ara

Kalemimden

Kendi yazdığın şiir, hikaye , deneme vb. yazılarınızı paylaşabilirsin.

ibrahim Ykr

@uzayedebiyat

Eksantrik"im aslında.
Bir yola giriyorum
Uzun bir yol hayatım boyunca
Tek yol bu "Zıtlaşma Örtüşmesi" hakikât bulamadım hayattan.

Tanrısızlaşma isteği
Uzuvlarımda andırıyordu
Zerrem'de yaşıyordum
Bu hissi, ben "Tanrı" afrodizyaklarınından, alı koyulan biriydim.

Evrim teorileri falan boştu
Aslında.
Insan kendini kendi isteğini
"YARATMAKTA" oldukça, rüyâkar'ım ve hatalıyım

Kaygı duyan var, "yanarsın" diyenlerimiz var ve bunlar 'kuruntu'..
Ruhsal bozukluğu makalelerinde hayatlar aslında rüyadan ibaret olsa ne olur? Adlı konu başlıca trajik, ya rüyadaysak dedim bir gün, ama ben kalkardım dedim "Ece" beni anlıyamaz çünkü o 'tapmakta' iliklerine kadar 'tanrısına' sağdık. Çünkü o araştırmaktan "sorgulamaktan" öte ve bilinçsiz.
0 beğeni · 0 yorum

ibrahim Ykr

@uzayedebiyat

Seni Resmetti Kalem
Mesala ;

Bir hayatımız var bizim benim
Hayatım senden ibaret
Ölümüne yazıyorum adını satır aralarıma

Ruh halim bozuk
Sen çalıyor kasetim
Bir sen varsın zaten
Ve kırık bir hayalim var
Tam 1 aydırsana özlem kusan
Hayallerim var,
Seni kurdum bugün kalbime
Aynı müzikte aynı sen

Sen çalıyor şarkılar
Seni anlatıyor bu şehir
Arayıp soran dostlar
Anlamazlar ki beni, ben mutlu
Ve ben umutlu
Ve ben dündeyim
Ilham kaynağım sen
Tam 20 senelik kuru bir hayat bahçesin de yaşadım
Aklım almıyor sensiz yaşamışım

Bir geri dönüyorum
Bin adım sana ilerliyorum
Aklım orada kal diyor
Zamanı durduruyorum senle

Yoklasaydın kalbini
Kim var benden öte?
Ben senden bir adım öteye atamam
Adım.
Yakınlaştırıyorum her fotoğrafını
Orada kalıp yaşıyorum.
Bak yine topladım bavulumu
Sana gelecek hayalin için
Beklemekteyim. Yokluğun da öğrendim (seni sana anlatmayı)

İnan zor oluyor ağlarken
Seni yazmak..
Ya biterse cümlesini kırıp attım ben
Zaman nasıl anlatır beni?
Ben yoktum ki senin olmadığın
"Zaman"

Tekrar başlattım bu filmi
Aynı heyecanla izledim seni
Bazen zor oluyor filmin bitişi
Bazen sensiz oluyor her şey
Ben kapatıyorum mesala gözlerimi
Seni görmek umudu var,
Ben seni çizdim gözlerime
Açamam, bakamam başka bir tarafa
Yine sana adarım hayatımı
Iki defa gelsem yine sen için
Gelirim tekrardan yazarım inan
Her satırlarımda sen olur inan
Bugün değil her günümüze inan
Ben aşkı kalbim de yaşıyorum inan
0 beğeni · 0 yorum

Gülşah Sönmez

@gulsah-sonmez

Samimiyet üzerine
Samimiyet üzerine
Gözler vardır, dillerle uyumlu...Ağızdan çıkan kelimelerle, gözlerdeki ışıltı birbirini tamamlar. Her ikisi de tek başına yarımdır aslında. İşte budur samimiyet. İyi dilek sunarken, gözler de eşlik eder sözlere. Bu yüzden dostluklar yıllar sürer. İki kişinin birbirine samimi olmasıdır, dostluğu dostluk yapan. İnsanın ihtiyacı olana, karşılık beklemeden yardım etmesidir samimiyet. Yardım etmenin en güzel halidir, adının dahi anılmasını istememek.

