ara

NERGİS

NERGİS

@nergis1907

Kitabı bir ara alıp okudum ve malesef işlerimden dolayı okuyamadım. Sonrasında da ara verdiğimden olsa gerek devam etmek istemedim. Sonrasında yeniden en baştan okumaya başladım.
Kazuo inanılmaz bir kaleme sahip. Ne olduğunuzu anlamadan hikayenin içerisinde buluyorsunuz kendinizi. Kurduğu cümleler yorucu değil, gayet ferah ve anlaşılır; ancak bir etki yaratıyor üstünüzde. Kendine özgü bir şeyler barındırıyor.

Aslında, kitabın konusuna çok da fazla girmek istemiyorum çünkü okuyup da öğrenmeniz gereken şeyler var. Sopi vermeden ve kitabın gizemini açık etmeden anlatayım.
Kath adında bir bakıcının Hailsham adlı yerde geçen okul yıllarını ve ondan sonraki hayatını anlatması diyebilirim. Fakat tabii ki hikaye bu kadar basit değil ve adının çağrıştırdığı gibi bir aşk da barındırmıyor. Açıkçası adından dolayı okurken bir yerlerde aşk bekledim ? Size bilim-kurgu, distopya türünde olduğunu söyleyebilirim.

Kitap güzel karakterlere ve hoş bir kurguya ev sahipliği yapıyor. Otuzuncu sayfadan sonra hikayenin yerine oturduğunu ve anlatılanların nasıl geliştiğini görebilirsiniz. Romandaki sarmal düzen, sizi olayların içine çekiyor.

Kitabın türüne bilim-kurgu desem de hemen bol aksiyonlu, sağ gösterip sol vuran bir eser beklemeyin. Beni Asla Bırakma biraz daha sakin, biraz daha oturaklı. Bunu da not etmekte fayda var tabii.

Eserin altındaki mesaj, işlenen kurgu tamamıyla inanılmazdı. Tam benim seveceğim türdendi. Sadece, ikinci ve üçüncü kısım bir nebze daha şaşırtıcı ve merak uyandırıcı olsaydı her şey daha güzel olurdu diyorum. Tek sevmediğim bu nokta bu oldu, gerisini keyifle okudum.

Not: Kitabın bir de filmi bulunuyor, en kısa zamanda onu da izleyeceğim.
Beni Asla Bırakma
kitaba 7 verdi
5 beğen · 0 yorum

NERGİS

@nergis1907

Sensin hata :)
Sabırsızlıkla başladığım serisinin 2. kitabı da bitti. Kahkaha garantileyen diyalogların bol olduğu, güzel bir kitaptı. Gerçekten okurken keyif aldım.

Bu sefer ki oyuncumuz Logan. Logan en yakın arkadaşının sevgilisine ilgi duyan, partilerden çıkmayan biri. Bir yandan içindeki aşk acısı, bir yandan en yakın arkadaşına karşı duyduğu suçluluk.

Logan, abimiz Garrett’ın sevgilisine anlam veremediğimiz duygular besliyor. Anlam veremediğimiz diyorum çünkü kendisi de aslında ne hissettiğini bilmiyor. Haliyle bunu bizlere de yansıtıyor. Muhteşem ikiliyi görmemek için evde durmuyor. Partiler, kızlar derken bir sürü hata birbirini kovalıyor. Sonra da en büyük hata geliyor. Yanlışlıkla çaldığı bir yurt kapısı. Ve kafasını dağıtmasına sebep olan Grace Ivers gibi tatlı bir kız. Günler sonra tamda Grace ona duygularını açmışken bizim çküz “başkasını unutmak için onunla olduğunu” söylüyor. Tam öyle olmasa da o anlama gelen cümleleri kuruyor ve kızdan tekmeyi yiyor. Bu tekme, beynine gidemeyen oksijenin tekrar hareket etmesini sağlıyor ama bu sefer de Grace ortalarda yok. Onu kazanmak çok zor değil ama kolay da değil. O yüzden yaz tatili sonrası olaylar hareketleniyor.

