ara
Asım Mauser⚘🔫
3.955 89
Rindlerin Ölümü
Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
Gece; bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şiraz'ı hayal ettiren ahengiyle.

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar;her gece bir bülbül öter.

Yahya Kemal BEYATLI

https://soundcloud.com/as...user/ses-249-sd
20 beğeni · 6 yorum · Anın Fotosu ·
Ömer Aydemir. (@seyyah73)
Paylaşım çok güzel kirletmek istemem ama bu da ben. Mızrap çok yorgun belli
Çekiniyor telden
Ya dokununca var oluyor
Ya da sesin yanında
Çekilen tetik
Ses her anı yaşarken
Sen susuyorsun
Susuyorsun kendine
Mızrap diyorsun dokunsun
Telin gergefine
Nakış işler gibi rast geldi
Gül ve karanfil
İğne ucu çukuru
Varlığının kanıtı
Gül bir kenara karanfil diğer
Takılan yakaya bir karanfil
Özlenense Gül daima
Rast gele bir yokluk yaşanan
Mızrabın tele bıraktığı - 24.04.17
Koray Cem (@koraycem)
Münip Amcada çok hoş söyler




bu da bu geceye ikramım olsun. özer abiye de böylece selam etmiş olayım.

- 24.04.17
Koray Cem (@koraycem)
Tanbur çok narin bir sazdır. Her şeyden etkilenir. Bu nedenle tanbur tanburiyi de helak eder. Allah yardımcın olsun @mauser :) - 24.04.17


Kirpiklerinin her teli bir katre taşırken
Bin hatıranın matemi canlandı gözümde
Bak şimdi de ben ağlıyorum kalbim acırken
Vallahi riya yoktur efendim bu sözümde

Kitabı okurken rastgeldim, açtım dinledim pek güzelmiş.
7 beğeni · 0 yorum · Müzik Kutusu ·
Çirkin Kral
Bu dönemlerde Yılmaz Güney'in bir adı da "Çirkin Kral"a çıkmıştı. 1966 yıllarının asıl "kral'ı ise Ayhan Işık'tı. Sinemanın yakışıklı erkek güzeli Ayhan Işık varken, Yılmaz Güney'e bu isim nasıl takılmıştı? Gerçekten ilginçtir, Yılmaz Güney'in bu sloganı şöyle ortaya çıkmıştı. Ünlü aktör, birbiri ardına film çektiği günlerde röportaj için Milliyet Gazetesi'ne gitmişti. Gazetenin günlük eki için, Vatan'dan Milliyet'e transfer edilen gazeteci - yazar Tarık Dursunla bir söyleşi yapacaktı. Bu konuşma sırasında Ayhan Işık'tan söz edilirken Tarık Dursun şöyle diyordu:

"Sinemada iki kral olur mu? Hem Ayhan, kesmeşeker gibi dört
dörtlük bir erkek güzeli... Ya sen Yılmazcığım?"


Ünlü aktör, bu kez oturduğu yerden heyecanla fırlayarak:

"Ne yapalım, Ayhan Ağabey kesmeşeker gibi düzgün bir kralsa,
ben de çirkin kralım..."
dedi.

Ve ertesi gün Milliyetin günlük ekinde Tarık Dursun imzasıyla "Çirkin Kral" manşeti atılınca Yılmaz Güney'in Türk sinemasındaki "yıldızlık sloganı" böylece de belirlenmiş oldu.