Bazı gözler vardır ki, ışıl ışıldır. Karşıdaki insanın bazen birkaç dakika içerisinde, bazense bir süre sonra farkına varabileceği bir bilinmezlik vardır bu ışıltıda. Bu durumda dudaklardan dökülen kelimeler, ne kadar güzel görünürse görünürsün, zambak bitkisi gibi güzel görünüşlü birer zehirdir. Gözlerden çıkanla ağızdan çıkan arasındaki fark ne kadar büyük olursa, samimiyet o kadar azdır. Gerçekten hissedilenle gösterilen arasındaki tezatlıktır, samimi olmama hali.
12 beğeni · 1 yorum
Eseflal (@eseflal)
🐚🌼
16 sa beğen 1 cevap

Film adamı

@serserimsi

Şimdi..
Şimdi herkes yorgun,
Evler kalabalık, dertler misafir gelmiş.
Bana gelen dertler akraba gibi artık.
Ne garip bir iş çıkışı bu gece, her ağız başka dinliyor ve her kulak başka anlatıyor.
Ben tutunuyorum sözlere sözler son hızla akıyor gözlerimden.
Şimdi...
Şimdi..
Neyse zaten yorgunum...
7 beğeni · 0 yorum

emre baştan

@emrebastan

Bu sabah hiç olmayan birşey oldu.
Uykumun en tatlı yerinde olan bu şey beni çok etkiledi.
İlk başlarda biraz tuhaf oldum
Çünkü uzun zamandır böyle birşey yaşamamıştım
Sonra kendimi olayın akışına bıraktım
Kendimi layık görmesem de bir ara cennetteyim sandım.
Sonra uyandım. Herşey gibi bunun da rüya olduğunu farkettim.
Gülüyordum.
Evet, evet
Şaşırmayın, gülüyordum.
Belki de yıllar yıllar sonra gülerek uyanmıştım.
Sana teşekkür ederim kadın
Rüyalarımı süsleyip beni neşelendirdiğin için
Önceleri de iyi kötü gelirdin rüyama
Fakat bu farklı
Özlemin o kadar artmış ki içimde
Seninle beni yan yana görsem ölüyorum sanıyorum
O pamuksu yanakların
O derin mi derin ela gözlerin
Bu gece onları öptüm biliyor musun?
Doyana kadar öptüm ama doyamadım
Rüyaydı işte bitti.
Kadın!
Seni çok özledim
Özlemin doruklarını yaşıyorum
Bana bunu yapma
Seni unutamıyorum
Hersey bana seni hatırlatıyor
Geceleri sevemiyorum artık
Gündüzlerim perişan
Her vaktimi seni düşünmek için harcıyorum
Oturup konuşsak herşey geçebilir
Herşey iyi olabilir.
Ben senden hiçbir zaman gitmedim.
Mecburiyetler cellatım oldu.
Ama yaşıyorum bak, eskisi gibi olmasa da yaşıyorum.
Sen benim yanımdayken herkesi yenebilirim
Ama yoksan bir küçük çocuk bile yenebilir beni
Beni anla
Beni duy
Beni hisset
Nefretini yen beni gör.
Aklım ile mantığım arasında çok dayak yedim.
Tam mantıklı düşünüp yol alırken birden sen geliyorsun aklıma
Herşey iptal, sadece sana odaklanıyorum
Derdim içimde gizli artık kaçacak yerim yok
Hey kadın!
Ben burdayım .
Sen orda mısın?
1 beğeni · 0 yorum

Gamze

@dlnyy

Yine Bu Gece!
Yine Bu Gece!
Yine Bu Gece

Hüzünler dolduruyorum keseme yine bu gece
Yıldızlara yürüyorum, Ay’a küsüyorum habersiz
Acı taşıyorum, sabır çekiyorum her dilde
Ölüme dönüyor bir yüzüm, derdimi dizelere vuruyorum..!

