ara

İnanç

İnandığın veya sorguladığın bir din/inanış hakkında paylaşım yapabilirsin.

FiloWay

@filoway

Çocukluğum muydu bayramları güzelleştiren,
Yoksa bayramlar mı daha güzeldi eskiden...
0 beğeni · 0 yorum

FiloWay

@filoway

İyi bayramlar...
İyi bayramlar...
Bayramınız Mübarek Olsun...
0 beğeni · 0 yorum
Gerçek islam
Gerçek islam
İslam psikoloji tarihini incelemeyi gerekli ve elzem kılan iki temel sebep vardır.

İslam psikoloji anlayışına karşı yapılan haksız eleştiriler ve tefrit derecesinde aşağılama.
Modern psikoloji anlayışına karşı hayranlık, ifrat derecesinde büyütme. İlk bölümde İslam psikoloji anlayışını yeren asılsız ve abartılı eleştirilerin haksızlığı üzerinde duracağız. İkinci bölümde ise modern psikoloji anlayışının eksiklik ve yanlışlıklarına değineceğiz. Kabul edelim ki, eski dönem felsefi ve tıbbi çalışmalar içerisinde psikolojik olan, psikolojiyi ilgilendiren bölümleri ayrıştırmak ve sistematik bir şekilde incelemek kolay değildir. Bununla beraber psikolojik altyapıya sahip bazı çalışmalar amaç ve yöntem farklılıklarından dolayı psikolojik çalışma olarak ele alınamamaktadır. Modern psikolojinin temellerinin 19.yy sonlarında atıldığını kabul edersek, Müslüman âlimlerin psikolojiye olan ilgilerinin çok daha eski bir dönemde başladığını söyleyebiliriz. Bununla beraber İslam psikoloji tarihinden söz edebilmemiz için İslam felsefe ve tıp tarihini iyi bilmememiz gerekmektedir. Çünkü İslam tarihinde psikolojik konuları işleyen âlimler daha çok müslüman filozoflardır. Bu yüzden İslam felsefesinin temellerinin atıldığı döneme, dokuzuncu yüzyıla, Abbasi devri, Halife Melun dönemine gideceğiz. İslam felsefesi, eski yunan felsefi eserlerinin çevirileriyle başlamıştır. Çevirilen bu ilk felsefi eserler, Beytulhikme denen ilim akademilerinde okutulmuş ve âlimler tarafından tartışılmıştır. Sonraki süreçte bu fikirler sistematize edilmiş ve kelam ilmini ortaya çıkarmıştır. Felsefi tartışmaları ağırlıklı olarak belli konular oluşturmuştur. Bunlardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz: Felsefe ve din arasındaki ilişki, ilk madde, Allahın varlığının delilleri, yaratılış, ruh konularıdır. Sonraki dönemlerde bazı âlimler psikolojik konulara da temas etmişlerdir. Buna rağmen bizler ilk dönem İslam psikoloji anlayışını modern psikoloji anlayışıyla özdeşleştiremeyiz. Bu yazımızda Müslüman âlimlerin felsefi veya fenni çalışmalar içerisinde yer verdikleri psikolojik bazı konulardan söz edeceğiz. Bu âlimlerden ilki el-Kindidir (801-866). Kindi psikolojiyle alakalı olarak uyku ve rüyalar, üzüntüyü yok etme yolları üzerinde incelemeler yapmıştır. Kindi üzüntüyü, insanlarla iletişimi koparıcı, sevgiyi yok edici, psikoloji bozucu ruhsal bir problem olarak tanımlamıştır. Üzüntüden kurtulma yolları adlı eserinde denetimsiz öfke ve şehevi duyguların ortaya çıkardığı nevrotik problemlerden söz etmiş, bunlardan kurtulma yollarını göstermiştir.
Taberi (838-870) ise çocuk gelişimi ile ilgilenmiştir. Psikolojik sorunlar yaşayan hastalara temel psikoterapi tekniklerini uygulamış, hastalarına üzüntüden kurtulmaları, kendilerini daha iyi hissetmeleri için gülmelerini ve espritüel olmalarını tavsiye etmiştir. Taberinin uyguladığı bir diğer tedavi yöntemi modern psikolojinin klinik çalışmalarda sıkça kullandığı danışma terapisi yöntemidir. Taberi, psikoloji- tıbbi tedavi ilişkisine sıkça vurgu yapmıştır. Bir diğer önemli islam alimi Ebu Zaid El Balkiye’ye (854-934) ilk psikiyatr diyebiliriz. El Balki ilk defa psikolojik rahatsızlıkları nörotik ve psikotik olarak sınıflandırmıştır. Bu sınıflandırmayı yaparken hastaların problemlerinin terapi yoluyla çözülebilirliğine dikkat çekmiştir. Nörotik- duygulanımsal rahatsızlıkları dört grupta sınıflandırmıştır. Bunlar, korku ve anksiyete, kızgınlık ve agresiflik, üzüntü ve depresyon, obsesyondur. Bununla beraber fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıkları da karşılaştırmış ve hastaların içsel (ruhsal) durumlarının fizyolojik belirtiler gösteren aslında psikolojik olan (psikosomatik) bazı durumlar ortaya çıkardığını göstermiştir. Ebu Zaid, beden ve zihin dengesinin sağlamak gerektiğini söylemiştir. Zihin dıştan gelebilecek, tahrip edici dışsal tehlikelere karşı hazırlıklı olmalı, kendini koruya bilmelidir. Aksi takdirde bunlar hastalıklara yol açacaktır. El Balki depresyonu üç sınıfa ayırmıştır. Bunlardan ilki normal hüzün ve üzüntü hali olan, normal depresyon, ikincisi dış kaynaklı (endogenous) depresyon, üçüncüsü iç kaynaklı (reaktif) depresyondur.

