ara

Kalemimden

Kendi yazdığın şiir, hikaye , deneme vb. yazılarınızı paylaşabilirsin.

Cansu Doğan

@cansudogan7146

Sevgilinin Ardından
Umutla gelen günler birbirinin ardından,
Hep mi bir telaş, bazen sıradan?
Vakitlerden bir nisan akşamıdır sevgiliye sunulan,
Bahardan mıdır duyguların uyumu doğa ile uyanan?

Sevginin açamadığı kapı yoksa eğer,
Yalnızlık büyük bir imtihan bilinmezmiş meğer,
Onunla gülmeye başladıysa mevsimler ,
En güzeli senin ömründür yaşamaya değer.

Cansu Doğan
2 beğeni · 0 yorum

Uykulu Filozof

@uykulufilozof

Beliren Görüntüler
Nemli bir havada terk etti ruhum ; bu şehri. Günler solgundu akşamları , gri toz kümeleri dolanıyordu devriye halinde. Kayıp adresleri yokluyordu bir muhafız. Muhafaza edecek bir şeyi kalmamıştı. Cesetlere ağır kireç kokusu sinmişti. Geziniyordu ruhum üzerlerinde , terk etmek için bu şehri deliller topluyordu ; toplumdan azade. Mühürlü gözler gördü , görmeyen gözler üstünde. Leş kargalarının didiklediği ruhun barınaklarını seyretti. Nasıl da iştahla kemiriliyordu etleri. Islak , yapış yapış ağır bir hava hakimdi. Her şeyi boşa vererek kucak dolusu sicimler aldı. Bağladı tüm ağır kokulu mutant durumları. Sonra uzaklarda bir güvercin gördü. Beyaz kanatları toz kümelerine yakalanmış griliğe dönmüş durumdaydı. Figana dönük bir ıslıkla yanına çağırdı. Bir alışveriş sonucu bindi sırtına kirli güvercinin. Ve uçtu bilinmez diyarlarına hasretin. Son durağında inerken aldığı hizmetin bedeli kirleri de üstüne silmekti. Sildi , sildi ve kirlendi. Yeni bahar diyarlarının göğünde tekrar tozdan kümeler belirdi. Döngüyü tetiklemişti. Bulduğu kokuşmuş bir cesedin içine yerleştiğinde çoktan kendini yitirmişti!..
1 beğeni · 0 yorum

Uykulu Filozof

@uykulufilozof

misafir
Türküler silinmiş yadımdan,
Gülüşlerim eşiğine düşmüş
bir matem-i esvedin
Sükuta meyyal halim...

Sözcükler seslerini kaybetmiş
Harfler mızrak misali
Gözlerimin ardında cenkler var;
Bin notadan bir hal hayali..

Zerrelerin ahenki kainatta eş bulmuş
Bir insan , bir evrende halk olmuş
Figanlara sağır kulaklar,
Kahkaha çalmışlar ağıtlardan çarpma
Evrende bir nokta
Noktada bir insan
İnsanda bir nokta saklanmış kainata
2 beğeni · 0 yorum

Uykulu Filozof

@uykulufilozof

Han
Ağlamak gül dalında yonca
Gülmek güle yakışır , kim demiş!
Bülbülden düşünce bir damla
Gülün kahırlı rengini , kim bilmiş!

Evvela toprak küsmüş bir hasma
Çardaklarda yas , yasta asma
Ömrümün çorak yollarında
Ser tacımın hükmünü kim bellemiş!

Zerre-i âdem bir handa
Hanın nemli duvarında
Gizlenmiş bir sıdk ile yaşa
Adem zamanını kim dilemiş!

Sol kefesi ağır bir terazi
Omuzunda yazmış bir nefesi
Eninlere sağır kafesi
Kim diyarında han eylemiş!

Sağ kefesi ağır bir terazi
Omzunda yazmış bir nefesi
Dikenler arası gül bahçesi
Kim hanında yolu bahşeylemiş!
1 beğeni · 0 yorum

Uykulu Filozof

@uykulufilozof

..
“Ne var ki karanlığına aydınlığı anlattıysam..”
Anlatmakla aydınlanır mı karanlıklar diye sordu kadın.
“Sahi, Karanlığın içinde nurdan bahsetmek boyar mı geceyi? Gecede gündüzü anınca mı doğuyor güneş , battığı yerden?
Karanlığıma aydınlığı anlatma.
Aydınlığı sun bana.
Anlatma ki sözcükler aksiyona varsın,
Yaşamak üzre bir eylem hattında,
Sözcükler kifayetsiz kalmadı mı defahatla?..
Renklere , sözcüklere bulanan hisler ,
Gerçekten şeklini mi aldı yoksa şeklinin yansımasını mı verdi bunlara?..” diye düşündü.. Hızla çarpıştı düşünüşler zihninde, sonra düştü diline üç kelime biri ayrı yazılan.. :
“Çok şey var!..”
1 beğeni · 0 yorum

