ara

ruhadam

Yarınlar kalleş dolu, mert olan her düne yan

ruhadam

@ruhadam

Ve Şiir


Bağlum / Ankara


ACABA

Uyuyan göllere ay ışığında
Sevginin resmini çizsem kim anlar?
Tomurcuk ayrılıp, gül açtığında
Yağmurun saçını çözsem kim anlar?

Bir mekân kaplamış ne varsa nerde
Kendi ötesini saklar her perde
Sonsuzluğun sona erdiği yerde
Huduttan bir kulaç kazsam kim anlar?

Aşk, kömür beyazı; kin, süt karası
Eklenir yarama her dost yarası
Et oldum bıçakla kemik arası
Cellatla ahdimi bozsam kim anlar?

Doğumda yalan var, ölümde gerçek
Bir şeyler anlatır balık, kuş, çiçek
Kırık gönülleri toplayıp tek tek
Toplayıp göğsüme dizsem kim anlar?

Gün geldi zamanı gömdüm kabire
Dağ oldu aklımın verdiği fire
Bağlasam telaşı çelik zincire
Sabrın derisini yüzsem kim anlar?

İçte deprem olur dışın düğümü
İhlâssız çözülmez işin düğümü
Aklımdan geçeni, düşündüğümü
Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?

Abdurrahim Karakoç
28 beğeni · 12 yorum · Edebiyat Köşesi ·
Gayb (@gayb)
Seyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin de kabri Bağlum'dadır. Görünce aklıma geldi. - 25.05.17
Nisf (@nisf)
'Mutlu insanlar da gördüm
Gelip kollarımın arasında sevişen
Ama uzun sürmedi
Şıngır mıngır kristal ömürleri
Ne çığlıklar işittim rüzgârlardan
Mevsim mevsim değişen
Hele de yitik ekmekler gibi ayrılık türküleri
Tedirgin martıların
Kanatları vururken gez
Ben dilsiz bir görgü tanığıyım
Benim adım Kepez…' - 25.05.17

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Sunuş Kısmının İlk Paragrafı:

Geçen yüzyılın başlarında başlayan ve imparatorluğun yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna giden yıllarda etki derecesi en yüksek fikir ve bilim adamlarının başında hiç şüphe yok ki Ziya Gökalp gelmektedir. "Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin Namık Kemal, fikirlerimin Ziya Gökalp'tir" diyen Mustafa Kemal, aslında bir bakıma bu gerçeği ifade etmektedir. Ziya Gökalp, büyük bir fikir adamıdır. Ama aynı zamanda çağının bütün modern ve pozitif bilgilerini bilimsel bir disiplinle okuyup irdeleyen ve Türk toplumuna uyarlayan öncü bir bir bilim adamıdır. Sosyolojinin kurucusudur, kültür ve medeniyet tarihi biliminin öncülerindendir, Fuat Köprülü'yle beraber halk biliminin bilim olmasını sağlayan ilk isimlerdendir. Gökalp, çöküş ve kurtuluş döneminde ortaya çıkan siyasi lider Mustafa Kemal'in uygulayıcılığının arkasındaki fikri ve teorik güçlerin en etkilisidir. Belki günümüzde Gökalp'a ihtiyaç duyulmasının sebeplerinden birisi de yeni yüzyılın başlarında toplumun aynı sancıları ve felaketleri yaşamam arzusu olmalıdır. Aslında bizi Gökalp'ın yeniden okunması, anlaşılması ve değerlendirilmesinin, dolayısıyla eserlerinin yineden yayına hazırlanmasının gerektiğine iten düşünce de budur.
19 beğeni · 2 yorum · Müzik Kutusu ·
Gülcan (@gulcann)
Ben de bunu çok severim :) https://www.youtube.com/w...h?v=_SBoYajdSFQ - 18.05.17

ruhadam

@ruhadam

Ey kadın açım, aşkınla doyu beni!... Senin için yıllardır ki göklerde, denizlerde, dağlarda, sahralarda döğüşüyorum... Yorgunum sev beni!... Neden mahzunsun?...

Kalk! Elini elime ver. Neş'e gözlerin çiçeğidir. Ben sana yürürken saçlarından aşağı o neşe çiçeklerinden serpmek isterim. Dudaklarının arasında o goncalardan daima bir tanesi gülsün isterim.

Kalk! Pembe topuklarını, bir ocak hararetiyle yanan alnımın üstünde, iki güvercine benzeyen ayaklarını bir saat rakkası gibi vuran şakaklarımın kenarında gezdirmek isterim.

Kalk! Ve karşı dağlarda yanan top ve süngü alevlerine bak! Alevler ateşlerin çiçekleridirler. Gözlerinin ışığı karşısında onların nasıl solduğunu, söndüğünü görmek, bilmek isterim.

Kalk, sabah oluyor bak! Al, sarı, mavi, beyaz bulutlar göklerin gülleri, nergisleri, sümbülleri, yaseminleridir. Seni bu çiçeklerin arasında ilerler görmek isterim.