En güzeli sanırım Hannah'ın onunla konuşması ve ona aşık olmadığını anlatmaya çalışması.

Benim bir numaram hala Garrett ve Hannah olsa da bu çift de iyiydi. Grace’in ilk sayfalarda ki durdurulamaz çenesi çok tatlıydı. Keşke yazar, kızın bu özelliğini ilerleyen sayfalarda da gösterseydi. İlk zamanlar konuşma şekline bayılmıştım kızın. Kahkahalarla gülmüştüm ondna kaçan herkesten sonra ?? Logan ise baba tarafından şansız olanlardan. Aslında çok düşünceli ve harika birisi. Sadece bir süre pislik gibi davrandı o kadar J Eh güzel de telafi etti. İlk kitaba göre bir tık daha aşağıdaydı ama yine de samimi dilinden ve akıcılığından pek bir şey kaybetmemişti. İkilinin tanışmaları sırasında gelişen olaylar biraz fazla hızlıydı ama sonrasında Logan’ın yaptığı hareket (her ne kadar berbat olsa da) bir anda aşk böceği moduna girmelerini engelledi. Bu davranış ikili arasında neler olacak sorusunun fitilini daha çok ateşledi.

İlk kitap içinde söylemiştim. Eğlenmek ve kafa boşaltmak açısından harika bir seri. En kıza zamanda serinin son kitabınıda alacağım.
Hata
kitaba 9 verdi
3 beğen · 0 yorum

NERGİS

@nergis1907

Han han :)
Uzun zamandır bir kitap okurken bu kadar gülüp eğlenmemiştim. İş yükümün arasında harika bir motive kitabı oldu benim için. Ve hemen serinin ikinci kitabına başlayacağım. Bu arada serinin son kitabı 2 güb önce satışa çıktı ?
Şimdi kitaba gelirsek. Kız karakteri ve erkek karakteri çok beğendim. Yazar ikisini çok güzel yansıtmıştı. Ve diğer kitaplarda olduğu gibi bu karakter değişikliği hiç olmadı. En önemlisi iki karakterde güçlüydü.

Konuyla ilgili detaya girmek istemiyorum ama en ana hatlarıyla söylemem gerekirse, düşük gelen sınavı yüzünden sıradaki maça çıkmama ihtimali olan hokey takım kaptanı Garrett'ın, sınavı geçen sayılı öğrencilerden biri olan Hannah'dan yardım istemesi ve beraber ders çalışmalarıyla gelişen arkadaşlıklarını, ardından da bunun aşka dönüşmesini konu alıyor.
Ama Hannah ne zaman "Hayır, ders vermem sana" desede. Bizim piskopat oğlan Garrett "Bana ders vereceksin" dedi durdu ?
Garrett'in işi çok zordu çünkü karşısındaki onu kurtaracak olan tek kız onun tüm kız tavlama tekniklerini elinde patlatıyordu. Aralarındaki diyaloglar beni kopardı. Ve en sonunda kızımızı ikna edecek bir kozu vardı elinde. Sonunda ders almak için kızı ikna etmişti. Ve olaylar olaylar.
Geneli komediydi, ama sağlam diyaloglar vardı. Hannah burs için ses yarışmasını kazanması, yarı zamanlı çalıştığı garsonluğu yapması, ders çalışması ve üstüne hayırdan anlamayan bir adet öğrencisi olmuştu.
Farketmedikleri o ders sırasında birbirlerinin en iyi arkadaşı olmaya başladıkları. Gün yüzüne çıkan sırları, geçmişin acıları... Her şey çok güzel ve harıkaydı.

Ama sanırım ben kitabın sonlarında Hannah'ın soyunma odasını basarak Garrett'in üstüne yürümesini unutmayacağım ??? Okurken kahkaha attım o kısımları.

