ara

İnanç

İnandığınız veya sorguladığınız bir din/inanış hakkında paylaşım yapabilirsiniz. Din sınırlaması yoktur. Fikirler saygı çerçevesinde tartışılabilir.
Kuraldışı: yorumsuz ayet veya hadis
Not: Bu odada yapılan paylaşımlar yene ve canlı bölümlerine yansımaz.
MİRACA DAİR

(Miracın kendisi doğrudan fıkıhla ilgili olmasa da mirac kandili kutlamanın hükmü vb. hususlar fıkhı da ilgilendirdiğinden bu yazıyı burada paylaşmayı uygun gördüm.)

Bu gece halkımız arasında "mirac kandili" diye bilinmektedir. Acaba "İsra ve Mirac" diye bilinen şey nedir? Bunun aslı var mı? Böyle bir kandil var m?

1. İsrâ, gece yolculuğu anlamına gelmekte olup Allah Resûlü’nün (s.a.v.) hicret öncesinde bir gece Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksâ’ya götürülüşünü ifade eder. Mirac ise Allah Resûlü’nün, mâhiyetini bilemeyeceğimiz şekilde gök katlarını aşarak zamandan ve mekândan münezzeh olan Rabbimizin dergâhına ulaşmasını ifade eder. İsrâ konusunda âyetler bulunmakla birlikte miraç hadisesi ile ilgili -o şekilde tevil edilen bir takım âyetler bulunsa da- doğrudan âyetlerle değil sahih hadislerle sabittir.

2. İslamî literatürde İsra ve Mirac; zamanı, sayısı, mâhiyeti ve hikmetleri konusunda en çok tartışılan hususlardan biridir. Bu meselelerin her birinde birbirinden farklı görüşler bulunmakta, bu görüş çeşitliliğine bağlı olarak İsrâ ve Mirac konusunda onlarca farklı yorum tarzı bulunmaktadır. (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VII, 197)

3. Âlimlerin çoğunluğuna göre İsra ve miraç peygamberimizin peygamber olmasından sonra hicretten önce, ikisi de aynı gecede olmak üzere, bir defada, Hz. Peygamber’in ruh ve bedeni bir arada iken gerçekleşmiştir. (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VII, 197) Bununla birlikte bu hususların tümünde farklı düşünen âlimlerde vardır. Yani İsra ve miracın farklı gecelerde olduğunu, birden fazla vuku bulduğunu, sadece ruhla veya rüyada vuku bulduğunu kabul eden âlimler de bulunmaktadır. Şu halde aslını inkâr etmemek kaydıyla keyfiyetindeki ihtilaflar insanı kâfir, fâsık, ehl-i dalâlet kılmaz. İsra’nın aslını inkâr küfür, miracın aslını inkâr ise dalâlet olarak nitelenmiştir.

4. İsra ve Mirac hadisesinin tam tarihi konusunda ondan fazla görüş vardır. (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VII, 207). Receb ayında yer aldığı ile ilgili rivayetler bazı itirazlara konu olmuştur.. En sağlam rivayetlere göre bu olay hicretten yaklaşık bir yıl önce gerçekleşmiştir.

5. Buhârî ve Müslim’de yer alan rivayetlerin ortak noktalarına göre olay şu şekilde cereyan etmiştir: Bir gece Resûlullah, Kâbe’de Hicr veya Hatîm denilen yerde iken -bazı rivayetlerde uykuda bulunduğu sırada veya uyku ile uyanıklık arası bir halde- Cebrâil geldi; göğsünü açtı, zemzemle yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurup kapattı. Burak adlı bineğe bindirip Beytülmakdis’e götürdü. Resûl-i Ekrem Mescid-i Aksâ’da iki rek‘at namaz kılıp dışarı çıktığında Cebrâil biri süt, diğeri şarap dolu iki kap getirdi. Resûlullah süt dolu kabı seçince Cebrâil kendisine “fıtratı seçtin” dedi, ardından onu alıp dünya semasına yükseltti. Semaların her birinde sırasıyla Âdem, Îsâ, Yûsuf, İdrîs, Hârûn ve Mûsâ peygamberlerle görüştü; nihayet Beytülma‘mûr’un bulunduğu yedinci semada Hz. İbrâhim’le buluştu. Sidretü’l-müntehâ denilen yere vardıklarında yazıcı meleklerin kalem cızırtılarını duydu ve Allah’ın huzuruna çıktı. Burada Cenâb-ı Hak elli vakit namazı farz kıldı. Dönüşte Hz. Mûsâ, elli vakit namazın ümmetine ağır geleceğini söyleyip Allah’tan onu hafifletmesini istemesini tavsiye etti. Namaz beş vakte indirilinceye kadar Hz. Peygamber’in huzûr-i ilâhîye müracaatı ve Hz. Mûsâ ile diyalogu devam etti. (İslam Ansiklopedisi, XXX, 132)

