ara

Yeni Öğrendim

Yeni öğrendiğin ve herkesin öğrenmesini istediğiniz bilgileri paylaş. Netten copy-paste YAPMA!

Üzgün Palyaço

@uzgunpalyaco

Yardım
merhaba diş hekimliği okuyan bir arkadaşımın öğrenim bursu kesildi okulunda eğitim için malzeme alıyorlar eğer malzeme aldığı yere ödeme yapmazsa seneye malzeme alamayacak yardım edebilecek birileri var mı? Yeni öğrendiğim için buradan yardım istiyorum
EK 1
Yoruma kapatma sebebim mesaj olarak cevap yazılmasını istemem 31 dk
0 beğeni · 0 yorum

Mehmet Hamzakadı

@mehmethamzakadi

Kişisel Gelişimin Temelinde Yatan, Başarıya Giden Yoldaki En Önemli Yetenek
Blaise Pascal'a göre insanlar, var olmanın sessizliğinden korkar, sıkılmaktan çekinir ve sıkılmak yerine amaçsız aktivitelerde bulunmayı yeğler; bu da problemlerimizden kaçmamıza ve beynimizi kandırmamıza neden olur. 

Bu düşünceye göre insanların en büyük problemi, yalnızlık sanatını öğrenememektir.
Günümüzde insanlığın en büyük özelliklerinden biri, iletişim kurmada zirve yapışımızdır. Teknolojik cihazlar sayesinde tüm gezegene anında ulaşabiliyor, herkesten haber alabiliyoruz. Globalleşme neticesinde insanlık birbirine daha da yakın. Bu durum her ne kadar olumlu olsa da, bazı negatif yanları da var. Nitekim artık herkese bağlıyız, ancak kendimizden kopuğuz.

Pascal'ın tek başımıza bir odada sessizce oturamamamıza yönelik tespiti, günümüzde bu teknolojik gelişmelerle açıklanabilir. Her an bir insana ulaşabilecekken, her an her şeyden haberdar olabilecekken; neden yalnız kalalım?

Cevap aslında yalnız kalmakla, yalnız hissetmek kavramlarının farklılığında yatıyor. Eğer yalnız kaldığınızda rahatsız oluyorsanız, bu kendinizi pek de tanımadığınız anlamına gelebilir. Bu nedenle zamanla yalnız kalmaktan daha da nefret eder, kendinizden giderek daha fazla uzaklaşırsınız.
Kendimizden uzak kalabilmek için teknolojiyi kullanıyor olmamız, bunun kendimizden gerçekten de uzak kalmamızı sağladığı anlamına gelmiyor. Beynimizi kandırmaya çalışıyoruz; ancak bilinçaltımızda bu sorunlar devam ediyor ve bir süre sonra psikolojik rahatsızlıklar olarak geri dönüyor.

Aslına bakılırsa her insan, öz farkındalığının yüksek olduğunu düşünüyor. Herkes ne hissettiğinden son derece emin, ne istediğini biliyor, problemlerini iyi analiz ediyor. Ancak gerçekte, işler hiç de öyle değil. Böyle biri haline gelebilmek için, yalnız başınıza çok zaman geçirmeniz, kendinize çok zaman ayırmanız gerekiyor. Günümüz dünyasında bunu yapan insan sayısı oldukça az, kendi sesimizi duymamamızı sağlayacak pek çok cihaz ve uygulama mevcut.
Pascal'a göre insanlar olarak her birimiz, sıkılmama haline bağımlıyız. Sıkılmamamızı sağlayan her şeye bu nedenle sıkı sıkı sarılıyor, zamanla alışkanlık haline getiriyoruz. Hayatımız için zararlı olan her alışkanlık, kökenini sıkıntılarımızdan ve yalnızlığımızdan uzaklaştırmasından alıyor. Öylece durup düşünmektense, bomboş da olsa bir şeyler yapmak istiyoruz. Böylece kendimizi tanıyabilecekken, boşa zaman öldürüyoruz.