Sabah rüzgarı, doğan güneşin titreyen dudaklarıdır. Onun koklamadığı gonca ağız, öpmediği pembe yanak olamaz. Güneşin ağzı, saçlarının arasına konup siyah ve ipek tellerinden aldığı iksir ile bütün esirelerin, sultanların, mabudelerin yüzlerine, gözlerine nur veriyor. Ben seni kainattan kıskanıyorum.

Kalk! Güneşin pınarından yüreğimizin siyah kadehini biraz nurla dolduralım.

Kalk, elini elime ver... Benden bir şey mi istiyorsun? Ne vereyim sana? Uğrunda viran ve perişan oldum. Değerimi sarfettim, kanımı sarfettim. Bir şeyim kalmadı. Benden artık birşey isteme. Kara toprağı yağmurlarıyla dirilten mavi bulutlar mükafat istiyor mu?... Mehtap karanlık viranelerden imtinan bekliyor mu?... Akar sular, çarpan dalgalar cilaladıkları çakıllardan teşekkür arıyor mu?... Güller sinelerini delen, göğüslerini emen arılardan aşıkane mukabele görüyor mu? Öyleyse, güzel kadın! Sen de benden birşey bekleme, arama, isteme!... Başını kaldır, gözlerini gözlerime dik! Gözlerimin nuru saçlarının arasında bir taç olsun! Kollarım boynuna bir gerdanlık güzelliğinde sarılsın! Hasret yaşlarım göğsünde inciler döksün.

Güzel kadın başını ağır ağır kaldırdı. Gözlerinin yeşil nurunu ağır ağır serpti.

Aç kucağını, ben yalnız seni istiyorum, dedi. Ve gözleri incilendi.

Tıpkı, yıllardır ağlayan ana vatan gibi...

(20 Nisan 1922)
Ahmet Hikmet Müftüoğlu / Çağlayanlar
B.K.Ü (@bku)
Eyy kadın bi çay koyda içelim - 14.05.17
ketumpinokyo (@kekum)
Betimlemeler ne kadar da guzel, insanın yuregine serpilen bir su misali serinletiyor insani, huzurun doruklarına ulaştırıyor daha önce okumamistim bu şiiri artık favori siirlerimin arasinda, teşekkürler @ruhadam:) :) - 14.05.17

ruhadam

@ruhadam

Arena Paslaşmaları : Acayip Hikayeler 1
Bu kelimeleri kullanarak bir hikaye yaz, arkadaşını etiketle : asansör, espresso, ıslanmak/ıslak, tokat, fiyaka/fiyakalı, selfie, parmak arası terlik, dans, sarı, utangaç/utanmak, Einstein
Parlak bakışlı, ay yüzlü kız gözlerini Burkay’ın gözlerine dikti. Kayalardan dökülen suların, kırlarda esen rüzgarın, ormanda öten kuşların sesinden daha güzel sesiyle şöyle dedi: ‘Beşbalık’ta doğdumsa da Karluk kızıyım. Nice erin yüreğinde saklı sızıyım. Yüreğine od düştüyse zorlayıp söndür. Bilen bilir; adım,sanım: Açığma-Kün’dür. Ölmemeyi istiyorsan yaklaşma bana. Belam çoktur, görünmeden dokunur sana…

----------------

Ruhi gece gördüğü bu rüyanın etkisiyle sabah erkenden uyandı. Erken kalktığı için kendisine güzel bir kahvaltı hazırladı. Değişik zevkleri vardı Ruhi’nin, sucuğu kendi yağında kızarttı ve üstüne iki yumurta kırdı, yumurtanın birisini sucuğun üzerine dağıttı, diğerinin sarısını ise top şeklinde bıraktı... En büyük zevklerinden birisi buydu, o yumurta sarısına ekmeğini banıp banıp yemek. Ruhi’nin hayatı dudakları ile kulaklarının arasındaki 2’şer santimlik mesafe arasındaki uçurumda gelgitlerden ibaretti. Kahvaltısını yapınca 2 santimlik uçurumdan uzaklaştı, pencerenin önüne gelip gökyüzüne baktı; hava pusluydu... Bu hava Ruhi’nin en sevdiği havaydı, çünkü bu havada dışarıda insan az olurdu, insanları ve kendisini sevmezdi... Ve bu puslu havada fotoğraf çekmeyide çok severdi. Ruhi hazırlanıp işe gitmek için fiyakalı hazırlandı, asansöre bindi, asansör 3. katta durdu ve hiç tanımadığı bir kadın bindi, Ruhi şaşırdı çünkü 34 yıldır bu apartmandaydı asansör ise 10 yıllıktı, herkesi tanırdı hatta komşularına gelen misafirlere kadar tanırdı, otoparktaki bütün araçların plakalarını dahi bilirdi ama bu kadın kimdi, ipucu aradı bulamadı düşündü düşündü düşündü... Kadını tanıyor gibiydi ama hiç görmemişti. Daha sonra kadın asansörden çıktılar ve meçhul kadınla Ruhi’nin yolları ayrıldı.

