında tecavüz ede ede hal ederler adamı.

Bir istisna daha var: kimi zaman da bir üst aklın marifetiyle bu genel kaide bozulabilir. Tıpkı Jöntürk İhtilalinde olduğu gibi… Fakat bu tip değişimler de zamanla, yavaş yavaş aşındırılarak akamete uğruyor ve millet yeniden layığını buluyor elbet.

İşte bir istisna: Sultan Selim-i Salis! Şimdi onu tarih derslerinden hatırlayalım. Ne yapmıştı bu müceddid padişah? Osmanlı’da garplılaşma hareketlerini başlatmıştı. Nizam-ı Cedid adında bir ordu ve bu ordunun ihtiyacını karşılamak üzere İrad-ı Cedid adında bir hazine kurmuştu. Amacı imparatorluğun ilk yıllarında sahip olduğu işlevi ve bilinci yitiren Yeniçeri Ocağını ortadan kaldırmaktı. Zaten tahta çıktığı dönem, Fransız İhtilali yenice oluverdiği, Avrupa İmparatorluklarında büyük reformlar hareketlerinin gerçekleştirmekte olduğu bir dönemdi. Her neyse sonuçta Selim-i Salis, Kabakçı Mustafa İsyanı adında bir yobaz ayaklanması ile tahttan indirilmiş kafese kapatılmıştır. Kendisini yeniden tahta çıkarmak isteyen Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa ordusu ile İstanbul’a girmiş, sarayı basmış fakat Selim-i Salis’in oldukça kanlı bir şekilde infazına mani olamamıştır. Bu olayın bir benzeri yıllar sonra 31 Mart Vakası ile tekerrür edecek, fakat bu sefer Hareket Ordusu milletin layığını bulmasını engelleyecektir.

Biz Selim-i Salis’in hikayesini hep bu yönünden gördük: Nizam-ı Cedit isminde bir ordu kurdu ve bu sebeple katledildi. Peki salt Yeniçeri meselesinden mi hal edilmişti. Sanmıyorum! Evet, o bir reformcuydu pe çok ıslahat yapmıştı. Fakat bunun yanı sıra ruhu, yaşadığı döneme pek uygun, romantikler mesabesinde hassas bir ruhtu. Selim-i Salis, şiire meraklıydı; Divan edebiyatındaki mahlası İlhami idi. Aynı zamanda musikişinastı; Sûz-i Dilârâ makamını o yaratmıştı. Yani onun reform hareketi sadece teknik meselelerde değil, aynı zamanda kültürel meselelerde de zuhur etmiştir. Zaten bu sebeple adı da “Gavur Padişah”a çıkmıştı. Nitekim o bu millete layık olduğundan daha büyük şeyler bahşetmeye çalışmış, bu sebeple de katledilmişti.

Şimdilerde bestelerini dinleyip, şiirlerini okudukça bu derece hassas bir ruhun, zorbalığın tegallübüne niçin mani olamadığını daha iyi anlıyorum. Yüksek zevkler, ulvi amaçlar ihtiva eden ruhlar daima kaybetmeye mahkum değil midir? Onlar, tarih boyunca sayıdan başka hiçbir mana ifade etmeyen, fakat bu sayı üstünlüğü nedeni ile daima güçlü olan zorba kalabalıklara mağlup olmamışlar mıydı? İşte o dönemde bizde de memleketin ahvali bu idi; Kabakçı Mustafa galip gelmişti. Aradan geçen uzun yıllar boyunca, nice ihtilal, nice reform gördü bu memleket… Bazen her şeyin değiştiğine inandı. Peki ya sonuç değişti mi? Kabakçı Mustafalar eninde sonunda yine galip geldi…

Şimdi şiirden bahsedelim. İşte Selim-i Salis’in bir gazeli:

Gazel

Rûz u şeb dîdelerim derdin ile kan ağlar
Vâkıf olan benim esrârıma ol ân ağlar

Dâğ-ı sînem göricek hûn ile âlûde benim
Rahm edip hâlime ezhâr-ı gülistân ağlar

Yine rahm eylemez aslâ bana ol âfet-i cân
Böyle bîmâr görüp hâlime yârân ağlar

Gördü derd-i dil-i zârımı da rahm etdi tabîb
Dedi ey haste-i hicrân sana dermân ağlar

Rûyına derd ile bakdıkça seni İlhâmî
Gerçi handân olur ammâ cigeri kan ağlar




Bir de çok sevdiğim bestesi bir var elbet. Güftesi dönemin büyük şairi, musikimizin de ciddi bir kaynağı olan Enderun-i Vasıf’a ait. Şehnaz makamında bu şarkıyı, taş plağa ilk defa okuyan Hafız Ahmet’ten dinleyelim. Saygılar.

