ara

Tarih Meraklıları

Tarihten öğrenilecek çok şeyin olduğuna inananların odasıdır. Tarihi olaylar, karakterler ve fikirler tartışılabilir. Kendi yorumlarınız önemlidir.
Kuraldışı: Copy-Paste, metinsiz link, metinsiz resim

Bülbül-i Şeydâ.

@bulbuli-seyda

Osmanlı
Osmanlı

_._Ramazanova_..

@ramazanovaa

Azərbaycanı tanıyaq - 2 - Şəki xan sarayı
Şəki xan sarayı — Şəki şəhərindəki tarixi sənət əsəri, dünya abidələri siyahısına daxil edilmişdir. Qala divarları ilə əhatə olunan bu tikili ikimərtəbəli olmaqla altı otaqdan, dörd dəhlizdən, iki güzgülü eyvandan ibarətdir. Daha əvvəllər "Divanxana" adlanmışdır. Şəki xanlığının 1819-cu ildə ləğv edilməsindən burada şəhər məhkəməsi yerləşdi. Hal-hazırda muzey kimi fəaliyyət göstərir.[1] Şəki xan sarayının başçısıda molla Pənah Vaqif olmuşdu.

http://www.resimag.com/4dbca240.png


"Şəki xan sarayı" adı ilə tanınan bu bina - "Məhəmmədhəsən xan divanxanası" Məhəmmədhəsən xan tərəfindən tikdirilmişdir. Binanın tikintisinə 1789-1790-cı ildə başlanılıb. Çox vaxt onun tikilmə tarixi səhvən "Şəkixanovların evi"nin ("Müştaq imarəti" - "Qurğuşunlu otaq"ın) tikilmə tarixi ilə qarışdırılır. Binanın inşasına o vaxt 32 min çervon, yaxud, 32 min İran tüməni məbləğində pul xərclənmişdir[2]. Memar şirazlı Zeynalabdindir. Qala biyar yolu ilə tikilmişdir[3]. Qaladakı indiki kilsə 1828-ci ilə qədər xanın ev məscidi idi və göstərilən ildə ruslar tərəfindən indiki formaya, yəni xaç formasına salınmış və kilsə edilmişdir. Ruslar xanın hərəmxanasının yerində isə türmə binası tikmişlər. Qalanın dörd küncündəki 4 böyük bürc də ruslar tərəfindən topdan atəş açmaq üçün inşa edilmişdir.

.Sarayın hər iki mərtəbəsi eyni quruluşdadır. Mərkəzdə böyük salon və salonun hər iki tərəfindəki dəhlizlərə bitişən yan otaqlar vardır. Binanın plan quruluşu, yəni hər mərtəbədə 3 otağın olması cənub hissədə aydın əks olunur. Mərtəbələr daxildən pilləkənlərlə əlaqələndirilib. Salonların şimal hissəsində iki kiçik otaq arasında xanişin adlanan yerləşkələr var. Tavanı güzgülənmiş alt xanişində fəvvarəli mərmər hovuz tikilmişdir.

http://www.resimag.com/dba59fcb.png







P.S: ümumi məlumat verilib ancağ maraqlı faktlarıda qeyd edəcəm birazdan :)

Merve T.

@mtrv

Kötülüğün Sıradanlığı
Amerikan ordusu mensupları attıkları atom bombasını "Atom Bombası" şeklindeki pastayla kutlarken./1946
EK 1
Son dakikalarında, insanın kötülüğüyle ilgili bu uzun dersin bize ne öğreteceğini özetliyordu sanki -korkunç fikre ve zikre direnen kötülüğün sıradanlığı/Hannah Arendt- Kötülüğün Sıradanlığı 17.02.17
Ebru G. (@ebru-g-)
Bununla alakalı biyografi filmini önereyim ben de. Hannah Arendt'in alıntısı üzerine. http://www.neokur.com/fil...6/hannah-arendt - 17.02.17

C.

@cansel257

Bilim Felsefesi
Altmışlı yaşlarında bir filozof ve üç genç, Mimar Sinan’ın ustalık eserinin ihtişamının altında çay içip muhabbet ediyorlar. Gençlerden biri elektrik elektronik mühendisliği 2. Sınıfında okuyan oldukça başarılı bir genç. Biri fizik bölümünü daha yeni yazmış bilim uğruna idealleri olan biri. Sonuncusu ise en gençleri olmakla birlikte belki de en zekileri. Zaten olimpiyat dereceleri de bunu gösteriyor. İhtiyar filozof gençlerin bilim merakını görüp sorar.

– Düşünün bakalım, sizce ilk insanlara ne oldu da bilim yapmaya başladılar?