Puslu havada metroya yürürken hergün farklı farklı çiçeklerin önünden geçerdi, onları koklamayı ve fotoğraflarını çekmeyi severdi. Leylaklar, zambaklar, şebboylar, sarı laleler, güller, menekşeler... ama bugün bir gariplik vardı, kokladığı çiçeklerin hepsi aynı kokuyordu ve bu koku daha önce kokladığı hiçbir çiçeğin değildi, şaşırmıştı tekrar tekrar kokladı yine aynı koku. Kokuyu tanıyordu ama bir çiçek kokusu değildi bu, düşündü, düşündü, düşündü... Bu koku asansördeki kadının kokusuydu, Ruhi’nin kafası iyice karışmıştı, bu gizemli kadın kim diye iyiden iyiye merak ediyordu...















Ruhi’nin metroya varmasına az kalmıştı, inceden inceye sevdiği bu havaya ıslanarak yürüyordu. Dudağına bir şarkı takıldı:

@hercai vefasız yare varılmaz
Diken diken sevdam sarsan sarılmaz
Bin eza etsede, yare darılmaz
Yüreği yaralı dilleri suskun
Ooff yüreği yaralı dilleri suskun

Ruhi gördüğü rüyanın etkisiyle erken kalkmış ve işe ilk defa erken gidiyordu. Metro’da kitap okumayı çok severdi ama asansörde gördüğü o kadın bütün dikkatini dağıtmıştı, şuursuzca davranışları vardı, bu nedenle kitap okumak istemedi, telefonundan müzik dinlemeyi tercih etmişti. Kulaklığını taktı ve müziğe ses verdi, kulağına çok güzel tınılar geliyordu, @tabula-rasa nın "Sıra Sende" albümün telefonuna indirmişti.



Birkaç şarkısını dinledikten sonra sabahki kafa karışıklığından dolayı Ruhi anlamsız şeyler düşünmeye başlamıştı... Parmağını alnına koydu ve düşünmeye başladı, normalde korsan kitaba karşı olan Ruhi, @tabula-rasa nın albümünü youtube'dan mp3'e çevirerek korsan bir şekilde indirmişti, erdemsizliğine üzüldü. Herzaman kızdığı erdemsizliğe kendiside yakalanmıştı, daha yeni atlatmıştı Halal gıda nedeniyle yaşadığı sinir krizini. 2006 yılında çıkan Tohum yasasıyla ninelerimizden kalan tohumlar satılamayacaktı, çünkü yasaktı ve yüksek miktarlı para cezası vardı, ancak uluslararası sertifikası olan firmalardan tohum alınabilecekti ve bu firmaların çoğu yabancı kuruluşlardı. Bu tohumlarda tekrar ürün vermeyen ve toprağı zehirleyen tohumlardı, bu tohumlarla yetişen domates nasıl Halal olabilirdi, bu topraktaki otu yiyen inek nasıl Halal olabilirdi ve neden sadece gıda Halal olabilirdi, örneğin içinde bulunduğu bu demir yığını metro Bombardier markaydı ve Kanada malıydı, düşündü, düşündü, düşündü... Oysaki en iyi demircilerin Türkler olduğunu, en iyi demirin Ergenekonlu örslerin elinde dövüldüğünü çok iyi biliyordu, içi sızladı. Neden Halal iphone marka telefon yoktu, neden Halal matbaa makinası yoktu... Matbaa makinalarının eski teknolojilerinde alkol kullanılmıyordu ama belirli aralıklarla alkollü malzemeyle merdaneler silinirdi, yeni makinalarda ise boya zaten alkollüydü böyle oluncada hiçbir Kuran-ı Kerim ve diğer kitaplar alkolsüz basılamıyordu... Düşündü, düşündü, düşündü... Aklına arkadaşının kızı geldi, yeni doğmuştu henüz 5 aylıktı, doğuştan anne sütü yerine mamaya muhtaçtı, arkadaşı Halal markalı bebek maması aradı ama bulamadı, sadece bir tane bulabildi ve onda da GDO şüphesi olduğunu öğrendiğinde mecburen Halal olmayan mamaları kızına yedirmek zorunda kaldı, daha da garibi bu bebek biberonda seçiyordu Philips Avent markadan başka biberondan mama yemiyordu... Ruhi bu bakış açısıyla arkadaşının bebeğinin haram lokmaylamı beslendiğini sorguluyordu, çok saçmaydı, içinden Gazali'nin Tutarsızlığın Tutarsızlığı felsefesi gibi dedi hatta ilave etti Tutarsızlığın Tutarsızlığının Tutarsızlığının Tutarsızlığı dedi...

Artık işe varmak üzereydi, erken gidiyordu hep o rüya, bugünün nedeni o rüyaydı. Her zaman yaptığı gibi gazetesini aldı. Olayları @zerreimiskal mertebesinde incelemeyi severdi...