Bir nev-civana dil müptelâdır
Hem vâre kârı lütfu vefâdır
Meftûnu olsa âlem sezâdır
Nâzik tabiat bir dil-rûbadır

https://soundcloud.com/as-m-mauser/hafiz
kişibaşınadüşenmilligelir (@kisibasinadusenmilligelir)
Bu güzel yazı için tesekkurler, ellerine sağlık asım. Musade buyurursan bir iki kelâmda ben edeyim. Malum bu alemdar mustafa paşadan başlayan mustafa reşit paşa bilahare jon türkler ve ittihatçılarla devam eden bir ekol var.   Bu ekol terakkiyi müdafaa edip batıyı model almaya taraftar,bu görüşe mugayir olan gelenekçi muhafazakar~ıslamaci görüş ise mezkur ekolü batıcılık ve bilhassa gavur usakligi ile itham ediyor. Nitekim 2. Mahmut gavur padişah diye anılmış ve ardindan gelen ne kadar batı tarzi terakkiye meyletmiş devlet ricali varsa bu tenkide maruz kalmış. Halbuki senin de dediğin gibi iktisadi ve içtimai terakki bir yana sanat husunda terakki de bu vasıta ile tezahür etmiş. Son dönem osmanlı münevverlerinin kahir ekseriyeti bu ekolün çocukları ve torunlari. Mesela tanburi cemil bey mustafa reşit paşanın torunu. Aslına bakarsan bugün islamcı muhafazakar kesimin iftihar ettiği münevverlerin çoğu böyle. Örnekse Sina aksin ittihat ve tarakki fırkasının bir burjuva hareketi olduğunu söylemiş. Hakikaten de rönesans olsun 18 ve 19 yy batı aydınlanması olsun elit ya da burjuva~ zengin kesimin ya bizzat içinden çıkan sanatçılarla  ya da bunlarin teşviki ile aşama kaydetmiş. Bizim musikimiz ve şiirimiz üzerindeki jöntürk~ittihat terakki hareketinin tesiri de bu acıdan benzer bir özellik gösteriyor. Bunlar tahsili yuksek tek kesim osmanlida.Zaten ideolojinin sanatı kendisine bir araç olarak kullanması ne kadar karşı olsak da sanat icin mühim ve aralarında ciddi bir rabıta var. Neticede demek istediğim tarihi ve sanatı tahlil ederken ideolojik kaygılarla meseleyi irdelememek lazım. - 03.01.17
Gülcan (@gulcan32)
Bu kadar bilgiyi nasıl biliyorsunuz? -_- Keşke sınava benim yerime başkası girse. :( - 03.01.17
Shogun (@demindensimdiyegeldim)
Bu güzel yazı için bende teşekkür ederim. - 03.01.17

Asım Mauser

@mauser

"Bittersweet"

Korecanlar eqlesin




Bir de şiir

SEVGİLERDE

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı.

Behçet Necatigil
Mümmüklerin Ozanı (@mumdurdum)
Benim yılım böyle geçti: https://i.kinja-img.com/g...oq0n8rhqgif.gif

2017'nin de pek farklı olacağını düşünümüyorum :( - 29.12.16
Asım Mauser (@mauser)
O zaman umarım 2017 yılın böyle geçer mümmük kardeşim.

- 29.12.16

Asım Mauser

@mauser

http://www.resimag.com/04ca7c15.jpeg


20 beğeni · 10 yorum · Anın Fotosu
kişibaşınadüşenmilligelir (@kisibasinadusenmilligelir)
- 27.12.16
Betül (@lotus)
@mauser eldivenle kitap okumak nasıl bir duygu :P - 27.12.16
Asım Mauser (@mauser)
elimde giyili degil bacım içi boş dizimde duruyordu. üzerimde palto falan giyili sen görmuyon. fotoğraf artistlik olsun diye bir kahve içtim sonra evden çıkıp işe gittim. - 27.12.16
/ 4