Ebu Bekir el-Razi (864-932) hastalarına, tıpkı Taberi gibi ilkel psikoterapi tekniklerini uygulamıştır. Hastalarına umut verme, onları yüreklendirme, kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlama, bu şekilde hızlı bir dönüşüm kaydetmeyi hedeflemiştir. Er Razi, beklenmedik ve ani gelişen duygusal patlamaların hızlı gelişen psikolojik, psikosomatik ve organik bazı hastalıklara yol açabileceğini söylemiştir. El Razinin diğer önemli bilimsel çalışması, zekânın nasıl ölçülebileceğine ilgili eseridir. Sağlıkla ilgili eseri el Hawi fit- tıp, 18.yy sonlarına kadarda tıp literatüründe bir otorite kabul edilmiştir. Er Razi, psikoloji kitabı el-Tıbb el-Ruhani eserinde ruhsal temelli duygusal ve psikolojik bazı rahatsızlıkların hangi yollarla tedavi edilebileceğini ortaya koymuştur. El –Razi, dini inancın zihinsel rahatsızlıklarla baş etmede, kendini iyi hissetme oldukça önemli olduğunu söylemiştir.

El-Farabi (870-950) bilimsel çalışmalarını sosyal psikoloji alanında yapmıştır. Model şehir fikri bunlardan en meşhur olanıdır. Farabi insanların bir birlerine muhtaç ihtiyaç duyduğu fikrini savunmuştur. Farabiye göre bir kimse diğerlerinin yardımı olmadan tam mükemmel olamaz. Farabi rüyaların sebepleri hakkında da eser vermiştir. Farabinin önemli psikolojik çalışması müziğin zekâ ve psikolojik tedavi üzerinde etkilerini inceleyen araştırmalarıdır.

Ebul Hasan el Mejusi (öl.995) ise zihinsel ve beyinsel hastalıkları da içine alan, sağlıkla ilgili birçok konuda eser vermiştir. Majusi anatomi fizyoloji ve uyku bozukluğu, hafıza kaybı, hipokandriyasis, beyin hastalıkları, koma hali, sıcak ve soğuk menenjit, yükseklik korkusu, epilepsi, aşk acısı, hemiglapia gibi beyinle alakalı rahatsızlıkları incelemiştir. Mecusi araştırmalarındaki detaycılık ve araştırma yöntemlerine vermiş olduğu önemden dolayı günümüzdeki batılı bilim anlayışından pek uzak değildir.

Diğer ilim adamı Ebu Ali İbni-Miskaveydir. İbni-Miskavey, duygusal birçok problemin ruhsal problemlerle yakın ilişkili olduğunu söylemiştir. Miskaveyin çalışmaları, kendini pekiştirme ve tepkisel karşılık gibi bazı kavramları ortaya çıkarmıştır. Bu kavramlara göre eğer kişi nefsi ammareye uyar yanlış bir harekette bulunursa bu günahlara olan eğilimlerini kendi kendini terbiye ederek ve zıt tepkiler vererek yok etmeye çalışır. Bu davranışlardan bazıları fakirlere para vermek veya oruç tutmaktır.