Plaza'nın asansörüne bindi kimsecikler yoktu henüz o saatte, kendisine bir tokat attı silkelendi, kendisine gelmesini sağladı. Kendisine tokat attığı bu anın hatıra kalması ve ibret olması için asansörde selfie çekti, bunu yaparken biraz utandı. Bu tokatla beraber aklına birkaç beyit geldi ;

Lacivert çöl gecelerinden bir parçadır o,
Gözbebeklerinde dinlenir bereketli @nill ...
Nasıl anlatsam size Züleyhayı;
Gözleri bir vaha gibi yeşil...

Her sabah olduğu gibi gazete okurken çay içmek istedi ama erken geldiği için çay yoktu, bu duruma üzülüyorken @ultradem çay yok ama espresso var içersen dedi, Ruhi daha önce hiç içmediği ve bilmediği bu sıvıyı denemek istedi, yeniliğe açıktı ama eskimeyen yenileri daha çok severdi çay gibi, yine düşünmeye başladı, düşündü, düşündü, düşündü... Neden adı espresso kalmış, manası nedir gibi fikirler düşündü, acaba ecnebiler bizim kahvelerimize ne isimler veriyor, örneğin @gayb 'ın Ruhi'ye hediye gönderdiği Dibek kahvesini "Dibek Coffee" diye mi ya da "The Back Coffee" diye mi isimlendiriyorlar diye düşünüyordu... Kafası çok karışıktı, tadını sevmediği bu sıvıyı içerken 2 santimlik uçurumuna daha da yaklaşıyordu, aldı gazetesini eline...



Bugün ilginç haberler vardı! Ruhi Neokuyordu

LAHMACUN İÇİN KENDİNİ YAKTI:

İstanbul’da Hulki @karacurin isimli 1 çocuk babası vatandaş Lahmacuna gelen %50 zam için kendisini yakmaya kalkıştı. Yaralı halde bizim röpartaj yapmayı kabul eden @karacurin şunları söyledi; “Dünya görüşüm gereği futbolu sevmiyorum, Arjantinden ithal ettiğimiz büyükbaş hayvanlara Arjantin’in Güney Amerika Futbol Turnuvası katılıması nedeniyle fahiş oranda zam geldi, her iki olaya da kızdığım için kendimi acılı lahmacun gibi yakmak istedim.” dedi. Çevredeki vatandaşların yardımıyla kurtarılan ve hastaneye kaldırılan @karacurin Arjantine ise turnuvada elenmesi için beddua etti. Lahmacunsuz yaşamayacağını iddia eden @karacurin’e hayır sever vatandaşlar tarafından lahmacun servisi yapılıyor. Lahmacuncular Birliği Federasyonu Başkanı @alchemist ise @karacurin’in yaptığı eylemin sonuna kadar arkasında olduklarını ve kendisine çok teşekkkür ettiklerini beyan etti. @karacurin röpartajımızda kendisine gelen lahmacunlardan bize de ikram etmeyi unutmadı...

Ruhi bu adama üzülmüştü, erdemli bir insan olduğu belliydi, insanları sevmezdi ama tepkisini dışa vurup eyleme geçen insanlara sempati duyardı.

ÖMYS’DEN MÜJDE:

ÖMYS tarafından yapılan açıklamada artık öğrencilerin tüm sınav harçlarını internet üzerinden kredi kartıyla yapabilcekleri söylendi. Bu duruma çok sevinen @gulcann bu uygulamayla artık ÖMYS’nin açtığı her sınava gireceğini söyledi.

Ruhi bu ülkenin gençlerine üzülüyordu, üyesi dahi olmadığımız bir birliğin Merkez Bankası başkanı dahi normal bir bölümden mezun gençlerimize soru olarak soruluyordu, halbuki gelişmiş ülkelerdeki gençler daha ülkemizin haritadaki yerini bile bilmiyordu. Birkaç nesil böyle yetişincede "Papaz Eriğini İmam Eriğine Çevirme" gibi projeler başarı olarak görülüyordu. İşte bu yüzden Einstein larımız olmuyordu


İŞ YERİNDE KATLİAM:

İş yerinde cep telefonuyla konuştuğu için patronu @bs tarafından şiddete uğrayan @kekum bu hakaretleri gururuna yediremeyip durumu arkadaşlarına haber verdi. Olaylı iş yerine gelen @post-mortem , @afd ve @mauser iş yeri sahibi @bs yi darp ettiler, @bs ise ölü taklidi yaparak canını kurtardı.

PARMAK ARASI TERLİKLİ FABRİKA:

Mersin Organize Sanayi Bölgesinde bir fabrika bütün çalışanlarına, çalışırken giymeleri için parmak arası terlik dağıttı ve belirli bir üretim seviyesini geçen personeline de yaz tatili hediye etti. "Böylece fabrikanın verimliliğinde artış olduğunu söyleyen @mtrv çalışanlarda memnun biz de memnunuz, ülkemiz çok güzel yazı güzel, kışı güzel, bu güzelliği hem personelimizde görsün, hem de sürekli ihracat yapan firmamız batı ülkelerinde rakiplerimizde rekabet edebilsin istedik" dedi. Röpartajımıza hediye edilen parmak arası terliğiyle gelen @tokmakan çok mutlu olduğunu ve artık işe severek geldiğini söyledi.



