ara
Misliyna
8.008 223

Misliyna

neokur.com/misliyna
Zamansız & Uyumsuz Ruhumdaki düğümler fazlasıyla sıkı. Kimsenin onları çözecek kadar ince tırnakları yok. Bense çoktan vazgeçtim tırnaklarımı uzatmaktan…!

Misliyna

@misliyna

Neden Buradayız?
Madem gelmişiz dünyaya, çok güzel yaşamalıyız. Aşık olmalıyız, çok paramız, iyi bir mesleğimiz ve son model arabamız olmalı. Herkes bize bakmalı, çok güzel, çok yakışıklı olmalıyız. Moda da önemli. En güzel yiyecekleri yemeliyiz. Mangalda balık, çakırkeyif için biraz da alkol olmalı… Mutlu yaşamak ve ölmek arzusu denildiğinde çoğumuzun hedefleri bunlar. Bu hedeflerimize o kadar konsantre olmuşuz ki etrafımızda neler oluyor bilmiyoruz; bu dünyadan başka hiçbir seçeneğimiz olmadığı halde çığlığına kulağımızı tıkamışız. Bindiğimiz dalı kesiyoruz.

Dünyanın yaşam hikayesinde canlılılık 4 milyar yıl öncesine dayansa da, bizim hikayemiz sadece 200 bin yıllık. Çoğunun adını hiç duymamış olsak bile yaklaşık 9 milyon canlı türü, biz olmadan kurdukları hassas ekolojik dengede yaşamlarını birbirlerinin varlığına zincirleme kenetlenmiş olarak sürdürüyorlardı. Doğada kaybeden ya da kazanan yoktu; ta ki biz gelene kadar. Doğada sadece yaşamın devamı ve yardımlaşması vardı. Bulundukları ortama uyum sağlama vardı. Biz gelmeden önce doğada barış vardı…

Son 20 yılda bildiğimiz türlerden 20 tanesinin soyunun tükenmesinde parmağımız var. Küçük bir örnek; 2011 yılında soyu tükenen siyah gergedanın peşinden kaç çeşit hayvanın ve bitkinin acı çektiğini biliyor muyuz ya da bu konuda hiç kafa yoruyor muyuz?

Neden soyu tükenen hayvanlar yaşam zincirinde çok önemli? Sadece bir yararını anlatmak için azot döngüsünü örnekleyelim. Havada bulunan gazların %78`i azot. Ancak gaz halindeki azot canlıların doğrudan bir işine yaramıyor. Onun önemi proteinin devreye girmesiyle başlıyor. Çünkü her hücrenin yapı taşı proteindir. Eğer azot olmazsa protein de olmaz. Dolayısıyla azot, doğrudan olmasa bile yaşam için gerekli olan en önemli elementlerden biridir. Gaz halindeki azotu, azot tuzları haline getirmek ve bünyesine alıp protein yapabilmek için, doğada birçok canlı özel yetenekler geliştirmiş durumdadır. Gaz halindeki azotu önce yağmur, şimşek sarsar. Sonra da topraktaki bazı bakteriler onu, nitrata ve azot tuzuna dönüştürür. Bitkiler azotlu toprakta fazlaca gelişir, bunu yiyen hayvanlar da protein ihtiyacını karşılayacak azotu otlardan sağlamış olur.

Dünyada her toprak parçası eşit azota sahip değildir. Azot bakımından fakir olan topraklarda devreye giren en önemli hayvanlardan biri de siyah gergedanlardı. İri cüsseleri ile günde 12 saat boyunca azotsuz, besin değeri düşük ot yiyor ve vücutlarının bir bölümünde bu otu fermantasyon (mayalama) yaparak, azot üretiyorlardı. Ürettikleri azotu protein yapmada kullanıyorlar ve bir kısmını da dışkı ile doğaya bırakıyorlardı. Karıncalardan ağaçlara, otlara kadar bütün toprak bu azotun varlığından mutlu oluyor, gelişiyordu. Şimdi siyah gergedanlar yok, azottan yoksun topraklar, protein üretemiyor. Azot yoksa yaşam da yok. Beslenme zincirini kırdık. Son 50 yılda 300 bin canlı türü yok oldu.