6. Sahih rivayetlerde yer aldığına göre İsrâ hadisesi, hicret öncesinde Mekke gündeminde önemli bir tartışma konusu olmuş, peygamberi gerçekten tasdik eden ile döneklik edenler arasında bir “turnusol kağıdı” görevi üstlenmiştir. (Fethu’l-Bârî, VII, 201) Nitekim Medine döneminde de aynı rol “kıblenin değiştirilmesi” meselesine yüklenmiş, bu dönemde bir kısım kişilerde kafa karışıklığı olurken bu durum bazılarının imanını iyice pekiştirmiştir.

7. İsra ve Miraca ilişkin sahih rivayetlerde konu bizatihi Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ağzından aktarılmakta ve neredeyse baştan sona mecazlarla, teşbihlerle dolu alegorik bir dil kullanılmaktadır. Bu durumda söz konusu anlatımları “müteşabih” olarak kabul etmek gerekmekte ve zâhiri üzere yorumlamaktan kaçınmak gerekmektedir. Mirac hakkında zaman zaman yapılan "astral seyahat" vb. yakıştırmalar, gaybı taşlamaktan öteye gidemez. Zira mirac, tıpkı vahiy gibi mahiyetini kavrayamayacağımız bir olaydır.

8. Modern dönemde İsra ve Mirac meselesine sırf rasyonel olarak yaklaşıp İsra’yı tevil eden, miracı ise reddeden yaklaşımlar bulunmaktadır. Salt aklî açıdan bakıldığında İsra ve Miraç “aklen mümkün” kategorisinde yer almaktadır. Miraç hadislerinde “peygamberlerin ruhlarının gök katlarında görülmesi”, “namaz sayıları konusunda peygamberimizin Hz. Musa ile istişaresi sonucunda birkaç defa Allah’tan indirim talep etmesi” gibi hususlar aklî açıdan ciddî itirazlara uğramışsa da aynı bakış açısıyla Kur’an’da yer alan ve mâhiyetini bilemeyeceğimiz “Belkıs’ın tahtının bir anda uzak mesafelerden gelmesi”, “Hz. İsa’nın ölüleri diriltmesi”, “Ashab-ı Kehf’in mağarada 309 yıl uyuması”, “Hz. Musa’nın asasının yılana dönüşmesi”, "Hz. İbrahim'in Lut kavminin helak olmaması için ısrarlı talepleri" vb. hususlar da itirazlara uğrayabilir. Peygamberimizin namazların sayısının azaltılmasını talep etmesini "Musa Allah'tan daha mı merhametli ki Allah elli vakit diyor da Musa indirilmesini istiyor?", "Allah neden bir anda beşe indirmedi de onar onar veya beşer beşer indirdi", "bu, Allah ile pazarlık yapmaktır" gibi mantık oyunlarıyla reddetmek en iyimser ifadeyle sapla samanı, elmayla armutu ayırt edememenin göstergesidir. Ümmetin on dört asırlık tarihinde bu şekilde kabul görmüş ve mesele edilmemiş bir şeyi mesele etmektir.