Ruhi garip ruh halindeydi, akşam oluyordu, bu gece dolunay olacaktı @gece-derin di, puslu havayı ve dolunayı severdi. Dolunay'ı yıldızlarla ayın dansı olarak nitelerdi. Bir an önce evine gitmek istiyordu. Mesai bitmişti, Ruhi evine dönüyordu.Apartmanın önüne geldi, asansör zemin kattaydı, Ruhi asansöre yetişmek için koşuyordu, tam kapı kapanırken son anda yetişti, sabah karşılaştığı o meçhul kadın yine asansördeydi, Ruhi dayanamayıp sordu sizi daha önce hiç görmemiştim yenimi taşındınız dedi, kadın hayır 33 yıldır bu apartmanda oturuyorum dedi, Ruhi şaşkındı, bu şaşkınlıkla elindeki Ruh Adam ve Ruhi Mücerret kitaplarını yere düşürdü, kadın eğilip kitapları aldı. Kitap okumayı çok mu seviyorsunuz dedi, Ruhi bu soruya kızmıştı, ona göre herkes çok okumalıydı ve bu soruya alındı sert bir sesle evet dedi. Kadın peki öyleyse ben @nisf ve bu da Jurnalim dedi ve 3.katta inip gitti...



-------------------------

İthaflarda kusurum varsa affola, konu biraz uzun olduğu için ekleyemediğim arkadaşlar oldu, kusuruma bakmasınlar.
EK 1
Bir iki husus daha vardı yazmayı unutmuşum ilave ediyorum :(

Gazete Haberlere Devam

BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ
Kahramanmaraşta yaşayan @buderinbirtutku isimli
Lise öğrencisi Olimpiyatlarda Gastronomi kategorisinde
ülkemize 102. madalyayı kazandırdı. @buderinbirtutku
yaptığı açıklamada @gayb hocama ve nineme çok
teşekkür ediyorum, ikisininde bende emeği çok,
bu madalyayı önce ülkeme daha sonra da nineme ve
@gayb hocama armağan ediyorum. Başarısının sırrını
sorduğumuzda ise “ben Sütçü İmamların, Ali Akbaşların
doğduğu yerde doğdum en büyük başarım doğumumdur”
dedi.

-----------------

Ruhi sporu severdi ama futboldan fazla haz almazdı, bu nedenle spor haberlerini fazla okumazdı. Sadece ilgisini çeken bir kulüp vardı; Enver Paşa vesilesiyle kurulan Altınordu Spor Kulübü... 11.05.17
Gayb (@gayb)
Efsane - 11.05.17
Gayb (@gayb)
Tam yorum yazmaya başlamışkan dokunmatik ekranın azizliğine uğradım. Hikayede güzel fotoğraflarda. @ruhadam tarzını konuşturmuş emeği ile harmanlamış ortaya muazzam bir iş çıkarmış 👏👏👏 - 11.05.17
POST_MORTEM (@post-mortem)
İthal tohum konusuna girdiğinizde, ilk defa bir hikayede katıla katıla gülemeyeceğimi düşündüm ama gazete haberleri ile kahkaha attırdınız sevgili @ruhadam, ellerinize sağlık :) - 11.05.17

ruhadam

@ruhadam

TARİH SEVENLER İÇİN UZUN BİR ALINTI
Milleti için, İslamiyet için yaşamak, çalışmak istiyordu. Büyük bir nam bırakmak emelinde idi. Bu ümid ateşi, bu iman nuru daima yüreğini, dimağını yakar, geceleri uykusunu kaçırır, gündüzleri elinde kitap, harita, saatlerce çalışır, saatlerce düşünürdü. İslamlar, Türkler, Tatarlar hakkında Fransızcada, Rusçada, Türkçede ne kadar kitaplar yazılmış ise okudu. Tatarların, Türklerin, haata Müslümanların geçmişteki kuvvetlerinin ve bugünkü düşkünlüklerinin sebeplerini öğrendi. Rusya'nın idaresindeki Tatarların milliyetlerini, dinlerini yavaş yavaş unuttuklarını gördü. Kazan'da çalışmanın neticesiz bir gayret olduğunu anladı. Cava'da hükümdar olan amucası Kara Memişoğlu Osman Sultan nisbeten bir cahil olduğundan ikbali tesadüf neticesindeydi. İslam'a, istediği gibi hizmet edemeyecekti. Onunla muhabereye başladı. Amucası Turhan'ı davet etti. Bu davetten bi'l-istifade Avrupa'nın payitahtlarını ve mühim şehirlerini gezdi.