Kafa dağıtmak ve en önemlisi eğlenmek istediğinizde kesinlikle okumanızı tavsiye edeceğim bir kitap.
Anlaşma
kitaba 9 verdi
3 beğen · 0 yorum

NERGİS

@nergis1907

658
Vee bir harika kitap daha bitti. İşlerimin yoğunluğundan ancak ara ara okuyabildim ? Bu beni biraz zorladı çünkü elimden bırakmak istemedim. Bir yandan da iyi oldu. Sürekli okuduğum yerleri düşündüm. 658 sayısı.... Hani nasıl oldu, ne oldu, katil nerde, o ağaçta o bot ne yapıyor... gibi sorular döndü durdu kafamda. Ama yaşan yok katili tahmin etmek zor oldu bu sefer. Öncelikle beğendiğim bir söz ile başlamak istedim.

‘Aptallar, bakın yukarıdan aşağıya. Nereye gittiğimi sorup durun. Dünyanın pislikleri olan siz, benim doğuşumu izleyeceksiniz. İntikam geri geldi dünyaya. Sebebi, yas tutan çocuklarda, tüm yalnız insanlarda.’ 

Kitabın konusuna gelecek olursak emekli bir dedektif olan Gurney'in hayatı ve emekli olduktan sonra karşılaştığı bir cinayet davasını çözmesi ile ilgilidir. Gurney’nin liseden yakın arkadaşı olan Mark’ın almış olduğu birkaç tehtit içeren mektup ile Mark’ın endişelenmeye başlaması ve bu mektuplardan artık son derece rahatsız olması nedeniyle liseden arkadaşı olan ve bir dedektif olduğunu bildiği için Gurney’e bir mektup yazmasıyla gelişir olaylar. Her ne kadar liseden beri görüşmediği arkadaşından böyle bir mektup almasına şaşırsada mesleğinin getirdiği merak duygusu ile davaya dahil olur Gurney. (emekli dedektiflere hastayım. Emekli olunca daha bir merak ve istekle atılıyorlar olaya ?) Olaylar gelişirken mektupları yazan bu gizemli adamın sıradan birisi olmadğını ve şimdiye kadar olan tüm davalardan daha önemli bir dava olacağı anlaşılır.Çünkü bu gizemli adam Mark’a bir mektup göndermiştir ve aklından bir sayı tutmasını istemiştir.İlk başta bu çok saçma görünsede Mark aklından rastgele 658 sayısını tutar.Ardından gizemli adam telefondan ona diğer zarfı açmasını söyler ve o zarfta da Mark’ın tuttuğu sayı yani 658 yazmaktadır.Katil kurbanlarına onları herkesten daha iyi tanıdığı izlenimini vermeyi çok iyi başarmıştır artık.

Olaylar bu şekilde devam ederken bir gün Gurney bir telefon alır ve yakın arkadaşı Mark öldürüldüğü öğrenir. Artık olayla kızışmıştır.Gurney bu davanın artık tam ortasındadır.Yaşadığı hayatın zorluk nedeni ve karısı her ne kadar bu davayla uğraşmaması gerektiğini söylesede Gurney çoktan bu işe bulaşmıştır.Artık emekli olduğu halde eski mesliğine geri dönmüştür.Olayları ayrıntıları ile araştırmaya başlamıştır ve kitabın ilerleyen sayfalarında katilin tek bir kurbanla yetinmediği ve bunun haricinde dört kişiyi daha öldürdüğü ve bunlarıda Mark gibi ilk önce boğazından kurşunla vurularak sonrada kırık bir alkol şisesi ile defalarca kesilerek öldürüldüğü ortaya çıkar.

Kitabın sonlarında ise Gurney artık katilin psikolojisini anlamıştır. Nede olsa yılların deneyimi var. Ve Gurney yaptığı harika analiz sonucu işe koyulur.

Şunuda belirtmek isterim, ilk elime aldığım andan itibaren bırakma isteğim pek olmadı elimden. Ancak malum iş durumları. Elim gitmesede kapattım ara ara. Yazar ilginç detaylar ve tahmin edemediğimiz ayrıntılarla kitaba renk katmış.

