ara
ruhadam
5.927 308

ruhadam

neokur.com/ruhadam
Yürür gün doğmadan yollarda her gün Sakat, sessiz ve aksak bir hayalet. İçerden: Bir ziyan olmuş ömürdür, Dışardan: Neymiş artık var, hayal et.

ruhadam

@ruhadam

Yeniçeri Duası
Allah Allah illallah
baş üryan,gögüs kalkan,dide al kan,sine püryan bu meydanda nice başlar kesilir hiç olmaz soran kahrımız,kılıcımız düşmana ziyan (adüvvden korkmadık korkmayız hiçbir zaman kuranda zafer vadediyor hazret i yezdan uğrun açık olsun ey serdar ı mücahid hüda kılıncını keskin etsin ömrünü gün gibi medid fahr i alemi hoşnud ettin hak gazay ı ekberini etsin mübarek ve said) kulluğumuz ,padişaha ayan sayılmayız parmakla tükenmeyiz kırmakla üçler,beşler,yediler,kırklar nur-u nebi,kerem-i ali,keramatı veli gülbang-i muhammedi pirimiz,hünkarımız,üstadımız kutb-ul arifin hacı bektaş-ı veli dem-ü devranına hü diyelim hûûû...




Rivayete göre Orhan Gazi devşirme çocuklardan kurulu bir ordu kurduğu zaman Hacı Bektaş dergahına gelip yeni kuracağı yeniçeri ocağı için dua istemiştir. Dergahı ziyaret eden Orhan Gazi, orada bulunan pire, "Pir hazretleri, yeni kurduğum ocak için sizden hayır duası almaya geldim" diyerek, duasını istemiş Hacı Bektaş'taki Pir'de, elini çocuklardan birinin başına koyarak: "Bunların adı yeniçeri (yeni asker) olsun diyerek Cenabı Hak yüreklerini ak, pazularını kuvvetli, kılıçlarını keskin, oklarını tehlikeli, kendilerini daima galip buyursun diye dua eder. O yüzden yeniçeri ocaklarına Ocak-ı Bektaş-î-yân , kendilerine Taifei Bektaş-î-yân, Güruh Bektaşiye, Zümre-i Bektaşiye gibi isimler vermişlerdir. Ancak erken dönem Osmanlı tarihçileri Aşıkpaşazade, Neşri, Kemal, Oruç ve anonim tarihler yeniçeri teşkilatının, I. Murat tarafından 1361 yılında Edirne 'nin fethini takiben kurulmuş olduğu konusunda hemfikirdirler. Yeniçerilerin kanun ve kaidelerini içeren Kavanin-i Yeniçeriyan da bu görüşü benimser.

Edirne'nin 1361 yılında fethinden sonra Rumeli'nde gerçekleşen fetihler sonucu savaş esirleri büyük artış göstermişti. Gazilerden Sultan için esir başına beşte bir pencik (penc-i yek) alınmaya başlandı. Genelde her türlü ganimeti askerin elinde bırakmak cömertlik sayılırdı. I. Murat, Çandarlı Kara Halil Hayrettin Paşa'nın arzı üzerine Gelibolu geçidinde Kara Rüstem'e pencik toplama yetkisi verdi. Pencik, her beş esirden biri yahut esir beş değilse değerinin beşte biri olarak toplanmaya başladı. Bu yenilik askerin hiç hoşuna gitmemiş ve bu uygulamadan kaçmak için esirleriyle Anadolu'ya başka yollardan geçmeye başlamışlardı. Bunun üzerine Evrenos Gazi'ye, pencik'in sınırda toplanması için emir gönderildi ve dini niteliği göstermek üzere tahsil işi için de bir kadı atandı. Çandarlı, devlet elinde toplanan çok sayıda pencik oğlanlarından sultan kapısında yeni bir asker, yeniçeri yapma fikrini buldu. Oğlanlar Bursa civarında Türk köylerine gönderildi ve Türkçeyi öğrenip İslamlaşmaları sağlandı. Sonra bunlar bir kışlada toplanıp sultanın emrinde bir yoldaş ordu, yeniçeri ordusunu oluşturdular. Kökenleri ne olursa olsun, Türk dilini ve İslam dinini öğrenmek üzere Anadolu köylerine gönderilen bu devşirme çocukların sünni-alevi İslam'dan ziyade halk inançlarına eğilim gösterdikleri kuşkusuzdur.