Bu nedenle Pascal'a göre bizler, yalnızlığı benimsemeliyiz. Yalnız başımıza daha çok vakit geçirmeli, hobilerimize ve iç sesimize odaklanmalıyız. Hayattaki yerimizi, amaçlarımızı, yeteneklerimizi sorgulamalıyız. Kendimizi tanıdıkça daha huzurlu, daha kararlı hale gelmemiz de mümkün olacak ve genel olarak hayata bakış açımız, hayli genişleyecek. O yüzden ilk fırsatta kendinize biraz vakit ayırmayı ve düşüncelerinizle baş başa kalmayı deneyin...

Alıntı: http://www.webtekno.com/k...nek-h50043.html
4 beğeni · 0 yorum

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Gelişmişlik
"Bir zaman makinesine bindiğinizi ve 1900’lerin başına döndüğünüzü hayal edin. Orada birine, modern bilgisayarları ve çalışma prensiplerini anlatıyorsunuz. Tuşları ve ekranı olan bu kutu ile insanlar her türlü bilgiye erişebiliyor, bu bilgileri şekillendirebiliyor ve kaydedebiliyor. Konuştuğunuz kişi muhtemelen sizi pek ciddiye almayıp, mekanik bir ansiklopediden söz ettiğinizi düşünerek görmezden gelecektir. Onlara bu buluşun ileride dünyayı nasıl değiştireceğinden söz etmek istersiniz, fakat tarihin bu teknolojik temel taşının çarpıcı etkisini kendi tarihinden önce anlatmakta biraz zorluk çekeceksiniz.

Şimdi günümüze geri dönün. Aynı etkide bir teknolojik gelişmenin 21. yüzyılda, bilgisayarlar yerine gen düzenleme konusunda yaşandığını hayal edin. Bundan 5 yıl önce biri size gelecekten geldiğini ve orada bugünün tüm sağlık sorunlarının çözüldüğünü, hatta daha fazlasının mümkün olduğunu, insan genini ve dolayısıyla direkt olarak insanın kendisini şekillendirebildiklerini anlatsaydı? Belki de 5 yıl bile çok, günümüzde bile çoğu insan için inanması bir hayli güç.

Şanslıyız ki, CRISPR-Cas9‘ın keşfi sayesinde, bugün yeni bir DNA devriminin başlangıcına bizzat tanıklık ediyoruz, fakat yine de insanların büyük bir çoğunluğu CRISPR ve yapabilecekleri hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor, kalan kesimin çoğunluğu da çok az bilgi sahibi.

CRISPR-Cas9 sistemi doğada plazmidler ve bakteriyel virüsler gibi yabancı genetik elementlere karşı direnç sağlayan bir prokaryotik bağışıklık sistemi olarak mevcuttur. CRISPR’a “gen düzenleme aracı” denmesi, yanlış bir algı oluşturabilir çünkü CRISPR aslında İngilizce açılımı ile “Clustered Regularly Interspaced Short Palindromic Repeats” Türkçesi ile “Düzenli aralıklarla bölünmüş, palindromik tekrar kümeleri.”dir. Yani insanlar tarafından geliştirilmiş bir araç değil, bir gen zinciri üzerinde palindromik olarak tekrar tekrar rastlanan gen bölgelerine verilen isimdir ve bu gen bölgeleri, yer aldığı canlının geliştirdiği bir bağışıklık sisteminin sonucudur. Canlı, kendisini tehdit eden bakteriyel virüs veya plazmid ile olan savaşı kazanırsa onlara ait DNA bölgelerini kendi DNA’sına ekleyerek hafızasına kaydeder. Cas9 ise bu kesme-ekleme işleminde aktif rol oynayan bir proteindir. CRISPR-Cas9 sistemi bu şekilde, bilim insanlarına herhangi bir organizmanın genomundaki belirli bir gen bölgesini kesme, etkisiz hale getirme ya da hassas bir şekilde tamamen değiştirme imkanı sunan eşsiz bir gen düzenleme aracı oldu.

