ara
Rıza U.
308 16

Rıza U.

neokur.com/riza-uludogan
Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar // Dursam ölürüm paramparça olur dünya...

Rıza U.

@riza-uludogan

Telekinezi: Zihinle Kontrol Edilen Madde

Profesör John Donoghue ve Brown ve Utah üniversitelerindeki meslektaşları, dış dünya ile iletişim kuramayanlar köprü görevi gören küçük bir sensör yarattılar. Onunla röportaj yaptığımda bana şunları söyledi: “4 milimetrelik bir bebek aspirini boyutunda küçük bir çipi beynin yüzeyine yerleştirdik. Beyin sinyallerini alan doksan altı küçük elektrot sayesinde kolunuzu hareket ettirme komutunu algılayabiliyor. Uzuv olarak öneminden ötürü kolu seçtik.”

Beynin motor korteksi yıllar önce özenle haritalandığı için, çipi doğrudan belli uzuvları kontrol eden nöronların üzerine yerleştirmek mümkündür.Beyinkapısı’nın temeli, çipten gelen nöral sinyalleri, bilgisayarın imlecinden başlayarak diğer nesneleri de hareket ettirebilecek anlamlı komutlara çevirmesinde yatıyor.

Beyinkapısı, felçli bir insanın yapay uzuvları zihniyle hareket ettirebilmesine olanak sağlayarak yeni bir nöroprotez dünyasının kapılarını aralıyor. Ek olarak, hastanın sevdikleriyle iletişim kurabilmesini de sağlıyor. İlk versiyonu 2004'te test edilen bu çip, felçli insanların bir dizüstü bilgisayar yoluyla iletişim kurabilmesi için tasarlandı. Kısa süre sonra bu hastalar internette dolaşıyor, elektronik posta okuyup yazıyor, tekerlekli sandalyelerini hareket ettirebiliyorlardı.

Yakın tarihte kozmolog S. Hawking’in gözlüklerine bir nöroprotez eklendi. Bir EEG sensörü gibi çalışan bu alet, düşünceleri bilgisayara aktarabiliyor ve Hawking’de dış dünya ile ilişkisini sürdürebiliyor. Bugün için oldukça ilkel olan bu alet, er ya da geç benzer aygıtlar, daha fazla bağlantı ve yüksek hassasiyet ile epey gelişkin hale gelecektir.
0 beğen · 0 yorum · alıntı

Rıza U.

@riza-uludogan

Gerçeklik Gerçekten Gerçek mi?
“Gördüğüme inanırım” deyimini herkes bilir Fakat görebidiklerimizin birçoğu yanılsamadır. Örneğin, tipik bir manzaraya baktığımızdan filme benzer bir panorama gibi gözükür. Gerçekten retinadaki optik sinirin konumuna uyan görüş alanımızda kocaman bir boşluk bulunur. Bu büyük çirkin siyah noktayı nereye baksak görebilmeliydik aslında. Ama beynimiz bu boşluğu gizleyerek ve normalleştirerek kapatır. Bu aslında görüş yeteneğimizin bir kısmının bizi kandırmak için bilinçaltımızdan yaratılan bir sahtekârlıktır.
İngilizcede “görünümle öz aynı şey olsalardı bilime ihtiyaç kalmazdı” diye bir deyim vardır. Retinada yalnızca kırmızı, yeşil ve maviyi görebilen sensörler vardır. Bu aslında sarı, kahverengi, turuncu ve diğer bir sürü rengi hiçbir zaman göremediğimiz anlamına gelir.
Bu renkler vardır, fakat beynimiz kırmızı, yeşil ve maviyi farklı
yoğunluklarda karıştırarak bunları görebilir (Bunu renkli televizyona çok yakından baktığında görebilirisiniz. Aslında, yalnızca kırmızı, yeşil ve maviyi içeren noktalar toplulukları görebiliyorsunuzdur. Renkli televizyon aslında bir yanılsamadır).
Gözlerimiz, derinliği görebildiğimizi sanmamıza neden olarak da bizi aldatır. Gözlerimizin retinaları iki boyutludur, ama birkaç santim mesafeyle iki ayrı gözümüz olduğundan sağ ve sol beynimiz ikisinden gelen resimleri birleştirir ve üçüncü bir boyut gördüğümüzü hissettirir. Bir nesnenin de bizden ne kadar uzakta olduğunu, kafamızı hareket ettirdiğimizde nasıl hareket ettiğini gözlemleyerek anlayabiliriz. Buna da paralaks denir.
California Teknoloji Enstitüsü'nden Dr. Roger W. Sperry, 1981'de, beynin iki yarıküresinin tıpa tıp kopya olmadığını, ikisinin farklı görevler yürüttüğünü göstererek Nobel Ödülü kazandı. Bu sonuç, nörolojide sansasyon yarattı (ayrıca hayatınıza sağ beyin-sol beyin ayrışmasını uygulamayı iddia eden kişisel gelişim kitapları endüstrisini de etkiledi).
Normalde, iki yarıküre arasında düşünceler gidip gelerek birbirini tamamlar.Sol beyin daha analitik ve mantıksaldır, sözel yetenekler burada bulunur. Sağ beyin daha sanatsal ve bütünseldir. Sol beyin baskın olandır ve son kararı o verir. Komutlar, sağ beyin ve sol beyin arasında korpus kallozum aracılığıyla gidip gelirler.
Fakat bu bağlantı kesilirse bu sağ beynin sol beynin diktatörlüğünden özgürlüğünü kazanması anlamına gelir. Belki de sağ beyin kendi iradesine sahip olup baskın olan
sol beynin istekleriyle çelişecektir.
Kısaca, bazen aynı kafatasında vücudun kontrolü için yarışan iki farklı irade bulunabilir. Sanki yabancı bir uzantıymış gibi sol elin kendi kendine hareket etmeye başlaması (sağ beyin tarafından kontrol edilir) tuhaf bir durum yaratabilir.
0 beğen · 0 yorum · alıntı