Agah Özgüç - Arkadaşım Yılmaz Güney


Şimdi benim de diyeceklerim var. Bir zamanlar Beyoğlu sinemalarının yıldız jönleri Ediz Hun, Cüneyt Arkın, İzzet Günay, Kartal Tibet, Göksel Arsoy gibi bebek yüzlü, salon erkekleri imiş. Dönemin sinema ağaları da burjuva beğenisine hitap eden filmlerde bu jönlere rol veriyorlarmış. İçerik boşmuş fakat görüntü satıyormuş. (Beyoğlu sinemalarının kitlesi çoğunlukla genç kızlarmış)

Fakat sonra ne olmuş? Bir çirkin adam, Anadolu İhtilalini başlatmış. Anadolu'daki sinema izleyicisi çirkin adamı görmek istiyormuş. Çünkü iyi oyuncuymuş, iyi dövüşüyor gerekince ağlatıyormuş. Kızılırmak Karakoyun'da çoban, Hudutların Kanunu'nda kaçakçı, mahkum, sürgün, kabadayı ne gerekirse o oluyormuş... Ve sinemada bir halk ihtilali başlatmış ve ambalajı güzel, içi boş jönün tegallübüne bir son vermiş. Artık çirkin insanın da yaşamaya hakkı varmış.

O Çirkin Kral ki sinemamızı sınırlarımızın dışına taşıyıp Dünya'ya tanıtmış. Bunu Ediz Hun yapabilir miydi?

Demem o ki çirkin insana da bir şans verin kapitalist ibneler, onlara da bir alan bırakın. Ohh beee! Şimdi yine sözü Agah Özgüç'e bırakacağım:

"GÜNEŞ HER SABAH AYNI YERDEN DOĞMAZ"

Rahmetli Pesen de, birçok büyük yapımcı gibi Güney'i tutmamıştı. "Bu suratla" Yılmaz'ın hiçbir şey olamayacağı fikrindeydi. Hattâ hiç unutmam, durumu öğrenmek için Nevzat Pesen'e bu kez yalnız gittiğimde, ünlü yapımcı bana şöyle demişti:

"Bırak Allahaşkına, senin hiç işin yok mu? Bu suratla, bu arkadaştan ancak kömürcü çırağı olur..."

Pesen'in bu kesin yargısına karşılık, benim verdiğim cevap ise noktasına, virgülüne kadar şöyleydi:

"Yanılıyorsun baba, bir gün gelecek bu çirkin adamın önünde hepiniz düğme ilikleyeceksiniz..."

Haklı çıktık. Yıllar sonra Güney'in önünde "ilk düğme ilikleyenlerden biri de rahmetli Nevzat Pesen olacaktı. Bir gün, o horladığı, burunladığı boynu bükük delikanlıyla film yapmak zorunda kalacaktı. Daha önce Güney, Pesen'den olumlu bir sonuç alamadığımı öğrenince iyice küsmüştü. Ve o günden sonra da, bunu bir onur meselesi yapmıştı. Haklı olarak, tüm büyük şirketlere cephe almıştı..

"Hiç acele etme ağam, o bir gün gelecek. Kim ne derse desin güneş her sabah aynı yerden doğmaz... İstedikleri kadar benim oynadığım filmleri istanbul sinemalarında oynatmasınlar... Varsın, Beyoğlu sinemaları Yılmaz Güney'siz olsun... Şimdilik, Anadolu sinemaları bana yetiyor ağam, yetiyor..."