Buraların müzelerinde, saraylarında, mabedlerinde İslamlara ve Türklere aid tesadüf ettiği levhaları, heykelleri, binaları kalbinde gittikçe alevlenen bir ateşle tetebbu etti:

Rusların 1293 muharebesinde Kars ve Plevne'den aldıkları topraklarımızdan Petrograd'da "Varşavski Vagzai" demiryolu istasyonu civarında inşa ettikleri kule, daima bir heykel-i kin halinde Turhan'ın karşısına dikilirdi.

Viyana'da "Stefan Kilisesi'ne" kadar girmiş olan İslam düşmanlığını gösteren ve intikam hissini uyandıran kabartma taş levhaya nefretle baktı. Şehremaneti Müzesi'nde Kara Mustafa Paşa'nın resmini ve bedbaht kumandana nisbet edilen kesik kelleyi ve gömleği gördü. Diğer müzede Bosna Hersek fatihi Kasım Bey'in kılıcını, Sokullu Mehmed Paşa'nın üstünde esma-i Hüsna hakkedilmiş tulgasını, Türk bayraklarını, Siget, Petervaradin, Zanta muharebeleri levhalarını tedkik etti:

Avusturya'da siyah şarapla şampanyayı karıştırarak "Türk kanı" namı verdikleri içkiyi içenlerin keyfine adavetle baktı.

Macarların mukaddes addettikleri Sent Etiyen-Sent Evtvan tacının iç tarafında Türk Kralı Geza yazılı olduğunu ve hicretin beşinci asrından beri Şark İmparatorları tarafından dahi Macarların Türk oldukları kabul edildiğine vakıf oldu. Peşte'deki Macar müzesinde, Mohaç muharebesi esnasında Macar kralı Layoş'un vefatını, Belgrad muharasını musavver levhaları, Peşte'deki Körut meydanında ve Zigetvar kasabasındaki Zrinyi namına dikilen heykellerde Osmanlı bayraklarının muhakkar vaziyetini gördü.

Roma'da Sigistin Kilisesi'nde Ehl-Salip muharebelerini gösterir levhaları adem-i tenezzül ile temaşa etti. Floransa'da Galeri Ofis ve Galeri Pitti'deki padişahlarımızın, serdarlarımızın yirmi kadar tasvirlerini tedkik eyledi. Venedik'te Doj'lar sarayından ve tersane müzesindeki deniz muhabereleremize aid tablolar karşısında saatlerce daldı.

Paris'te Lüksemburg Müzesi'nde "Şerifin Adaleti" namiyle bir sarıklı herifin dört kadını kestiğini musavver ressam Benjamin Constan'ın levhasını temaşa ederken bu garezkar hayal mukabelesinde titredi: "Envalid" kapısının önündeki Hamid-i Evvel zamanında dökülüp Cezayir'den Fransızların iğtinam eyledikleri topları görmek istemedi. Versailles Müzesi'ndeki Kırım ve Cezayir muharebelerine dair resimler ve eski elçilerimizin Paris'te kabullerine aid levhalar muvacehesinde düşündü.

Almanya'da Heilbron şehrinde iki buçuk asırdan beri her akşam saat beşte, ahaliyi Türk hücumuna karşı ikaz için kiliselerde çalınan ve "Türk Çanı" denilen çan sadasını dinledi.

Sekiz yüz sene İslam nurunun parıldadığı İspanya'ya geçti. Endülüs hükümdarı Abdurrahman-ı Evvel tarafından inşa edilen ve bugün kiliseye tahvil edildiği cihetle menendsiz zihniyetlerinin, oymalarının ve nefis hatlı Kur'aniye'nin üstüne badanalar sürülen 1093 mermer sütunlu ve 19 kapılı Kurtuba Camii'nin harabesini ziyaret ve nasılsa mahfuz kalan mihrabının ihtişamı ve ruhaniyeti önünde secde etti.

İşbiliye'de tahrip edilen Elmansur Camii'nin vahdetten bir nişane gibi kalan minaresine: "Elkazar" yani Elkasar denilen Arap sarayından harem ve elçiler dairelerinin gözler kamaştıran darat ve zarafetine hayran oldu.