Yine İsra ve Mirac ile ilgili rivayetlerde itiraza konu olan hususlardan birisi de Peygamberimiz döneminde Kudüs’te “Mescid-i Aksa”nın binasının mevcut olup olmaması ile ilgilidir. “O dönemlerde mescidin mevcut olmaması daha önceleri Kudüs’te Mescid-i Aksâ’nın bulunmadığını göstermediği gibi Mescid-i Aksâ’nın müslümanların ilk kıblesi olduğu da bilinen bir husustur. Bir hadiste de belirtildiği gibi Resûlullah dönemindeki Kâbe Hz. İbrâhim’in kurduğu binadan farklıdır. Öyle anlaşılıyor ki semavî dinlerde tevhid inancı açısından ibadetlerin ifası sırasında müminlerin yöneldiği mekân (kıble) bir amaç değil bir araçtır. Bu mekânın üzerindeki binanın yüzyıllar içinde yıkılıp yeniden yapılması veya zaman zaman mevcut olmaması mekânın mânevî konumunu etkilemez.” (İslam Ansiklopedisi, XXX, 133)

9. İsra ve Miracın tam tarihi belli olmadığı gibi ne Hz. Peygamber (s.a.v.), ne sahabe, ne tabiûn ne de sonraki âlimler bu geceyi özel bir gece gibi görmemişler, kutlamamışlardır. Bu geceye has bir ibadet türü, dua, namaz, bu gecenin gündüzüne özgü bir oruç yoktur. Bu uygulamalar “dinde varmış” gibi kabul edilerek yapılırsa bid’attır. Ancak çok sonraları örfte her nasılsa Receb ayının 27. Gecesini “Mirac kandili” olarak görme ve kutlama olayı yaygınlaşmıştır. Bu geceyi dinin aslından görmemek kaydıyla bu gece vesilesiyle İsra ve Mirac olayının ne olduğu, bundan ne gibi dersler çıkarmamız gerektiği anlatılabilir, bunda bir sakınca yoktur.

10. İsra ve Mirac konusunda sahih rivayetlerin ortaya koyduğu temel mesajları şu şekilde özetlemek mümkündür:

• Rabbimiz, daha önce vahiy göndererek bilgi verdiği konuların bir kısmına ilişkin Resûlüne gerçekleri bizzat göstermek istemiştir. Nitekim Miractan bahsettiği şeklinde tevil edilen Necm sûresindeki âyetlerde “Andolsun o [peygamber], Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü” [Necm, 18] buyrulmuştur.

• Mirac hadisesi, siyer kaynaklarında “hüzün yılı” diye bilinen dönemden yani Hz. Peygamber’in en büyük iki destekçisi konumunda bulunan Hz. Hatice ve Ebû Talib’in vefatından sonra gerçekleşmiştir. Bu durum, bir anlamda dünyada destekçisi olmaksızın kalmış gibi görünen Peygamberimize yönelik Allah’ın “arkanda ben varım” şeklinde destek ve teyidini gösteren bir tesellisidir.

• Mirac hadisesi, Allah Resûlü’nün, mâhiyetini bilemeyeceğimiz şekilde Kur’an’da kendisine bildirilen Peygamberlerle görüşmesi, onları tanıması, konuşması için bir fırsat olmuş, Peygamberimizin onlara imamlık yapması ise kendisinin Peygamberler içinde imam konumunda olduğunu pekiştirmiştir.

• Kullarınının imanlarını sınamak için pek çok şeyi bir imtihan vesilesi kılan Rabbimiz İsra ve Mirac’ı da hicret öncesinde son kez bir imtihan vesilesi kılmıştır. Mekke müşrikleri Allah Resûlü’nü sorguya çekmişler, imanlarında zayıf olan kimileri bu vesile ile ayıklanmış, Hz. Ebubekir gibi kavî imana sahip olanlar “sıddîkıyet” makamına yükselmiştir.

• Rabbimiz, İslam’ın en büyük ibadeti, dinin direği mesabesinde olan ve daha önce iki vakit olarak farz kıldığı namazı, Resûlüne o gecede beş vakte çıkararak ibadetler arasında namazın ayrı bir yeri ve önemi olduğuna dikkat çekmiştir.

