ara
Nil
14.404 494

Nil

@nill

- 2016
7.8 (4 oy)
Yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle!
Yalanlar insanı mutlu eder mi? Sizi eder miydi? Film izlerken çok duygusal yaklaşıyorum çoğu zaman. Hele ki gerçek bir öyküyse bu film.

-Spoiler olabilir-
Filmde mal varlığı bir hayli fazla olan bir kadın ve çevresinde de bir sürü kan emicileri var. Bu kadın müzik konusunda çok yeteneksiz ama özellikle opera söylemeyi tutku derecesinde istiyor. Özel hocalar tutuyor. Elbetteki onlar da alacakları paraya bakıp yeteneksizliğini söylemeyerek derslere devam ediyorlar. Hadi buraya kadar kabul edilebilir. Ama yeteneksizliğini görmezden gelip onu tamamen yetkin olduğuna inandırıp konser vermesi için yüreklendirmek de nesi? Daha sonra bu durum ellerinde patlamayacak mı? Nitekim de öyle oluyor.
-Spoiler olabilir-

Şimdi empati zamanı; sadece siz üzülmeyin diye, hastasınız diye, paranız var diye, belki de kısa bir zamanınız kaldı diye... yalan söylenmesine ya da gerçeklerin kasıtlı saklanmasına razı olur muydunuz? Hiç mi uyanmazsınız? "Lan noluyo?" diye hiç mi demezsiniz? Bu güzel ve tutkulu ablamız da sanki hiç uyanmamış. Çevresindekilerin ona yalan söylediğini ve arkasından güldüğünü hiç farketmemiş hayatı boyunca. Tabi şöyle de bir gerçek var ki, hastalığı beyin sinirlerini de etkileyip algılama problemi yaratıyor. Bunu da düşünürsek çevresindeki herkes resmen bu kadınla dalga geçmiş olmuyor mu sevgi kisvesi altında?

Off... müzik tutkusu çok büyük bir insan, yeteneksizse yine müzikle ilgili başka alanlara yönlendirilebilir. Çözüm çok aslında. Velhasıl kelam, bu ablamızın eğlenceli gibi görünen hayatının(filmde öyle işlenmiş biraz) arkasında büyük bir dram var. Aslında bakıldığında bir anlamda da insanlık ayıbı var. Filmde herkes kadına gülerken yüreğiniz sızlayacak. Gerçek bir öykü olduğunu hatırladığınızda ise daha çok üzüleceksiniz. İzlenmesini tavsiye ederim.
Verdği Puan: 9
1943 karakter
8 beğen · 0 yorum · film inceleme ·

Nil

@nill

- 2016
9.1 (9 oy)
We can do it!
http://www.resimag.com/ce0fc504.gif

Yes we can!

Görsel tam da filmin görseli. Çok güzel buldum valla :))
Neyse incelemeye geçeyim. Öncelikle bu gerçek bir hikayedir. İster siyahi, ister beyaz.. her neyse kadın kadındır. Ve her türlü ezilen ya da görmezden gelinen kadınların başarıları beni çok duygulandırıyor ve gururlandırıyor. Bu filmi izlerken de empati yapmaktan helak oldum resmen.

Siyahilerin hala ikinci sınıf insan olduğu zamanlarda(ki hala da pek bir şey değiştiğini sanmıyorum) geçiyor film. Kaldı ki siyahi kadınların herhangi bir sınıfta olmadığı zamanlarda 3 siyahi kadın kendi hayatlarını yok sayma ve küçümseyen bakışlara rağmen NASA'ya girip çalışmaya başlarlar. İçecekleri kahvenin bile ayrı bir potta olduğu ortamlarda "sen yapabilecek misin ki?" imalı bakışlarla hatta çoğu zaman doğrudan psikolojik baskı ile çalışıp başarıp herkesin takdirini kazandılar. Bir çok uçuşun hesaplamasını yapıp iniş ve kalkışların doğru koordinatlarda olmasını sağladılar.

Her dakikası buram buram mücadele, eziklik ve haksızlık kokan bu film şu an hayallerimizi süsleyen Amerika'nın ne kadar pis bir geçmişi olduğunu bir kere daha gösteriyor bize.