Tarımı keşfedip, yerleşik hayata geçeli sadece 10 bin yıl olduğu halde doğanın hassas dengesini geri dönüşü olamayacak şekilde mahvettik. Azot döngüsü için mükemmel çözüm bulan ve el ele çalışan canlılar bir gün bizi yok etmek için de el ele çalışabilir. Bilimkurgu gibi gelse de veba salgını, verem, tifo, çocuk felci vs salgınlarında doğanın bizi üstünden silkeleyip atabileceğini büyük kayıplar vererek gördük… En son ebola virüsünün taktiği şimdiye kadar bağışıklık sistemimizin tanımadığı bir taktikti. Doğa bizden çok şey istemiyor. Hedeflerimizi gerçekleştirmeye çalışırken, aynı gezegeni paylaştığımız öteki canlılara da saygı ve hassasiyet bekliyor. Bütün canlıların doğaya olumlu bir katkısı varken neden bizim yok? Ve bu yıkım nereye kadar devam edecek? Biz neden varız? Sadece yıkmak için mi?

Hangi din, hangi inanç bu bencilliğimizi temizleyerek bizi günahsız atfedebilir? İyi insan kavramının sadece kendi türüne saygı ile ölçülmesi ne kadar doğrudur? Hangi doğa bu denli egoist bir canlıyı daha fazla barındırabilir? Kendi kendimizi yok etmesek bile doğanın çatık kaşlı bakışı üzerimizde. Acaba biz de doğanın veba mikrobu muyuz, doğal seleksiyona katkı için mi buradayız? Sebep ne olursa olsun, doğa kendisini yok edecek her sınavdan, şiddetli meteorlardan bile galip çıkmışken bizim ona karşı hiçbir şansımız yok. Bunun bilinci ile ya onunla barış içinde yaşayacağız ya da bütün aşklarımız, paramız, arabamız, güzel mesleğimiz ile yok olmaya usul usul uzayacağız!

“Burada geçirdiğim süre içinde öğrendiğim bir şeyi seninle paylaşmak istiyorum. Türlerinizi sınıflandırma fikrine kapıldığım bir günümde, aslında sizin memeli olmadığınızı fark ettim. Çünkü bu gezegendeki her memeli, içgüdüsel olarak kendilerini çevreleyen ortamla doğal bir denge oluşturuyorlar. Ama siz insanlar bunu yapmıyorsunuz. Siz belirli bir alana yerleşip, çoğalıyorsunuz. Sonunda bütün doğal kaynaklar yok olana kadar buna devam ediyorsunuz. Hayatta kalmak için yapabileceğiniz tek şey olaraksa başka bir alana yayılmak kalıyor… Bu gezegende aynı yöntemi kullanan bir başka organizma daha var. Ne olduğunu biliyor musun? Bir virüs! İnsan türü bir hastalık. Bu gezegende bir kansersiniz. Bir tür salgın. Ve biz de tedaviyiz!” – Ajan Smith / The Matrix

Hazırlayan: İnanç Kaya
Kaynak : http://www.bilimkurgukulu...eden-buradayiz/
7 beğeni · 3 yorum · Sohbet ·
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
İlk satırlar ne-hoştu " gerisini okumadım üzülmemek için.:) - 23.03.17
Büşra nur (@busra-nur843)
İlk satır için degerlendirmek gerekirse dünyaya keyif yapmak için geldiğimiz düşünmüyorum. - 23.03.17
Misafir
Guzel yazi - 23.03.17

Misliyna

@misliyna

Çocukları Neden Öğretimden Uzak Tutmalıyız?
Öğretim dendiğinde akla okul gelir. İşte temel sıkıntı da burada başlamaktadır. Oysa doğrudan kendi hayatlarımıza baktığımızda görüyoruz ki öğrendiklerimizin çoğu yaşam tecrübelerimizdir. Bizlere düşen temel görevde çocuklarımıza kendi yaşam tecrübelerini deneyimleyebilecek ortamı yaratmaktır fazlasına gerek yok neden derseniz…

1- Çocuklar bir şeylerin öğretilmesini istemiyor.