Romandaki karakterler, olayların birbirleri ile bağlantıları çok kuvvetli. Okurken atlanılacak her satır bir bağlantıyı kaçırmanıza neden olabilir. Bu özet sizi kitap hakkında fikir sahibi yapabilir, ancak; kitabı okuduğunuzda çok muhteşem olduğunu düşüneceksiniz. Macera, korku, polisiye, gerilim severler, bu kitap tam size göre bence.
Severek ve keyifle okudum...
Aklından Bir Sayı Tut
kitaba 9 verdi
7 beğen · 1 yorum
ilkan (@ilkan)
Güzel ve etkiliyeci bir kitaptı açıkcası
15.06.17 beğen cevap

NERGİS

@nergis1907

"" Karıncalar çalışmaya başlamışlardı bile. Kimileri büyük, parlak ve kapkara gövdeli, ötekiler küçük, daha açık renkli, ama hepsi tez canlıydılar. İri bir karıncanın kazarak hazırladığı kum tuzağından kaçıp kurtulmaya çalışan küçük bir karıncayı izlerken Kino düşünüyordu. Tanrı karıncaları yaratırken bile ayrım gözetmişti. "" En çok bu sözü beğendim kitapta

Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Ve çok sevdim.
Kino, Salinas kasabasında yaşayan ve dedesinden babasına, babasından da kendisine kalan eski bir kayıkla geçimini sağlayan taşralı fakir bir balıkçıdır. Yaşadığı bölgede büyük bir inci resifi olan La Paz adlı bir bölge vardır ve Kino da arada sırada bu bölgede inci aramaktadır. Kino'nun Juana eşi ve Coyotito adında bir de bebeği var.

Kino'nun Juana ile birlikte kahvaltı yaptığı bir sabah, Coyotito'yu aniden akrep sokar. Kino akrebi hemen öldürür ama artık çok geçti. Zehir bebeğe geçmişti. Juana hemen oğlunun omzundan akrep zehrini emip tükürmeye başlar. Coyotito'nun omzu kızarıp şişmeye başlamıştır ve gittikçe daha kötüleşmektedir. Kino ile Juana Coyotito'yu doktora götürmeye karar verirler. Fakat oldukça açgözlü, zalim bir adam olan doktor, paraları olmadığı için Coyotito'yu tedavi etmeyi reddeder ve evinin kapısından kovdurur. Ve her şey burada başlar. Ailemiz o kadar saf ve bilgisiz ki sanırım en çok bu etkiledi beni. Tabi yazarımızın anlatım tarzı etkili olan bunda.

Doktorun çocuğa bakmaması aileyi en iyi bildikleri işe yönlendirir. İnci aramaya... Bunun üzerine Kino yanına karısı ve oğlunu da alarak inci aramaya çıkar. Amacı para edecek büyük bir inci bulup oğlunu tedavi ettirmektir.

Bu sırada Kino ise hayal ettiğinden çok daha büyük bir inci bulmuştur.
Bulmasamıydı daha iyi bilemedim. İnciyi bulmalarından sonra başlarına gelenler. Kaldıkları zor durumlar...
Gerçekten okunması gereken bir kitap. Paranın insanlar üzerinde ki etkisi. İnsanların çıkarları söz konusu olduğunda söyledikleri yalanlar. Hepsi ve daha fazlası bizi bekliyor.
İnci
kitaba 10 verdi
7 beğen · 0 yorum

