ara

volkancan

@akordeon

-Devletini haddinden fazla sayardı, ondan öldü.
-Nasıl yani?
-Muhtar ilçeye vardı. Burada olanları haber verecekti tek tek, Güvercin’i bildirecekti. Ama devlet kapısı bu, girmesi kolay mı?
Günlerce eşikte beklettiler onu. Kapı duvar, odaların suratları duvar.
Nihayet, “gel lan, sen ne istiyorsun?”dediler. Bu böyle, sarı sarı halkalı dev gibi kapılardan, böyle sonsuz koridorlardan geçti. Ki oradaki gibi acayip Atatürk resimleri hiçbir yerlerde yoktur. Derken bir odaya vardı. Baktı masada bir adam oturuyor. Yanında üç adam daha var. O adamlar, böyle yanağına fiske atsan kan fışkıracak tipler. ”Amirim, ben… şey” dedi, “şey arz edecektim… Güvercin var bizim köyde, o kayboldu da.” “Kim lan Güvercin?” dediler… ”Kuş mu lan?” dediler. Bu, “Amirim, o bizim köyün en güzel kızı” deyince, raflarda böyle böyle kalın defterler var, onları indirdiler. ”Köyün en güzel kızı ha, köyün en güzel kızı, köyün en güzel kızı… Al sana köyün en güzel kızı” Muhtar baktı, orda Asker Hamdi’den bu yana hepimizin ismi cismi, soyu sopu arasında, mavi kalemle yazılmış ufacık bir satır: Gü-ver-cin… Ana adı, baba adı, doğum tarihi… O zaman anladı ki devletin gözünde varımız yoğumuz o satırdır. Devlet iyi-kötü bilmez, güzel-çirkin, zengin-fakir bilmez, bilmez. Yerin aha şu pire gözü kadar, busun sen…