İbni Sina (980-1037) şifa isimli eserinin birçok bölümünde zihnin beden, duyum ve algı üzerindeki etkilerinden söz etmiştir. İbni Sina ruhsal hallerin, çeşitli duygu ve heyecanların, beden üzerinde önemli etkilere yol açtığını tespit etmiştir. Bu tespit İbni Sina’yı psikosomatik tıp dalının öncülerinden biri yapmıştır. İbni Sina’nın psikoloji ilmine bir diğer önemli katkısı ilişki testleri denen, psikanalizde bilinçaltı hatıralara ve geçmiş yaşantılara ulaşmak için kullanılan araştırma tekniğini Freud ve Bruer gibi psikanalistlerden önce kullanmış olmasıdır. Çocuklarda aşırı ruhsal tepkilerin tedavisi, stres ve ölüm korkusunu yenme üzerine, günümüzde de değerini koruyan kıymetli eserler vermiştir İbni Sina genellikle psikolojik ve fizyolojik rahatsızlıklar arasında bir ilişkinin olduğunu söylemiştir. Günümüzde melankoli (depresyon) olarak adlandırılan bazı psikolojik rahatsızlıkların gelişen bir fobi olabileceğini söylemiştir.

Bu ilim adamlarının yanında psikoloji ilmine önemli katkılarda bulunan daha birçok Müslüman âlimden söz edebiliriz. Bu âlimlere şimdilik kısaca değineceğiz. İnsan zekâsı, duyumlar ve hayaller üzerinde değerli makaleler yazanı İbni Bacce; fiziksel temelli hafıza kaybı, zihinsel, bulanıklık, unutkanlık, uykusuzluk, epilepsi gibi rahatsızlıkları üzerine araştırma yapan İbni Zerbi; zekâ üzerine önemli çalışmalar yapmış İbni Rüşd; kalp merkezli bir psikoloji anlayışına sahip, sürekli değişen ruh ve denge durumlarından, bireysel farklılıklardan söz eden Fahreddin el-Razi bunlardan sadece biri . Hurafecilik çıkarcılık ile dinimiz bilime kapalı katı egoist git gide zenginleşen din satan tüccaralara kalmıştır buda bilimsel atılım yapamayan günümüz islam ülkelerinin ne kadar kötü durumda oluşunun nedenidir
2 beğeni · 0 yorum

FiloWay

@filoway

Işık ol aydınlat bütün dünyayı, Ruhu kararmışlar utansın...
0 beğeni · 0 yorum

Eda Inanç

@edagzgz

Hastalığın senin içindedir ama bilmiyorsun!
Şifan da senin içindedir ama görmüyorsun
2 beğeni · 0 yorum

hiçlik yolcusu

@hiclikyolcusuu

“Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü hatırlatmak mü’minlere fayda verir.”
(Zariyat, 55)
3 beğeni · 0 yorum

Beyaz Melek

@beyazmelek

OSMAMLI DA BAYRAM
Heyecanla beklediğimiz Kurban Bayramı’na sayılı günler kaldı. Üzerine vacip olanlar Kurbanlarını kesecek/kestirecek, çocuklar harçlık için hâne hâne dolaşacak, Bayram namazı kılınacak ve hânesine et girmeyenlerin kursağı bayram edecek. Peki; ecdadımız Osmanlı zamanında Kurban Bayramı nasıl ifa edilirdi?

Osmanlıda Bayram öncesi hazırlıklar
Padişah tarafından Bayramdan önce tembihnâmeler yayınlanırdı. Bu tembihnâmelerle birlikte konaklarda, evlerde ve saraylarda büyük bir temizlik başlardı. Bayramlarda toplumun ahlakını bozacak davranışlardan uzak durulması gerektiği, vazifelilerin bunları engellemek adına ne gibi tedbirler alabilecekleri, sokakların, evlerin gözden geçirilip temizlenmesi gibi maddeler ihtiva ederdi tembihnâmeler. Yani kısaca maddi ve mânevî temizliğe yönlendirildi insanlar. Bayram gecesinde mahalle bekçileri sabaha karşı davullarını bir ahenk içerisinde
tokmaklarken mâni söylerlerdi. Bir misal verecek olursam;
“Bu sabahın yazına,
Kalkın Hakk’ın niyazına,
Abdest alın ey komşular!
Bayram, sabah namazına.”