Agah Özgüç - Arkadaşım Yılmaz Güney

Umudunuzu yitirmeyin "güneş her sabah aynı yerden doğmaz..." Saygılar.
Misafir
Bebekliğimi çıkarırsak-her bebek gibi ben de tatlıymışım 1 yıllığına falan- 30 yıllık çirkin olarak bir iki kelam etmeye hakkım var sanırım. Temel iddiam şu ki herhangi bir alanda başarılı bir insanın çirkin olduğunu görüyorsanız eğer, o insanın hikayesi dinlenmeye değerdir işte. Mesela Ayhan Işık mesela  Brad Pitt. Ben bunların değil Yılmaz Güneyin ya da Woddy Allen in hikayesini merak ederim. Güzel insanın önünde bütün kapılar han kapısıdır. Çirkin insan ise iğne deliğinden geçmek için çabalar durur.   Milyarlarca çirkin insan yaşayıp yok olup gider ama kimse hikayelerini merak dahi etmez.Hatta bu insanlar başırılı olsa dahi güzeller içinden başarılı olanlar kadar dikkate değer bulunmazlar. Afrika kabileleri arasına giden bir national g. muhabiri bile yerlilerin en güzellerini fotoğraflar. Ne yazık ki çirkinin nefes alma imkanı yoktur. Çirkinlere de bir nefes payı bırakalım  derdim ama bu insanların bilinçli olarak yaptığı bir şey olmadığı için fayda etmez. Çirkinlik üzerine bir manifesto yazabilirim aslında, ya da uzun bir yazı,mamafih bu komik olmaktan öteye gitmez. İşte bu yüzden burada lafımı bitireyim. Çirkin insanlar benim nezdimde ilelebet payidar olacaktır. Onları saygıyla selamlıyorum. - 19.04.17
Shogun🔫 (@demindensimdiyegeldim)
Demem o ki çirkin insana da bir şans verin kapitalist ibneler, onlara da bir alan bırakın. Ohh beee! Şimdi yine sözü Agah Özgüç'e bırakacağım: Bu sözü sevdim. Yılmaz Güney burjuva ipnelerinin değil de halkın gözünde bir kahramandı. Doğuda, Güneydoğu da Ayhan Işık'ı bilmezlerken Yılmaz Güney efsanesi dolaşırdı. - 19.04.17
aLoNe (@alone)
Yorumdan ziyade birsey söylemek istiyorum ... Abi kral seçerken de güzellik yarışması düzenlenmeli göz numaram arttı 😕 - 19.04.17
Heykel
Resimde, Konya'da bulunan Atatürk heykelini görüyorsunuz. Birazdan hikayemde önem arz edecek heykeli, şimdilik atlayarak cuma günü yaşadığım bir hadiseyi yavaştan anlatayım.

Cuma günü, reis hazretleri buradaydı ve kent meydanında büyük bir miting gerçekleştirdi. Kendi beyanına göre yüz bin kişi kadar (ben onun yalancısıyım) bir kalabalığa seslendi. Yine kendi beyanına göre Cumhuriyet rejiminden önce Konya'da 500 küsür medrese varmış da (ben onun yalancısıyım, resmi kaynaklara göre elli civarı medrese varmış) cehapeliler hepsini ahır yapmış, vs. vs... Bu güzel, ateşin, hisli konuşmayı, büyük natuk, Hazreti Reis'in ağzından dinleme fırsatım olmasa da televizyondan izledim. Miting dağıldıktan sonra, bu sesini duyamadığım uzun ve büyük adamın, en azından bastığı topraklara yüzüm süreyim, onunla aynı havayı soluyum diyerekten çıkıp meydanlara gittim. Kalabalıklar bayraklarını rulo halinde güzelce sarıp ellerine almışlar, kafalarına evet yazılı şapkalarını takmışlar, mutlu bir yüz ifadesi ile evlerine dönüyorlardı. Ben ise yanımda bir arkadaşımla, büyük liderin tarihi konuşmasını yaptığı alanlardan geçerek kentin içinde turlamaya başladım. Biraz sonra yanımdaki arkadaş, Yeşilçam'ın usta oyuncularından Konya doğumlu Ekrem Gökkaya'ya, Facebook üzerinden Konya Lisesi önünden çekilmiş bir fotoğraf attı. Bu olayın üzerinden bir kaç dakika geçmedi ki, kendimi telefonda Ekrem Gökkaya ile konuşurken buluverdim