Gırnata'da, Siyera Nevada dağları eteğinde, mütevazi ve sade bir cephe altında, İslam medeniyetinin feyzini, şa'şaasını irade eden lacivertli, kırmızılı ve altın yaldızlı ziynetlerinin, güneşin in'ikasıyle, bir cennet güzelliği halinde parladığı Kaletü'l-hamra veya sadece Elhamra denilen saraya hayran oldu. Dört yüz sene evvel, divanhanelerinde, cihanın en derin alimlerinin, en yüksek şairlerinin, en büyük feylsefoflarının-ki hep Müslim, muvahhid idiler- İslam hükümdarları tarafından ne derece tebcil edildiklerini bir daha yadetti. Sarayın arslanlar, iki hemşire, İbni Saraç, adalet dairelerini ziyaret etti. Arslanlar avlusunda "Elbereke" denilen havuz başında daldı. Bu havuzun etrafından İbni Saraç ailesinden, İspanyolların boğazladıkları otuzaltı kişinin kanlı başlarının bu havuz içine atıldıklarını gözünün önüne getirdi. İslam müsaadekarlığı muvacehesinde Hıristiyan taassubunun ne cehennemi ne çirkinliği olduğunu bir kere daha anladı. Sarayın evvel emirde mermerden zannetiği kabartma ziynetlerinin alçıdan imal edildiğini öğrenince bunların beş buçuk asır beka bulması için, hin-i inşada İslam mimarlarının ne gibi terkiplere müracaat ettiklerinin anlayamadı. Eski müzeyyenatın zarafeti, inceliğiyle, son zamanlarda İspanyollar tarafından yapılan tamiratın kabalığı nazarı dikkatini celbetti. Cihanda güzellikte eşi bulunmayan bu zarafet mihrabının pirinçten kapısının okka ile satıldığını, İbni Saraç dairesinin oymalı ebvabının odun diye yakıldığını ve süslerin kireçle nasıl kıyılmadan badanalandığını Katoliklerin kadir naşinaslığını düşündü ve kan ağladı

Kastilya Kralı "Zalim" lakabiyle yad olunan "Don Pedro" sarayına davet ettiği Gırnata hakimi "Ebu Said"i üstündeki mücevherlere tamaen şehid eylediğini, bu İslam emirinden çalıp, bir müddet sonra bir İngiliz prensine verdiği yakutla İngiltere kraliçelerinin tacını tezyin etmekte olduğunu öğrendi. Elyevm İngiliz rumuz-i hükum-darisinin bir cüz-ü olan yakutta bir damla İslam kanının parlayan ve titreyen ebedi ye'sini duydu.

Avrupa'dan sonra Fas'a, Cezayir'e, Tunus'a, Mısır'a gitti. Millet-i galibe tarafından "Boriko" yani eşek sıpası yad olunan bir kısım Arapların zilletini gördü. İskenderiye'den Bombay'a geçti. Hindli ehl-i İslamı tedkik etti. Batavya'ya amcasının yanına vasıl oldu. Onunla günlerce müzakereler etti. Osman Çavuş Sultan vakıa cahil idi. Fakat geçirdiği tecrübeler, sergüzeşstler onu kamil bir insan yapmıştı. Parlak zekası, doğru muhakemesi vardı. Turhan'a:
-Oğlum, dedi, İslam cemaatleri arasında Türkiye'den başka müstakil hükümet, Türklerden gayri faal bir millet kalmadı. Dinin temeli, İslamın hamisi Türklerdir. İstanbul'a git, yine millettaşlarınla çalış! İstediğin feyzi orada bulursun!

Amcasıyla dört ay kaldı. Yine Mısır tarikiyle Dersaadet'e gitmeye karar verdi.

------------------------

BURALARDA BİRAZ ATLAMA YAPIYORUM

------------------------

O şimdi her şeye karşı köpürüyordu. Bankalarda, şirketlerde Fransızca muameleye, zabitlerde Almanca tekerlemelere, bahriyelilerde İngilizce tavırlara, tekkelerde Farisi münacatlara, mabedlerde Arapça dualara karşı isyan ediyordu.

Dikkat etti: Bu Türk payitahtında, ticaret aleminde, yalnız Türkçe bilen Türk iş bulamıyor, aç kalıyor. Yalnız Fransızca bilen ecnebi ise her zaman muvaffak oluyor ve müreffeh yaşıyor.

------------------------

Ekseri kahvehanelerde "ena isketo", lokantalarda "ona kutleta", iskelelerde "ena pedi" çığlıkları biçare Turhan'ın kulaklarını törpüler, delerdi. Bu nasıl milli, resmi lisan... Bu nasıl memleket?... Bu ne kayıtsız, duygusuz millet? derdi.

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Yazarın Önsözü


TÜRK İLİ ZEYBEKLERİNE

Bu kitabı sizi düşünerek, sizin için yazdım. Bela gecelerinde, yaşım sızarak, yüreğim sızlayarak yazdım.

Ey Türk! Bu satırlarda mazinin destanlarını, halinin hicranlarını söylemek ve inlemek istedim. Bir keman gibi...

Bu kemanı ana vatanın sinesinden yonttum. Tellerini kalbimin damarlarından çıkardım. İstedim ki bu sazın ahengini yalnız sen duyasın. Bu acıklı iniltiler yalnız sana dokunsun.

Cihanın tarihi, vatanın uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip olmağa hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senindir, ya kimsenin!...

Dünyanın her tarafındaki taşsız mezarların, azametinin malikaneleridir.

Göğsünde tutuşan gönül, gönül değil, cephane oldu. Bu uğurda parçalandıkça kinin ve feyzin çoğaldı.