Öncelikle çocuklar aslında onlara bir şeylerin öğretilmesini istemiyor. Bu konuda hırsları ve idealleri ve de geleceği yönelik endişeleri olanlar bizleriz. Zaten her çocuk içinde sınırsız bir öğrenme dürtüsü ile doğar. Çocuklara bir şeyler öğretmek için yollar bulma konusunda kendinizi durdurursanız ve bunun yerine onlara kendi başlarına öğrenmeleri için izin verirseniz daha doğru olmaz mı? Çocuklar yetişkinlerden merak ettikleri şeyler hakkında bilgi ister, eğitim değil.

2-Çocuklar, bir şeylerin öğretilmesine muhtaç değil.

Çocuklar, ilgi alanlarını ve meraklarını mükemmel bir şekilde takip edip, kendilerini eğitebilir. Bu yolla hayatları için neyi öğrenmeleri gerekiyorsa öğreneceklerdir.

“Çocuklar biyolojik olarak kendi eğitimlerini üstlenmeye yatkındır. Kendi menfaatlerini takip etme özgürlüğü ve araçları sağlandığında, güvenli ortamlarda, çeşitli ve öngörülemeyen yollarla çiçek açarlar ve gelişirler ve yaşamın zorluklarını aşmak için gereken becerileri kazanırlar. Böyle bir ortamda, çocuklar yetişkinlerden ihtiyaç duyacakları zaman yardım ister. Zorunlu derslere, ödevlere, testlere, derecelere, yaşa göre sınıflara ayrılmaya veya mecburi eğitim sistemimizin diğer standartlarından herhangi birine gerek yoktur. Bütün bunlar aslında çocukların doğal öğrenme yollarını engellemektedir.”– Peter Gray, Free to Learn

3-Hiçbir şey zorla öğretilmez.

Kendinize bir şeyin zorla öğretilmeye çalışıldığını düşünün, kabul eder miydiniz? Çocuklar, düşünce özgürlüğünü aynı yetişkinler gibi hak ediyor. Kendi hayatları ve zihinleri üzerinde aynı kontrole sahipler. Öğrenmeye zorlamaya çalışmak gerçekçi bile değildir, kişinin ilgisini, dikkatini, zihinlerinin içini kontrol edemezsiniz.

4-Okul bir şeylerin öğretildiği tek yer değildir.

Yetişkinler bir şeyler öğrenmek istediklerinde genelde eğitim almaktan ziyade daha pratik çözümlere başvururlar.Muhtemelen çok seyrek olarak. İnternet, kitaplar, birebir iletişimler genelde bilgi ihtiyacımızı karşılamak için yeterlidir. Yüzyıllardır bilgi günlük hayatımıza dahilken bir anda onu hayattan koparım sınıflara hapsetmek neden?

Öğretmenin görevi, öğrencinin öğrenebileceği bir ortam yaratmaktır. Bilgi, kimseye zorla verilemez. Beyin, bilgiyi kabul edilebilir, en önemlisi birey, ilgi için acıkmalıdır.”– Monty Roberts

5-Öğretmen rolune bürünmeyin.

Okuldaki bir öğretmenin temel görevi bir sınıf çocuğa müfredatı öğretmektir. Ancak müfredat hayatın kendisidir ve ihtiyaca göre şekillenir.

“Okulsuz eğitim, herhangi bir bilgi keşfi ile ilgili değildir. Benliğin keşfi ile ilgilidir.”– Ben Hewitt, Home Grown

6-Çocuklarınıza güvenin.