http://www.resimag.com/7527a54b.jpeg

Ekrem Gökkaya

Yarım saat kadar süren, uzun ve keyfili bir sohbetti. Ekrem Gökkaya'nın çocukluğu ve ilk gençlik yılları Konya'da geçmiş, bu sebeple çoğunlukla Konya üzerine konuştuk. O esnada ben de tam resimde gördüğünüz Atatürk anıtının önünde bulunmakta idim. Bunu Ekrem Gökkaya'ya söylediğimde, bana heykelin ne manaya geldiğini bilip bilmediğimi sordu. Ben hemen alttaki kaidenin Mimar Muzaffer tarafından yapılmış tarım anıtı olduğu, 20li yıllarda üzerine Krippel'in yaptığı Atatürk heykelinin eklendiği gibi ansiklopedik bilgileri sıralamaya başladım fakat Ekrem Gökkaya: "Geç onları geç, manasını sordum" dedi. Bilmediğimi söyleyince Ekrem Gökkaya anlatmaya başladı. 40'lı yıllarda Konya'da bulunmuş bir adamın bu heykeli tüm özellikleri ile hatırlaması beni gerçekten şaşırttı. Dedi ki: "Kurtuluş Savaşında Konya'da milli mücadele karşıtı isyanlar çıkmış, bu sebeple heykel kent merkezine değil, kentin dışına bakıyor." Hakikaten de heykelin sırtı Konya'ya dönüktür, hatta miting yapılan alana da dönüktür. 20'li yıllarda ise heykelin baktığı tarafta herhangi bir yapı bulunmamakta imiş. Ekrem Gökkaya devam etti: Heykelin bir elinde kılıç var, öteki eli buğday başaklarına dokunuyor, bu da şu manaya geliyor: "Siz bu buğdaylarınıza dua edin, onlar olmasa size gününüzü gösterirdim" Ekrem Gökkaya, hafızasında sakladığı heykelin görüntüsünü birebir tarif etmişti. Bu anlatılan hikaye halkın bir yakıştırması mı yoksa gerçek mi bilemiyorum fakat biraz evvel kent meydanından geçerken edindiğim hissiyattan olsa gerek sanki o gün o heykel canlıydı ve gerçekten Konya'ya sırtını dönmüştü.

Neyse, geçelim heykel bahsini. Ekrem Gökkaya ile sohbetimize devam ettik. Her ne kadar oyunculuğundan bahsetsem de o esasında hani o çok sevdiğimiz Yedi Bela Hüsnü, Sakar Şakir gibi oldukça büyük filmlerin mutfak ekibinden. Sayısız filmin prodüksiyonunu yapmış ve genelde küçük rollerde görünmüş. Buna rağmen biz onu o meşhur sakalı ve bıyığı ile görür görmez hemen tanırız. Yaptığı iş gereği Yeşilçam'a dair oldukça farklı anılar biriktirmiş. Örneğin Kemal Sunal'ın Godfather'daki Johnny Fontane'e benzeyen hikayesi gibi... İlk kitabı Benim Dünyam'da bu anıların bir kısmını okumuştuk. Ekrem Gökkaya bu konuşmamızda ikinci kitabının mayıs ayı gibi yayınlanacağı müjdesini verdi. Kitabı şiddetle tavsiye ediyorum.

Bu sanatçı kibrinden uzak, son derece mütevazi insanın beni ciddiye alıp uzun uzun bir şeyler anlatması çok hoşuma gitti. İkinci kitabı yolda olduğu için, Yeşilçam'a dair bir şey sormadım. Halbuki uzunca sinemaya dair konuşmak isterdim.

Ekrem Amca şimdilerde Bartın'da yaşıyor. Bir gün yolumun düşmesini ve bir şekilde yüz yüze görüşmeyi çok isterdim. Ama tabii ki rakı sofrasında bir buluşma en güzeli olurdu. Saygılar.

http://www.resimag.com/50d5a2dd.jpeg
- Ekrem Gökkaya
10 (2 oy)
31 beğeni · 13 yorum · Başıma Gelenler ·
Koray Cem (@koraycem)
Rabia filminde o dönem hala vicdanı olduğunu sandığım islamcılar ne çok söverdiler kendisine :)