Osmanlıda Bayram Günü
Osmanlı döneminde Kurban bayramı sevinci, Arefe günü atılan top atışlarıyla başlar, son günün ikindi vaktinde atılan top atışlarıyla da biterdi. Bayram namazının yaklaşmasıyla birlikte ev ahalisinin erkekleri bayramlıklarını giyerek en yakındaki camiye giderlerdi. Hanımlar ise bayram namazı dönüşü ailecek Kahvaltı yapmanın heyecanıyla bayramlıklarını giyinmiş vaziyette kahvaltı sofrasını hazırlarlardı. Bayramları mutlaka ailecek konu, komşu ve kabristan ziyaretleri yapılırdı ki ataya saygıyı sevgiyi unutmasın ev ahalisi ve bilhassa da çocuklar. Bayram boyunca caddelerde, mahallelerde bir sürü “Arife Çiçeği” yani çocuklar olurdu. Çocuklara Arife Çiçekleri denilmesinin sebebi Bayram gününü bekle(ye)meden arife gününden bayramlık kıyafetlerini giyip dışarı çıkmalarından ötürüdür.

Mevlâ birlik, dirlik içerisinde nice Bayramlara erişmeyi nasip eylesin inşaallah.
Nurullah Ataç
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğeni · 0 yorum
4 beğeni · 1 yorum
Business (@nusretk)
Aşk için seven namusuna bir Allah selam yollar; selamın aleyküm aşkıma nokta nokta nokta
19.08.18 beğen 2 cevap

Nurda

@ztrknrd

Caner Taslaman
Tarihselcilik: Çelişkiler Bataklığında
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğeni · 0 yorum

tamer aktulum

@amantedelashadas

1 Yılını Menzil Cemaati'nde Geçirmiş Birinin Gözünden Adıyaman'da Olup Bitenler.
Gülen Cemaati'nin ne olduğu ortaya çıktıktan sonra başka büyük bir tarikat olan Menzil'e insanlar artık daha meraklı gözlerle bakar oldu. Biz de konuyu cemaatin merkezi olan Adıyaman'da bizzat bulunmuş bir Ekşi Sözlük yazarının gözüyle aktarmak istedik.
yaklaşık 10 yıl önce 1 yılım menzil cemaati'nin içerisinde geçti
her türlü dergaha, oturma evlerine vs. gittim. her etkinliklerine katıldım. saatlerce otobüs yolculuğu yapıp menzil’e de gittim. cami'de uyuyup buz gibi sularda abdest aldım. hizmet nimettir dedim taş taşıdım millete çay dağıttım.

herkesin dediği gibi; hapçı, esrarkeş, hırsız tayfasının tövbe etmiş halidir menzil cemaati. ama tövbe bozanı çok gördüm buralarda. zaten tövbe olayını çok basite indirgemiş durumdalar. ilk tanışma dönemlerimde herkese; menzil’den önce ve menzil’den sonra olarak milat koymuşlardı. şimdi hırsızı, hapçıyı yola getirmişler gibi düşünmeyin. bu tövbe edenlerin bir kısımı ara verip 3-5 ay eski hayatlarını yaşayıp sonrasında işler boka sarınca tekrardan gelen tipler. hepsinin kafasında "allah affeder" anlayışı var. bazıları da her şey bok olduktan sonra gelip ümit arayanlar. zaten başka çareleri de yok. kahveye gidip çaya para vereceklerine burada bedava çay içiyorlar. dini sohbet yapıp içlerini rahatlatıyorlar.


benim yaşadıklarıma gelirsek

kapıdan girer girmez seni “tövbe” dedikleri işleme alıyorlar. "seyit" denilen peygamber soyundan geldiği söylenen kişiler bu konuda yetkilidir.

