ara

Kalemimden

Yaratıcı yazarlık odasıdır. Sadece kendinize ait şiir, hikaye , deneme vb. yazılarınızı paylaşabilir, diğer kullanıcıların yorumlarını alabilirsiniz.
Kuraldışı: link, metinsiz resim, başkalarına ait eserler

Erguvan

@erguvan

Düş...tü...!
Düz patika bir yolda yürüyordu. Her iki tarafında bin bir renkli çiçekler bulunan düz muhteşem bir patika yolda... Ne kadar yürüdü, kaç gün kaç gece geçti hiç saymadı... Saymayı unuttuğu ender zamanlardan biriydi... Belki de saymayı istemediği... Yeşille mavinin birleştiği o noktanın uçurum olduğunun farkına vardığında aslında düşmek üzere olduğunu fark etti... Düşmemek için tutunacak bir dal olmadığı fark ettiğinde ise umursamadan yola devam etmekten başka seçeneği olmadığını da anlamıştı. Mavinin büyüsüne kapılmak bu olsa gerek dedi kendine yoksa insan bile bile uçuruma böyle koşar adım gitmezdi... O kadar hızlı yürümüştü ki düşeceğini ancak düştüğü anda fark edebilmişti... İş işten geçtikten sonra yani... Geri dönemeyecek kadar boşlukta hissettiği anda da bu seferde boşluğun hafifliğine kaptırmıştı kendini... Biraz sonra başına gelecekleri bilerek... Önce soğuk bir kaya parçası ile buluştu bedeni, sonra ağır bir sıcaklık... Düşünden düşenin canı acımaz sanıyordu... Düş olmadığını anlağında fark etti parçalandığını ve canının yandığını... Gözlerini açtığında gördüğü gökyüzü ve hissettiği acı hala hayatta olduğunun kanıtıydı... Şimdi kimse farkına varmadan dağılan parçalarını toplayıp bir an önce olay mahallini terk etmesi gerekiyordu... Failin kendisi olduğunu kimsenin anlamayacağı şekilde bütün izleri temizlemesi ve bütün parçalarını toplaması gerekiyordu... Önce kaç parçaya bölündüğünü hesaplamaya çalıştı. Aklı hala yerinde diye sevindi önce en azından onu aramakla vakit kaybetmeyecekti. Bin bir parçadan geriye sadece bin parça kalmıştı toplaması gereken. Hemen işe koyulursa olay yeri inceleme gelmeden bütün parçalarını toplayabileceğini düşünerek, teker teker toplamaya başladı. Düşündüğünden uzun zaman alacağını anladığında daha yarısını bile toplayamamıştı... Düştükten sonrasını, uçarken hesaplayabilseydi belki de uçmanın dayanılmaz cazibesine kapılmayacaktı... Parçaları toplamanın ne kadar zor ve zaman aldığını anladığında geç kaldığının da farkına varmıştı elbette... Siren sesleri geliyordu uzaktan... Elini çabuk tutmalı ve kimse gelmeden kalan parçaları toplamalıydı... Güneş batmak üzereydi ve hala toplanacak yüzlerce parça vardı... Kırılan parçalarını toplama telaşından canının ne kadar yandığını unutmuştu bile... Toplamak ve bir an önce oradan uzaklaşmak bütün meseleyi çözecek sanıyordu... Güneş masmavi denizi griye boyadığında, bütün parçaları topladığı inancıyla hızla olay mahallini terk etti.... Issız bir yere gittiğinde ancak parçaları saymaya vakit bulacaktı ve öyle de yaptı... Her bir parçayı tek tek sayıp yerine koydu... Son parçada ağzından çıkan sayı bin olmuştu...!