http://www.sinemalar.com/...3/ekrem-gokkaya

Bence Bilal İnci, Hüseyin Peyda ve Erol Taş gibi karakter oyunculuğunda önemli mihenk taşıydı. Ancak Türkiye onun gibi kıymetli oyuncuları taşıyamıyor. Ayrıca bu yaşta bu hafızasının olması ilginç. Bence rakı sofraları zihnini açmış hafızasını kuvvetlendirmiş :) - 17.04.17
Misafir
Atatürk konyaya .ötünü dönmüş hikayesi gerçekmiş demek. Güzel bir anı olmuş mauser, yanınızda olmak isterdim doğrusu - 17.04.17
Holly (@tiffany)
İlginç hikaye, Atatürk kime *ötünü döneceğini biliyormuş meğerse; vizyonlu adam vesselam.. - 17.04.17
19 beğeni · 26 yorum · Sohbet ·
Shogun🔫 (@demindensimdiyegeldim)
Hayırlı Haftalar - 10.04.17
hayırlı aylar - 10.04.17
doğala özdeş (@superkimyonn)
Hayirli seneler - 10.04.17
Ben gün gibi yorgun o sebular gibi ince
Bu sessiz sinema oyuncularını anımsatan hanımefendi Bedia Muvahhit. Gerçekten de tiyatro ve sinema oyuncusu. İzleme şansı bulamadığımız Muhsin Ertuğrul filmlerinde oynayarak ilk kadın oyuncularımızdan olmuş.

Büyükada'lı olan oyuncu, Yahya Kemal'in bir şiirinin doğuşuna sebep olmuş.

Sanırım mütareke öncesi, Yahya Kemal yazı Büyükada'da geçiriyor. Bir gün ortak dostları Tahsin Nahit sayesinde Bedia Hanım'la tanışıyor. Hatta Yakup Kadri Bey de orada, hikayeyi şöyle anlatıyor:

"Bazı akşamlar, Dil’de bilmem hangi kır meyhanecisinin, müşterileri eğlensin diye kurduğu salıncaklarda onlarla birlik, çocuklar gibi kolan vurduğumuz olurdu. Bu çeşit eğlencelerimizin birinde erkek arkadaşlarımızın en yaşlısı Yahya Kemal’le kadın arkadaşlarımızın en genci Bedia Şekip (ilk evlenişinde Bedia Muvahhit adını alan ünlü sahne artistimiz), öylesine bir havalanmışlardı ki, bu sefer, Bedia Hanım’ın başından yalnız örtüsü değil, sırtından meşlahı da sıyrılıp uçmuştu. O anda, her bakımdan başının döndüğü şüphe götürmeyen Yahya Kemal ise, “Aman, meşlahınız uçtu” diyeceği yerde “Aman, cibinliğiniz uçtu” diye haykırınca hepimiz Homerik bir kahkahayla gülmeye başlamıştık."


Yahya Kemal, bu çocuklar gibi sallanma işini, Bedia Hanım'ın isteği doğrultusunda yapmaya karar kılmış. Bu hikayeyi bir de kendisinden dinleyelim:

“Ben talebeydim, onlar koskocaman adamlardı. Bir gün Büyükada’ya gittik, davet vardı. Yahya Kemal’e, ‘Ne olur, salıncağa binelim’ dedim. Çocukluk işte. Koskoca Yahya Kemal, benimle salıncakta kolan vurdu. O zaman bir şiir yazdı “Sallandık o şen kızla, salıncaklarınızda’ diye. Alaeddin Yavaşça besteledi bu şiiri. "

Bir başka röportajda ise şöyle demiş.

"— Yahya Kemal Bey, arzumu kırmadı… Bol bol sallandık… Sallanırken ben de onu hayli güldürdüm… Mehtap ve denizden hafif hafif esen rüzgâr geceyi daha da güzelleştiriyordu… Sonra yine güle oynaya evlerimize döndük… O gecenin hâtırasını Yahya Kemal Bey:

Dalgın geceler el ele geldik yarınızda
Sallandık o şen kızla salıncaklarınızda

diye başlayan “Şarkı”sı ile şiirleştirdi… Zaten şiir gibi bir geceydi o."