• Miraç'ta peygamberimize üç hediye verilmiştir: 1) Beş vakit namaz, 2) Bakara sûresinin son iki âyeti (âmenerrasulü (Bu ikinci mesele ile ilgili farklı görüş ve itirazlar da söz konusu), 3) Hz. Peygamber'in ümmetinden şirk koşmadan ölenlerin cennete gireceği bilgisi.

Rabbimiz miraç olayını hakkıyla anlamayı, Miracın gerçekleştiği beyt-i makdisi yeniden müslüman toprağı olarak görmeyi, bu olaydan gereken dersleri almayı, her namazda miracı yaşamayı cümlemize nasip eylesin.

(Soner Duman /23.Nisan.2017/Pazar)

*****

Hocanın facebook hesabından aynen alınmıştır.

*****

Hayırlı kandiller. Dua eder dua bekleriz.
2 beğeni · 0 yorum · İnanç ·

Mihman

@mihman

"Sen ki Miraç eyleyip ettin niyaz, Ümmetin miracını kıldın namaz"
2 beğeni · 0 yorum · İnanç ·

Buğlem Öner

@buglemoner07

Miraç Kandili
Bu mübarek günde dualarıniz kabul olsun.
0 beğeni · 0 yorum · İnanç ·

ღ Yonca ღ

@yenigunebismillah

Miraç Kandili
Mübarek Miraç kandilinizi kutlar, herşeyin gönlünüzden geçtiği gibi olmasını temenni ederim. Kandiliniz mübarek olsun. :)
Selam ve dua ile :)
3 beğeni · 2 yorum · İnanç ·
Adem ŞEN (@ultradem)
Teşekkürler, sana da hayırlı kandiller :) - 16 sa
ღ Yonca ღ (@yenigunebismillah)
Saolasin arkadaşım hayirli kandiller :) - 12 sa

reyhan

@reyhanaricaa

önce, 3 soru: 2+2 kaç eder?
savaşta en çok kimler ölür
ve...
örümcek, mübarek hayvan mıdır?
***
şimdi cevaplar:
2+2=4
savaşta en cok askerler ölür.
örümcek mübarek hayvandır. zira Hz.Muhammed'in saklandıgı magaranın girisine ag örmüstür...

ÖTEKİ MATEMATİK
ve şimdi de öteki cevaplar:
1-) ingiliz profesör; aborjin kabilesinden gecen genclere sormus: 2,2 daha kac eder? genclerden biri cevap vermis: 5 eder. profesör dudak bükmüs:bu sonuca nasıl vardın? genc aborjin acıklamıs: iki ip alırım. her birine ikiser dügüm atarım. sonra onları birbirine dugumleyince, 5 dugum eder.

2-)20.asrın ikinci yarısından itibaren, savaslarda ölen sivil sayısı,asker sayısının 10 katıdır. modern savaslarda en güvenli yer ordudadır.

3-)örümcekler , kendi türünü yer. bir odaya 10 bin örümcek bırakırsanız, bir süre sonra geriye yalnızca bir tane, azman örümcek kalır.

KESİNLİK MUTLAK DEGİL
nereye varmaya calısıyorum?
1-) düsünme sistemimizle vardıgımız sonuclar, bir baska dusunme sisteminin sonuclarıyla ortusmeyebilir. matematigin evrenin dili oldugu soyleniyor. kesinligi teminatı olarak gördugumuz matematik bile aslında mutlak bir mana tasımıyor. daima pay bırakmalı, hakikatı avucumuzun icinde saymaktan sakınmalıyız. 2+2'nin 5 ettigi bir islemin temsil ettigi ufka sırtımızı dönemeyiz.

2-)savaslarda askerlerden cok sivillerin öldüğü, yeni bir cagda yasıyoruz. dünyanın anlamı degisti. öldürmenin, ölümün kapsamı degisti. bu müthis degisimi görmek, bir hayat-memat meselesi.