NERGİS

@nergis1907

İlk John kitabım ? Hikayede geçimini madencilikle sağlayan küçük bir Norveç kasabasında geçiyor. "Saat on kırkbeşte her şey bitmişti. Kasaba işgal edilmiş, savunmaya çalışanlar yenilmiş, savaş sona ermişti." diye başlıyor kitap. Başta bu kelimelerin bir anlamı yoktu. Ama kitap bitince bu cümle öyle bir anlam kazanıyor ki...
Yaklaşık 400 yıldır savaş yüzü görmemiş kasaba, Nazi Almanyası'nın askerleri tarafından hiç ummadıkları bir anda işgale uğrar. Kasaba topraklarındaki kömür madeni işgalci ülke için ganimet niteliğindedir. Bu kömürü ele geçirmek için 250 kadar asker kasabanın savunmasız bir anında baskın yapar ve belediye başkanı da dahil tüm kasabayı ele geçirirler. Hiç beklemedikleri bu işgal karşısında neye uğradıklarının şaşıran bu barışçıl kasaba bir de içlerinde bulunan hain ile yüzleştiklerinde kendilerini kandırılmış hissederler. Sakinlikleri ile işgalcileri bile rahatsız eden kasaba halkının zaman içerisinde bu sakinliklerinin ardındaki mücadeleci ruhları ortaya çıkmaya başlar. İlk sakin halleri benim bile tuhafıma gitti. Hani kasabaları işgal edilmiş, ölümle burun burunalar ama bunu kabullenmeyip hayatlarına devam ediyorlar....
Halkın işgal edilişinden özgürlük mücadelesine başladıkları zamana kadar geçen süreçte hem işgal edilen halktaki değişimler, hem de işgal güçlerinin askerlerinin kendi içlerinde verdikleri psikolojik savaş bizlere anlatılır.

Oldukça hoşuma giden bir kitap oldu. Savaş dönemini anlatsa da, en az hikayesi anlatılan halk kadar sakin bir kitap. Kitabın tanıtım bülteninde yazan şu cümle benim kitap hakkında düşündüklerimi fazlası ile karşılıyor, "Zorbalığın olduğu yerde direnişin ve özgürlük mücadelesinin en doğal hak haline gelişi Ay Batarken'de evrensel bir kurala , günümüze ışık tutan bir gerçekliğe dönüşüyor."
Farklı bir tarz oldu benim içim. Ve hemen Jonh ait ikinci kitabı olan İNCİ kitabına başlayacağım ☺️
Ay Batarken
kitaba 10 verdi
2 beğen · 0 yorum

NERGİS

@nergis1907

Ahh ahh bittiğine üzüldüğüm tadımlık bir kitaptı adı gibi ?. Dün gece bitirdim. Elimden bırakamadım desem yeridir. @ilknur_birdal kalemini sevmişimdir hep ☺. Öncelikle kitabın kapak ve iç sayfa tasarımını çok beğendimi söylemem gerek. Çok tatlı olmuş ☺️.
Kitabımızın içeriğine gelirsek. Klasik aşk kitaplarından farklıydı. Ve bu farklılık çok güzeldi. Kitabımızın ilk sayfası bizim bu iki deli Burçak ve Dinçer'in düğünü ile başlıyor.
Bir yapım şirketinin patronu olan Dinçer ve asistanımız Burçak arasındaki aşk sonunda düğünle noktalandı. Ama aslında hikaye yeni başlıyordu. Evliliklerinin ilk 3 aylık "cicim ayları" sonrası baş gösteren sorunlar... İki inatçı keçi. Kıskanç, despot, istediğini her zaman yaptırmak isteyen bir koca ve onun bir oda dolusu kravatları ? . Diğer tarafta yine kıskanç, inatçı, emir kipi konuşan kocasını çok güzel sinirlendirmeyi başaran huysuz, bir o kadar manyak ve deli ayakkabı tutkunu bir kadın.
Kısaca şöyle söyleyeyim tek ortak noktaları aynı gün evlenmiş olmaları ?? o tatlı didişmelerine bayıldım. Kahkaha ata ata güldüm çoğu yerde. Kitap Burçak ve Dinçer'in iç sesleri ile anlatılıyor bize. Aslında biz okuyunca didişmelerine rağmen ikisinin sevgisini görebiliyoruz. Ama onlar malesef bunu farkedemiyor.
Kitabı ortaladıktan sonra içim cız etti. Gözlerim doldu bazı yerlerde. Hani bazen severiz, bizi huzursuz, rahatsız eden şeyleri tatlı bir dille söyleriz ya üstü kapalı. Bunun ne kadar yanlış olduğunu görüyoruz. Özellikle ikili ilişkilerde. Aşk yeter, aşk affeder... Ama sonra bir anda bardağın taştığını görürüz. Biz bile farkında olmuyoruz o son ana gelene kadar. İşte Burçak böyle bir taşma yaşıyor ve 37 gün süren bir ayrılık başlıyor...
Ahh Dinçer ahhh. Karısını aslında seven ama evlendiğinde her zaman olduğu gibi "evlendik işte daha ne yapayım" kafasında olan bir öküz ? ... Ama oda karısından ayrı geçirdiği o 37 günde verdiği zararın farkına varıyor.
İş ve kravat manyağı olmasının karısı ile aralarında ördüğü duvarları yıkmak için bu sefer o adım atmak zorunda...
Ama Burçak onca görmezden geldiği kalp kırıklıklarını, kocasına olan zafına bir duvar örüyor...
Gerisi kitapta artık ? Sonunu söylemeyeceğim ?
Sadece şunu söylemek istiyorum. Keşke daha kalın veya iki kitap olsaydı. O didişmeleri, Burçak ve Dinçer'in aileleri öyle eğlenceliydi ki bitmesin istedim.
Kitapla kalın çılgınlar ?
Tadımlık Aşk
kitaba 10 verdi
1 beğen · 0 yorum