Bilim insanları bu şekilde gen zinciri üzerinde belirli bir bölgede değişiklik yapmanın önceki gen düzenleme teknolojilerinden çok daha basit ve daha az maliyetli olduğunu keşfettiler. Ayrıca çok da hızlı sonuç veriyor, eğer hassas işlem yapılırsa hasarlı bir geni rahatlıkla inaktif hale getirebiliyordu. Microsoft Word doyasındaki kesme-yapıştırma aracını düşünün, sayılar ve metinler yerine de yaşamın temel taşlarının olduğunu düşünün. Bu işlemi eşsiz kılan da bu. CRISPR teknolojisinin en büyük geliştiricilerinde biri olan Jennifer Doudna bunun genom için “moleküler cerrah bıçağı” olduğunu söylüyor.

Bu yazımızda CRISPR teknolojisinin nasıl çalıştığının detaylarına girmek yerine, genel olarak bu yöntemle gen düzenlemenin yaratabileceği sonuçlardan söz edeceğiz. Bazı okuyucular bilim camiasının bu konu ile bu kadar ilgilenmesini garip bulabilir, fakat bu konu sadece bilim insanlarını ilgilendirmiyor. Peki halkı ilgilendiren nokta nedir?

CRISPR, geçici bilimsel bir gündem konusu değildir. Bu yöntem, yaşayan tüm canlıların, tüm bedenlerin nasıl olması ve nasıl işlemesi gerektiğini belirleyen DNA molekülünün yeniden düzenlenmesine olanak sağlıyor. Dahası, düzenlemenin yapıldığı bölgeye bağlı olarak yarattığı değişim kalıcı olabilir, yani nesiller boyu bu değişiklik aktarılabilir. Bu denli önemli bir yöntem, modern bilgisayar gibi, sınırsız olanaklara sahip olacaktır. Aynı zamanda en ufak bir hata, sistemi bozabilir ve bunu da bir sonraki nesle aktarabilir."
6 beğeni · 2 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
Okudum? Acaba yedek parça deposu ve kan bankası niyetine kullanmak üzere kölelik başlar mı beş yıla kadar Sayın @karacurin?
14 sa beğen 2 cevap
Business (@nusretk)
Çetin ceviz seni 😇
14 sa beğen 1 cevap

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Antropoloji(sel)
"Antik ekmek kırıntılarına dair izler, ekmeğin yapım serüveninin Taş Devri’ne kadar uzandığına işaret ediyor. Elde edilen bulgular, insanların tahılları yetiştirmeye başlamadan binlerce yıl önce buğday ve yulafla pişirdikleri ilk doğrudan delili sağlıyor.

Ekmek, binyıllar boyunca önemli bir besin olarak kullanılmaktadır. Yapılan kazı çalışmalarında, Antik Mısırlıların mezarlarında 3500 yıl öncesine ait bayat ekmek somunları bulunmuş, ülkemizde bir erken tarım yerleşimi olarak bilinen 9000 yıllık Çatalhöyük‘te pişirmek için kullanılmış kubbeli fırınlar bulunmaktadır. Daha geçmişe doğru yol alındığında ise, ekmeğe dair daha az kanıta rastlanmaktadır.

16 Temmuz’da (2018) Proceedings of the National Academy of Sciences‘da yayımlanan bir araştırma Ürdün’de bulunan Shubayqa 1 isimli kazı bölgesinden elde edilecek bulguların bu nedenle potansiyel olarak çok önemli olduğunu vurguluyor. Ürdün’ün kuzeydoğusunda bulunan bu kazı bölgesinin tarihi 14.400 yıl önceye kadar uzanıyor. Peki 14.400 yıl öncesinin ne anlama geliyor? Şöyle ki; bu zamanda Orta Doğu’daki Taş Devri avcı-toplayıcıları, çiftçilik henüz başlamadan yaklaşık birkaç bin yıl önce bölgede kalıcı olmaya yakın yerleşimlere başlamıştı.

Bölgedeki iki antik ocakta, araştırmacılar, yanmış halde yüzlerce besin parçacığı buldu. Bunların arasında, ekmek benzeri gözenekli bir yapıya sahip, yaklaşık 6mm çapında, 24 parça da bulunuyor. Daha yakından bakıldığında, bu 24 parçanın, tahıllar –yabani arpa, einkorn buğdayı ve yulaf– ve tahıl olmayan yumrular dahil olmak üzere kalıntılar içerdikleri görüldü.