Uykulu Filozof

@uykulufilozof

..
Bitmeyen aşklar yarattım penceremden, her bir bakış bir aşka tekamül ediyordu. Bakışlar seslere dönüştü ansızın. Anlara sızarak kulaklara ilişti o kuşakta. Görüntüler iristen geçiyor , sesler kulak zarında dans ediyordu. Ardından yolculukları zihnin bir hücresinde sonlanıp vuslata varıyordu. Orada beraber uyuyorlardı. Bitmeyen aşklar yaratmıştım penceremden. Bir yağmur kokusu ilişti ardından ve burun deliklerimi sızlatan toprak kokusuyla karışıp o da yanlarına uzandı. O hücre orada hep kaldı ; bitmedi yüzyıllık uykuya vardı.
2 beğeni · 0 yorum
Ömrümüzden yola çıkıp; bir kelebeğin ömründen geçiyordu hayat;
Yolu kısaydı,
Ama insanlar, para kasası sandılar hayatın kısa yolunu...
6 beğeni · 4 yorum
Business (@nusretk)
Güzel başlamıştın oysa şiirin bitme korkusu salıncaya kadar
13 sa beğen 1 cevap

Fümeli

@fumeli

Gönülsüz
Gönülsüz
Ne kadar kendimden uzaklaştıysam da ''eski kafalıyım'' diyecek kadar kendime kaldım, şükür. Bakma yeni düzende durmadan koşuşturduğuma. Hala hasreti özlemden daha çok severim ve hala kalbimden değil de gönlümden geçeni yazıyorum, inan... Son nefesini vermek üzere olan bir gönlüm kaldı biraz şuralarda bir yerlerde...
Böyle bir şey oldum işte; yarım yamalak...
Çünkü bu yüzyılın insanı olmaya beni zorluyorlar. 
Gönlüme düşen sevda değil artık, kalbime düşen sevgi... 
Tam olarak amilini betimleyemesem bile; özenle sakındığım yerden vurdular beni. 
Elimde olmadan sevdamı sevgiye çevirdim ve elimde olmadan sevdaya kapattığım o kapının anahtar deliğinden bakıyorum. Diyorum ki; ''Zararım kimseye değil kendimden başka. O yüzden bırak, bakabildiğim kadar bakayım...'' 
Sonra diyorum ki sevdanı körelttin, sevgine sahip çık... Kalbe sevgi, gönüle sevda yakışıyorsa, yapabileceğin tek şey, kalbine yakışanı yapmaktır.
3 beğeni · 0 yorum

SAFİYE GÖKER

@safiyegoker

SADÂKAT Mİ LİYÂKAT Mİ?
SADÂKAT Mİ LİYÂKAT Mİ?
SADÂKAT Mİ LİYÂKAT Mİ?

http://www.yirmihaber.com...-liykat-mi.html

Yalaka koyun kasabın keskin bıçağını övermiş. Onu öldüreceğini bildiği halde yalaka olduğu için de övmekten vazgeçmezmiş.

Gün geçmiyor ki birilerinin arandığını ya da içeri (kodes) tıkıldığını duymayalım. Her seferinde ilk defa oluyormuş gibi şaşkınlıkla karşılıyoruz bu durumu, bizler de bir garibiz ama enteresan bir şekilde hala alışamadık olanlara, alışmayalım da zaten alışmak kötü bir şey. Memleketin ahvali ortada ancak bir dönüp bakmak lazım bütün bunları neden yaşadığımıza.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e evrildik bu tür konularda yine ‘en’ birinciyiz. 7-8 Hasan Paşa’nın nasıl “paşa” olduğunu bilir misiniz? Meşhur Çırağan Sarayı Baskını’nda Annesi Şevkefzâ Kadın ile birlikte Çırağan Sarayı'nda göz hapsinde tutulan, akli dengesi yerinde olmayan V. Murat'ın, 20 Mayıs 1878'de tekrar tahta çıkarılması için kaçırılması girişimidir.

İstanbul'da bulunan gazeteci Ali Suavi önderliğindeki bir grup Arnavut muhacir (bunlar Balkanları silip süpürerek Yeşilköy'e dek inen Rus ordularının önünden kaçan ve İstanbul nüfusunu ikiye katlayan Balkan muhacirleridir) bir gece Çırağan sarayına sandallarla yanaşarak baskın verirler. Amaçları Abdülhamit'i tahttan indirip yerine yeniden V.Murat'ı geçirmektir. Bu sırada Beşiktaş karakol komutanı olan Hasan Ağa gürültüler üzerine koşarak saraya girmiş eline geçirdiği bir odun ile baskıncıların elebaşı Ali Suavi'nin başını ezerek öldürmüştür. Arkadan gelen muhafızları da cesaretlendirerek baskıncılar oracıkta katledilmiş ve V. Murat bu katliamdan sonra bir daha hiç düzelememiştir.