"Hiç" olsam diyorum, hiç olmasam keşke
Hiç olmak kadar sonsuz olmak, özgür olmak belkide
Önce fırtına oluyorum, sonra depremler oluyor beynimde
Kaderden bir harflik uzak kedere boğuluyorum..!

Ateşten kör oluyorum yine bu gece
Önce yolumu kaybediyorum sonra kendimi
Sanma ki şikayet ediyorum
"Verilen kalp geri alınmaz" biliyorum..!

Her şeyimi kaybetmekten bahsediyorum sana
Yani seni, yani sesini, yani nefesini
Gözlerim dağlanıyor yine bu gece
Yokluğun ateş oluyor, ben duman kokuyorum..!

Yıldızlara kavuşamadım yine bu gece
Nefesim yetmedi, yeter ölüyorum
Hüzünler yoldaşın olmasın diye
Hüzünle kefenleyip "ölümü" gömüyorum..!
10 beğeni · 1 yorum
FEBİHÂ (@kadim-cumlei-vecize)
Rahmetli Neşet Ertaş'ın bir mülakatında dediği söz dimağıma düştü " Ben az konuşurum, siz çok anlarmısınız" demiş. Bu sözü ben de kendimce şöyle değiştirmek istedim. "Ben çok konuştum, siz az anlarmısınız" diyorum. Ben çok anladım iki harfle özetliyorum. Ah ..! Diyorum. Çok içli ve güzel olsa da yüreğine böyle dizeler bir daha
düşmesin diliyorum.
22.04.18 beğen 1 cevap