Kalıntılar, görece daha yeni kazı bölgelerinden elde edilen eski ekmek parçalarıyla karşılaştırıldığında; oldukça benzer oldukları ve muhtemelen ocağın yanındaki sıcak taşların üzerinde pişirilen, bir çeşit mayasız karışık tahıl ekmeği olduğuna dair düşünceler oldukça güçlendi.

Deneysel olarak un eldesi için aşındırma /Görsel Kaynak: Alexis Pantos
Taş Devri Tarifleri
Antik ekmek kırıntılarının, Shubayqa 1 bölgesinde yaşayan insanların bölgeyi terketmeden hemen önce bıraktığı kalıntılar olduğu düşünülüyor. Yapılan gözlemlerde, ocakların, tamamen bitkisel ve hayvansal gıdalarla dolu olduğu görüldü. Araştırmacılar, bu durumu, muhtemelen bölgeden ayrılmadan önce yanlarında götürecekleri yiyecekleri hazırladıkları ve yalnızca besleyici olması açısından değil aynı zamanda taşıması da oldukça kolay olduğundan ekmeğe dair bir işaret olduğu şeklinde yorumluyorlar.

Roma’daki Sapienza University’den Francesca Balossi de, ekmek yapımının çok çok önce başladığına işaret eden bu doğrudan delillerin, diğer güncel bulgularla da örtüştüğünü söylüyor. Balossi’ye göre, diğer kazı bölgelerinde de 20.000 yıldan beri un benzeri ürünlerin üretildiğine dair izler mevcut.

Her ne kadar ekmek, Taş Devri’nin ana besinlerinden biri olarak görülmese de, son arkeolojik deliller, Shubayqa 1 bölgesindeki avcı-toplayıcıların büyük oranda; bitkilerle, meyvelerle, sert kabuklu yemişlerle ve bitki kökleriyle beslendiklerine işaret ediyor.

Belki de ekmek yapımı, Shubayqa 1 bölgesindeki avcı-toplayıcılar için diğer gıdalara kıyasla, özellikle de ekmek unu için gerekli tahıllar çevrede az bulunmasından ve toplaması çok vakit aldığından daha fazla emek isteyen bir besindi. Bu nedenle, ekmek, özel günlerde ya da bayramlarda yenen lüks bir yiyecek olabilirdi.

Bu fikri ilk öne atan kişi Kanada’daki Simon Fraser University’den Brian Hayden. Hayden’e göre, bu dönem öncesinde şölen için gerçek bir kanıt elde edemeyiz, ama uygulama, Shubayqa 1’in işgal edildiği zamanda kabaca yaygınlaşmaya başladı.

Taş Devri’nin sonlarına doğru ise, iklim değişmeye başladı ve tahıllar daha yaygın bir hal almaya başladı. Bu da insanların neden tarıma başladığını ve ekmeğin neden insan diyetinin önemli bir parçası haline geldiğini kısmen açıklayabilir. Özel olduğunu düşündüğünüz bir bitkinin, birden tamamen erişiminize hazır hale geldiğini düşünün. Ne yaparsınız? Onu daha fazla ekersiniz ve bir lüks olmaktan çıkararak temel yiyecek haline getirirsiniz."
6 beğeni · 1 yorum
Business (@nusretk)
Sayın @karacurin
Sayenizde bende öğrendim.
Aslında ekmek düşkünü birisi olarak ilgimi çekmedi. 😊😊
17 sa beğen 1 cevap
Mimiranin Gerilemesi
Mimiranin Gerilemesi
Roma’nın Antik Bilgeliği Pantheon Tapınağı

Tüm tanrıların tapınağı anlamına gelen Pantheon, Roma İmparatorluğu döneminden günümüze kalan en iyi durumdaki tarihi eser. Antik dönemde inşa edilmiş bu yapı, orjinalde bir pagan tapınağı olsa da; sonradan kiliseye çevrilmiş.