3-) dini bilgiler ve kanaatler ile bilimsel gercekler arasında fark veya zıtlık olmasına ne demeli? kendi türünü yemesi, örümcegin mübarek oldugu degerini degistirir mi? pek sanmıyorum. fakat mübarek bir hayvan olması da örümcegin yamyamlıgını ortadan kaldırmıyor.

ELDE VAR HAKİKAT
sonuc: üç degil, üç yüz örnek vermek mümkün. bildiklerimiz, her seyi tumuyle acıklamaya yetmiyor. kesinliğe, hakikate duydugumuz ilgi, bakıs acısı degisince sonucun da degistigini inkar etmeyi gerektirmez. 2+2 hem 4, hem de 5 eder. savaslarda askerler de sivillerde ölür. örümcek, mübarek bir yamyamdır. bu çelişkiler ve ikililikler, hakikatin bizim tercih ve kararlarımızdan ötede oldugunu gösterir. hiçbir fikrin azılı müdafii olmamak, hiç bir şeyi dava haline getirmemek lazım. mutlak hakikate hakim oldugunu dusunen kimse, insanlıktan uzaklasır.

(ALINTI)
2 beğeni · 2 yorum · İnanç ·
üzümcü (@uzumcu)
OT Dergisi'nden bir alıntı - 6 sa
üzümcü (@uzumcu)
Farklı bakış açılarına yer veriliyor dergide sevdiğim bir dergi idi.Lakin teröristleri sempatikleştiren yazıları beni soğuttu bu dergiden. - 6 sa

FİLOZOF

@kultur-elcisi

Hz.İSA
İnsanlar HZ. İSA'yı çarmıha gerip öldürselerde öldürmeyen Allah öldürmüyor yaşatıyor. O dönemlerde ölmeyen bir peygamber.Ölen kişinin cesedi olur ve kötü olur. Öldürdükten iki gün sonra pazar sabahı mezarının boş olduğu görüldü .Dirilmişti. Dirilişinden 40 gün sonra da göğe yükseldi. Şimdi düşünüyorum. Ölülerin ve yeni doğan bebeklerin 40 bundan dolayımıdır.Ölülerin 40 gün sonra okutuluyor. Bebeklerin 40'lı olunca dışarıya çıkartılıyor.
0 beğeni · 0 yorum · İnanç ·
MİRAÇTA NAMAZ PAZARLIK KONUSU MU OLDU?

Pazarı Pazartesiye bağlayan gece "mirac kandili" olarak idrak edilecek. (Bu konuda inşaallah bir yazı yayınlayacağım). Bu vesile ile miracta beş vakit namazın farz kılınmasına ilişkin zaman zaman kamuoyunda kimilerince dillendirilen bir itirazı ele alacağım.

GİRİŞ

Önce bir tespitte bulunalım:

Gerek miraca ilişkin rivayetler gerekse bu rivayetlerde yer alan beş vakit namazın farz kılınması meselesi mütevatir haberlerle değil haber-i vâhidler ile sabit olmuştur.

Şimdi bir usul kuralından söz edelim:

Âlimlerin çoğunluğuna göre haber-i vâhidler [yani mütevatir seviyesine ulaşmamış olan hadis rivayetleri] yüzde yüz kesinlik ifade etmez, zan ifade eder. Bu sebeple de inanca ilişkin konular haber-i vâhidlerle sabit olmaz ama amele [fıkha] ilişkin konular haber-i vâhidlerle sabit olur. Her ne kadar haber-i vâhidlerle inanç konuları sabit olmuyorsa da “senedi sahih olan”, “aklın gereklerine açıkça aykırı olmayan” ve “ümmet tarafından kabulle telakki edilmiş olan” haber-i vâhidleri tenkid edenlerin bu haberleri niçin reddettiklerine ilişkin güçlü gerekçeler ortaya koymaları elzemdir. Hele hele bu haberlerin “akla aykırı olduğunu” iddia etmek, onları kabulle telakki eden bütün ulemanın aklını ta’n etmekle eşdeğerdir.

