ara

Nutellabrain

ömrüm şimdi ne çok benziyor sesine

Nutellabrain

@nutellabrain

İçimde mis kokulu
kızıl bir gül gibi duruyor zaman.
Ama bugün cumaymış, yarin cumartesiymiş,
çoğum gitmiş de azım kalmış, umurumda değil.
27 beğeni · 23 yorum · Edebiyat Köşesi ·
Ömer A. (@omerr)
Nasıl umurunda değil o_O anlamı olan günler de mi Yok hayatında :D hem 1000. Günün olmuş :)) takipteyiz :P
11.08.17 beğen 4 cevap
Misafir
1001. günün şerefine cancağzım.. :) <3 https://www.youtube.com/w...h?v=_VOXxKDNCuM
12.08.17 beğen 2 cevap

Nutellabrain

@nutellabrain

Mavi Huydur Bende
Hayat hiç mavi yerinden vurmadı..çünkü ben maviyi beyazı koruyan masumiyet olarak tanırım,karanlığı görünür kılan bir renktir mavi,öyle bilirim..sürükleyendir,bitmeyendir... mavi olarak anlatmalıyım herşeyi...
kaldırın başınızı gökyüzüne,görmek istediğinizi değil gördüğünüzü söyleyin bana! yaşamın ta kendisidir mavi..belkide sadece bu yüzden ölmeye değil..yaşamaya mahkum
edilmiştir..
maviyi soruyordun, gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi
bir renk değildir mavi huydur bende
ve benim yetinmezliğimdir
ve herkesin yetinmezliğidir belki
denecektir ki bir süre
ve denenecektir
bir akşamüstünü düşünmek bir akşamüstünü düşünmekten başka nedir ki
gönül gözü görendedir,derinler mavidir..."

Edip Cansever

Nutellabrain

@nutellabrain

Oğuz Atay
Bana öyle geliyor ki biz çocuk kalmış bir milletiz ve daha olayları ve dünyayı, mucizelere bağlı, 'myth'lere bağlı bir şekilde yorumluyoruz en ciddi biçimde.
Öyle bir yarım yamalaklığımız var ki, bizim dramımız, trajedimiz,akıl almaz bir biçimde gerçekleşiyor. Ayrıca, bir trajedinin içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Çok güzel yaşayıp gittiğimizi sanıyoruz. İktidardaki adamlarda, bu sanıyı bütün millet adına yerine getiriyorlar. Birkaç aydın dışında bunu anlayan yok gibi. O aydınlar da, sosyal bir takım sözler ediyorlar. Psikolojik yönü boşlukta kalıyor bu meselenin. İnsanlarımız, bu kötü yaşantıyı dile getirmenin, 'muhalefet yapmak' olduğunu sanıyorlar. Yapanlar bile 'muhalefet yaptıklarını' sanıyor bir bakıma. Aslında bir yanlış anlama olduğu halde, anlaşıp gidiyorlar. Bir 'mış gibi yapmak' tutturmuşlar, arabalar yürüyor ya, ekmek yapılıyor ya, iyi kötü suyumuz geliyor ya... mesele yok.
Bir de insana karşı katılığımız, insafsızca yalnız bırakışımız var ki, görünüşteki sıcaklık ve laubalilikten sonra daha da yıkıcı oluyor bu bükülmezlik. Gene de; sürekli bir kötülük değil; bu bakımdan da (Allahtan) tutarlılık gösteremiyoruz.

-Günlük-

Nutellabrain

@nutellabrain

Ahmet Erhan
Ahmet Erhan
Boynundaki o cumartesi kokusu, nereden geldi, nereden sızdı yalnızlığıma.

Nutellabrain

@nutellabrain

İyi geceler
Bir gece başımızı alıp gitsek diyorum
Bir deniz kenarı mi olur
Bir dağ başımı olur
Kaçsak bu kalabalıktan
Bir yer bulsak kendimize
Düzenli yaşamalardan uzakta
Bir yanımızda şehrin ışıkları
Bir yanımızda kucak dolusu yıldızlar.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Nutellabrain

@nutellabrain

Orhan Veli Kanık
Ben ne zaman
Öyle durup dururken
Öyle damdan düşer gibi
Açıp seni okumaya başlasam
Anlıyorum ki
Bahar gelmiş.

