ara

Tarih Meraklıları

Tarihten öğrenilecek çok şeyin olduğuna inananların odasıdır. Tarihi olaylar, karakterler ve fikirler tartışılabilir. Kendi yorumlarınız önemlidir.
Kuraldışı: Copy-Paste, metinsiz link, metinsiz resim

NLGNYC

@nilzehes

Peygamber Efendimizin Hayat Hikayesi
Uzun zamandir okumayi erteledigim kitap ama artik daha fazla ertelenmemeli.
Son peygamberin burada ,insanlik hafizasinin henuz insan akliyla bozulmadigi şu çölde, el dokunmamis kir dikenlerinin arasında saf bir gül olarak açması ışte bu yüzden manidar.Birisinin bu insanlara bazı haklara ve sorumluluklara sahip olduğunu hatırlatması, karşılıklı görevlerle yükümlü olduklarını bildirmesi ve yeni baştan bilinç oluşturması gerekiyor çünkü. Dahası, kervan ticaretiyle geçinip menfaat uğruna birbirini kurtlar gibi parçalayan şu şehirde putlara taparak, kahin ve falcilari dinleyerek ,kiz çocuklarını diri diri gömerek insan denilen müstesna yaratığı hergün israf ediyorlar.Bütün kararlarını kahinlerin ve falcilarin belirlediği bir toplulukta elbette düzen aranamaz.

Elif Ebru

@elif-ebru

Bekle beni...
bekle beni

bekle beni, döneceğim
bütün direncinle bekle beni.
bekle hüzün yağmurları
gökyüzünü kaplayınca,
kara kış üşütürken bekle,
sarı sıcaklar yakarken bekle.
kimseler beklemezken bekle beni,

unut anılarla yüklü bir geçmişi
ne bir mektup ne bir haber
gelmesin ne çıkar, bekle beni.
bekle beni döneceğim
bekle, yalnızca sen bekle beni.

bekle beni döneceğim,
bırak beklemekten usanmış dostlarım
oğlum, anam, yoldaşlarım
öldüğümü sansınlar benim
umudu kesip bir ateşin başında
beni yad edip içsinler ama sen
içme sakın yürek acısı o şaraptan
inançla, sabırla bekle beni.

bekle beni, döneceğim
tüm ölümlere inat bekle.
çünkü o büyük bekleyişin
düşman ateşinden kurtaracak beni.
bekle kızgın sıcaklar içinde,
karlar savrulurken bekle beni,

yalnızca seninle ben, ikimiz
ölümsüz olduğumuzu bileceğiz;
o sırrı, o hiç kimsenin bilmediği.
kimseler beklemezken
beni beklediğini...
...konstantin simonov...



Aşkın ve acının dili evrenseldir dostlar... Dilden değil yürekten gelir bazı sözler ve gözlere yansır. Konstantin Simonov'un hikayesi --> https://goo.gl/1fPDDb
ALINTIDIR.
Büşra★ (@aylakbirb)
~
- 13.01.17

Hakan

@hakani



Halil inalcık'ın Teke Tek Programına katıldığı bölüm. İyi seyirler...
SPİNOZA (@karacurin)
Bu yayını izlemiştim lakin tekrar izlenir.. - 13.01.17

Aydın yıldırım.

@aydin-yildirim434

Ecdadımız ne de güzel konuşmuş.
Mert Erdoğan (@merterdogan)
Cahille girme münakaşaya. Ya sinirini zıplatır tavana! Ya da yazık olur Adabına. HZ. MEVLANA - 13.01.17

Bedrozan

@bedrozan

Günün sözü
"Efendiler, cumhurreisi’nin halk tarafından seçilmesi mahsurludur! Vekillerin seçmesi en iyisidir. Nedenine gelince, yarın birisi çıkar ‘Beni halk seçti’ diyerek krallığını ya da diktatörlüğünü ilan ederse, demokrasi tehlikeye girer! Tarihte örnekleri çoktur!"