Gençler bir süre düşünür. Fizikçi cevap verir.

– İhtiyaç. Bilime ihtiyaçlar neden oldu.

Filozof:

– Bu bir neden olabilir ama kaynak neydi? Daha temele inin. Ne yaptı da insan bilim yapmaya başladı?

Bu kez mühendis ve fizikçi birlikte atılırlar.

– Merak.

Filozof bu cevaptan da memnun kalmaz.

Olimpiyat şampiyonu:

– Şüphe der.

Filozof:

– Giderek yaklaşıyorsunuz. Bir insanın merak etmesi ya da şüphe duyması için ne olması gerekir?

Bir süre daha düşündükten sonra olimpiyat şampiyonu cevap verir:

– Gözlem.

Filozof sonunda memnun olur ve der ki:

– Artık bilim adamı olma yolunda ilk adımı attın.

Filozof haklıydı. Şüphe duymak için, merak etmek için, ihtiyaçlarımızı belirlemek için önce gözlem yapılmalıydı. Zaten öyle yaptılar.

Pek çok bilim adamı vardı ve bunların pek çoğu aynı zamanda filozoftu. En baştan almak gerekirse bilim ve felsefe arasında ki ilişkinin M.Ö Aristoteles’le başladığını kabul edebiliriz. O zamanların bilime bakış açısı maddelerin özgün ve gizli niteliklerini referans alır. Bilinmez bir tavırla çeşitli cisimlerin eylemlerini bu niteliklere dayandırır. Aristo’nun ve Aristocuların okulundan türetilen doktrine bağlıdır. Cisimlerin çeşitli etkilerini bu cisimlerin özgün doğalarından kaynaklandığını kabul eder. Ancak bu cisimlerin doğalarının kaynağını bize açıklamazlar ve bu nedenle aslında bize hiçbir şey söylemezler. Tek işleri şeylere isim takmak olduğundan şeyleri incelemezler; bir tür felsefi konuşma biçimi icat ettiklerini söyleyebiliriz ama bize göre gerçek felsefe öğretmezler.
SPİNOZA (@karacurin)
Beğeneyim de sonra okurum .. - 17.02.17
[silindi]

B.K.Ü

@bku

‘SADECE VAZİFEMİ YAPTIM’
Kanal D’de yayımlanan Vatanım Sensin dizisindeki Albay Cevdet’in kim olduğu uzun süredir tartışılan bir konu. Aydınlık gazetesinden Hayati Özcan ve Nurcan Akkul, Albay Cevdet’in kim olduğunu ve İzmir’deki mezarını buldu.

“Osmanlı saray entrikalarından vurdulu kırdılı mafya öykülerine kadar ekranları dolduran diziler arasında geçen ekim ayında başlayan “Vatanım Sensin” dikkatleri üzerine topladı. Diziyle birlikte tartışmalar da başladı. Kurtuluş Savaşı tarihimizde adı sanı hiç duyulmadık Albay Cevdet gerçekte kimdi? İzmir’deki fırtınalı hayatı hakkında ne biliyorduk? Mezarı var mıydı? Yakınları kimlerdi? Hatta gerçek miydi hayal ürünü müydü? Konu, sadece Albay Cevdet de değil, 15 Mayıs 1919’la başlayan Anadolu işgaliydi.

Büyükşehir Belediyesi arşivi APİKAM’dan, İzmir Mezarlıklar Müdürlüğünden başladık araştırmaya. Yazılı kaynakları taradık ve Albay Cevdet’in mezarını bulduk. Albay Cevdet’in o dönemki lakabı Gavur Mü’min, asıl adı Mü’min Aksoy’du. Albaydı. Mezarı, Balçova eski mezarlıktaydı. Ölüm ilanı, tam da Kurtuluş Savaşı’nın belki de bir numaralı milli casusuna yaraşır gizemle “Bir Dost” imzasıyla verilmişti...

GAVUR MÜ’MİN OLMANIN ACISI

Yüzbaşı Gavur Mü’min, tarihimizin derinlerinde namını, şanını, nefsini vatanın kurtuluşu için bir kenara atmış kahramanlarımızdan biri. İzmir’de 1892 yılında dünyaya gelen İbrahim oğlu Mü’min, 1911 yılında Beylerbeyi Yedek Subaya Okulu’ndan Teğmen rütbesiyle mezun oldu. Balkan savaşları ve Birinci Dünya Savaşında çarpıştı. İzmir’in işgalinden hemen önce Jandarma Genel Komutanlığı’nın talimatıyla İzmir Jandarma Alay Komutanlığı’nda görevlendirildi. İşgal günlerinde İzmir’de bulunan Yüzbaşı Gavur Mü’min, işgal altındaki şehirde güçlü bir yeraltı teşkilatlanmasına sahip olan, asker ve sivillerden oluşan Türk istihbaratının önemli bir üyesi olarak görev aldı. İşgal sırasında Yunan askerlerine esir düştü ancak bir yolunu bulup kaçmayı başardı. İşgal Kuvvetlerinin güvenini kazanan dönemin İzmir Belediye Başkanı dayısı Hacı Hasan Paşa sayesinde İzmir’de kaldı. Fesi çıkardı ve fötr şapka taktı. Çok iyi Rumca konuştuğu için işgalcilerin ve Rumların mekanlarına girip çıkarak güvenlerini kazandı.