Şu gerçek bilinmelidir ki, Osmanlı kuruluş yıllarında koyu sunni düşünceye sahip bir yapıda değildi.[kaynak belirtilmeli] Orhan Gazi'nin, dervişlerin konaklamaları, namaz, semah gibi ibadetlerini yerine getirmeleri için inşa ettirdiği imaret ve tabhaneli zaviyeler'in yanı sıra onun Babai dervişi Geyikli Baba ile ilişkileri bu izlenimi desteklemektedir. Hacı Bektaş-ı Veli, Osman Bey veya onun neslinden herhangi biriyle karşılaşacak kadar uzun yaşamamış olsa da Orhan Gazi'nin anne tarafından dedesi Osman Gazi'nin kayın pederi olan Şeyh Edebali'nin Hacı Bektaş ile birlikte Amasya'da yaşamış bir Vefai dervişi olan Baba İlyas'ın müridi olduğunu ve Edebali'nin de diğer müritler gibi Baba İlyas'ın yokluğunda Hacı Bektaş'a uyduğu bilinmektedir. Şeyh Edebali'nin kızını bilindiği üzere Osman Gazi ile evlendirmesi, Osman ocağı ile Hacı Bektaş arasındaki ilişki daha anlaşılır bir hale gelmektedir. Buna Edebali'nin yolculuk yapanlara hizmet veren bir misafirhaneye sahip Ahi şeyhi olduğu da eklenince, Osman Gazi'nin damadı olarak desteğini sağladığı Şeyh Edebali'nin Hacı Bektaş ile ilişkisi daha da önem kazanmaktadır. Bektaşilik, Hacı Bektaş ile çağdaş olup Kırşehir'de yaşayan Anadolu Ahiliğinin kurucusu sayılan Ahi Evren'in yakın ilişkileri sayesinde Anadolu Ahileri için çekim merkezi haline gelmişti. Ahilik icazeti verme yetkisine sahip derecede bir Ahi olan I. Murat, Hacı Bektaş tekke külliyesinin ilk anıtsal binası olan Meydan Evi'ni yaptırdıktan sonra yerleştirilen kitabede Melik kimliğinin yanı sıra Ahi kimliğini de kullanmıştır. Abdal Musa, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal gibi, öğretilerini benimsemiş ozan ve düşünürler sayesinde Hacı Bektaş, uç beyleri ve onlara bağlı reaya arasında giderek artan bir saygınlığa sahipti. Hacı Bektaş'ın Makâlât'ında, öğretileri bir savaşçı sınıfın ihtiyaç duyduğu şekilde şehitlik kavramını yüceltiyor ve İslamı kolay anlaşılır hale getirerek Hıristiyan doğmuş çocukların Müslümanlaştırılması sorunu için mükemmel bir cevap teşkil ediyordu. Muharebe esnasında gelecek fiziksel ölüm, onları müşahade, yani dört kapı kırk makam'ı olan yolun son aşamasına ulaştırıyor, şehitleri peygamberlerden daha ileri bir mertebeye yerleştiren Hacı Bektaş'ın öğretileri yeniçerilerin sıradan varlıklarını benzersiz kılıyordu. Bektaşilik gayrimüslimlere olduğu gibi Türk ya da Türkmen olmayanlara da açıktı. Bu nedenle devşirmelerden oluşan Yeniçeri Ocağı'nın Müslüman olmasını sağlayacak sistem olarak Bektaşilik en iyi çözüm olarak görülmüştür ve devletin kuruluş dönemi boyunca Osmanlı padişahları Bektaşiliğn gelişmesini desteklemişlerdir. Bektaşilik yeniçeriler tarafından 15. yüzyıldan itibaren benimsenmeye başlamış 16. yüzyıl sonlarından itibaren ise Hacı Bektaş-ı Veli, resmen yeniçeri piri kabul edilmiş, bu tarihlerde bir Bektaşi babası daimi olarak ocakta kalmaya başlamıştır. Bektaşi tarikatıyla yeniçeri ocağı o denli bir birinden ayrılmaz hale gelmiştir ki, bir dede tarikat başkanı seçildiğinde İstanbul'daki yeniçeri kışlasına gelir, tacını kendisine Yeniçeri Ağası giydirirdi. Yeniçeri Ordusu seferlere giderken yanlarında daima Bektaşi dede ve babaları eşlik ederlerdi. Bu ordu, 1826 yılına kadar Osmanlı Devleti'nin birinci gücü olmuştur. 1826 yılına kadar Osmanlı Ordusu savaşa gitmeden önce, Yeniçeri ocağından bir müfreze Hacıbektaş'a geliyor, Dergah Avlusu'nda saf tutarak, Hacı Bektaş-ı Veli Evlâdı’ndan postnişi olan zatın da katılması ile: Mü’miniz Kalû-Beli’den beri... Hakkın Birliğine eyledik ikrar... Bu yolda vermişiz seri... Nebimiz vardır Ahmed-i Muhtar... La Yezal mestaneleriz... Nur-ı ilahide pervaneleriz... Sayılmayız parmak ile tükenmeyiz kırmak ile... On iki imam Pir-i tarikat cümlesine dedik beli... Üçler, beşler, yediler... Nur-ı Nebi, Kerem-i Ali, Pirimiz üstadımız Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli... Demine devranına Hü diyelim Hü! diye gülbang çekiyorlar (dua ediyorlar) ve Pir'den himmet istiyorlardı. O tarihlerde yaşayan kişilerden aktarılan bilgilere göre Yeniçeriler'in gür sesi Hacı Bektaş-ı Veli’ın her tarafından duyuluyordu.