Pantheon, günümüzde İtalya‘nın Roma şehrinde, en çok ziyaret edilen turistik eserlerin başında geliyor. Dilerseniz Antik Çağ‘ın bilgeliğini tüm görkemiyle yansıtan bu eserin tarihi ve mimari özelliklerine birlikte göz atalım.

Pantheon Tapınağı’nın Tarihi

Roma Konsülü Agrippa Tarafından Yapılan I. Dönem Pantheon

Pantheon’un bugünkü yerinde dikilmiş ilk tapınak, M.Ö.27 yılında, Roma senatosunun Konsüllerinden Agrippa tarafından inşa edilmiş. Agrippa, Roma İmparatorluğu’nu kuran ve ilk Roma İmparatoru olarak tahta geçen Caesar Divi Filius Augustus‘un en önemli kurmaylarından biriydi.

İmparator Hadrianus Tarafından Yapılan II. Dönem Pantheon

Ancak Agrippa tarafından yapılmış ilk tapınak, zamana yenik düşmüş ve yıkılmıştır. Günümüzde ayakta olan Yeni Pantheon ise Roma İmparatorluğu‘nun en parlak çağındaki Nerva-Antonious hanedanından Hadrianus tarafından M.S. 118 yılında tasarlanmış ve hayata geçirilmiş.Şimdi ki mimariye bakınca geriye gitmiş olduğumuz aşikar , Demekki Antik dünya bizden ileriymiş
2 beğeni · 0 yorum

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Öğrenim(sel)
Öğrenim(sel)
Zamanın düşünürleri dile getirmiş.
4 beğeni · 6 yorum
Kenan (@enron)
Toplumun geleceği, insanlığın geleceği için evlenmek. İnsan içinde yer almayacağı bir geleceği neden bu kadar düşünür ki. 378 yıl sonra insanlık yok olsa kime ne :)
18.07.18 beğen cevap
Enis (@dusundurucudusunce)
Aklı sıra Veganlığı evlilik kurumunun verdiği ivmeyle haklı göstermeye çalışıyor. Anadolu çocuğu yer mi
18.07.18 beğen 3 cevap
Business (@nusretk)
Bitkilerde canlı ama onların suçu ne ki?
Kopardınız
Ezdiniz
Yedirmeyiz!!
#bitilerolmasayasamolmaz
18.07.18 beğen 4 cevap

Asuela

@asuela

DÜNYA'NIN EN TEMİZ HAVASI
DÜNYA'NIN EN TEMİZ HAVASI NORVEÇ'TEKİ SVALBARD ADASI İMİŞ..
ADANIN HAVASI NE KADAR TEMİZSE ARTIK İLK AYAK BASILDIĞINDA BAŞ DÖNMESİ VE BURUN KANAMASI YAŞANABİLİRMİŞ..
EK 1
NE KADAR PİS YAŞIYORSAK ARTIK ALIŞILMIŞ BU DURUMA. 18.07.18
5 beğeni · 0 yorum

Kübra yürekseven

@kubrayurekseven

Portekizce'deki 'saudade' kelimesi bir zamanlar kaybettiğin şeyin sonsuza kadar kaybolduğunu ve bir daha asla senin olamayacağını anladığın an yaşadığın his anlamına geliyormuş . Ne kadar tuhaf değil mi ? Her şeyin bir kelimeyle anlatılması ...
1 beğeni · 2 yorum
Berra Nur (@mrsmiella)
Aşırı güzel,tüm hayatımı özetlemiş...
18.07.18 beğen 1 cevap