Bir süre sonra İşgal Kuvvetleri Komutanı Zafirio’nun da gözüne girmeyi başaran Yüzbaşı Gavur Mü’min, Yunan işgalini kolaylaştırmak için işgal kuvvetlerine sözde yardım etmeye başladı. İşgalcilerle ilişkisi yüzünden İzmirli Türkler Mü’min Bey’e “Gavur Mü’min”, “Hain Mü’min” lakabını taktı. Sürekli hakaretlere uğrayan Gavur Mü’min kendisi tarafından kaleme alındığı ileri sürülen bir notta bu durumu şöyle açıkladı: ‘’... Kurtuluşu için ölesiye, öldüresiye dövüştüğüm İzmir’de yüzüme bile tükürenler oldu. İtiraf edeyim ki o tükürükler, çarpıştığım cephelerde yediğim kurşunlardan daha fazla acı ve ıstırap verdi bana... Ama ne yapayım ki, o sırada içerisinde bulunduğum durum ve şartlar gerçekteki durumu açıklamama engeldi. Ölmekten değil de, bir şeyden çok korkuyorum: Gerçeği anlatamadan ölmek ve tarihe bir vatan haini olarak geçmek. (İşgal İzmir’inin ilk haini_Kurtuluş Savaşının son kahramanı Gavur Mü’min - Yrd. Doç. Ahmet Mehmetefendioğlu)

ANKARA’YA BİLGİ AKIŞI

İşgalcilerin güvenini kazanan Yüzbaşı Gavur Mü’min, Yunan Karargahı’ndan elde ettiği bilgileri, Anadolu’ya iletiyordu. Bu bilgiler Yunan ilerleyişini ciddi ölçüde etkiliyor ve Ankara’ya hazırlık için zaman kazandırıyordu. Ancak Mü’min Bey Türk kuvvetleri arasında düşman için çalışan işbirlikçi bir ajanın ihbarı üzerine Yunan İstihbaratı tarafından açığa çıkarıldı. Müebbet hapis cezasına çarptırılarak Atina’ya gönderildi. Kurtuluştan sonra, Türk-Yunan esir değişimi sırasında bizzat Mustafa Kemal’in emriyle, General Trikopis’e karşılık takas edildi.

Mü’min Bey yurda döndükten sonra da türlü zorluklarla karşılaştı. Çok sevdiği askerlik mesleğine dönmek için yaptığı başvurular uzun süre reddedildikten sonra kabul edildi. Albaylığa kadar yükseldi, Van Mıntıka Komutanlığı yaptı. Albay rütbesiyle görevli olarak Hakkari’ye giderken zatürreye yakalandı, 24 Ocak 1948’de hayatını kaybetti. Kurtuluşu için ölesiye ve öldüresiye dövüştüğü İzmir’de kavga dolu hayatı son bulan Gavur Mü’min’in Balçova’daki mezarında ‘Kurtuluş Savaşı’nın Bir Numaralı Casusu’ yazısı olduğu kayıtlara geçti ancak mezar taşında böyle bir yazıya rastlamadık.

‘SADECE VAZİFEMİ YAPTIM’

Albay Mü’min’in ölüm ilanı 25 Ocak 1948 tarihinde İzmir’de yayınlanan “Demokrat” isimli yerel gazetede yer aldı. İlanı “Eski Bir dost” imzasıyla arkadaşı yazmıştı. İlanı yazan arkadaşı ona ait şu cümlelere yer verir: Tarih büyük ve kalabalık yer, şayet her vazifesini yapan oraya girmeye kalkışırsa, burada olduğu gibi orada da birbirimize gireriz!... Ben sadece vazifemi yaptım”
Asım Mauser (@mauser)
albay cevdet fetöcüymüş. açığa almışlar. - 17.02.17
Hakan (@hakani)
Generale karşı albay ha. Güzelmiş bu? Ama kesin bir kaynak var mı @bku? - 17.02.17
Son söz :
" Maksadı ne olursa olsun , vatan tehlikeye girmedikçe harp , bir cinayettir."