1. MİRAÇTA BEŞ VAKİT NAMAZIN FARZ KILINDIĞINA İLİŞKİN RİVAYETLERE YÖNELİK ELEŞTİRİLER

Gelelim "miraçta namazın farz kılınışı" ile ilgili rivayetlere yönelik modern dönemdeki eleştirilere

Miraç ile ilgili senedi sahih olan ve ümmet tarafından kabulle telakki edilen bir takım rivayetler, tamamen düz “mantıkla” (!) ele alınarak kolayca reddedilebilmekte, bu rivayetler alay konusu yapılabilmekte, pejoratif bir dille bunları kabul edenlerin akıllarıyla dalga geçilebilmektedir.

Miraç hadislerinde en çok eleştirilen hususlardan birisi beş vakit namazın farz kılınışı ile ilgili bölümdür. Rivayetlere göre önce elli vakit olarak farz kılınan namaz, Hz. Peygamber’in (s.a.v.), Hz. Musa ile istişare etmesi sonucunda birkaç defa süren talepler sonucunda nihâyet beşe düşmüştür.

Burada şu hususlar eleştiri konusu yapılmıştır:

a) Elli vakit namaz yirmi dört saate bölündüğünde yaklaşık her yarım saate bir namaz düşmektedir. İnsanın günde ortalama 6-8 saat arasını uykuda geçirdiği düşünülürse bu zaman aralığı daha da azalmaktadır. Allah bir insanın gücünün bu kadar namazı kılmaya yetmeyeceğini bilmiyor muydu?

b) Peygamberimiz bu durumun ümmetine zor geleceğini bilmiyor muydu ki defalarca Hz. Musa kendisine bunun çok olacağını hatırlatarak indirim yapmasını istedi?

c) Allah, “benim katımda söz değiştirilmez!” derken, nasıl oldu da kısa bir zaman içinde birkaç defa hükmünü değiştirdi?
Sözün tam da burasında önemli bir hususa dikkat çekmek gerekir. “Sahih”, “ümmet tarafından kabul ile telakki edilen” hadislere yönelik tenkid yöneltenlerin en büyük sorunu, tenkitlerine gerekçe kıldıkları hususların aynen Kur’an hakkında da geçerli olmasıdır.

2. ELEŞTİRİLERİN ELEŞTİRİSİ

Yukarıdaki konuya geri döneceğim ama tam da burada bir örnek vermek istiyorum. Miraç hadislerinde Hz. Peygamber’in gök katlarından geçerek “Allah katına” ulaştığı yönündeki rivayetleri “Allah’a mekân izafe etme” gerekçesiyle reddedenlerin Kur’an’da da benzer tarzdaki şu âyet hakkında ne yorum yapacakları merak konusudur: “Yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından…Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.” [Meâric, 3-4]

Tekrar konumuza dönerek şu soruları soralım:

1) Allah, Kur’an’da da ilk olarak koyduğu hükmü aradan çok kısa zaman geçince hafifletmiştir.

Örnek 1:

“Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.

Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah'ın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.” [Enfal, 65-66]

Bu âyetleri zâhir anlamıyla okumaya tabi tuttuğumuzda şu soruyu sormak kaçınılmazdır: “Allah, bizde zaaf olduğunu ilk hükmü koyarken bilmiyor muydu ki sonradan hafifletme yaptı?”

Örnek 2:

Bakara kıssasında Yahudiler, Hz. Musa’dan talepte bulundukça Allah daha önce mutlak bıraktığı hükme yeni yeni kayıtlar koymuştur.

Soru: Allah Yahudilerin emre uymakta isteksiz olacaklarını, ayrıntı isteyeceklerini bilmiyor muydu ki her defasında emrine yeni bir kayıt koydu?

Örnek 3:

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Musa'ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilâve ettik; böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu.” (A’raf, 142)

Soru: Yüce Allah, -hâşâ-Musâ ile görüşmesinin toplamda 40 gece süreceğini bilmiyor muydu ki önce otuz geceliğine sözleşip sonra buna 10 gece ekledi?

Örnek 4:

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“[Ey Peygamber] O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir? Evet, siz sabır gösterir ve Allah'tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.”
[Âl-i İmran, 124-125]

Soru: Hz. Peygamber önce üç bin melekle müjdelediği halde sonradan sayı niçin beş bine çıkarılmıştır?