12.04.2016 -Erguvan
10 beğeni · 31 yorum
Semih Oktay (@semih-oktay)
"Saymayı unuttuğu ender zamanlardan biriydi;belki de saymak istemediği..." olmalıydı!
3 sa beğen 1 cevap
Red Red (@khaos)
Çok derin, fevkalâde 👌
2 sa beğen 1 cevap
Eseflal (@eseflal)
Yazının derinliğini anladığımda o derinlikte kaybolmustum, ancak öyle derindi ki aynı parçaları topladım ve aynı parçanın eksik olduğunu bin dediğinde anladım... Hepimizde eksik olan parça belki de... Çok güzel olmuş, yüreğine sağlık 😊
2 sa beğen 2 cevap

Sev_Beni_Seveyim_Seni

@sevilmeyeninsan

Mehmet'imm
❤️❤️
Elini kalbime koyar mısın
❤️❤️
Tamam
❤️❤️
Atıyor mu?
❤️❤️
Evet
❤️❤️
Durana kadar benim olur musun
❤️M❤️
7 beğeni · 11 yorum
Alper (@alperckm)
Güzel lakin bu kadar çok kalp midemi bulandırdı
20 sa beğen 3 cevap
Ulaş Punar (@fotopati)
Bu memoli çok acil seni birakmali. Yok oda senin gibiyse fazla uzun sürmez bu ilişki.
19 sa beğen 4 cevap

Ertan YAVUZ

@ertan-yavuz

Kuşak çatışmasına bir bakış
Kuşak çatışmasına bir bakış
Ertan YAVUZ

Bir çok Anne-Baba çocuklarına doğru ve yanlışı öğretmiyor. Çoğunlukla yaptıkları kendi doğru ve yanlışlarını onlara transfer etmek. Tıpkı kendi ebeveynlerinin, benliklerini yok sayıp üstüne kendi doğrularını inşaa ettikleri gibi onlarda çocuklarına sonradan yıkılması muhtemel kağıttan kuleler inşaa ediyorlar.

Bana göre; Ebeveyn - Çocuk çatışmasının en temel sebebi anlayış ve kavrayış sorunu yaşayan ailelerde benlik yıkımı gerçekleştirilmiş çocuğun,
yerine uygun olmasa da ikame edilmeye uğraşılan çakma benlikler yerleştirilmeye çalışılmasıdır.
4 beğeni · 4 yorum
Alper (@alperckm)
Bence İlk parçadaki durum kaçınılmaz.Bir Bilgisayarin donanımlarının çalışabilmesi,kullanilabilmesi için basit temel bir yazılım ihtiyacı gibi aile.Sonrasinda çocuk guncellenir .Cocugun , ebeveyne göre çok dinamik sürekli güncellenmesi ve de ebeveynin eski sürümlerde çalışmasi çocugun aplikasyonlalarinda, ihtiyaçlarında çelişmeler ,sorunlar çıkartabilir .Sonrasinda da ailenin kendi sürümlerini çocuğa dayatması da çatışmaya, çocuğun uygulamalarında sorunlara neden olabilir.
21 sa beğen 1 cevap
Ertan YAVUZ (@ertan-yavuz)
Mekanik baglamda evet ..Ki insan makine değil ama benzetmeler çok güzel 🖒
21 sa beğen 1 cevap

Nurettin Dürmelik

@nurettin-durmelik

Kalan mı muhtaç yoksa giden mi ?
Kalan mı muhtaç yoksa giden mi ?
Sıradan bir günün ardından işten çıkıp eve gidiyordum. Durağa geldiğimde 40-45 yaşlarında ,yüzü yara bere içinde bir erkeğin bankta yattığını gördüm. Her ne kadar olağan davranmak istesem de yapamadım. Önce kalakaldım. Bu soğukta dışarıda nasıl kalabildiğini aklım bir türlü almadı. Üstelik üzerinde çok ince bir kaban ve yanında eski bir battaniye vardı. Bunlarla normal evde bile insan üşürken, onun İzmir’in soğuğunda sabahı nasıl edeceğini aklım bir türlü almıyordu.