Hakan

@hakani

EK 1
Konu: Kutul Amare Zaferi, salon tıklım tıklım, mesaiye öğlen arası verir vermez soluğu orada almıştım. Hâlâ tadı damağımda :))) 14.02.17
EK 2
http://www.resimag.com/165a8051.jpeg


İlber Ortaylı Seyahatnamesi'nden. 14.02.17

NLGNYC

@nilzehes

Ayşe Kulin
Ayşe Kulin 'in yıllar önce Adi:Aylin adlı kitabını okumus sonrasında bu kitapları hep ertelemiş ve bence okumak için gec kalmışım. Şimdi arka arkaya bu kitapları okuma vakti.Füreya dan başlıyorum hadi bakalim

B.K.Ü

@bku

Şahmaran efsanesi Antalya'da dile geliyor
Anadolu'nun binlerce yıllık efsanelerinden biri olan Şahmaran'ı konu alan iki ayrı belgesel Antalya Kültür Sanat'ta izleyiciyle buluşuyor.

Yönetmenliğini Kenan Özer'in üslendiği 'Yarısı İnsan Yarısı Yılan' ve 'Şahmaran'ın Sözü' belgeselleri, Antalya Kültür Sanat ve Doğadabuan işbirliğiyle 9 Şubat Perşembe akşamı Antalya Kültür Sanat'ta gösterilecek. Saat 19:00'da başlayacak olan gösterimin ardından Yönetmen Kenan Özer de filmleriyle ilgili soruları yanıtlayacak.

KOYU YEŞİL BELGESEL GÖSTERİMLERİNDE BU AY ŞAHMARAN VAR

Antalya Kültür Sanat ve Doğadabuan işbirliği ile gerçekleştirilen 'Koyu Yeşil - Belgesel Gösterimleri'nin bu ayki konuğu, Anadolu'nun binlerce yıllık efsanelerinden biri olan Şahmaran'a ilişkin iki ayrı belgeseli bulunan Yönetmen Kenan Özer olacak. 9 Şubat Perşembe akşamı saat 19:00'da başlayacak olan etkinlikte, Özer'in 'Yarısı İnsan Yarısı Yılan' ve 'Şahmaran'ın Sözü' belgeselleri izleyiciyle buluşacak. Gösterimin ardından ise Yönetmen Kenan Özer izleyicilerin sorularını yanıtlayacak.

DOĞUM İLE ÖLÜMÜN, İNSAN İLE YILANIN İÇ İÇE GEÇEN EFSANESİ

Anadolu'nun hızla yitirilen zengin doğa ve kültürel mirasına ilişkin çektiği belgesel filmlerle tanınan bol ödüllü Yönetmenlerimizden Kenan Özer, Şahmaran'ı başlangıç ve sonun, doğum ile ölümün, iyi ile kötünün, insan ile yılanın birbiri içinde kaybolduğu binlerce yıllık bir efsane olarak tanımlıyor:
"Efsane, Anadolu’da, Ceyhan’da evlerde ninelerin, dedelerin ağzından süzülür, karışır Çukurova’nın bereketli topraklarına. Cebelinur Dağı’nın eteklerindeki Balkuyusu’nda, Yilankale’de ve Misis Köprüsü’nde efsane gerçeğe, gerçek efsaneye dönüşür.

'MASALLAR ARTIK OLMADIĞI İÇİN ANLAŞILMIYOR DÜNYA'

Masallar artık olmadığı için, anlaşılmıyor dünya. İnsanoğlu, kendini anlamak, dünyayı tanımak için yeniden dinlemeli hepsini. Kendi karanlığını bulmak, iyiliğe ulaşmak için. Masal olmayınca hayatımızın içinde; karışıyor kavramlar, bulanıklaşıyor giderek. Oysa en büyük gerçeği periler, devler söylüyor bize, sayfaların arasından. Yapmamız gereken, yüreğimizle dinlemek, kulak vermek."

ŞAHMARAN BELGESELLERİNİN KÜLTÜRE KATKISI

2011 yılında Çukurova çevresinde çekilen iki farklı Şahmaran belgeselinde, yöre insanının binlerce yıldır sözlü kültür içerisinde kuşaktan kuşağa aktararak yaşattığı Şahmaran anlatıları nineler ve dedelerin ağzından aktarılıyor. TRT Belgesel Ödülleri'nde 'En İyi Film' ödülüne layık görülen belgeselin ardından Şahmaran efsanesi, UNESCO 'Somut Olmayan Kültürel Miras' listesine dahil edilmişti.

http://www.resimag.com/873a06bd.jpeg