HÜLYA ARAS

@hulyaaras

Terzinin de Kendi Söküğünü Dikebileceğinin Kanıtı: Kendi Kendini Ameliyat Eden Doktor
Leonid İvanoviç Rogozov, 1960-61 yıllarında düzenlenen altıncı Sovyet Atlantik Seferi'ne pratisyen hekim olarak katıldı.
Midesinin üst kısmında şiddetli bir ağrı hisseden doktorun şikayetlerine mide bulantısı ve 38 derece üstünde ateş de eklenince, kendi kendine apandisit tanısı koydu.
Novolazarevskaya İstasyonu'nda görevli tek doktor kendisiydi.
Kendine cerrahi müdahalede bulunmazsa bu rahatsızlık ölümcül olabilirdi.
Ağrıyan bölgeye lokal anestezi uyguladı. Ameliyat bölgesini görmek için de bir el aynası kullandı.Ameliyat ekipmanları olan masayı da yanına koydu. Tam 2 saatlik ameliyatla kendi apandistini alan doktor yarasını kendi elleriyle dikti.
Kendi kendini ameliyat eden doktor olarak tıp tarihine geçti.
Yüksek ateşi periyodik olarak 5 gün içerisinde düştü, kendi elleri ile attığı dikişler 7. günün sonunda alındı. Dinlenme süreci dahil 15 gün sonra eski sağlığına kavuştu.

Bu olay doktora Kızıl Bayrak Nişanı'nı getirdi.Kendini toparlayan doktor, 1961 yılının sonunda olay için Kızıl Bayrak İşçi Nişanı ödülüne layık görüldü. 1962 yılı Ekim ayında Saint Peterburg'a döndü ve çalışmalarına burada devam etti. 2000'de akciğer kanserinden hayatını kaybetti.
18 beğeni · 15 yorum
Enis (@dusundurucudusunce)
Bu örnek de okdukça ilginç. Vaktiniz varsa bakın derim
https://youtu.be/fO1ocEefJ2Q
18.07.18 beğen 1 cevap
Alcyone (@alperckm)
Terzi kendi söküğünu dikemez de kasıt üşengeçlik yapar,kendi işini geçiştirir.Boyle hayat memat meselesi durumunda Terzi kendi söküğünu oylebir diker ki sasiririz.
18.07.18 beğen 3 cevap
EDK (@denizipp)
Doktor diye buna denir işte.
18.07.18 beğen 1 cevap

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Yazarım(sı)
Yazarım(sı)
Ali Teoman (d. 7 Temmuz 1962 - ö. 23 Mart 2011), Türk yazar.

Asıl adı Ali Tataroğlu'dur. İstanbul'da doğdu. Orta öğrenimini İstanbul Alman Lisesi'nde, yükseköğrenimini ise İTÜ Mimarlık Fakültesi, MSÜ Mimarlık Fakültesi ve Sorbonne Üniversitesi Plastik Sanatlar Fakültesi'nde tamamladı. Bir süre iş ve öğrenim nedeniyle yurt dışında bulunduktan sonra 1993'de İstanbul'a döndü ve yazmaya daha fazla zaman ayırmak için mimarlığı bırakarak çeşitli üniversitelerde İngilizce okutmanı olarak çalıştı. Bir süre sokak müzisyenliği yaptı.

1980'li yılların sonuna doğru öykü yazmaya başlayan Ali Teoman 1992 yılında, İnsansız Konağın İkonu isimli öyküsüyle, Milliyet gazetesinin düzenlediği yarışmada ikincilik ödülü aldı. Ali Teoman'ın tam 16 yıl gizli kalmış bir sırrı, ortaya çıktığında edebiyat dünyasını çok şaşırtmıştı. 1991'de Haldun Taner Öykü Ödülü alan Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı isimli kitabın yazarı olarak Nurten Ay ödül almıştı. Ancak kitabın asıl yazarının Ali Teoman olduğu 2007 yılında ortaya çıktı. Ali Teoman bunun kendi isteğiyle düzenlenmiş bir oyun olduğunu belirterek şu açıklamayı yapmıştı: "Bu adi dolandırıcılık değil, yazınsal bir oyundur. Nurten Ay birkaç kez oyunu bırakmak istedi. Onu ikna ettim. Bunca yıl açık vermeden bana yardım ettiği için kendisine çok teşekkür ederim."

Uykuda Çocuk Ölümleri başta olmak üzere tüm yapıtları edebiyat çevrelerinde etki yaratmakla birlikte Ali Teoman çok satan bir yazar olmadı. Çok satan yazar olmak isteyip istemediği de tartışmalıdır. Ali Teoman, geçirdiği bir rahatsızlık sonucu 23 Mart 2011 sabahı hayata veda etmiştir.
2 beğeni · 0 yorum