Hasan Ağa'nın maceracı kişiliği, gözü pekliği ve sadâkatinden etkilenen II. Abdülhamit ona Paşa'lık (General) rütbesi verir ve muhafız alayının başına geçirir. Hasan Ağa paşa olmuştur olmasına ama önemli bir problem vardır. Kendisi okuma yazma bilmez! Ancak devlet işlerinin yürümesi için imza atması gerekmektedir ve imzasını Arapça yedi (٧) ve sekiz (٨) rakamlarını yan yana getirerek atar. Yedi ve Sekiz okunuşta Han ve Nun şeklinde okunur. Böylece Hasan çıkar ortaya. Hasan Ağa olur size 7-8 Hasan Paşa.

Liyâkat kelimesi, “layık olmak, yakışma” manasındaki lyk kökünden türemiş “liyaka” sözcüğünden; Sadâkat kelimesi ise “erdemli, doğru, adil olma” manasındaki ṣdḳ kökünden türemiş “ṣadāḳa” sözcüğünden gelmektedir. Türk Dil Kurumu’nda ise liyâkat: Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu, değim anlamına gelirken; Sadâkat: “İçten bağlılık” anlamına gelir. Yani “Sadâkat” kavramı da “sadâkatsizliğe” uğramış, bambaşka bir anlam yüklenmiştir. Peh! Kimin umurunda! Hâlbuki bu günlerde en çok yakındığımız şey bu değil mi? Sadâkat-sizlik…

Her zaman söylerim kelimeler önemlidir diye. Kelimelerin yeniden eğilip büküldüğü, rüzgârgülü gibi dönüüüp dolaştığı yerdeyiz, yeniden. Kamusal alanda üvey evlat muamelesi gören liyâkat hep yaya kalmış ‘sadâkat’ ve itaat ilkeleri on-sıfır öne geçmiştir. Hangi alanda olursa olsun eline gücü geçirenin aba altından sopayı göstermesi hasebiyle adaletten, adil ve eşit olmaktan, işlerin layık olana ihale edilmesinden söz etmek de tek kelime ile abesle iştigal etmektedir.

Dünün sadık insanları bu günün sadâkatsizleri olmuş. Yarın mı? Yarın ne olacağı belli değil, ben de bilmiyorum. Dengelerin belli bir sabite bağlanmaması yani belli kıstaslar üzerine oturtulmaması, yapılacak işin ehillerine verilmemesi ayakların baş, başların ayak olmasını kaçınılmaz kılar. Tabi burada ayak ve baş metaforu tartışmaya açıktır. Kim ayak Kim baş? Gerçekten bir baş var mı? diye uzar gider liste.

Böyle yazınca sanki sadık kalmak önemli değilmiş gibi algılanmasın sakın ha! Ankâzâde Halil Efendi’nin, Tûtî İhsan Efendi’ye yazdığı mektupta da dediği gibi: “Evet, ehliyet ve salâhiyet tam olmalı ama sadâkat ehli de olmadan olmaz. Yani ölçüyü bilmek lazım, her işin başı işte bu teraziden geçer.

KİM KİME DUM DUMA

Hiçbir şeyin garantisi olmadığı gibi bugünkü düzenin de garantisi yok! Gün olup devran döndüğünde ve tarih yeniden tekerrür ettiğinde olacaklar aynı fakat adlar farklı olacaktır. Hâlbuki giden gelende saklıdır gelen gidende. Yine tepişecek filler ezilecek çimenler. Bu sebepledir ki toplumsal yaşamda ikili ilişkilerden tutun da kamusal ilişkilere kadar haklarınızı, sınırlarınızı iyi bilin; bilhassa da yaptığınız işi layıkıyla yapın ki sizi böyle ölmeden öldürmeleri mümkün olmasın. İçeride ya da dışarıda olmaya siz karar verin, sakız olmayın kirli ağızlara ve aklınızı emanet etmeyin kimselere.
2 beğeni · 0 yorum

ibrahim Ykr

@uzayedebiyati

Tırnaklarım sızlıyordu
Beynim duraklamış
Zamandan kopuk
Yeni bir insandım
Hayat bu muydu?
Yok oluş sonmuydu?
Aşk yokmuydu?
Gönül gelmiyecek mi?
Bilmeyecek mi beni?
Unutabilcek mi tek askını?
1 beğeni · 0 yorum