Çocuklarımın yeteneklerine tamamen güveniyorum. Onların ‘eğitimsiz’ olmasından endişelenmiyorum. Çocuklar inanılmaz varlıklardır ve onların bilindik anlamda eğitimsiz olmaları çok da önemli değildir.! Önemli olan onların doğalarında varolan merak duygusunu desteklemek ve köreltmemektir.

Jean Piaget çok güzel söylemiş:

“Bir çocuğa bir şeyler öğrettiğiniz zaman; çocuğun onu keşfetme şansını sonsuza kadar elinden alırsınız.”

7-Neyi bilmeye ihtiyaçları olduğunu onlardan daha iyi bilemeyiz.

Kişinin ihtiyaç duyduğu bilginin ne olduğunu ya da ne ile ilgilendiğini o kişiden daha iyi kim bilebilir?

“Gelecekte hangi bilginin en çok ihtiyaç duyulan bilgi olacağını bilemediğimiz için, bilgiyi önceden öğretmeye çalışmak anlamsızdır. Bunun yerine, öğrenmeyi çok seven insanlar meydana getirmeliyiz”– John Holt

Okul, genellikle öğrenme sevgisini öldürür, bu da tutkulu, kendi kendini yöneten öğrencileri yetiştirmek için çok etkisiz bir yoldur.

8.Geleceği düşünün.

Geleceğin işleri için ne tür insanlara ihtiyaç duyulacak dersiniz? Bilindik eğitim sistem bu ihtiyacı ne kadar karşılayabilir?

Dünyanın sorun çözen insanlara ihtiyacı var. Kalıpların dışında düşünebilen yaratıcı insanlar. Farklı becerilerin özgün insanları. Fark yaratmak isteyen tutkulu insanlar. Kendi öğrenmelerinden sorumlu kendine güvenen insanlar. Motive edilmiş insanlar. Bu becerilerin bir okulda müfredat olarak öğretilmesi mümkün değil elbette. Standartlaştırılmış bir eğitimden elde edilen standart insanlardır.

“21. yüzyılın cahilleri, okuma yazma bilmeyenler olmayacak; öğrenemeyen, öğrendiğini unutan ve yeniden öğrenmeyenler olacak.” Alvin Toffle

Okuduğunuz bu 8 madde çeşitli alternatif eğitim makalelerinden derlenmiştir. Okulsuz toplumun mümkün olması siyasi otoritenin ortaya koyduğu yaptırımlar doğrultusunda pek mümkün değildir özellikle Türkiye gibi ülkeler için elbette ancak yine de öncelikle eğitim ve öğretime bakış açımızı gözden geçirip, okula değil çocuklarımıza odaklanırsak geleceğe daha sağlıklı nesiller bırakmamız olası olabilir.

“Çocuğunuzun gözlerinin içine bakın, onu ruhsuz ve ölü kılan, aydınlatan, canlandıran şeylerin neler olduğuna dikkat edin”. Carol Black, A Thousand Rivers

Fatma Erdoğan – Sibel Çağlar
Kaynak : http://www.matematiksel.o...zak-tutmaliyiz/
3 beğeni · 0 yorum · Sohbet ·

Misliyna

@misliyna

Kitap Okumanın Bilimsel Faydaları
Başladığınız her yeni kitap limanda demirlenmiş gemiyle denizlere açılmaktır. Bazen durgun sularda, bazen de fırtınalı bir denizde yolculuktur. Her kitap yeni arkadaşlıklar ve yeni dostluklar demek. Hayatımızdan belki hiç çıkmayacak kahramanlarla tanışmaktır. Daha önce keşfedilmemiş ve gizemli yerlerde soluklanmaktır.

Her şeyden önce kitap okumanın sınırsız faydası olduğunu düşünüyorum. Çünkü her bireyde farklı bir izlenim, farklı bir tat bırakıyor insanda. Bir de bilimsel olarak kanıtlanmış bazı faydaları bulunmaktadır. Şimdi gelin düzenli kitap okumanın bilimsel faydalarına birlikte bakalım.