Bütün kadınları izlemesini öneriyorum kesinlikle. Siyahi kadınların nezdinde aslında bize inanmayan insanlara rağmen neler yapabileceğimizi gösteren çok güzel bir film bu.
We can do it! Yes we can! :)
Verdği Puan: 10
1473 karakter
13 beğen · 0 yorum · film inceleme ·

Nil

@nill

- 2017
8.7 (18 oy)
İşte bu!
Hugh Jackman'ı son kez Wolverine rolünde gördüğümüz bu film, gerçekten sıkı bir film olmuş. Logan yaşlanmış, onu güçlü eden şey aynı zamanda onun ölümüne sebep olmaya başlamış. Profesör de eskisi gibi güçlü beyine sahip değil. Artık yok olmaları gerekiyordu. Bunu da çok iyi bir şekilde yapmışlar. Filmi gerçekten çok beğendim. Çok hareketli ve kanlı bir filmdi. Ama filmin size yaşattığı duygu içerisinde yaşanan bütün çatışmaları haklı görüyorsunuz ve tüm benliğinizle Logan'ın tarafını tutuyorsunuz.
Ayrıca filmdeki küçük kız, Logan gibi bir mutant olan kız, gerçekten çok başarılı oynamış. Bence geleceği çok iyi olacak o ufaklığın.
Verdği Puan: 10
720 karakter
15 beğen · 1 yorum · film inceleme ·
Martin Heidegger (@martin-heidegger)
meksikali kizin babacığım diye ağladigini hatirladikca gülme tutuyor Sezercik filminde de sırtındaki fındık kadar benden tanimisti evladını :( 16.03.17

Nil

@nill

- 1953
8.8 (13 oy)
Roma güzel sen Roma'dan daha güzel
Audrey Hepburn'e methiyeler düzmeye hiçbir alan yetmez bu filmi izledikten sonra. O güzellik, zarafet, gerçek bir prenses edası ve o sıcacık gülüşü... Ben de, bu filmi izleyen birçok kişi gibi Audrey Hepburn'e sonsuz bir hayranlık beslemeye başladım ve Roma'ya da gitsem ne tatlı olurdu diye içimden geçirdim. Orası kısmet artık :) Diğer başrol oyuncusu olan Gregory Peck'i de izlediğim ilk film bu ve muhtemelen bu filmiyle hatırlarım. O zamanın en karizmatik oyuncularındanmış. Gerçekten de öyleymiş şimdi Allah için :)

Filme gelecek olursak 1953 yılında çekilmiş bir romantik komedi filmi. Filmin 3 tane de oskar ödülü var. Audrey Hepburn de ilk ve tek oskarını bu filmden almış. Hiçbir klişe olmadan, 2 saat size göz zevki yaşatan ve sizi mutlu hissettiren bir film. Roma'ya dikkat çekmek için hemen hemen bütün sahneler en ünlü ve tarihi mekanlarda çekilmiş. Ve bu filmden sonra da Avrupa'ya tatiller yaygınlaşmış.

Filmde prenses Ann, Roma'ya politik bir ziyarete gelir ve bir şekilde kaldıkları saraydan geceleyin kaçar. Yollarda özgürce dolaşır. İlk defa nefes alıyormuşçasına mutludur. O gece de şans eseri ve hayatının geri kalanını etkileyecek olan gazeteci Joe Bradley ile karşılaşır. O da bir sebepten kendi evine götürmek zorunda kalır prensesi. Günümüzde çekilse böyle bir sahne "Aha şimdi güzelim kızı istismar edecek!" dersin. Ama işte filmin öyle bir naifliği var ki, bırakın böyle bir sahneyi hiçbir ima bile yoktu filmde. Prenses Ann'in tek istediği ise sadece bir gün prensesliğinden sıyrılıp o sıkıcı ve kendi isteklerini umursamayan hayatından uzaklaşıp istediği gibi davranmak ve istediği şekilde hareket etmektir. Her neyse sonra bu gazeteci abi konuğunun prenses olduğunu anlar ve sonra da olaylar olaylar... Gazeteci abinin yapmayı düşündüğü çakallık "ey aşk sen nelere kadirsin!" nidaları eşliğinde elinde patlar. Oh olsun :)

Filmin sonunda ise, nihayetinde o bir prensestir; adam da bir gazetecidir ve bir gazeteci kalacaktır. Yollarını en hoş ve onurlandırıcı şekilde ayırırlar. Son derece gerçekçi bir son. Filmde ilk dakikasından son dakikasına kadar her şey yerli yerinde kullanılmış. Ne çok romantik ne çok abes... Türkiye'de de araklama şeklinde "İstanbul Tatili" diye bir film yapılmış :) Ve bunun gibi bir çok filme de esin kaynağı olmuş bir kült film diyebiliriz. İyi ki de izlemişim. iyi ki de İzlettirmiş bana canını sevdiğim :)