15 beğeni · 8 yorum · Biliyor musun?
sonuç ? - 19.01.17

ruhadam

@ruhadam

;list=PLBzuUBzTgutQRlGBmcJB_YwWN8fBhC4Eo&index=3

Eğilin önümde çağdaş güneşler!
Kenanlı yıldızlar varın secdeye!
Issız çöllerde, derin kör kuyularda
Ben görürüm camgöbeği düşleri
Ve ben yorarım sırma şafaklarda,
Bulanık, korkulu düşlerinizi...

Tebessümlerimi yollarım vakûr kervanlarla
Küfür karanlığı gecelerinize,
Sonra düşüncelerinizi yeşertirim...
İnce belli üç attır Tîh sahrâsında;
Güzelliğim, sabrım ve yalnızlığım.
Çılgınca yarışırlar kader güzergâhımda;
Nalları değer kader çizgilerinize...

Bilemiyorum, bensiz nasıl olursunuz?
Cibrîl nefesli rüzgârlarda perdelenir gözleriniz,
Körpe bir ceylan gibi kaçıp gider güzellik,
Ateş yağar avuçlarınıza bir yerden,
Nîl söndüremez içinizdeki yangınları,
Ağulu bir yılan ölüsü gibi yatar durur öyle
Mu'cizelere gebe Kızıl Deniz...

Dinleyin hele dinleyin çağdaş kadınlar!
Gamzesiz, zülüfsüz, yorgun kadınlar!
Mor mor halkalarda tutsak kadınlar!
Birer bıçak vermedi mi ellerinize Züleyhâ?
Çizdirmedi mi güzelliği avuçlarınıza?

Züleyhâ dedim ya biraz durmalısınız;
Lâcivert çöl gecelerinden bir parçadır o,
Gözbebeklerinde dinlenir bereketli Nîl...
Nasıl anlatsam size Züleyhâyı;
Gözleri bir vâhâ gibi yeşil...