Uyku problemi yaşayanlar: Tabi ki; bu uykum gelmiyor, uyumak için kitap okumalıyım anlamına gelmiyor. Eğer uykularınızda düzensizlik yaşıyorsanız yapılan çalışmalar gösteriyor ki düzenli olarak kitap okuyan kişilere kitap okumak ilaç gibi geliyor.

Okumak insanların empati duygusunu güçlendiriyor: Toplumumuzun belki de en fazla ihtiyaç duyduğu kavramdır empati. Yapılan araştırmaya göre kitap okuyan kişiler kitaplardaki karakterlerle kendini özdeşleştirir. Bu da bireye empati kurmayı kazandırıyor.

Düzenli kitap okumak hayatımızdaki sorunlarımızı çözmemize yardımcı oluyor: Ohio Devlet Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma, kitap okuyan kişilerin farkındalık seviyelerinin yükseldiğini, böylece karşılaştıkları zorlukları daha iyi atlatabildiklerini gösteriyor.

Okumak stresi azaltır: Stresli ve gergin bir iş ortamınız varsa kesinlikle kitap okuyun. 2009 da Sussex Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre kitap okumak ciddi anlamda stersi azalttığı görülüyor.

Okumak beyin fonksiyonlarını ve beynin daha iyi çalışmasını hızlandırıyor: ABD’de Emory Üniversitesi’nde gerçekleştirilen yeni bir araştırmaya göre iyi bir kitap okuyucusunun beynin daha fazla çalışmasına ve kas hafızasına benzer şekilde devam eden nörolojik değişikliklere neden olduğu keşfedildi.

Depresyon ve bunalımdan kurtulmayı sağlıyor: Yabancısı olmadığımız bir kavramdır depresyon. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki düzenli kitap okumak depresyona giren bireylerin depresyondan daha hızlı çıkmasını sağlıyor.

Kitap okuyan insanlar daha sosyaller: Kitap okumayı seven insanların farklılıkları daha çabuk benimsedikleri ve farklı kültürlere ait insanlarla daha iyi iletişim kurabiliyor. Yapılan bir araştırmaya göre kitap okuyan kişilerin daha sosyal olduğu gözleniyor.

Okumak bizi iyi bir dinleyici yapıyor: İletişimde en büyük beklentiniz karşınızdakinin sizi iyi dinlemesini istemeniz. İyi bir kitap okuyucusuysanız aynı zaman da iyi bir dinleyicisinizdir. Nitekim yapılan bilimsel araştırmalar onu gösteriyor.

Kitap okumak hafızayı güçlendiriyor: Kitap okuduğumuz her an aslında beyninizi geliştiriyorsunuz veya bilgilerinizin yenilenmesini sağlıyorsunuz. Yapılan bir araştırma kitap okumanın beyindeki aktivitelerindeki yavaşlamayı azalttığını kanıtlıyor.

Kitap okumak daha iyi bir yazar olabilmeyi sağlıyor: Farklı yazarların kitaplarını okuduğumuzda farklı yazarlarla dolayısıyla farklı düşüncelerle karşılaşıyorsunuz. Ne kadar çok şey okursak, yazı yazma konusunda o kadar çok şey öğreniyoruz. kendimizi daha iyi ifade etmemizi sağlıyor.

Okumak bizi açık fikirli biri olmamızı sağlıyor: The Creativity Research Journal’ın yayınladığı bir çalışmaya göre, kitap okuyan insanların daha açık fikirli ve daha girişimci olduğunu gösteriyor.

Hatırlıyorum küçükken okula gelen gezici kütüphaneden bir aylığına aldığımız, eskimiş, çoğu sayfası çevirmekten olsa gerek aşınmış ve sınırlı sayıdaki kitaplardan alırdık. Sınırlı sayıdaki o kitapların bana göre tadı çok farklıydı. Belki o tadı bir daha alamıyorum fakat kitap okumak her dönemde farklı bir tat bırakıyor insan hayatında.

Klişe olacak belki ama neredeyse her yerde kitaplar ve kütüphaneler var artık. İsteyen istediği anda alıp okuyabilir. Fakat buna rağmen ülkemizde kitap okuma oranı beklentilerin çok çok altında.