Çok uzun olmuş, bitireyim artık. İzleyin ya, bir şey kaybetmezsiniz. valla :) Aksine hayallerinize bir ışıltı daha eklemiş olursunuz. Audrey Hepburn'ün ışıltısını... Hele hele Audrey Hepburn'ün film içerisinde "thank you" deme şeklini izlemek her şeye değer :)
EK 1
Ayrıca İngilizce olarak izleyin. Çok temiz bir aksan ve İngilizce var filmde. 15.03.17
Verdği Puan: 10
2857 karakter
8 beğen · 0 yorum · film inceleme ·

Nil

@nill

- 2016
8.5 (23 oy)
Animasyon sektörü çok ilerledi
Animasyonları hep çok sevmişimdir. İçimdeki çocuğu hissettiğim nadir anlardan biridir animasyon izlediğim anlar. İşte Moana da bana içimdeki çocuğu çok feci hissettirdi. Çocuklara göre bir animasyon olduğunu düşünmeyin sakın. Elbette çocuklar da izleyebilir ama en çok yetişkinler (çok saçma bir kelime bence) için bu. Animasyon kısaca hayallerimizi bırakmamayı ve her ne olursa olsun istediğimizi yapabilecek cesarete sahip olmamız gerektiğini gösteriyor. Konu aslında çok bilindik. Orijinal bir şey yok konuda. Ama orijinal olan animasyon resimleri, tekniği, gerçekliğe yakınlığı, müzikleri ve bu bilindik konunun işlenişi. Size güç veriyor Moana. Gerçekten yapabileceğinizi hissettiriyor. Okyanuslara açılmaktan korkmamamız gerektiğini söylüyor. Zaten animasyonu izleyince de içinizde bir çark dönmeye, bir makine çalışmaya başlıyor. Bir ampül yanıyor(aman yanlış olmasın. Yeni bir fikir anlamında ampül) herkese tavsiye ederim. Herkesi bir yerden yakalayacaktir bu animasyon kesinlikle.
Verdği Puan: 10
1064 karakter
9 beğen · 0 yorum · film inceleme ·

Nil

@nill

- 2017
9.3 (12 oy)
10 üzeri 10 puan
Bütün puanları, bütün hayranlıkları, bütün başarıları ve bütün ödülleri hak ediyor film de James Mcavoy da. Bu rolü başka kim bu kadar eksiksiz oynayabilirdi bilmiyorum.
Film "Parçalanmış" olarak tamamen doğru şekilde çevrilmiş. Ve eminim izleyen herkesi de paramparça ediyor, sağlı sollu yumruk patlatıyor herkesin yüzüne. Filmi sinemada izledim. İyi ki de sinemada dev ekranda izlemişim. Karakterlerin dönüşümlerini eksiksiz ve nefesimi tutarak gördüm. Film kişilik bölünmesi yaşayan birisinin 3 kızı kaçırmasıyla başlıyor ve hiç durmayan, nefes aldırmayan aksiyonu ile devam ediyor. Kişilik bölünmesi dediysem 3-4 vs değil. Adamın bildiğin 23 karakteri var. Filmde ortaya hepsi çıkmıyor ama ortaya çıkanlar da ayrı ayrı hayranlık uyandıran kişilikler. Senaryo harika. Çok orijinal. James Mcavoy da oynarken resmen devleşmiş. Karakter geçişlerini görüyorsunuz ve oyuncu tüm vücudu ile bakışları ve gülüşü ile değişip o karaktere bürünüyor. Bir anda bambaşka birisi oluyor. Beklediğimin çok çok üstünde bir filmdi. Sinemadan çıkarken "lan bu neydi böyle" diyorsunuz ister istemez. İzlediğim günün üstünden bir kaç gün geçmesine rağmen bazı sahneler hala beynimde. Beynime kazındılar. Ve 2017 Oscarlarında, film de James Mcavoy da kesinlikle yer bulacaktır ve hatta James in ilk Oscarını almasını bekliyorum bu rolüyle.
Verdği Puan: 10
1445 karakter
14 beğen · 0 yorum · film inceleme ·