Yahya Kemal'in bu güzel şiirinin tamamı ise şöyle


Şarkı

Dalgın geceler! El ele geldik yarınızda,
Sallandık o şen kızla salıncaklarınızda
Hummalı denizlerden esen rüzgarınızda
Sallandık o şen kızla salıncaklarınızda.

Ben gün gibi yorgun, o sebular gibi ince,
Birdenbire düşdük gibi bir gizli sevince;
Gezdik yürüdük yan yana rüzgarlar esince,
Sallandık o şen kızla salıncaklarınızda

Yahya Kemal Beyatlı

30 beğeni · 27 yorum · Edebiyat Köşesi ·
Koray Cem (@koraycem)
sayın Alaeddin Yavaşça alzheimer olmuş sanırım. Sürekli geçmiş günleri tekrarlayıp duruyor şimdilerde. Alaeddin Amca yı bir ziyaret edelim dedim. Baktım sohbetten kopuyor sürekli kendi anılarını anlatıyor :) Hiç alakasız zamanlarda :) Ama güzel besteleri var :) Keşke kadın doğumculuğu devam ettirseydi :) diyemiyorum. O zaman bu haliyle anlatacağı anıları uluorta anlatmaya başlasaydı yanmıştık :))) - 03.04.17
Misafir
Bu yahya kemali de saydık başımıza taç ettik yemediği nane kalmamış. Nazım hikmetin anası ile de münasebette bulunmuş. Sürekli batıyı tenkit ediyor orda ne cevizler kırdı allah bilir. - 03.04.17
Koray Cem (@koraycem)
Çok tehlikeli bir abimizdi kendisi :) Her devrin adamı derler ya o işte :) Fransız tarihini su gibi bilirmiş Fransız hatunları da çok severmiş. Ama en çok sevdiği şey yemekmiş :))) Ayrıca çok flörtöz bir abimizdi :) - 03.04.17
Ya Barış Sen Ne Değişik Bir Kardeşsin Yaa
Az evvel Barış'tan bir kargo geldi, büyükçe bir kutu, dedim "Ulan yine içinden acayip bir şey çıkacak, rezil olacağız" çünkü geçen sefer gönderdiği kargoyu ofiste çalışan kızın gözleri önünde açmak safdilliğini göstermiş ve de kutunun içinden çıkan salatalığı nereye saklayacağımı bilememiştim.

Bir musibet bin nasihatten iyidir derler, ben de Barış denilen musibetten edindiğim acı tecrübe ile bu sefer çok temkinli davranarak , kapıyı, pencereyi kapayarak , her türlü önlemi alarak ve de odamda yapayalnız kalarak kutuyu bir bomba imha uzmanının titizliği ile açtım. İçinden resimde gördüğünüz, devasa patlıcana sarılı not çıktı. Notu okudum. Sigarayı içmeye tereddüt ediyorum zira patlayan sigara ihtimali çıkması çok yüksek. Bir de not defterli cüzdan göndermiş. Gerçekten böyle aksesuarlara bayılırım.

Kendisine teşekkürlerimi sunuyorum. Patlıcanı akşam kızartıp, rakıyla yemeyi düşünüyorum. Teşekkürler @bku kardeş. Sen hakikaten çok değişik bir kardeşsin.
42 beğeni · 12 yorum · Başıma Gelenler ·
Hakan (@hakani)
@bku hayırdır? Manav işine girdin de şimdi de sebzeler mi kaldı elinde cüzdanlar gibi? - 31.03.17
Fethiye 📚 (@fthykc)
Çekirdeği yoktur umarım patlıcanın, afiyet olsun :) - 31.03.17
Holly (@tiffany)
Rakı varsa şakşuka yap biraderim:) ulan adam cimri göndersene şöyle 1 kgr adam evinde rakının yanına meze yapsın, yok ulan nerede... düşüncesiz zihniyet hep bunlar.. zihniyetine tükürdüğüm cimrileri:) - 31.03.17
Şair Orhon Murat Arıburnu'nun hem yönetip, hem de başrolünde oynadığı Sürgün (1951) filminde duyduğum bu şarkıyı pek beğendim. Güftesi Servet-i Fünûn edebiyatçılarından Recâizâde Mahmut Ekrem'e, bestesi Rahmi Bey'e aitmiş. İki yönden de pek güzel bir eser. Zeki Müren'den Müzeyyen Senar'a, Sabite Tur Gülerman'dan Bekir Sıtkı Sezgin'e kadar pek çok isimden dinledim lakin bana göre hiçbiri Safiye Ayla kadar güzel söyleyememiş. Belki biraz Zeki Müren... ama yok lan Safiye Ayla daha güzel.