Ve gidin!
Nereye giderseniz gidin!
Kuyular her yerde derin!

İster Kenan illerinde, ister Mısır'da,
Zindanlar karanlık, mahzenler serin...

Hapsederim gençliğimi damarlarıma,
Kaç kere yaşanmış bir cenge girerim;
Unuturum sizi çağdaş kadınlar!
Sarılırım sımsıkı soğuk demirlere,
Kıtlıktan, bereketten haber veririm...
Ben yorarım düşlerinizi böyle bilin!

"Ümmü'l Kitab" üstüne yemin ederim;
Bir gün beni çağıracaksınız.
Yediye ve katlarına yemin olsun ki;
Bana muhtacsınız!
Bana muhtacsınız!
Bana muhtacsınız!

Dilâver CEBECİ

ruhadam

@ruhadam



Dört duvar arası kapanmaz ki
Sendeki özgür ruh
Ölünce parçalanmaz ki
Bendeki özgür ruh
Sevişe sevişe azalmaz ki
Tendeki özgür ruh
Kopyalayarak çoğalmaz ki
Gendeki özgür ruh
5 beğeni · 0 yorum · Müzik Kutusu

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Bunu anlayacak kadar ingilizcem yok ama sözlükle ya da internetten türkçleriyle anlamaya çalışacağım

ruhadam

@ruhadam

Ruh adam
Çok güzel anlattın Güntülü. Şimdi biraz da vezinler hakkında düşünce ve kanaatlerini anlat.

- Bugünlük aruz daha çok hoşuma gidiyor efendim. Ama bunun niçinine cevap verebilirim. Daha büyük üstadlar elinde işlenip olgunlaşmıştır. Zannedersem ileride hece, ahenk bakımından aruzu geçecek fakat heceyi tekamül ettirecek büyük şairler aruzun ahenginden, musikisinden çok istifade edeceklerdir. Belki de hece ile aruzun birleşip kaynaşmasından yeni bir vezin doğacak ve bu yeni vezin aruzun ritmini,
hecenin mana kuvveti için elzem olan serbestliğini kendisinde toplayacaktır. Bugün serbest vezin denilen şeyi beğenmiyor ve bu türlü yazılara serbest vezinli değil, vezinsiz demenin daha çok yakışacağını zannediyorum. Fikrimce serbest vezin, yine vezinli olmak şartıyla, mısraların birbirlerine tabi olmayarak serbest bulunmasıdır. Onun için divan şairlerinin müstezadları serbest veznin ilk örnekleri sayılabileceği gibi
yenilerden Orhan Seyfi’nin ‘’Fırtına ve Kar’’ adli güzel manzumesiyle Enis Behiç’in ‘’Gemiciler’’, ‘’Süvariler’’ gibi şiirleri serbest veznin yeni ve güzel örnekleridir. Mesela Süvariler şiirinde:

Ey vatan!
Güzel Turan!
Sana feda biz variz.
Düsman oğlu meydana çık!
Kahramanlık kimde ise anlarız

mısralarında hecelerin yavaş yavaş çoğalması keyfi değil, ritmik bir kanuna göredir. Fakat bu kanun ifade edilmekten ziyade hissedilir mahiyettedir. Serbest vezinli denilen yeni yazılarda ise bu ritim olmadığı için bunlar manzume olmak vasfını taşımıyor.
(Ruh Adam kitabından)
[silindi]

ruhadam

@ruhadam

27 Kasım 1919'da Agop Hırlakyan'ın evinde Fransız komutanı için bir dans tertiplenir. Komutanın dansa davet ettiği Ermeni kızı "Sizinle dans etmekten mazurum. Çünkü kendimi esarette hissediyorum. Kalede Türk Bayrağı dalgalandığı sürece, sizinle dans edemem" diyerek teklifini kabul etmez. Bunun üzerine kaledeki Türk Bayrağı indirilir. Fransızların şehrin kalesindeki Türk Bayrağı'nı indirmeleri, suçsuz kişileri öldürmeleri, Maraş ileri gelenlerini tutuklamaları tepkileri artırdı. Ulu Cami İmamı Rıdvan Hoca'nın "Kalesinde bayrağı dalgalanmayan ülkede cuma namazı kılınmaz!" sözü, halkı Fransızlara karşı harekete geçirdi. Kaleye saldıran Maraş halkı, içerideki Fransız askerlerini etkisiz hâle getirip yeniden Türk bayrağını dikti.