Nil

@nill

- 2017
8 (21 oy)
Sana puanım 7 kanka!
Adam hem yaşlanmıyor hem de ölümsüz. Bu kadarı da fazla ama :) şimdi yazacaklarımı yazmak istemezdim lakin artık içimde tutamıyorum. İlk John Wick filmini çok aşırı beğenerek izlemiştim ve devamını da dört gözle bekler olmuştum. Aklımda hep, duygusal (eşinin hatıralarına nasıl sahip çıktığını hatırlayın) ve kirli işlerden elini çekmiş hayatının geri kalanını eşinin hediye ettiği köpekle geçirmeye karar vermiş birisi kalmıştı. Keşke de öyle devam etseydi.
Neyse, bütün merakımla sinemaya gittim. Daha ilk sahneden fantastik olaylar başladı. Arabası paramparça oldu ama kendisinin burnu bile kanamadı vs.. çok da spoiler vermek istemiyorum. Daha dikkatli olacağım.
Uzun lafın kısası beklentimi hiç karşılaşmadı bu film. Aksiyon sahneleri olur da arkadaş bu kadar mı gerçeklikten uzak ve abartılı olur??? Adam ölmüyor ölmüyor! Ölmeyi bırak, yaralanmıyor bile. Her taraf kan gölü, ceset, silahlar, mermiler... Her yer bombalanıyor, her yer yerle bir olmuş; ama bizim John Wick abimizin burnu dahi kanamıyor yine. Bari bir kere kaşı felan açılsaydı ya da eli kolu burkulsaydı... Yine de kabulümdü. Gerçeklikten çok uzak fantastik aksiyon tarzında bir film olmuş kısacası. Fazlasıyla aksiyon dolu hem de. Tamam gerim gerim gerildim; tamam çok da heyecanlı ama çok da abartılıydı ya. Filmde senaryo da yok zaten. John Wick abi eylem insanıymış. Konuşmak yerine dalıyor kafa göz. Bir de bunun 3.sü olacak. Orada nasıl bir konu olacak şu an düşünemiyorum. Yine senaryo olmaz ve artık dünyayı yıkar herhalde John Wick. Filmde en çok etkilendiğim sahne de köpeğine kendisini beklemesini söylediği ve bir kaç gün sonra bıraktığı yerde köpeğini onu bekliyorken bulduğu sahneydi. Yazık günah! Evcil hayvanlarımızı bu kadar uzun süre yalnız bırakmamalıyız John Wick! :))
EK 1
Şöyle bir şey yapmışlar. John Wick abimizin film boyunca kullandığı silahlar, mermiler, öldürme şekilleri, öldürme nedeleri.... evet büyük bir prodüksiyon var arkada.. :))
http://9gag.com/gag/appvMDE 06.03.17
Verdği Puan: 7
1916 karakter
10 beğen · 0 yorum · film inceleme ·

Nil

@nill

- 2016
9.2 (6 oy)
Ginger Kedi Bob
Kitap uyarlaması olan film gerçekten çok naif ve hoştu. Konu aslında çok bilindik. Bir hayvanın insan hayatını değiştirmesi konu ediliyor. Kaldı ki hayatımızın belli bölümlerinde biz de bu durumu deneyimlemişizdir. Bu açıdan bakınca çok da orijinal bir film değil aslında. Ama bu filmi bu kadar da basite indirgemek haksızlık olur diye düşünüyorum.

Filmdeki kedi yani Bob, kendisini oynamış bir çok yerde. Ve gerçekten bu kadar uysal ve akıllı bir kedi görmedim ben bu zamana kadar. Filmde de ginger kedilerin yani bizim sarman dediğimiz kedilerin daha sadık, akıllı ve güçlü bağlar kurabilen kediler olduğu söyleniyor. Bunu tüm film boyunca da görüyorsunuz zaten. Kedi/hayvanseverleri daha çok yakalayacaktır bu film, eminim. Ama yine de herkesin izlemesini tavsiye ederim. Yer yer duygusal yer yer komik sahnelerle çok güzel bir 2 saat geçirirsiniz.

Film, uyuşturucu bağımlısı birisinin Bob'tan güç alarak toparlanması ve tedavi görmeye cesaret ederek tamamen temizlenmesini ve hayatını yoluna koymasını anlatıyor. Filmde James yani gerçek James'in de kısa bir rolü var. Kitap çıkınca kitabı imzalatanlardan birisi de o. Oyuncu James, kitabı imzalatan gerçek James'a soruyor: "Kitabı nasıl buldun?"
Gerçek James: Çok beğendim. Adeta kendim yaşamış gibi hissettim" :))