NERGİS

@nergis1907

Joe
“Ben Joe’ydum. Aptal Joe. Ben Christchurch Oymacısı’ydım. Kararları ben verirdim. Kontrol bendeydi. Kimin yaşayıp kimin öleceğine ben karar verirdim.”

Veeee harika ötesi bir kitap daha bitti. Kitap gerçekten çok çok iyiydi. Daha ilk sayfalarda heyecan başlıyor.
Kitabı Joe'nin gözünden okuyoruz. Onun iç dünyasını, neden katil olduğunu, zekasının sınır tanımaz oluşunu çok güzel aktarmış yazar.

Joe etrafındaki insanlar tarafından saf tabir edilen biri. Ancak ''ben zekiyim'' diyenin alnını karışlayacak kadar zeki biri. Bu saf halleri sayesinde karakolda temizlik işinde çalışmaya başlar. Polis merkezindeki tüm dedektifler Joe saflığından dolayı sevdiyorlar ve onunla tüm davaları konuşacak kadar güveniyorlar. Ancak Joe o polis merkezinde sadece heyecan olsun diye çalışıyordu :D Adam gerçekten çok zeki. Önceleri öldürdüğü kadınları evlerinden uzağa atıyordu. Ancak polisler ilk maktüllerin evine gittiği için işlerini kolaylaştırmak açısından evde öldürmeye başlıyor :) Ve öyle bir adam ki öldüreceği kadın banyoya saklandığında onun dışarı çıkması için kedisini kullanır. '' çık yoksa minnoşu öldürürüm '' diyor. Kadın kedisi için kapıyı açıyor ve Joe yinede kediyi yanlışlıkla ama öldürüyor :D Sonrasında kadını bir yumurta ile öldürüyor. bu zekice bir yöntem :D Sevdim bunu valla. Neyse Joe ordan çıkıyor ve günlerce Minnoşu düşünüyor. '' O kadın yüzünden öldürmek zorunda kaldım'' , '' benim suçum değildi onun yüzünden oldu '' diye diye kendini yiyip bitiriyor. Gerçekten üzülüyor. Joe'nin babası o daha çocukken intihar ediyor. Annesi yaşlı ve çok fazlaca konuşan bir kadın. oğlunu kocasının ölümünden sonra kendi haline bırakan ve homo olarak nitelendiren biri. Sürekli bir baskı altında. Asıl onun katil olmasını sağlayan şeyin annesi olduğunu diyaloğlarını okuduğumuzda anlıyoruz.