İçimden onunla konuşmak geldi. Sormak istediğim o kadar çok soru vardı ki. En önemlisi de acaba merak edeni var mıydı? Onu, aklına getiren biri var mıydı? Geçmişinde ne olmuştu da insanların hayatından bu kadar uzak bir yolu seçmişti?

Bu kadar üzüntü arasında bir şey dikkatimi çekmişti. Otobüs durağında bu kadar insan olmasına rağmen kimse dönüp bakmıyordu. Herkes sanki orda biri yokmuş gibi davranıyordu. Bir ara bende kendimden şüphe ettim. Acaba gerçekten orda biri yok muydu? yoksa aslında orda olmayan şey; insanlık mıydı?

Sessize doğruldu ve etrafa dikkatli gözlerle baktı. Duraktaki insanların bu kadar duygusuz olmalarına anlam vermeye çalıştı. Sonra fark etti sanırım. Onu üşüten soğuk değil; bu insanların duygusuzluğu ve ona acıyarak bakmalarıydı. Bir eline battaniyesini, diğer eline de poşetini alarak arkasına bile bakmadan ağır ağır karanlıkta kayıplara karıştı. Bizde sıcak yataklarımıza gitmek için otobüse binip uzaklaştık…
18 beğeni · 12 yorum
Hayata Gülümse (@hayatagulumse998)
Kişinin hayatı nasil yorumladığı ile alakalı. Şimdiki sistemde hayvani hayata yoneldigimizden olsa gerek. Daha,daha, daha derken dahası için nelerden vazgeçtiğimizi hiç düşünmüyoruz bile. Oysa giden tek şey var İNSANLIK. Kaleminize sağlık Sn. Nurettin. 😥
22 sa beğen 1 cevap
Gülşah Sönmez (@gulsah-sonmez)
Gerçekten insanlık kayboluyor artık. Yazık...
22 sa beğen 1 cevap
Ulaş Punar (@fotopati)
Aco adami Nerede hangi durakya gördünüz tam olarak?
18 sa beğen cevap

Erguvan

@erguvan

Yol-cu-luk
Hiç hayal ettiği gibi bir yolculuk olmayacağını biliyordu hayal kurmaktan vazgeçtiğinden beri... Olmadığı bir zamanda, olmayacağı bir zamana ve aslında içinde de olmadığı bir yolculuk olacaktı... Geminin güvertesinden limana bakması -uğurlamaya geleni olmadığına göre- umarsızlıktan başka bir şey değildi. Ne bu geminin yolcusu gibi hissediyordu kendini ne de yolcu olma isteği... Bu gemiye ait olmayan bir yolcunun yanlışlıkla gemiye alınmış bavuluydu sanki... Yükü ağır ve kimseye ait olmayan... Bakışlarını aynı umarsızlıkla durgun denize çevirdiğinde, ümitsizce birinin omuzuna dokunup "siz bu gemiye ait değilsiniz eşya olarak bile" demesini ve bu hatadan henüz yol, yolculuğa dönüşmeden kurtulmak istiyordu. Durgun deniz köpürmeye başladığında ve gemi karadan ağır ağır uzaklaştığında o el için de umut kalmamıştı artık... Ve yolculuk başlamıştı... Kendisine ait olmayan, neden ve nasıl dahil olduğunu bir türlü anlayamadığı yolculuk... Yolculuğu sevdiği halde, buraya bu kadar yabancı hissetmesi itilmişlik olmalıydı. Muhakkak öyle olmalıydı. Kim veya kimler tarafından itilmişti bilmiyordu ama bu kadar yabancı hissetmesinin başka bir açıklaması olamazdı. Birileri onu buna zorlamıştı. Fiziki bir darbe almamıştı belki ama bir baskı olduğu kesindi üzerinde. Öyle olmasaydı özgürlüğüne düşkün olduğu ve yolculukları sevdiği halde, bu geminin yabancısı hissetmezdi kendini...