Kaynak : http://www.matematiksel.o...msel-faydalari/
4 beğeni · 0 yorum · Sohbet ·

Misliyna

@misliyna

Türkiye’de Kadınlar Daha Mı Çok Okuyor?
Ülkemizde kadınlar daha mı çok okuyor bilemiyoruz ama kadınların daha çok kitap satın aldıkları bir gerçek. Üstelik fantastik kitap da en çok okunanlar arasında!

8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Türkiye’deki kadın okuma alışkanlıklarını inceleyen D&R, 28 şehirdeki 153 mağazasının verilerine göre kitapların yüzde 64’ünün kadınlar tarafından satın alındığını açıkladı.

Kadınların tercih ettiği kitapların yüzde 65’inin macera türünde olduğu, en çok kitabı ise Bursa, İstanbul ve Antalya’daki kadınların okuduğu belirtildi. İncelemeye göre, Türkiye’de kadınların okuma alışkanlıklarına ilişkin sonuçlar şöyle:

Verilere göre kadın okuyucuların ilk sırasında Türk romanları, ikinci sırada çocuk gelişimi, üçüncü sırada ise sağlık kitapları yer alıyor.

Kadınlar en çok fantastik ve macera türünde kitap okuyor. Satılan kitaplar içinde en çok talebi yüzde 65 ile macera türü görüyor.

Erkekler yüzde 36’da kaldı

D&R’da satılan kitaplar, cinsiyete göre incelendiğinde yüzde 64 ile en büyük payı kadınlar alıyor. Kitapların sadece yüzde 36’sı erkekler tarafından alınıyor.

Müşteri sayısına göre satışlar incelendiğinde en çok Bursa’daki kadınların kitap satın aldığı görülüyor. Bursa’yı İstanbul, Antalya, Muğla ve İzmir takip ediyor.

En çok alışveriş 38-43 yaş arasında

17-78 yaş arasında yapılan araştırmaya göre kadınların en çok alışveriş yaptığı yaş aralığı ise 38-43.

Kaynak : https://frpnet.net/edebiy...a-mi-cok-okuyor
3 beğeni · 0 yorum · Sohbet ·

Misliyna

@misliyna

Arrival Filminin Esinlendiği “Geliş” Kitabı Raflarda
Arrival Filminin Esinlendiği “Geliş” Kitabı Raflarda
Kaynak : FRPNET / Kayra Keri Küpçü

Son yılların en başarılı bilimkurgu filmlerinden biri olarak nitelendirilen Arrival‘ın esinlendiği, Ted Chiang‘ın kaleme aldığı Geliş kitabı raflarda yerini aldı.


Bilirsiniz, kitaplardan uyarlanan filmler her zaman buz dağının görünen yüzü gibidir. Kitapta ise buz dağının tamamını görmek mümkün olur. Geliş kitabı da bize çok daha fazlasını sunuyor.

Kitabın arka kapak yazısı şöyle;

“Geçmişte ve gelecekte gerçekleşen her olayın kaydını tutan bir vakayınamenin, Çağlar Kitabı’nın önünde duran bir kadın düşünün. Her ne kadar yazılanlar ışığın etkisiyle zamanla silinse de hâlâ devasa bir cilt bu. Kadın elinde bir büyüteçle insan cildi inceliğindeki sayfaları çevirmeye başlıyor; ta ki hayatının hikâyesini buluncaya dek… Geleceği bilenler onun hakkında konuşmazlar. Çağlar Kitabı’nı okuyanlar bunu asla itiraf etmezler.”
“Böylesine etkili bir filme (Geliş) dönüşen her öykünün sonunda dikkatimi kitaba, özgün kaynağa çeviririm. Ted Chiang yalın, aman vermeden ve ışık saçarak yazıyor.”
– Colson Whitehead