Ve Dilaver Cebeci'nin BAYRAK OLAYI şiiri

Kahraman Maraş'ta bir Ulu camii...
Burası bir Tanrı evidir...
Kahraman Maraş'ta bir Ulu cami,
Camilerin devidir.

Şadırvanından su içer kuşlar,
Hürriyetin nabzı vurur mihrabında,
Hareminde eğilir başlar...

Birden kesilir soluğu zamanın,
Kulluğun en güzel yerinde.
Şöyle ışık ışık olur anılar,
Sancağım görünür minberinde.

Kahraman Maraş'ta bir Ulu cami,
Daha uludur bugün.
Ve bir kutlu gün öğlesinde,
Yere inişidir göğün.

Şadırvanından su içer kuşlar,
Hürriyetin nabzı vurur mihrabında,
Hareminde eğilir başlar...

Öğle vakti bir müezzin ünledi
Maraş'lılar, müezzini dinledi:

Tanrı yücedir hey!... Tanrı yücedir!
Evreni dolduran iki hecedir.
Yer uyur, gök uyur, ben uyanığım.
Ta yürekten birliğine tanığım.

Bil ki ondan özge muştucu yoktur,
Muhammed yalavaçtır; Muhammed haktır.
Durmayın davranın, beğ, paşa, ağa,
Sıyrılın gafletten gelin kulluğa.

Esirger, bağışlar ve en uludur,
Kurtuluş, mutluluk onun yoludur.

Birleşin gönüller tek bir ses olun
Acunun kirinden haydi kurtulun.

Tanrı yücedir hey!... Tanrı yücedir!
Evreni dolduran iki hecedir.

Bu kutlu buyruğa hemen baş eğin,
Ondan başkasına kulluk etmeyin.

Ezan'ın duyuluşu, Maraş'lıların bu sese uyuşu
Ve Ulu cami avlusuna doluşudur.

Bu zorlu buyruk üzre erler davrandı,
Oyun yerinde çoluk-çocuk,

Kızlar, gelinler davrandı.
Can yürüdü yatakta hastalara,
Yediden yetmişe Türkler davrandı.

Onlar ki; üçbin yıldan beri
Olmuştular Tanrı'ya çeri.
Dönmediler hiç ona kulluktan.
Yine ona idi yönleri.

Nicedir iple çektiği gün,
Gelip çatmıştı işte.
Bu küçük mahşeri görmek için,
Gökte güneş davrandı.

Önce arı sudan abdest aldılar
Sular kıvrandı, şırıl şırıl öğündü.
El bağlayıp divanda sünnet kıldılar,
Kayı soyunun ocağı gürül gürül öğündü.

Kısa bir zaman geçti sessiz, tedirgin...
Çıktı imam minbere sünnet bitince.
Bir alev dolaştı dört yanında caminin,
Sıra farza gelince...

Doğrulup bir yiğit,
Dedi ki: Ey
Olur mu böyle şey?
Burada boynumuz kıldan incedir.
Ancak bir şey var ki; farzdan öncedir.

Cuma kılmak için er olmak gerek
Hepsinden önce de hür olmak gerek.
Tanrı kabul etmez namazı bilin,
Dururken kalede bayrağı elin.

Açıldı yürekler, eller açıldı,
Tanrı'nın önünde yemin içildi:

Andolsun toprağa, andolsun göğe,
Andolsun yıldıza, andolsun aya...