Rıza U.

@riza-uludogan

"Öz farkındalık, bulunduğun, var olduğun dünyanın bir modelini çıkarmak ve içinde bulunduğun bir geleceği simüle etmektir."
1 beğen · 0 yorum · alıntı

Rıza U.

@riza-uludogan

“Bütün aşk hikayeleri hayal kırıklığı hikayeleridir… Aşık olmak, sahip olduğunuzu bilmediğiniz bir hayal kırıklığının hatırlatılmasıdır.”
3 beğen · 0 yorum · alıntı

Rıza U.

@riza-uludogan

“Hayalinizdeki insanla tanışmayı ne kadar hayal ve umut etseniz de, onlarla tanıştığınız anda onları özlemeye başlarsınız. Görünen o ki, bir objenin yokluğunu hissetmek için onun varlığı gereklidir. Buluşmadan önceki bir tür özlemdir bu, ancak onların yokluğundaki hayal kırıklıklarınızı tam olarak hissetmek istiyorsanız, onlarla tanışmak zorundasınız.

[…]

Aşık olmak, tutkunuzu bulmak; hakkında ya da tarafından farkına varmadan hayal kırıklıkları yaşadığınız şeyleri konumlama, resimleme, temsil etme çabasıdır.”
1 beğen · 0 yorum · alıntı

Rıza U.

@riza-uludogan

Bütün aşk hikayeleri hayal kırıklığı hikayeleridir… Aşık olmak, sahip olduğunuzu bilmediğiniz bir hayal kırıklığının hatırlatılmasıdır (kişinin şekillenmiş hayal kırıklıkları ve kişinin bu hayal kırıklıklarını iyileştirme çabasıdır). […] Garip bir şekilde, birini bekliyordunuz ancak o gelene kadar kim olduğunu bilmiyordunuz. Hayatınızda eksik bir şeylerin olduğunun farkında olun ya da olmayın, istediğiniz kişiyle tanıştığınızda bu eksikliğin farkına varırsınız. Psikanalizin bu aşk hikayesine ekleyeceği, aşık olduğunuz kişinin gerçekten hayalinizdeki erkek veya kadın olup olmadığı hakkındadır. Onlarla tanışmadan önce onları hayal ettiniz, hiçlikten değil; hiçbir şey hiçlikten gelmez, önceki deneyimlerinizden geldiler; hem gerçek hem de hayal edilenlerdi. Onları öyle bir kesinlikle tanıyorsunuz ki, çünkü halihazırda belirli bir hisle tanıyordunuz onları ve tam olarak onları beklediğiniz için onları tanıyormuş gibi hissediyorsunuz; yine de sizin için oldukça yabancılar. Onlar, aşina olduğunuz yabancı bedenler.
1 beğen · 0 yorum · alıntı

Rıza U.