“Ted Chiang öylesine orijinal ki insanın ağzı açık kalıyor.”
– Junot Diaz

“Ted Chiang tam bir hazine. Kaleminden ne dökülse bir elmas gibi parlıyor.”
– Cory Doctorow

MonoKL Yayınları’ndan çıkan 288 sayfalık kitabın çevirisi M. İhsan Tatari’ye ait. Herkese iyi okumalar.
6 beğeni · 2 yorum · Sohbet ·
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
Film izleyeyim - 23.03.17
Misliyna (@misliyna)
Güzel film en kısa sürede izlemelisiniz Sn. @karacurin :) - 24.03.17

Misliyna

@misliyna

Jim Dodge’un Önemli Fantastik Eseri Taş Kavşak Raflarda
Jim Dodge’un Önemli Fantastik Eseri Taş Kavşak Raflarda
Kaynak : FRPNET/Kayra Keri Küpçü

Fantastik edebiyat dendiğinde aklımıza gelen eserlerin arasında Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter gibi önemli eserler mutlaka vardır. ABD’li romancı ve öykü yazarı Thomas Pynchon, Jim Dodge’un Taş Kavşak eseri için, “Harry Potter’dan önce Taş Kavşak vardı,” diyor.


Taş Kavşak kitabının arka kapak ve tanıtım yazısı şöyle;

Amerikan’ın az ama öz yapıt veren edebiyat hazinesi Jim Dodge’dan unutulmayacak bir macera kitabı. Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter serilerini sevenler bu fantastik kitaba bayılacaklar.
Taş Kavşak; Büyücüler ve Kanun Kaçakları Birliği AMO tarafından kol kanat gerilmiş Daniel Pearse isimli zeki ve amansız bir hayal gücüne sahip öksüz bir çocuğun romanı. Birlik, büyücülerin anadan doğma değil sonradan olma olduğunu iyi bildiğinden Daniel’i bilge hocaların eline teslim ederek onu meditasyon, kasa hırsızlığı, poker ve duvardan geçmek gibi alışılmadık becerileri içeren sıradışı bir çıraklık sürecine tabi tutar. Eğitimini başarıyla tamamlayan Daniel, Birlik’in talebiyle, ABD Hükümeti tarafından New Mexico’daki bir kasada tutulan ve Felsefe Taşı ya da Kutsal Kâse olduğu rivayet edilen gizemli, 2,5 kiloluk elmas bir kürenin peşine düşer.

Daniel’in bu büyülü taşı elde etme ve annesini kimin öldürdüğünü bulma arayışı, Büyü ya da Zindanlar ve Ejderhalar oyunundaki rollere bürünülen cehennemden dünyalardaki özgür ruhlu bir macera. Ve farkına varamıyor olsak da hepimizin içinde var olan güçlere bir güzelleme.

“Taş Kavşak’ı okumak, gerçekten önem taşıyan şeyler şerefine düzenlenmiş bitmeyen bir kutlamaya katılmak gibi.”
– Thomas Pynchon

“Daniel Pearse’ın çocukluktan yetişkinliğe geçiş hikayesi biraz Thomas Pynchon’ı, biraz Tolkien’i biraz da Richard Brautigan’ı andırıyor ve Huckleberry Finn’in mirasını yaşatıyor. Taş Kavşak şamatacı, şaşırtıcı ve aynı zamanda masalsı bir macera. Öylesine tatlı, öylesine Amerika’ya özgü bir iyimserliği var ki adeta uzaklarda bir yerlerde, alışveriş merkezlerinin ardında Oz’u bizi beklerken buluyoruz.”
– New York Times

“İmgelem gücüyle dolu karakterlerin geçit yaptığı muhteşem bir anlatı.”
-Herald

“Kesinlikle acayip ve kesinlikle sapına kadar Amerikalı bir dünyada, tuhaf bir adamın hakikate ve bilgiye ulaşmak için çıktığı çılgın bir modern Odysseus hikayesi”
– Sunday Tribune