Biz ki üçbin yıldır yurtsuz olmadık.
Bayraksız, pusatsız, kurtsuz olmadık...

Yıkılmazsa gökler, delinmezse yer,
Türk oğlu yağıya boyun mu eğer.

Bayrağı dikmezsek eski yerine.
Tanrı çıkarmasın bizi yarına...

(Binlerce Türk'ün yireği bir diler için çarpıyordu: Kaledeki Fransız bayrağıni indirip oraya Ay-yıldızlı bayrağı çekmek... Ulu Cami'nin minberindeki sancağı alarak bir sel gibi Kale'ye doğru aktılar.)

ve devamında AKIN şiiri

Yürüdü kaleye Türkmen erleri;
Ay-Yıldız mühürlü erler yürüdü...
Altay'dan esip de Tuna'ya varan,
Oğuz han töreli yeller yürüdü.

Dondu kaldı birden kafir sürüsü,
Kolay olur işin bundan gerisi.
Acun içre soyların en arısı,
Engel tanımayan seller yürüdü...

Ölüm her kişinin alnında yazı,
Namerdin kurşunu korkutmaz bizi,
Duysun yedi düvel, duysun yeryüzü
Tanrı'nın sevdiği kullar yürüdü...

Bayrağı acuna öğreten boylar,
Asırlar boyunca gerilmiş yaylar,
Ferman dinlemeyen deşilmen huylar,
Maviler, yeşiller, allar yürüdü...

(Bu ani şahlanış karşısında Fransızlar donmuş gibi idiler. Bir el silah bile atamadılar, yalnız korku ile Türklerin kaleye akışını seyrettiler.

Kaleye ilk varan Onbaşı Osman
Demir bilekli bir Türk'tü.
Gördü ki atılmış bir yana bayrağı,
Kucaklayıp öptü öptü...

Frenk bayrağını aldı gönderden,
Tırmandı, Ay-Yıldız'ı taktı yüceye...
Göğün güzelliği geldi üstüne,
Gök, işte şimdi göktü.

O silerken yanağından yaşları,
Tanrı buyruk verdi bir çift meleğe;
Sessizce indiler Maraş üstüne...
Melekler Osman'ın alnından öptü.

(Bütün Türkler kaleye dolmuştu... Cuma namazı al bayrağın altında kılındı. Bu bölüm Fatiha'dan sonra imamın Adiyat suresini okumasıdır.)

@buderinbirtutku
17 beğeni · 4 yorum · Biliyor musun?
[silindi]
Fakat Müzeyyen (@buderinbirtutku)
Türkün derdi büyükse , Özünden büyük olmaz
Türkoğlu şehit olur vatana dönek olmaz
Sındırmaz Türkoğlu'nu zamanın sert sınavı
Kalk ayağa Türkoğlu kalksın Türk ün bayrağı

Ben bir Maraşlı olarak bu paylasimla gurur duydum. O bayrak birtek göklere yaraşır. Dilaver Cebeci en guzel yorumlardan birini yapmis bu şanlı olay üzerine . Ellerine sağlık... - 12.01.17

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Bu ara Nutuk okuyorum, dikkatli okunması gereken bir şaheser bu nedenle; araya böyle atıştırmalıklar atıyorum.

http://www.resimag.com/534cf99c.jpeg


http://www.resimag.com/6d09a460.jpeg


http://www.resimag.com/6860f077.jpeg


http://www.resimag.com/7791eb6c.jpeg


http://www.resimag.com/d3eb31ef.jpeg


http://www.resimag.com/d275095b.jpeg


http://www.resimag.com/1bc657bc.jpeg


http://www.resimag.com/42b48d75.jpeg
19 beğeni · 0 yorum · Diyorum ki

ruhadam

@ruhadam



Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret kodun beni kavim kardaşa
Sebep gözden akan bu kanlı yaşa
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Karac’oğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Karacaoğlan
8 beğeni · 0 yorum · Müzik Kutusu
/ 42