Anlıyorum ki,
Kaçmak sürüklenmek vakti
Dolaşmak galatada hisarda
Bırakmak işi gücü
Unutmak ekmeği tuzu
Çıkarıp potinleri
Denize daldırmak vakti
Yalın ayakları.
Ben ne zaman
Öyle durup dururken
Öyle damdan düşer gibi
Açıp seni okumaya başlasam
Anlıyorum ki
Mahvolmuşum.

-Hep Seni Düşünürüm-

Nutellabrain

@nutellabrain

Nun masalları
"İçimden güller havalanıyor. İlk bakışta onlardan farkin yok.. bir defa gözlerime baksan, gözlerimiz karşılaşsa bir defa, bir defa gözlerimin icindeki macerayı tüylerin ürpermeden seyredebilsen. Anlayacaksın. Tanıyacaksın. Hem kendini, hem beni. Bütün macerayı toptan kucaklayarak bana bütün ülkeni açacaksın. Sen benim kimbilir kaç asır hep başkaları tarafından kuşatılmış ve nihayet zorla düşürülmüş kale'm değil misin?
Kimselere anlatamadim. Korkum, anlaşılmamak filan değildi. Çılgın zannedilmek de degildi endişem. Rakibi araya sokmaktan hangi aşık hazzeder? Anlamayacaklara en güzel hikayeyi ne diye anlata idim? Bunun için şahs-ı nâdâna kitab-âsâ açılmadım, esrarima kimseler vakıf olmadı. Kimsenin taşıyacak gücü olmadığını kestirmek hic zor değildi. Bir tek kişi vardı dökülüp saçılabileceğim. O da sendin. Sen iste. Sensin iste. İlk bakışta benzemesen de, saçlarını berberbasi düzeltmemiş olsa da. Amber kokularıyla ovulmamış olsa da tenin. Itırlarla yıkanmamış, yedi gümüş leğenden geçirilmemiş olsada giysilerin. Her şeyin buharlasabilecegi kadar sıcak su günde, bizim maceramıza, bizim tiyatromuza, bizim hikâyemize, ne kadar yabancı su kalabalığın arasında, senin dahi farketmedigin bir kuytu ve serin gölgeliklerde herkesten fazla sen 'o'sun. Bir tek sana anlatabilirim ve dahası bir tek sen anlayabilirsin. Beni bana birtek sen iade edebilirsin. Lûtfet güzelim. "

Söylesem acaba bana inanacak mi? Söylesem acaba kimbilir kaç gece iste su önünde durduğu dehlizin sonundaki gölgelerin kucağında, sabahlara kadar tek kelime etmeksizin ülfet eyledigimizi. Kaç gece mey içerken camıma aksinin düştüğünü. Kaç gece belki o bile bilmeksizin ruhuna sahip olduğumu. Hayır inanmaz. İnanmaz ve korkarım o yağmur yemiş gözlerinin grisini gözlerime dikerek sorar ve yine kaçar. Belki sormaz bile. Ona desem ki, sen bilmiyorsun sevgilim, sen bilmiyorsun ama biz seninle 'bir eski zaman aynasının derinliğinde öpüştük.' Biz, biz artik iflah olmayız. Çünkü bizi bir yerler de unuttular. Şimdi de iste bir yerlerden toplanmayı bekliyoruz. Biz seninle kaç gece su taslıkları adımladık. Hangi zamanlardan kalmayız? Birlikte olduk mu? Beraberce kalakaldığımız o zamanda ve mekanda bana igrenmeden, kimbilir hangi talihin sana bağladığı su çirkin ve noksan bedenime bir an ürpermeden bakabildin mi? Beni hem sevdin hem de benden kaçtın ve korktun değil mi? Bunun için zaten gerideki hikaye bu kadar karışık, tavırlar böylesine belirsiz.
Cirkinim ben. Hic güzel değilim. Tenim kapkara. Uzak ve sıcak ülkelerin kum fırtınaları kadar; yağlı ve isli kandillerin, üzerinde, ölüm ürpertileriyle sari ve titrek yandığı, aydınlatmaya çalıştığı, dipsiz kuyulara benzer taşlıklar kadar; her biri gördüğü kan ve ölüm ve ask kokan acımasız maceraların ardından bir defa daha sağır ve dilsiz kendi üzerine kapanan cellât duvarlar kadar; kirli ve karayım. Sen karşımda hala dünyalar güzeli. Teşbihe ne şükür. Serv-i hıramanım, vücud ikliminin, gönül mülkünün sultanı, derdimin dermanı efendimsin sen.