2. Yüce Allah, İblisi rahmetinden kovunca İblis kendisinden süre istemiş, Allah da kendisine süre tanımıştır.

Soru: Allah, -hâşâ- İblis’le pazarlığa mı girişti?

3. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi hakkında (adeta) bizimle mücadeleye başladı. İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah'a vermiş biri idi. (Melekler dediler ki): Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir!” [Hûd, 74-76]

Soru: Literal bir okumayla bu âyete baktığınızda bir Peygamber’in Rabbiyle ve O’nun gönderdiği meleklerle bir kavmin helak olmaması için pazarlığa giriştiğini söyleyebiliyor musunuz?

4. Yüce Allah, kullarını sınamak üzere dilediği hükmü koyar, dilediği hükmü yürürlükten kaldırır. O, kullarını imtihan etmek için önce ağır hükümler koyup sonradan bunları hafifletebilir.

Örnek:

“Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu. O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik. Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik.” [Nisâ, 66-68]

Demek ki Allah dileseydi insanlara değli günde 50 vakit namazı farz kılmak “kendinizi öldürün”, “yurtlarınızı terk edin” gibi ağır hükümler de koyardı ve kulların bu hükümlere uyması halinde bu durum kendileri için daha iyi olurdu.

SONUÇ:

Bu maddeleri ve örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak konuyu uzatmamak adına burada kesiyorum.

Bu yazı, zannî olan haber-i vâhidi savunayım diye hâşâ kat'î olan Kur'an'ı tehlikeye atmak, hakkında şüphe oluşturmak için yazılmış değildir. Sadece her şeye zâhir gözlüğüyle ve literal olarak bakan zihnin aynı çarpık bakış açısını -tıpkı züccaciyeci dükkânına giren fil gibi- bir süre sonra Kur'an'a da uygulayabileceğini ve bazı vahim sonuçları olabileceğini göstermek üzere yazılmıştır.

Yukarıdaki âyetlerin tümünün elbette sahih bir tevili söz konusudur. Ben bu yazıda, hadisleri reddedeceğiz diye getireceğimiz kriterlerin bir zaman sonra / birileri tarafından Kur'an'a da uygulanması tehlikesinden söz ediyorum. Rabbimizin kitabı elbette her türlü şüphe ve tereddütten berîdir.

Tekrar sözü başına bağlayayım: “Sahih”, “ümmet tarafından kabulle telakki edilmiş” hadisleri reddederken ortaya koyduğunuz gerekçelerin sağlam olması gerekir. Gerekçe diye ortaya koyduğunuz şeyler, Kur’an’ın da reddedilmesine yol açmamalı. Hadisler için ileri sürdüğünüz red gerekçesi Kur’an için de kullanılabiliyor ise bindiğiniz dalı kesiyorsunuz demektir.

Son bir söz: Hepsinden geçtim… Velev ki hadisi eleştireceksiniz, en azından üslubunuzu bozmayın… Şayet ümmet tarafından kabul görenleri bu üslupla ta’n etmek şiarınız olmuşsa ne diyelim?

“Şayet mümin iseniz imanınız size ne kötü şeyi emrediyor!” [Bakara, 93]

(Soner Duman /21.Nisan.2017/Cuma)

*****

Hocanın facebook hesabından aynen alınmıştır.
3 beğeni · 0 yorum · İnanç ·

klm

@klm

Allah Teala'nın sen olmasaydı ey habibim alemleri yaratmazdım dediği yaratılmışların en faziletlisi yüce peygamberimize selam olsun
0 beğeni · 0 yorum · İnanç ·

filiz

@filiz415

Cumasnı mübarek olsun..😊😊
4 beğeni · 1 yorum · İnanç ·
fatma (@fatma23)
Amin kardeşim - 21.04.17

filiz

@filiz415

Bütün müslüman aleminin kandili kutlu olsun...😊😊
5 beğeni · 0 yorum · İnanç ·