ElestirmenAdam

@elestirmenadam

AŞK ÖYKÜSÜ | DENEME YAZISI
AŞK ÖYKÜSÜ | DENEME YAZISI
Teknolojinin çok ilerlediği zamanlarda, artık insanlar yemek yapmıyor, onların yerine robotlar yemek yapıyordu. Dünyada çok az sayıda ağaç kalmış ve insanlar bu ağaçları koruyamıyorlardı. İnsanlar sadece ezbere evleniyor, kimse şarkı söylemiyor, hiç kimse ibadet etmiyordu. İnsanlar çalışmak yerine yan gelip yatıyorlardı. Hiç kimse kitap okumuyor, çocuklar dışarıda oyun oynamıyor, gençler toplaşıp gezmiyor, yetişkinler oturup sohbet etmiyorlardı. Şiir yazan, hikaye yazan ve hatta herhangi bir şey yazan bile yoktu. İnsanlar çok cahil ve çalışmadıklarına rağmen yorgun ve bitkindi. Sanat uğruna hiçbir şey yoktu, kısacası insanlar hissetmeyi unutmuştu. Bu tembel, umursamaz, hissetmez insanların arasında üç çok yakın arkadaş vardı; birincisi hafif kısa boylu esmer Zekeriya’ydı, ikincisi de hafif kısa boylu esmer adı ise Nurettin idi, üçüncüsü yani sonuncusu diğer arkadaşlarından uzun beyaz tenli Musa’ydı. Bu üç arkadaş her şeyin olmasa da bazı şeylerin farkındaydı. Düşüncelerini diğer insanlara anlattıklarında ayıplanıyorlar, bir sürü hakarete maruz kalıyorlardı. Aralarından adı Zekeriya olanı bir gün gizlice ağaç dikerken, toprağı eştiğinde üzeri toprakla pislenmiş bir kitap gördü. Bu yaklaşık on, on-beş yıldır görmediği bir şey olan kitabı büyük bir sevinçle ve içindeki sayfalara toprak bulaşmamış olmamasını dileyerek kitabı aldı. Kitabın kapağını eliyle sildi, kitabın adı “Aşk’tı”. Hemen kitabı saklayarak, ağacı dikti. Yoldan geçen insanlar onu görünce koşarak evine gidip odasına kapandı. Kitabı keyifle okudu. Her gün beş-altı kere okuyordu. Kitabın konusu kapağından da anlaşılacak üzere “Aşk” üzerineydi; sevgili aşkı, tanrı aşkı, doğa aşkı, kitap aşkı, yazma aşkı, yemek aşkı, sohbet aşkı, dost aşkı… gibi bir sürü konuyu barındırıyordu. Kitaptaki en sonuncu konu, eğer aşk kaybolsaydı ne olurdu? Soruna cevaben yazılmıştı. Zekeriya bu konuyu her okuduğunda gözünün önüne şu an yaşadığı dünya geliyordu. Aklına bir fikir geldi, arkadaşlarıyla bir buluşma ayarladı. Arkadaşları merak içinde, Zekeriya’nın aklındakileri sordu o da şuna benzer bir şekilde anlattı:” Geçenlerde fidan dikerken bu kitapla karşılaştım. Kitapta bir sürü aşk konusu var ve en sonda ise eğer aşk olmasaydı ne olurdu? Konusu var. Yıllardır şu anki dünyanın neden bu hale geldiğini düşünüp, tartışıp duruyoruz. İşte bu kitap bize söylüyor. Dünyamızın bu şekilde olması aşkın yok oluşundandır. Bugünden sonra bizim görevimiz: aşkı tekrardan canlandırarak, dünyanı eski haline döndürmektir.” Kitabı Nurettin’e verdi, okuduktan sonra Musa’ya vermesini söyledi. Bir hafta sonra, buluşup görev dağılımı yapmaları gerektiğini de ekledi. Böylece bu üç dost Aşk’ın ilkelerinden üçünü gerçekleştirmiş oldu: birincisi muhabbet etmek, ikincisi kitap okumak ve üçüncüsü paylaşmaktı. Ertesi gün, Zekeriya uyandığında çıktı, insanların bazılarının muhabbet ettiklerini gördü. Büyük bir zafer kazanmış gibi büyük bir zaferle tebessüm etti. Kitap okuyan birileri var mı diye merak etti. Koşarak bütün evlere bakındı, fakat kimse kitap okumuyordu. Demek ki daha demin gördüğü muhabbet eden insanlar sadece bir tesadüftü. Koşmaktan bitap düşmüş bir halde eve gelip yatağına uzandı. Gözlerini kapadığı sırada hemen bir daha açtı. Alt katta oturan komşunun çocuğu sanki bir şey okuyormuş gibi geldi. Yatağından zıpladığı gibi koşarak hemen alt katın kapısına gidip, kapıyı çaldı. Çocuğun annesi kapıyı açtığı anda, Zekeriya hemen içeri daldı, çocuğun odasına koştu, çocuğun odasına girdiğinde derin bir “Oh” çekti. Çocuk kitap okuyordu. Çocuğun annesi telaşla “Ne oldu?” diye sordu. Zekeriya da çocuğun kitap okuduğunu duyduğunu ve çok beğendiği için geldiğini söyledi. Çocuk bir an durduktan sonra “İstersen okuyabilirsin, al” dedi. Zekeriya bir kez daha “Oh” çekti çünkü paylaşmakta, başarılı olmuştu. Çocuğun alnından öptükten sonra hızlıca evine çıktı, zafer kazanmış edasıyla yatağına uzanıp hayaller kurdu. Bir hafta sonra buluştuklarında, Nurettin arkadaşlarının elini sıkıp, sarılarak