"Herkes ikinci bir şansa sahip olmalı" ve "Asla vazgeçme" temalarıyla dolu bu film gerçekten güzeldi. Kitabını da okuma isteği uyandırdı bende. Ayrıca erkek oyuncu da çok başarılıydı.
Verdği Puan: 10
1581 karakter
11 beğen · 1 yorum · film inceleme ·
Semih Oktay (@semih-oktay)
Oh ne keyifli,ne keyifli...Deli Kadın hikâyeleri,kedili filmler ve mektuplarla yaşanan aşklar...Çok saygıdeğer neokur arkadaşım @nill,nasıl vakit bulabiliyorsun bunca kitabı okumaya ve onca filmi izlemeye acaba?!.. 15.02.17

Nil

@nill

- Mine Söğüt
8.3 (58 oy)
Bütün Kadınlar Sonunda Delirir mi?
Kitaptaki 21 hikayede de kadınlar deli.. Hepsi acıdan delirmişler. Okudukça sanki delilik kadınlara yapışan bir illet gibi hissettim. Ya da en sonunda tüm kadınlar delirmek zorundalarmış gibi... Kitabın içinde çok rahatsız edici hikayeler var. Kitaptaki tüm kadınlar bir sebepten deliriyorlar. Ve bu delilik Bahadır Baruter'in çizimleri ile daha güçlü bir hale geliyor ve ruhunuzu sarıyor. Ve her hikayeye başlamadan önce yine delilikle ilgili kısa bir şiir var.

Mine Söğüt'ün eşi aynı zamanda karikatürist Bahadır Baruter'in çizimleri kitaba bambaşka bir boyut kazandırmış. Ve kitabın cilt ve sayfa kalitesi ile de elinizi dolduran bir kitap. Elbette edebi değeri konusunda çok beklentiniz olmadın. Sadece hikayeler size dokunuyor, bu yeter bence. Fakat bazı yerlerdeki kelime tekrarı ya da cümle tekrarı okurken biraz rahatsız etti. Bu da yazarın tarzı. Mine söğüt'ün okuduğum ikinci kitabı. İlki de bunun kadar hatta bundan daha fazla rahatsız ediciydi.

Çok şey beklemeden, sadece beyninizi ve kalbinizi serbest bırakarak okuyun kitabı. O deli ve de deliren kadınlar sizin de aklınızla oynamaya çalışacak.
Verdiği Puan: 8
1190 karakter
4 beğen · 5 yorum · kitap inceleme ·
Semih Oktay (@semih-oktay)
Yorumsuz. 03.02.17
Nil (@nill)
beğenmedin sen bu kitabı herhalde @semih-oktay abim? :) 03.02.17
Semih Oktay (@semih-oktay)
Kitabı okumadım ki @nill.Sen bu kitabı okuduğun için "yorumsuz"! 03.02.17
Nil (@nill)
alemsin abi :)) 03.02.17
Semih Oktay (@semih-oktay)
İlahi Nil.Bana "âlemsin" diyene de bakın! :)) 03.02.17

Nil

@nill

- 2011
9 (1 oy)
Gerçek bir öykü
Gerçek bir yaşam yansıtılmış filmde. Düşünün ki, anneniz çok başarılı bir profesör fakat büyük bir trafik kazası sonucu beyninde ciddi hasarlar oluşuyor ve bildiğiniz anneniz bambaşka birisine dönüşüyor. Sürekli hastaneye gidiyor, siz de sürekli koruyucu ailelerde kalıyorsunuz çünkü babanız da sizi terketmiş... Bu filmi izlerken çok fazla empati yaptım. Çocuk annesini red davası açıyor çünkü eğitimi, barınma ve gıda sorunu oluyor sürekli ve bu davayı kazanıyor.

Amerika'da ve Avrupa'da böyle davalar oluyormuş. Ailesinden memnun olmayan, ona sağlaması gereken şartları sağlayamadığı için çok zorluk çeken insanlar ailelerini reddedip devletin bakımına girebiliyormuş. Bu filmde de çok zeki ve başarılı olan çocuk annesini reddediyor ve kendisine koruyucu aile bulmak için uğraşıyor.

Gerçek yaşamdan alınmış filmleri daha çok seviyorum. Dünyanın kendi etrafımızda dönmediğini, hiç tanımadığımız ve tanıyamayacağımız insanların nasıl bir hayatı olduğunu bize gösteriyor.

İngilizce sınıfında orijinal dil ve ingilizce altyazılı izledim bu filmi. Dili de gayet anlaşılır ve güzel replikler vardı. Ayrıca ingilizcesini geliştirmek isteyenler böyle de izleyebilir.
Verdği Puan: 9
1294 karakter
3 beğen · 0 yorum · film inceleme ·
/ 15