ara

Halil korkut

@blackgarden

Nigel Warburton
Eğer zamanda yolculuk yapıp 1945 yılına, Paris'teki Les Deux Magots ("İki Bilge Adam") adlı kafeye gidebilseydiniz, kendinizi ufak tefek, şaşı bir adamın yanında otururken bulurdunuz. Pipo içen ve not defterine bir şeyler karalayan bir adam. Bu adam, en ünlü varoluşçu filozof Jean-Paul Sartre'dır (1905-80). O aynı zamanda roman, oyun ve biyografi yazarıdır. Hayatının çoğunu otellerde geçirmiş ve kaleme aldıklarının çoğunu kafelerde yazmıştır. Kült bir figür gibi görünmüyordu, fakat birkaç yıl içinde öyle olacaktı.
Sartre'a çoğu zaman, güzel ve çok zeki bir kadın olan Simone de Beauvoir (1908-86) eşlik ederdi. Birbirlerini üniversite yıllarından beri tanırlardı. Hiç evlenmemelerine ve birlikte yaşamamalarına rağmen Simone de Beauvoir, Sartre'ın uzun-süreli yoldaşıydı. Başka âşıkları da olmuştu, ama onların ilişkileri uzun ömürlüydü, aralarındaki ilişkiyi "gerekli" ve kurdukları diğer tüm ilişkileri ise ("gerekli olmayan" anlamında) "tesadüf'' olarak tanımlıyorlardı. Sartre gibi Simone de Beauvoir da filozof ve romancıydı. 1949'da önemli ilk dönem feminist kitaplardan biri olan İkinci Cins’i kaleme aldı.




Felsefenin Kısa Tarihi Nigel Warburton
EK 1
Müttefiklerin Almanları yenmesiyle birlikte, hayata yeniden başlama zamanı gelmişti. İnsanlar savaş bittiği için rahat bir nefes almıştı, aynı zamanda geçmişin geride bırakılması gerektiği hissi hâkimdi. Şimdi nasıl bir toplum olunacağını düşünme zamanıydı. Savaş sırasında gerçekleşen korkunç olaylardan sonra, her kesimden insan kendine filozofların soracağı türden soruları soruyordu: "Yaşamın amacı nedir?" "Tanrı var mı?" "Her zaman benden beklenen şeyi mi yapmak zorundayım?" 08.01.17
EK 2
Savaşın hemen ertesinde verdiği "Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir” başlıklı derste Sartre, insan hayatını ıstıraplarla dolu olarak tanımlıyordu. Istırap, yaptığımız her şeyden sorumlu olduğumuzu, bu konuda hiçbir bahanemizin bulunmadığını anlamaktan kaynaklanır. Gelgelelim, ıstırap çok daha kötüdür; çünkü Sartre'a göre hayatımla ilgili ne yaparsam yapayım, bu, başkasının kendi hayatıyla ilgili ne yapması gerektiğine dair bir tür şablon olacaktır. Evlenmeye karar verirsem, herkesin evlenmesini önermiş olurum; tembel olmaya karar verirsem, insan varoluşuna ilişkin tasavvurum doğrultusunda herkes böyle olmalıdır. Hayatımda yaptığım seçimlerle, bir insanın nasıl olması gerektiğine dair düşüncelerimin tablosunu çizerim. Eğer bunu içtenlikle yapıyorsam, muazzam bir sorumluluktur bu. 08.01.17
12 beğeni · 15 yorum · Edebiyat Köşesi ·
Semih Oktay (@semih-oktay)
"Yaşamın amacı nedir?" Bunu öğrenmek zordur belki de. - 08.01.17
Red Red (@khaos)
Dinsel platformda cevap aşikar ama insan tinsel olarak da bir cevap bulmak istiyor Semih abi, keşke her sualin cevabının yazdığı, her gizemin ardındakileri açıklayan bir kitap olsaydı. Yaşamın amacı, kaynağı ne? Varoluş gerçekten bir amaca hizmet ediyor mu? Bana bazen öyle geliyor ki bizim ancak bir kısmını hissedebildigimiz adına kâinat denen laboratuvar ortamında Dünya denen bir fanusta soyunu devam ettirebilme kabiliyetine sahip düşünen canlılar olarak oluşturulmuşuz. Ancak istenen sonuca ulasilamayinca yarıda bırakılmış deney yaratıkları olarak unutulmuşuz. Ve kendi kaderine terkedilmiş bir gezegende cevapları bulamadığı varoluş sorularıyla başbaşa kalmışiz gibi geliyor. Çok ütopik oldu sanırım :) - 08.01.17
Semih Oktay (@semih-oktay)
Allah iyiliğini versin Red Red."Ancak istenen sonuca ulasilamayinca yarıda bırakılmış deney yaratıkları olarak unutulmuşuz. " Bu dediklerine gerçekten inanıyorsan yanlış giden bir şeyler var demektir hayatında! Ütopik olmadı absürd yani güzel Türkçemizle söyleyelim "saçma" oldu.O kadar çok saçma var ki ama hayatımızda bu saçmalardan birini evvel zamanda ben yaşamıştım.Düşünmesi bile insana yeni ufuklar açıyor ama;haklısın belki de:Bizi bu dünyaya bırakmışlar ve baktılar bizden insan oluyor da "adam" olmuyor,,,öylece kendi hâlimize bırakmışlar! :) İlahi Red Red! Ütopya ülkemizi kurmaya devam o zaman. - 08.01.17