“Bu roman uçsuz bucaksız bir çeşitlilik gösterdiği kadar çarpıcı da. Yazar büyük bir beceriyle AMO’yu gerçek Amerika’ya ilmek ilmek işleyerek romanı bu ülkeye dair nefes kesici bir anlatıya dönüştürmüş. Geniş karakter yelpazesinin her bir üyesinde görülen derin hümanizma ise romana çok özel bir görkem kazandırıyor.”
– Observer

“Kitaba başladığım ilk yarım saat içinde kendimi hikayeye tamamen kaptırmıştım. Roman sürükleyiciliğin i hiç yitirmeden beni son satıra kadar merakta bıraktı.”
– The Times

“Temposu hiç düşmeyen, insanı ağlatan, güldüren, meraka sürükleyen bir anlatı. Olayların çoğunun imkansızlığı aşikâr da olsa hikaye sonuna kadar inandırıcılığını koruyor.”
– Highland News Group

Taş Kavşak, MonoKL Yayınları tarafından dilimize kazandırıldı. 436 sayfalık kitabın çevirisi Ayşe Ünal’a ait.

Herkese iyi okumalar.
1 beğeni · 0 yorum · Sohbet ·

Misliyna

@misliyna

Death Note cılar buraya
Netflix'in Death Note uyarlamasından ilk fragman

Anime ve manga klasiği Death Note, Netflix'in yeni uyarlaması olarak dikkat çekiyor. Yayınlanan kısa fragman oldukça etkileyici.

Eğer elinizde kimin yaşayacağına ya da kimin öleceğine karar verme gücü olsaydı ne yapardınız? Tsugumi Ohba ve Takeshi Obata tarafından yazılan efsane statüsündeki manga serisi kısa sürede milyonların sevgilisi oldu, tabii bunda Death Note'un anime dizisinin de etkisi büyük. Netflix'in bu iddialı dizisinde yönetmenliği Adam Wingard üstleniyor, kendisini Blair Witch ve You're Next gibi başarılı korku filmlerinden tanıyoruz. Filmin oyuncu kadrosuysa şöyle; Nat Wolff (Paper Towns), Margaret Qualley (The Leftovers), Lakeith Stanfield (Get Out), Paul Nakauchi (Pirates of the Caribbean: At World’s End), Shea Whigham (American Hustle) ve Willem Dafoe (Spider-Man). Death Note, 25 Ağustos'ta Netflix ekranlarında

3 beğeni · 0 yorum · Sohbet ·

Misliyna

@misliyna

Günaydın...
Malayla düzeltiriz olmazsa... :)
12 beğeni · 2 yorum · Sohbet ·
[silindi]
kumsaltemiz (@kumsaltemiz)
Hahaha günaydın - 23.03.17

Misliyna

@misliyna

Atomic Blonde ilk fragman -Gümbür gümbür geliyor... :)
Oscar ödüllü oyuncu Charlize Theron, Atomic Blonde'daki performansıyla John Wick'in eline biberon veriyor!

Kusura bakma Keanu Reeves, John Wick'ten büyük Atomic Blonde varmış! İlk John Wick filminin yardımcı yönetmeni olan ve şu sıralar Deadpool 2'yi çekmeye hazırlanan David Leitch'in yönettiği bu filmi görmelisiniz! Charlize Theron yepyeni filmi Atomic Blonde'da adam dövmenin sanatsal bütünlüğünü dışavurumcu bir performansla izleyenlere sunarken, tüm seksapelini bugüne dek yapmadığı ölçüde gözler önüne seriyor. Seks, yumruk, tekme ve kurşunlar Atomic Blonde fragmanında havada uçuşuyor. 2017 yaz mevsimine Theron damgasını fena vuracak!

7 beğeni · 2 yorum · Sohbet ·
face of face (@doktorno)
wawww - 15.03.17
face of face (@doktorno)
hacı yatmaz gibi maşallah tutttum bu filmi:) - 15.03.17

Misliyna

@misliyna

Mizah
Mizah anlayışım..
8 beğeni · 0 yorum · Sohbet ·
/ 149