Seni ilk gördüğüm günü bilir misin? Kaç asır evvel. Varlığının en büyük eksiği ile ben, utancı ile ben, tamlık, mükemmellik duygusunun teşnesi ben, koparilip getirildiği kara gecelerin gökleri kadar kapkara ben. Ve sen yine şimdiki gibi. Mahmur uykuların içinden çiğdemli sabahlara bir ruh gibi, bir rüya gibi süzüldün. Seninle karşılaştığım o ilk anda, vücud ikliminin, gönül mülkünün sultanı, derdimin dermanı efendimsin ulaştığım bütünlük duygusu. Tastamam, bütün, eksiksiz bir ruh. Ama sadece senin yanında. Sadece senin acılarını, gözyaşlarını, hatta mahremiyetini paylaştığım, ikliminde bulunduğum anlarda. Bu duyguyu koruyabilmek için hep sen lâzımdın. Sen beni, bilmem benim tahayyülünden dahi ürperdigim manada, hic gördün mu? Sanmam. Sanmam ama bana baktin ya. Benimle ülfet ettin ya. Benimle sabahları yakalandın ya. Bana derdini, bana onu, bana aşkını anlattın ya. Beni ben olarak gördün ya. Hicbir şey tahayyül etmiyorum. Gördüğüm bana yetiyor. Bazen oymalı endam aynalarının derinliğinde ruhlarimiz sarılıyor. Bazen ince su sizintilarinin yıkadığı taşlıklarda ağlıyorsun. Bazen sen kaçıyorsun da ben asırlarca arkandan geliyorum. Bu karmasa, bu buğu varlığımın bütünlüğünü engelleyemeyecek kadar ufak bir ayrıntı. Önemli olan senin var olduğunu bilmem ve bütünlük duygusuna ulaşabilmem. Dağılmış, yayılmış olduğum yerlerden ve zamanlardan kendimi toplayabilecek gücü idrak edebilmem. Bazen en yakınında, en kuytulugunda, bazen uzağında, istiğnanda. Ama daima zamanı ve mekanı belli. İste simdi de sen lâzımsın. Bir defacık gözlerimin içine baksan va bakışlarınla, seni tanıdım, desen. Bir defacık gözlerimin içine bakman ve hic konuşmaksızın, bakışlarınla, seni tanıdım, sen 'o'sun, ben de 'o'yum, demen lazim.

Nazan Bekiroğlu

Nutellabrain

@nutellabrain

Edip Cansever
Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
Ve geçilmiyor ki benim
Duvarlar evler sokaklar gibi yapılmışlığımdan.

Nutellabrain

@nutellabrain

Şükrü Erbaş
Yağmur yağıyor Ömür Hanım... Gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına... Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, silik nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?
Dönelim... Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır... Olsun dönelim biz yinede. Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür Hanım.
Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebildik bunca olanaksızlık içinde. umutsuzluğu tanıdık yenilgiyi öğrendik böylece...
Kararsız (@kararsiz)
☝☝
07.05.17 beğen 2 cevap

Nutellabrain

@nutellabrain

Tutunamayanlar
"Önce kelime vardı, diye başlıyor yohanna’ya göre incil. kelimeden önce de yalnızlık vardı ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti. yalnızlık, kelimenin bittiği yerde başladı. kelime söylenemeden önce başladı. kelimeler yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. kelimeler yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. yalnız kelimeler acıyı dindirdi. ve kelimeler insanın aklına geldikçe yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu."
/ 7