dünyaya Samimiyet ve Dostluk aşkını kazandırdı. Daha sonra herkes kendisi için hazırladığı yapacaklar listesini okumaya başladı. Musa anlatmaya başladı:” Ben şehrin meydanında saz çalarak insanlara müzik aşkını hatırlatabilirim. Dedemin, dedesinden kalan tabloları sergileyerek sanat aşkını ve hissetmeyi hatırlatabilirim.” Nurettin devam etti: “Ben fıkralar anlatarak insanlara hem gülmeyi hem de düşünmeyi hatırlatabilirim, şarkı söyleyerek insanlara şarkının ne kadar güzel ve özgür olduğunu hatırlatabilirim. Şehrin dışındaki terkedilmiş hayvanları şehre getirerek insanlara tekrar hayvan sevgisinin ne olduğunu gösteririm. Musa ekledi: “Küçük yeğenlerimi sokakta oyun oynatarak, çocuklara oyunların verdiği zevki ve yetiştiriciliği tekrar kazandırabilirim.” Zekeriya anlatmaya başladı:” Bende öykü, hikaye yazarak yazma aşkını, insanların bilmediği konularda makaleler yazarak öğrenme aşkını, sokaklarda gezip gördüğüm her insana düşünce özgürlüğünü öğreterek özgürlük aşkını dünyaya kazandırabilirim.” Nurettin devam etti:” Ben anneme yemek yaptırarak yemek yapma aşkını ve ev yeme aşkını getirebilirim.” Musa ekledi: “üçümüz birden ibadethaneye giderek ibadet ettikten sonra Tanrı aşkını, ibadet aşkını, güven aşkını, sadakat aşkını, minnet ve şükür aşkını kazandırabiliriz.” Böylece üç arkadaş ertesi gün başladılar işlerini yapmaya böylece birlikte çalışma aşkını da beraberlerinde getirdiler. Her geçen gün dünya daha da güzelleşti. Güneş daha güzel ışıtmaya başladı, içekler açmaya, yeşillik alanlar çoğalmaya başladı hatta insanlar spor yapmaya bile başladı. Diğer aşklar kendiliğinden gelmeye başladı, kelebekler ve arılar çiçekten çiçeğe konmaya başladı. Kocaman gökdelenler yıkılmaya yerine daha küçük fakat daha samimi olan evler yapılmaya başladı. İnsanlar artık sabahları uyanıp kahvaltı yapar, çiçeklerini sular komşularını ziyaret etmeye başladı. Gençler; kitap okur, aralarında tartışır, kendi fikirlerini ve kendi düşüncelerini beyan etmeye başladılar. Okullar tekrar açıldı çocuklar okuma yazma öğrenmeye başladılar. Göl, dere kenarlarında çocuklar ve gençler gezip şarkılar söylemeye başladılar. Kısacası hemen hemen her şey düzeldi, düzelmeye de devam etti. Üç arkadaş tekrar toplanmış; çok önemli, çok yüce bir “Aşk” daha vardı, fakat hiçbirinin aklına gelmiyordu. Zekeriya, Musa’ya en son kitap ona verildiği için kitabın yerini sordu. Musa kitabı kütüphaneye bıraktığını söyledi. Zekeriya kitabı bulmak için kütüphaneye gitme kararı aldı. Yola çıktı, kütüphaneye vardı, içeriye girdi. Kitabı ne kadar arasa da bulamadı. En son umudunu kaybetmiş bir şekilde son defa bakınırken, rafta kitabı görmüş hızlıca koşarak kitabın yanına gidip, kitabı alırken bir kız sesi: “O kitabı çok aradım, eğer mümkünse bana verir misiniz?” dedi. Kızın bu hoş ve rahatlatıcı sesini duyan Zekeriya arkasını döndüğünde kızla göz göze geldi ve kalbi hızlıca atmaya başladı, aynı şekilde kızında kalbi hızlıca atmaya başladı. Uzun süre bakıştıktan sonra Zekeriya kıza ilk görüşte aşık olduğunu itiraf etti. Kızda onunla aynı fikirde olduğu için yani Zekeriya’ya aşık olduğu için en önemli aşkı da dünyaya kazandırdılar. Dışarıda bir yerde oturup sohbet etmeye başladılar. Zekeriya, kıza o kitabı neden uzun süredir aradığı sordu, kız da başladı anlatmaya: “Babam bu dünyayı şuan ki haline bu kitap sayesinde başarabileceğine inanıyordu. Fakat kanser oldu ve çok fazla yaşayamayacağı için bu kitabı bana verdi ve ben başaramadım ama sen başaracaksın kızım dedi. Fakat babam öldükten sonra Annem kitabı dışarıya fırlattı, tam kitabı alacakken sokak hayvanlarından biri kitabı ağzına alıp kaçtı.” Zekeriya o kitabın oraya nasıl geldiğini şimdi anladı. Kızı eve bırakmak istedi, kız kabul etti. Kızı evinin kapısına kadar götürdü, kız eve girmeden önce Zekeriya’ya sımsıkı sarıldı, işte o zaman yaklaşık on beş senedir yağmayan yağmur yağmaya başladı. İki aşık, Tanrının aşk ile yağdırdığı bu yağmurun altında sırılsıklam oldular. Kız eve girdi, Zekeriya yağmurun tadını çıkara çıkara sevgilisini düşüne düşüne eve gitti.
Bu arada kızın adı “Aşk’tı.”