Dinlerken "Gülsitân bezm-i şârâb u câm-ı mey güldür bana" diyerek insanın gül bahçelerine gidesi, hiç olmadı müskirata bulaşası geliyor. Lakin mütedeyyin kardeşlerimin aksülamelinden ve de genç dimağlara menfi tesirler bırakmaktan içtinap iderek çayımı yudumluyorum. Çay beee! Ne kadar kibirli dursa da. Bardağın önünde eğilir çaydanlık. Halis edebiyat bu olsa gerek. Unutun Bacchus şarabını, çay demleyin ve şarkıyı dinleyin:




Süzüp süzüp de ey melek o çeşm-i nîm-hâbını
Neden ya rağbet etmemek dağıtmağa sehâbını
Gönül beğendi sevdi pek hitâbını cevâbını
İç imdi iç şarabını ko bir yana hicâbını
Aç imdi aç nikâbını ayân et âfıtâbını.


Ey melek o yarı uykulu gözlerini süzüp süzüp de
Neden bulutları dağıtmayı istemezsin?
Gönül söz söyleyişini, cevabını pek beğendi.
Şimdi utancını bir kenara bırak da iç şarabını,
Şİmdi örtünü aç da meydana çıkar o güzel yüzünü.
EK 1
@prometheu isimli kullanıcının Mahmut Ekrem'i Servet-i Fünun döneminde anmanın doğru olmayacağı hususunda uyarısı ile bir yanlışlığı düzeltiyor ve kendisine teşekkür ediyorum. Saygılar. 20.03.17
14 beğeni · 4 yorum · Müzik Kutusu ·
Prometheu (@prometheu)
Her ne kadar nihâvend gibi zihnin ücra köşelerine alıp götürmese de yüksek müsaadenizle bu besteyi de aktarmak istedim.

- 20.03.17
Efendim maaşallah. Ben de bu güzel besteyi aktarayım o halde
- 20.03.17
Prometheu (@prometheu)
Hâl-i hâzırda nihâvendden dem vurmuşken, Neyzen Tevfik'i de yâd edelim istedim.

- 20.03.17
Bir ney düşer elden yine bir neyzen ölür;
Dünyâyı unutmuş gibi keyfinden ölür...
Hür aşkını, hür ruhunu hür göğsünden
Bir cezbede nısfiyyeye üflerken ölür.

Arif Nihat Asya


10 beğeni · 0 yorum · Müzik Kutusu ·
Sen tayfundun, ben de yüksek
bir kuleyim gücüne meydan okuyan;
Ya sen dağılacaktın dört bir yana
ya da alaşağı edecektin beni!

Olanaksızdı!

Sen okyanustun, ben de dimdik
yükselen direngen kaya, gelgitlerine;
Ya sen kırılacaktın çarparak bana,
ya beni sürükleyip götürecektin!

Olanaksızdı!

Sen güzel, ben yüce: Alışkınız,
birimiz ayakları yerden kesmeye,
öteki eğilip bükülmemeye:
Yolumuz dar, çarpışma kaçınılmaz…

Olamazdı!

Gustavo Adolfo Becquer

21 beğeni · 20 yorum · Edebiyat Köşesi ·
Holly (@tiffany)
Şiğir güzelmiş, - 10.03.17
Holly (@tiffany)
Müzik daha güzelmiş, - 10.03.17
sen de güzel bir abimizsin - 10.03.17
/ 6