TUĞÇE

@tugce-senkalasin

SARIKAMIŞ
"Eş hele bir dağları örten karı:
Ot değil onlar, dedenin saçları!
Dinle: Şehid sesleridir rüzgârı!"

Mehmet Akif Ersoy

Seren

@seren

Pierre Loti.
Semih Oktay (@semih-oktay)
Kitapları da var Seren.Bir ikisini okumuştum.Loti, Doğudaki Hayalet başlıklı eserinde Aziyade'sini: 'Sevgili Küçük Hayaletin Çağrısı'nı anlatıyor.Evvel zamanda şöyle yazmışım bu eser hakkında:

"Devrettim Doğudaki Hayalet başlıklı,Pierre Loti'nin Türkiye'de yaşadığı dönemde başından geçen bir aşk hikâyesini.Bu hikâyeyi romanlaştırmış Yazarımız.Bir zamanlar işi gereği Türkiye'de kalmak durumunda olan Pierre Loti,asıl ismini gizlediği Aziyade isimli bir hanımla tanışır.Âşık olur Aziyade'ye.

İş biter,Loti ülkesine döner ve 10 yıl boyunca unutamaz aşkını.Aradan on yıl geçmiştir,artık rahat harcayabilecek kadar parası olan Loti Türkiye'ye gelir.Tek dileği Aziyade'yi bulmaktır." - 07.01.17
Seren (@seren)
Umarım en kısa zamanda ben de okuyup daha detay bilgiler elde edeceğim, teşekkür ederim :) - 07.01.17
Semih Oktay (@semih-oktay)
Rica ediyorum Seren.Bir de İZLANDA BALIKÇISI başlıklı romanını okumuştum. Sanıyorum otuz yıldan fazla olmuştur.Konusunu unutmuşum fakat sıkı bir eser olduğunu hatırlıyorum.Tam puanlıktı. - 07.01.17

Merve T.

@mtrv

Fotoğraf
Vinnitsa'da yaşayan son Yahudi, 1941
Ömer Aydemir. (@seyyah73)
Bu paylaşım bana bu belgesel filmi hatırlattı sabrı olana öneririm. Yaklaşık 10 saat film. - 06.01.17
Merve T. (@mtrv)
Tarihi belgeselleri izlemekten keyif alırım. 10 saat mavi ekran vermeme sebep olsa da vaktim olunca bakarım. Önerin için sağ ol @seyyah73 hocam. - 06.01.17

Asım Mauser

@mauser

Selim-i Salis
“Her millet layık olduğu şekilde yönetilir” Bu söz Churchil’den, Hz. Muhammed’e kadar , oldukça geniş bir yelpazede, birbirinden alakasız kişilere atfediliyor. Kim söylemiş bilemiyorum. Her ne kadar klişeleşmiş bir söz öbeği olsa da hakikati tartışılmaz. Rejim ne olursa olsun millet layığını bulur. Hele ki cumhuriyet gibi milletin reyine dayalı bir rejimde “layığınca yönetilme” hitamına ulaşmak kaçınılmazdır. Lakin söz konusu bir hanedanın yönetimi olunca bazen istisnalar kaçınılmaz oluyor. Bazen layığınca, bazen layığından yüksek, bazen de daha alçak kişilerin iş başına geçtiği vakidir. Fakat bu durum cumhuriyette asla gerçekleşmez. Kanaatimce: intisap bir milletin layığını bulmasında en kestirme yoldur.

Bahsini ettiğimiz üzere, monarşilerde kişi layık olduğu için değil, o hanedan soyundan olduğu için iş başına geçer. Bu durumda bu yönetici zamanla millete layık olabilirse aliyy-ül a'la, o zaman tıpkı bizde olduğu gibi 33 yıl milleti yumrukla, zorbalıkla yönetebilir… Fakat o yönetici milletin layık olduğu yönetmi bulamazsa, monarşi de olsa millet onu affetmez. Padişah da olsa Yedikule zindanlarında tecavüz ede ede hal ederler adamı.