hristiyan geleneklerinin bir şekilde islam ile sentezi oluyor. yapan rahip değil seyit gibi düşünün. ancak islam'da; hz. muhammed bile allah tarafından “kulum ve elçim” olarak tanıtılılıyor nasıl oluyor da 1500 yıl sonra gelen torunlarına bu yetki verilebiliyor? zaten seyid olanlar nasıl oluyor da soylarının muhammed’e dayandırıldığı şaibeli. bu konuda tam bilgim olmamakla beraber sanırım gavs’ları bu seyitliği terfi olarak kullanıyor "sen müdür oldun yerine sen seyit'sin yavrum ben biliyorum" diyerek olayı kapatıyorlar bence.

sohbetleri var, hatmeleri oluyor. hatme denilen olay; 5-10 kişilik grup gözlerini kapatarak karanlık bir odada oturuyorlar ellerine taş verilerek hala da anlamadığım bir nevi ayin yapılıyor. bunun islamın neresinde var ayetlerle konuşalım demek isterdim ancak ayetlerde geçmeyen başka bir uygulamadır. zaten kuran’da belirtilen “her şey allah ile kul arasındadır” felsefesine ters hareket ediyorlar. kendilerince peygambercilik oynuyorlar. muhammed!e saygıları var ancak ne kadar dillendirmeseler de benim gözlemlediğim menzil tarikatının liderini muhammed’den bile üstün görmektedirler.

bir de koca koca insanlar, şeyhleri abdulbaki erol’un (gavs, seyda hazretleri vs.) üstün yetenekleri olduğuna inanıyorlar. uçtuğuna, aynı anda birkaç yerde bulunduğuna, üzerine yağmur yağmadığına, istediği kişilerin rüyalarına girebildiğine kadar birçok hurafeler vardır. "tehlikenin farkında mısınız" diyoruz ya işte bu tarz düşüneleri olan binlerce insan var. çok kolay gaza getirebilecek kişi maalesef aramızda.


benim içlerinde bulunduğum zaman bile abileri fetö’den fırsat buldukça devletin belirli kısımlarına sızmaya başlamışlardı

şimdi tahminim gümbür gümbür geliyorlar. gümbür gümbür gelen bir cehalet ile karşı karşıyayız. eğer bu konuyu kuran’a göre değerlendirirsek şirk üstüne şirk yapıyorlar farkında bile değiller. son zamanlarımda gerçek islam'ı öğrenmek için kuran okumaya başlamıştım. amacım bu tarikatta yanlış gidenleri görüp gerçek islamı yaşamaktı. gerçek bir mümin olucam diye ateist olmam da bir garip.

kuran’ı okuyup kafamda oluşan soruları gidip gidip seyitlere sormuştum. sürekli öğrenebilmek için onları sıkıştırıyordum. mantıklı cevap alamıyordum. en son işleri abartıp herkese sorular sormaya başladığımda bir seyit abi tarafından kalp gözümün kapandığı ve istiyorsam eğer bir daha gelmemem gerektiği söylendi ve kibarca siktir edildim. buradan alacağımız ders; kuran’ı kendince okuyan 19 yaşında bir velet bile seyit’leri zor duruma sokabiliyor, bu seyitler de millete din anlatıyor.
h
11 beğeni · 18 yorum
Eda Inanç (@edagzgz)
Slm Tamer bey ne kadar guzel özetlemiş siniz bu gümbür gümbür gelen tehlikeyi.malesef okadar cahil bir kesimle karşı karşıyayizki ve bunun farkinda dahi degiliz, üzülerek söylüyorum ki bu ınsanlar feto dedigimiz orgutten daha tehlikeli çünkü onlar mürekkep yalamis insanlar di bunlari yaptilar ancak karsimizdaki bu insanlar bedevi diyorum onlara cok cahil ve tehlikeliler .Musrik toplumun yaptigi bizi Allaha yaklaştırıyor dusuncesini seyh gavs dediginiz seylere yuklemisler ve malesef Allaha yaklasmak icin güya ciktiklari yolda şirk islediklerinin farkinda dahi degiller .inanin konusacak okadar cok sey varki kelimeler kifayetsiz kaliyor
18.08.18 beğen cevap
tamer aktulum (@amantedelashadas)
Aslında çenemizi kendimizi boşuna yoruyoruz cehaletimiz yüzünden hepimiz ölüyoruz fikirlerimiz düşünceşerimiz herşeyimizle bizi sömürüyorlar din adı altında
18.08.18 beğen 1 cevap
Ozzy Yigit (@ozzyyigit)
Uçuyor muymuş gavs?
18.08.18 beğen cevap