Neyse olaylar Joe'nin kadınlara tecavüz etmesi ve öldürmesi ile devam ederken bir gün yeni bir ceset bulunur. Ve buda Christchurch Oymacısı listesine eklenince Joe küplere biner. Çünkü o kadını kendisi öldürmemişti....

Bu sefer ölümlere ara vererek onu taklit edenin peşinden gitmeye başlar. Kadının öldürüldüğü yerde bir dedektif gibi iz sürer. Ancak bir sonuç alamaz ve bu onu daha çok öfkelendirir.... Sonra bir gece yeni avının peşine düşer. Çok çekici bir kadın... Onu öldürürken hayal eder kendini ve kadına yanaşır. Kendini bir polis olarak tanıdır. Ve kadını öldürmek için uygun bir yer aramaya başlar. ancak bilmediği bir şey vardı. Kadın onun kim olduğunu biliyordu? Ve onu taklit eden kişiydi? Joe yaptıklarından zekasından dolayı hayran oldum ama kadına ve yaptıklarına daha bir hayran oldum. Bu sefer Joe tehlike altındaydı. Sırrını bilen bu zeki kadından kurtulmanın yollarını ararken kadının onu öldürmemesi içinde, dedektiflere kim olduğunu açıklamaması için dikkat etmesi gerekiyordu...

Gerilim sevenlere kesinlikle tavsiye ederim. Kitapla kalın çılgınlar <3
Temizlikçi
kitaba 10 verdi
2 beğen · 0 yorum

NERGİS

@nergis1907

#kitapyorumu
#hortlak

Ben geldim bööö ? Ama pek iyi gelmedim. Kitap beni yidiiiii resmen ? Yalan yok King ödül vermesi ve içinde King ait bir öykü yer aldığından dolayı aldım kitabı. King olduğu için pişman değilim ama gerisi beni sarmadı. Hatta son 4 öyküyü okumadım ?

Öncelikle kitap hakkında kısa bilgi vereyim.
Korku edebiyatnın büyük ustası Stephen King'in de bir korku öyküsünün olduğu, aynı zamanda jüri ve derleyenler arasında bulunduğu Amerikan Fantezi ve Korku Ödülü'nü kazanan bu antolojide türünün en iyi korku ve fantezi öyküleri yer almaktadır. Kitapta toplam 15 yazarın öyküsü yer almakta. İlk öykü aşkım King ait tabisiii ?

Steve Barron tamamen uydurma bir yazar ? Yayınevi orijinal kitabın yayın haklarını almamak için hikayelerin yazarlarından "Steve Rasnick Tem" ve "Laird Barron" adlı yazarların isim ve soyisimlerini kombinleyerek atmasyon bir isim üretmiş. Bunu öğrendikten sonra okumaktan da soğudum valla iyice. Ama dediğim gibi King söz konusu olunca bende akan sular duruyor ?

Normal bir roman türünde olmadığından her öykü ortalama 30-40 sayfa kadar. Ve öykünün konusu gerilim-korku olunca olmamış yani. Öykülerde konular çok hızlı geçilmiş. Her şey bir anda oluyor vr pat bitiyor. Sonra gelen öyküye odaklanmak zor oluyor. Çoğu öykünün sonu havada kalmış. Onun için kendimi bu eziyetten kurtarmak için bıraktım ?