18.10.2016-Erguvan
22 beğeni · 17 yorum
Alper (@alperckm)
Dalgın bir kafayla okudum ama sanki kendimi akıntıya bırakmışim gibi aktı gitti yazın.Guzel..
22 sa beğen 2 cevap
Eseflal (@eseflal)
👍😇
22 sa beğen 1 cevap
Levla (@levla)
Bu gemiye ait olmayan bir yolcunun yanlışlıkla gemiye alınmış bavuluydu sanki... Yükü ağır ve kimseye ait olmayan... Bunu çok beğendim ne kadar güzel anlatmışsınız 😊
22 sa beğen 2 cevap

orhan

@orhanc3lik

doğrusunu bildiğim bu yalana daha ne kadar inanabilirim bilmiyorum
2 beğeni · 2 yorum
Fatih yeğin (@mirza)
Kaybetmeyi göze alıncaya kadar😃
22 sa beğen 1 cevap
orhan (@orhanc3lik)
:)
22 sa beğen cevap

Red Red

@khaos

Herkes kendi günahını yazsın, ben kendiminkini yazdım
Herkes kendi günahını yazsın, ben kendiminkini yazdım
Vakitlerden bir zaman; dün... Binaların duvar diplerine sığınarak yürüyorum. Aklımca yağmurdan sakınıyorum. Kalabalık caddelerde geziniyorum. Bir yere gitmiyorum, dediğim gibi, geziniyorum. Düşünen insan için bu yaptığım şiirsel bir eylemdir; hayatın gerekliliğine karşı! Olmazsa olmazlardan nefret ediyorum. Kaldırımda, körler için ayrılmış sarı şeride geçiyorum. Gözümü kapatıp kendimi bir körün yerine koyuyorum. Ayaklarımı çıkıntılara sürüyerek ilerliyorum. Nereye götürürlerse artık. Fena da gitmiyorum hani. Kısa bir zaman sonra ayağımın altındaki nesnenin belirgin hissi kayboluyor. Olduğum yerde kalıyorum. Benim görmek için bir şansım var, gözümü açıyorum. Sarışın yol sökülmüş, tortuları süpürgeyle süpürülmüş. Ah güzel ülkem, duyarlı insanların vazgeçilmez yurdu! Şimdi bu görmezlerin mors alfabesi yeniden inşa edilene kadar kaldırımda beklesem bir gören olur mu? Etrafıma bakındım, kimse için bir çağrışım yaptığım yok. Kimin umurunda; tey tey Dünya! Yol alıyorum. Yağmur kuduruyor. Kırmızı beyaz damalı şemsiyesi altında bekleyen bir hatun görüyorum. Şemsiye ilgimi çekiyor, yöneliyorum. Şemsiyeler her daim ilgimi çekmiştir zaten. Karşısında duruyorum. Başını kaldırıp bakıyor. Güzel değilmiş. Bakışları telaşla geriliyor. "Şemsiye için ne kadar istiyorsun?" diyorum. Konuşurken yüzüyle yüzüm arasında nefesim buharlaşıyor. Soğuk yağmur damlaları saçlarım arasından bir kıvrımlı yol tutturmuş, şakaklarımdan yüzüme iniyor. Şaşkın, ne var bunda, suratıma anlamaz bakıyor. "Islanıyorum, farkında mısın?" Şemsiyeyi elinden alsam? Demez ki "Bu şemsiye ikimize de yeter!" Burnu kızarmış, ucu nemlenmiş, yazık! Üşümüş ellerimi cebime sokup yanından geçip gidiyorum. Bir kaç adım sonra dönüp bakıyorum, ürkmüş, arkamdan ferahlamış bakıyor. Yolun karşısına geçsem iyi olacak. Bu hüzün bana bir ömür yeter! Anlattıklarımın ne kadarının doğru olduğunu kim bilebilir? Yaya geçidinin önünde, kalabalık güruhun içine karışıp bekliyorum. Kırmızı ışık yanacak aceleci otomobillere de öyle geçeceğiz karşıya. Yoksa