@riza-uludogan

İnsanların bazen canavarlar dünyaya getirdiklerine inanıyorum. Bunların bazıları biçimsiz, korkunç görünüşlü, kocaman kafalı ya da küçücük gövdeli olurlar; bazılarının ne ayakları, ne de kolları vardır; bazıları üç kolludur, bazılarının da olmayacak yerlerde kuyrukları ya da ağızları bulunur. Bunların hepsi birer rastlantıdır ve eskiden düşünüldüğünün tersine, böyle yaratıkların dünyaya gelmesinde kimsenin suçu yoktur.Bir zamanlar,bunların, gizli günahların açık birer cezası olduğu düşünülürdü.
Fizik yapı bakımında canavarlar bulunduğu gibi, akıl ve ruh yapısı bakımından da canavar olanlar bulunamaz mı? Yüz ve beden kusursuz olabilir, ama bozuk bir gen ya da yumurta, fizik canavarların doğmasına yol açtığı gibi, aynı nedenler bozuk bir ruhun oluşmasına da yol açamazlar mı?
Canavarlar, olağan kabul edilen ölçülerden az ya da çok sapmış, uzaklaşmış olanlardır. Bir çocuk, kolsuz doğabildiği gibi, acıma duygusundan ya da vicdandan yoksun olarak da doğabilir. Bir kaza sonucu kollarını yitiren birinin bu eksikliğe kendini alıştırması büyük çaba ister. Ama kolsuz doğan biri, onu garip bulan kişiler yüzünden acı çeker. Hiç bir zaman bir kola sahip olmadığı için, onun eksikliğinden acı çekemez. Küçükken, kimi zaman,kanatlarımız olsa nasıl olur diye düşünürüz. Ama bu, kuşların duyduklarının aynısını duyduğumuzu göstermez. Hayır. Herkes kendini olağan gördüğüne göre, canavar için de kendi gibi olmayanlar canavardır. Ama ruh bakımından canavar olan biri için, durum daha da belirsizdir,çünkü başkalarıyla karşılaştıracak, elle tutulur bir özelliği yoktur. Vicdansız olarak dünyaya gelmiş birine, vicdan azabından perişan olmuş biri gülünç görünecektir. Dürüst olmak, bir suçluya saçma gelir. Canavarın yalnızca bir sapma olduğunu unutmamalısınız. Kusursuzluk, canavara canavarca görünecektir.
2 beğen · 0 yorum · alıntı

Rıza U.

@riza-uludogan

Yaşayabileceğimiz en kayda değer deneyim esrarengiz olan deneyimdir. Bu, gerçek sanat ve bilimin kökeninde yatan en temel duygudur. Her şeyi bilen biri ne merak eder, nede şaşırır, bir ölü kadar duyarsızdır, sönmüş bir mum gibidir. Her ne kadar korkuyla karişmiş olsa da dini doğuran şey de bu esrardır. Aklımızın yalnızca en basit şekilde kavrayabildiği, nüfuz edemediğimiz bir şeyin varoluş bilgisi, en derin aklın ve en parlak güzelliğin tezahürü. İşte gerçek bir dini tavrı oluşturan da bu bilgi ve duygulardır, ben de yalnızca ve yalnızca bu anlamda gerçek bir dindarım.
1 beğen · 0 yorum · alıntı

Rıza U.

@riza-uludogan

"Tanrılarının bakire bir insandan ölümlü bir çocuk tasarladığına inanan milyarlarca insanın yaşadığı bu dünyada, insanların çoğunun azıcık hayal gücü olması şaşırtıcıdır."
1 beğen · 0 yorum · alıntı

Rıza U.

@riza-uludogan

Barok dönemin tipik bir sloganı vardı : “ carpe diem ”. Yani “ gününü gün et ! ” Yine çok söylenen bir başka Latince söz de şuydu : “ memento mori ”. Bunun anlamı da, “ öleceğini unutma ! ” Hayatın keyfini çıkartmayı tasvir eden bir resmin köşesinde bir de iskelet görebiliyordun. Barok döneme birçok bakımdan gösteriş ve budalalık hakimdi; ama madalyonun öbür yüzüyle, her şeyin geçici oluşuyla, yani etrafımızdaki güzelliklerin bir gün ölüp çürüyeceğiyle ilgilenenler de çok fazlaydı.
1 beğen · 0 yorum · alıntı
/ 10