Kısaca KİNG dışımda öyküleri pek beğenmedim. Yani gelsin sıradaki kitap diyoruz. Kitapla kalın çılgınlar ?
Hortlak
kitaba 2 verdi
1 beğen · 0 yorum

NERGİS

@nergis1907

Gerilimin dibi ?
Ben geldimmm ? Yolda benimle heder olan bir kitap. Yalan yok okumaya dalarken çok durak kaçırdım :D Ama biraz önce bitirmeyi başardım. Gerçekten çok beğendim. Polisiye gerilimin hakkını veren bir kitap oldu. Daha ilk bölümde duvara çivilenen kadın ile ‘ noluyo ya ‘’ dedim :D Ama manyak bir şekilde devam etti.
Roman toplamda sekiz bölümden oluşuyor. Her bölüm, kendi içinde de “sonrasında”, “öncesinde” ve olayların karakterlerin gözünden anlatıldığı başlıklara ayrılmış. Yazar, romanı bölümlere ayırmadan önce “arada” şeklinde bir bölümle gerilim dozunu arttırarak olayları kurgulamaya başlıyor. Ama ne kurgulama. Seviyorum bu tür kitapları okumayı ☺️ Hani tam ‘’işte bu ‘’ dediğin anda bir sonraki sayfada ‘’ ama hani oydu ‘’ dedirten olaylar vardı.
İlk bölümün adı SEN … Ve okurken kendini gerçekten orada hissediyorsun. Kapıyı çalıyorsun, içeri giriyorsun. Ve kadını sen öldürüyorsun. Huuuu huuuu dedirten cinsten bir girişti valla :D Yalan yok tüm kitap iyiydi ama favorim ilk bölüm oldu ? Sonra kapıyı çekip çıkıyorsun. Büyük bir heyecanla sonraki sayfayı çeviriyorsun ve olay bambaşka bir yerde sen’den çıkıyor Öncesinde olarak kitapta yer alan dört gencin hayat hikayesini anlatarak gidiyor.
Hayatları hep bir fiyasko olarak giden bu dört kişi, özür bekledikleri kişiler ve özürdilemek istedikleri kişiler var. Bu dört deli bir araya gelerek işsiz güçsüz hallerine bir yol ararlar. Ve SORRY adında bir firma kurarlar. Amaçları kalpleri kırılan kişilerden özürdilemek. Başlarda Firmalar onları tercih ediyor. İşten çıkarılan elemanlarından özürdiliyorlar. Eşler boşandıkları eşlerden… Derken bir gün özürdilemeleri gereken kişi bir ölü… Ve olay bitti derken Allahh Allah diye yağdırmöaya başlıyor.

Yazarın olayları kurgulayışı, anlatım biçimi, hayat verdiği karakterler ve yaptığı betimlemeler takdire şayan. Gerçekten bir polisiye kitapta ilk defa bu kadar kelimenin altını çizdim. Karakterler birbirlerini bütünleyen, tamamlayan bir uyum içindeyken, olaylardaki gizem kitabın neredeyse tamamına yayılmış. Kitabı okuduğum her an aklımda “acaba”lar oluştu. Acaba’lara tam yanıt buldum derken, yazarın okuyucuya nasıl süprizler hazırladığını gördüm.
Ayrıca kitapta yer alan cinayet sahnelerinin temelleri ve gerekçeleri çok güzel bir şekilde düşünülüp etkili bir biçimde tasvir edilmiş. Hala aklımda duvara inşaat çivisi ile çivilenen ve en son altının çatısına sanki ellerimle çivi çaktığım kişi var. Yeri geliyor kötüden/katilden taraf oldum. Öyle bir kafa yakıyor ki ‘’ ya ben niye kötünün tarafını tuttum diyorsunuz. Ama sonra ‘’ hak etti o ‘’ diye söyleniyorsunuz. Anlatım o kadar gerçekçiydi ki romanı okumak yerine yaşadım diyebilirim. Türünün gerçekten başarılı örneklerinden birisi. Gerilim sevenlere kesinlikle öneriyorum.

? İyi bir özür, son karşılaşma olduğu bilinerek edilen bir veda gibidir...
? Düşüncelerinin karanlığında bir ışık ol ak istiyorum...
? Belki de ölmek herkes tarafından terk edilmek demektir.
? Dipten kaçıp kurtulmasına sadece saniyeler kalmış bir dalgıç gibisin...
Kitapla kalın çılgınlar ?
Sorry
kitaba 10 verdi
4 beğen · 0 yorum
/ 4