adamı ezerler. Katiller. Direksiyondayken de hep yayaların ne kadar ahmak olduklarını düşünüyorum nedense. Sağına soluna bakmadan yoluna atlıyorlar. Yaya geçidinin diğer ucunda insanlar yığılıyor. Buyruk sever ihtişamlı lambamız, dört ayaklı metallerin trafiğini engellediğinde karşıya geçeceğiz. Karşımdaki telaşlı kalabalıkla yer değiştireceğiz. Hareket eylemi, henüz adı konmamış bir mucizedir. Düşünüyorum. Karşıya geçerken sağa sola sapmadan dik bir hat boyunca ilerleyeceğim. Hiç kimse buna engel olamayacak. Bana ilk temas eden hatunu sırtımda taşıyacağım. Ne olursa olsun! Yok, bir beyefendi denk gelirse uçmuş kafamı kafasına gömeceğim. O kadar işte! Beklenen ışık yanıyor. İpini koparmış boğa gibi yola dalıyorum. Karşımda yaşlı bir nine! Duruyorum. "Teyze, seni sırtımda taşıyacağım. Söz verdim kendime!" Yol ortasında tepeden tırnağa beni süzüyor. Kulakları iyi durumda değil anlaşılan. Elinde bulunan varlığı belirsiz poşeti uzatıyor. "Sağol evladım, ama alıp kaçarsan..." Poşetin içine bakıyorum. İki yumak yün; biri haki biri krem rengi. "Çok ağırmış teyze" diyorum duymuyor. Koluna girip geldiğim kaldırıma geri dönüyorum. Bir adım bile olsa çok zoruma gidiyor aynı yolu yeniden yürümek. Tin tin ilerliyoruz. Araçlar için yeşil yanıyor. Kornalar musallat oluyor üzerime, delleniyorum. Kaldırımdayız. Nihayet! Teyze kolumu seviyor, damarlı elleri titriyor. "Allah senden razı olsun evladım." Üzerimize güneş gibi bir şemsiye doğuyor. Kırmızı beyaz damalı bir şemsiye: "Anne! Burdayım, sabah beri ağaç oldum!" diyor. Hapşırıyorum. Ne kadar garip. Sanırım hasta olacağım bu dünyaya. Zamanında gelmeyen şemsiyenin mezarına tüküreyim.
47 beğeni · 41 yorum
Hayata Gülümse (@hayatagulumse998)
Kalemine sağlık @ khaos . Mest oldum. Ne güzel bir anlatım. Sormuşsunya yazında " anlattiklarimin doğruluğunu kim bilebilir" diye çok samimi ve içten bir anlatım olmus. Bende kurgu hissi uyandirmadı. Ben inandım. Sitede maşallah her yere yetisiyorsun ama maşallah kaleminde yetişmiş. 🙏👍
22.11.17 beğen 8 cevap
Eseflal (@eseflal)
Çok güzel 😇
22.11.17 beğen 4 cevap
ketumpinokyo (@ketum)
Özlenmiş bir kalem... Yeniden görmek güzel :)
22.11.17 beğen 5 cevap

Aslı C.

@asli-c-

...
o sokakta yürüdük ve bu bizi müttefik yapar. ikiye karşı sıfırım ve bu bizi müttefik yapar. ikinin biri benim ve bu bizi müttefik yapar. kendime karşı seninle ittifak yapıyorum ve bu beni ne yapmaz düşünsene. o sokakta yürüdük. tanrıdan aldığım ilk pekiyi bu.
...
3 beğeni · 0 yorum

Lümpen

@eniyise

Kafamda milyon kere tekrarladığım sahneler var, her birini defalarca başa sardım. Çok acı elden bi şey gelmiyor.
0 beğeni · 0 yorum

Gül Tanrıverdi

@gul-tanriverdi899

Sök at dudaklarında ki
Suskunluğun zarını
Kalbini didikleyen
Her ne varsa
Sök at...

Gül Tanrıverdi
3 beğeni · 0 yorum