Okuduğun için teşekkürler, kendine iyi bak.
Aşk ile kal… (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.
0 beğeni · 0 yorum

FEBİHÂ

@kadim-cumlei-vecize

SORMA...
"SORMA..."
Eğer bir gün kader bizi karşılaştırırsa ,
Sorma ; efkar-ı gamın nedendir diye
Raika dolu gönlümün haresinde
Artık yoktur rânâ-i gül bahceleri...

Eğer bir gün kader bizi karşılaştırırsa ,
Sorma; ahval-i halin nedir diye
Revnaklı gönlümün haresinde
Âşık-ı mehcur'um, dilim varmaz söyleyemem..

FEBİHÂ-
31 beğeni · 7 yorum
Bur Cu (@burcua)
Yüreğinize, dimağınıza sağlık, çok güzel bir şiir.
21.04.18 beğen 2 cevap
Gamze (@dlnyy)
Çok güzel şiir kaleminize daim olsun yüreğinize sağlık böyle güzel şiirlerin devamını beklerim.
21.04.18 beğen 1 cevap
Işıl aksil (@isilll)
harika
olms 😊
21.04.18 beğen 1 cevap

Meral Meri

@meral-meri

Haziran Kağıtları / Altın Otu
Haziran Kağıtları / Altın Otu
Bir yerlerde kaybolmuş bir şiirin izini arayan bir gün ışığı oldum.
Bir ipin ucundan koşan bir düğüme değil,eğlenebilen bir kedicik oldum.
Bir ağacın yıkılan evinin yasını tutarken bir kalemin de serveti oldum.
Nasıl oldum:
Yaşama en sevdiğim sevgilime dokunur gibi,
Hiç bocalamaksızın sarıldım.
Bu aşk gece karanlıkta ıslık çalıp yürümeye çok benzerdi...
Nasıl benzerdi:
Coşkuyu, özgürlüğü, huzuru yeni doğmuş bir bebeğin umudunda bulmak ne kadar doğalsa
O kadar tebessüm ederdi benim hürriyetim.
Ancak ezinçsiz diyemem.
Nasıl diyemem:
Kaybolmuş o şiirin izini ,o ağacın yıkılan evini- düğümlere bakarken kafesini atan o insanı yanımdan hiç ayıramam;
zira bu kadar tebessüm ederdi benim yapay hürriyetim...

Meral Meri /Haziran Kağıtları / Altın Otu
2 beğeni · 0 yorum

Meral Meri

@meral-meri

/Deniz Fenerine Yolculuk/ Nazik Bir Aylak Gibi Seni Sevdiğimi Keşfedeceksin
/Deniz Fenerine Yolculuk/ Nazik Bir Aylak Gibi Seni Sevdiğimi Keşfedeceksin
Benim nelerden beslendiğimi sen bilirsin: Dokunduğum her şeye restorasyon yapmakta üstüme yoktur,
Bilirsin buna geç kalmayı hiç sevmem.
Yine de merak ediyorum nazik bir aylak gibi,sen de benim sevgimden misin?
Biliyorum, benim bunu sormaya hakkım yok ama bir çingene de değilim.
En esaslı sığınağımız öğrenmek ve değerli olmaktı bilirsin.
Tereddüt, bizi zincirlere vuruyordu- çok lüzumsuz bir hareket gibi, karşımızda duruyordu.
Yine bilirsin ki; sevgiye inandığında inançlı da olursun- serpilmiş lavanta rengi gibi.
Hadi, beni yerin yedi kat dibinden çıkar şimdi nazik bir aylak gibi.

Meral Meri/Deniz Fenerine Yolculuk/ Nazik Bir Aylak Gibi Seni Sevdiğimi Keşfedeceksin
1 beğeni · 0 yorum