Bir istisna daha var: kimi zaman da bir üst aklın marifetiyle bu genel kaide bozulabilir. Tıpkı Jöntürk İhtilalinde olduğu gibi… Fakat bu tip değişimler de zamanla, yavaş yavaş aşındırılarak akamete uğruyor ve millet yeniden layığını buluyor elbet.

İşte bir istisna: Sultan Selim-i Salis! Şimdi onu tarih derslerinden hatırlayalım. Ne yapmıştı bu müceddid padişah? Osmanlı’da garplılaşma hareketlerini başlatmıştı. Nizam-ı Cedid adında bir ordu ve bu ordunun ihtiyacını karşılamak üzere İrad-ı Cedid adında bir hazine kurmuştu. Amacı imparatorluğun ilk yıllarında sahip olduğu işlevi ve bilinci yitiren Yeniçeri Ocağını ortadan kaldırmaktı. Zaten tahta çıktığı dönem, Fransız İhtilali yenice oluverdiği, Avrupa İmparatorluklarında büyük reformlar hareketlerinin gerçekleştirmekte olduğu bir dönemdi. Her neyse sonuçta Selim-i Salis, Kabakçı Mustafa İsyanı adında bir yobaz ayaklanması ile tahttan indirilmiş kafese kapatılmıştır. Kendisini yeniden tahta çıkarmak isteyen Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa ordusu ile İstanbul’a girmiş, sarayı basmış fakat Selim-i Salis’in oldukça kanlı bir şekilde infazına mani olamamıştır. Bu olayın bir benzeri yıllar sonra 31 Mart Vakası ile tekerrür edecek, fakat bu sefer Hareket Ordusu milletin layığını bulmasını engelleyecektir.

Biz Selim-i Salis’in hikayesini hep bu yönünden gördük: Nizam-ı Cedit isminde bir ordu kurdu ve bu sebeple katledildi. Peki salt Yeniçeri meselesinden mi hal edilmişti. Sanmıyorum! Evet, o bir reformcuydu pe çok ıslahat yapmıştı. Fakat bunun yanı sıra ruhu, yaşadığı döneme pek uygun, romantikler mesabesinde hassas bir ruhtu. Selim-i Salis, şiire meraklıydı; Divan edebiyatındaki mahlası İlhami idi. Aynı zamanda musikişinastı; Sûz-i Dilârâ makamını o yaratmıştı. Yani onun reform hareketi sadece teknik meselelerde değil, aynı zamanda kültürel meselelerde de zuhur etmiştir. Zaten bu sebeple adı da “Gavur Padişah”a çıkmıştı. Nitekim o bu millete layık olduğundan daha büyük şeyler bahşetmeye çalışmış, bu sebeple de katledilmişti.

Şimdilerde bestelerini dinleyip, şiirlerini okudukça bu derece hassas bir ruhun, zorbalığın tegallübüne niçin mani olamadığını daha iyi anlıyorum. Yüksek zevkler, ulvi amaçlar ihtiva eden ruhlar daima kaybetmeye mahkum değil midir? Onlar, tarih boyunca sayıdan başka hiçbir mana ifade etmeyen, fakat bu sayı üstünlüğü nedeni ile daima güçlü olan zorba kalabalıklara mağlup olmamışlar mıydı? İşte o dönemde bizde de memleketin ahvali bu idi; Kabakçı Mustafa galip gelmişti. Aradan geçen uzun yıllar boyunca, nice ihtilal, nice reform gördü bu memleket… Bazen her şeyin değiştiğine inandı. Peki ya sonuç değişti mi? Kabakçı Mustafalar eninde sonunda yine galip geldi…

Şimdi şiirden bahsedelim. İşte Selim-i Salis’in bir gazeli:

Gazel

Rûz u şeb dîdelerim derdin ile kan ağlar
Vâkıf olan benim esrârıma ol ân ağlar

Dâğ-ı sînem göricek hûn ile âlûde benim
Rahm edip hâlime ezhâr-ı gülistân ağlar

Yine rahm eylemez aslâ bana ol âfet-i cân
Böyle bîmâr görüp hâlime yârân ağlar

Gördü derd-i dil-i zârımı da rahm etdi tabîb
Dedi ey haste-i hicrân sana dermân ağlar

Rûyına derd ile bakdıkça seni İlhâmî
Gerçi handân olur ammâ cigeri kan ağlar




Bir de çok sevdiğim bestesi bir var elbet. Güftesi dönemin büyük şairi, musikimizin de ciddi bir kaynağı olan Enderun-i Vasıf’a ait. Şehnaz makamında bu şarkıyı, taş plağa ilk defa okuyan Hafız Ahmet’ten dinleyelim. Saygılar.

Bir nev-civana dil müptelâdır
Hem vâre kârı lütfu vefâdır
Meftûnu olsa âlem sezâdır
Nâzik tabiat bir dil-rûbadır

https://soundcloud.com/as-m-mauser/hafiz
kişibaşınadüşenmilligelir (@kisibasinadusenmilligelir)
Bu güzel yazı için tesekkurler, ellerine sağlık asım. Musade buyurursan bir iki kelâmda ben edeyim. Malum bu alemdar mustafa paşadan başlayan mustafa reşit paşa bilahare jon türkler ve ittihatçılarla devam eden bir ekol var.   Bu ekol terakkiyi müdafaa edip batıyı model almaya taraftar,bu görüşe mugayir olan gelenekçi muhafazakar~ıslamaci görüş ise mezkur ekolü batıcılık ve bilhassa gavur usakligi ile itham ediyor. Nitekim 2. Mahmut gavur padişah diye anılmış ve ardindan gelen ne kadar batı tarzi terakkiye meyletmiş devlet ricali varsa bu tenkide maruz kalmış. Halbuki senin de dediğin gibi iktisadi ve içtimai terakki bir yana sanat husunda terakki de bu vasıta ile tezahür etmiş. Son dönem osmanlı münevverlerinin kahir ekseriyeti bu ekolün çocukları ve torunlari. Mesela tanburi cemil bey mustafa reşit paşanın torunu. Aslına bakarsan bugün islamcı muhafazakar kesimin iftihar ettiği münevverlerin çoğu böyle. Örnekse Sina aksin ittihat ve tarakki fırkasının bir burjuva hareketi olduğunu söylemiş. Hakikaten de rönesans olsun 18 ve 19 yy batı aydınlanması olsun elit ya da burjuva~ zengin kesimin ya bizzat içinden çıkan sanatçılarla  ya da bunlarin teşviki ile aşama kaydetmiş. Bizim musikimiz ve şiirimiz üzerindeki jöntürk~ittihat terakki hareketinin tesiri de bu acıdan benzer bir özellik gösteriyor. Bunlar tahsili yuksek tek kesim osmanlida.Zaten ideolojinin sanatı kendisine bir araç olarak kullanması ne kadar karşı olsak da sanat icin mühim ve aralarında ciddi bir rabıta var. Neticede demek istediğim tarihi ve sanatı tahlil ederken ideolojik kaygılarla meseleyi irdelememek lazım. - 03.01.17
Gülcan (@gulcan32)
Bu kadar bilgiyi nasıl biliyorsunuz? -_- Keşke sınava benim yerime başkası girse. :( - 03.01.17
Shogun (@demindensimdiyegeldim)
Bu güzel yazı için bende teşekkür ederim. - 03.01.17

NLGNYC

@nilzehes

Şu Çılgın Türkler
Yıllar sonra yeniden okumak istedim.