Ey zeybek! Bu kitabın yapraklarını hançerinle yırt! Ve hançeri onun kalbinin üzerine bırak! Bundan sonra silahının siperi bir kitap olsun.

Ey yurttaşım! Senin boynuna geçirilmek istenen esaret halkası ne bir gem, ne bir tasmadır. Boyunduruk altında olduğun halde, sen üşürken düşman ocakları için sana odunlar, sen açken düşman sofraları için sana buğdaylar taşıtacaklar. Gençleri kanda, tazeleri gözyaşında boğmak istiyorlar.

Asırlardır, dinin, milletin aşkına başına yağan, sonu gelmez bir beladır... Yurdun nihayetsiz bir Kerbela'dır... Memleketin, içinde cenaze namazı kılınan, cenaze duası okunan bir mabed halini aldı. Ne yoncan, yongan kaldı. Bir Allah'ın, bir de Muhammed'in kaldı.

Çile çekmeyen varlığını duyamaz... Bundan sonra duy ve anla ki medeniyet denilen büyük gürültünün manası makinedir. Ve makineyi Avrupa'nın elinden aldığın zaman, senin ruhunun onunkinden daha asil, senin kalbinin onunkinden daha temiz olduğunu meydana koyacaksın. Senin de dükkanını, tezgahını fabrika ile; sapanını, tırpanını makine ile; pazunun emeğini, öküzünün gücünü buhar kuvvetiyle değiştirdiğin zaman alnının onunkinden daha yüksek olduğunu göstereceksin. Bunu göstemeğe çalışmalısın. Rahat bırakırlarsa...

Vaktiyle, Çin ve Hind'in medeniyetleriyle İran'ın feyzini birleştirdiğin gibi, bugün de Avrupa'nın irfanını Asya'ya ileteceksin. Ey kervan başı yürü!...

Bir Cuma namazından sonra çoluğun, çocuğun ile beraber, cılız davarlarının otladığı yamacın ötesinde, derenin başındaki çağlayanların yanında çınarın gölgesinde otur. Mavi yeldirmeli, sarı başörtülü Ayşeciğini, güneşten saçları sararmış, yüzü kararmış yavrularını etrafına al. Yaralı geniş göğsünü girdgara ve rüzgara aç.

Senin için ben ağlarım,
Benim için kim ağlasın?
diye, gürüldeye gürüldeye çağlayan, köpüren sinesini taşlara çarpa çarpa kabaran, atılan derenin karşısında başından geçenleri düşün. Tükenmez düşmanları, tükenmez savaşları, tükenmez kanları düşün ve bu çilelerin sebepleri kalbinde, dimağında coşsun... ve durulsun. O zaman arslan gibi ölmenin ecri, insan gibi yaşamak olduğunu anla! İnsan gibi yaşamağa, efendi gibi yaşamağa, ataların gibi yaşamağa azmet. Evlatlarına temiz ve mamur taştan bir ev, temiz ve mamur, malumatlı bir dimağ bırakmaya ahdeyle. Ve ahdinin ayalinin, evladının alınlarına kondurduğun sıcak öpücüklerle imza et!... İşte o zaman Ayşeciğinin beş yapraklı al kır gülüne benzeyen kınalı parmakları bu sayfaları çevirsin. Kanatlı hercai menekşeler gibi kelebekler ekinlerin sükununda uçuşurken bu kitapçıktan birkaç sayfa okunsun. O sırada çehrenizde parlayacak bir tatlı gülümseyiş, bir ılık yaş çocuklarınızın melül ruhunda, bel bir ışık, bir rahmet olur.

Akşam üstü gün batarken, ak öküz kağnıyı köyün çeşme yalağı önündeki çamurlu yoldan sürüklediği, caminin imamı minareden kızıl meydana gömülen güneşe telkin verdiği zaman, çağlayanlar seyrinden kulübene dönerken ufukları delip daha öteleri görmek istercesine bakışların dalsın ve derinleşsin. İşte o zaman Hazret'i Muhammed'in feyzinden gönlünde sönmez bir çırağ, Yavuz'un damarından sende de bir damla kan, Alparslan'ın yelesinden sende de bir tutam saç olduğunu hatırla ve evladını ona göre hazırla!...

Bu satırları yazarken masallarımı süslemedim. Senin ruhun gibi sade olmasını istedim. Ötesinde berisinde, eğer varsa, göreceğim özentiler sana beğendirmek, gururunu okşamak içindir. Gurur! O, her Türk'ün yaradılışındadır. Biz, birbirimizi bundan tanırız, değil mi?...

Bu masallar ile arzı ettim ki senin firuze ruhuna tatlı bir renk, kalbine parlak bir cila vereyim. Görüyorum o renk siyah oldu, o cila donuk... Matem günlerinin taksiratı...

Ahmet Hikmet Müftüoğlu
Şişli, 20 Mart 1922
36 beğeni · 14 yorum · Edebiyat Köşesi ·
intizar gülüm (@merdumgiriz)
Müthiş. - 03.05.17
Gayb (@gayb)
Çoook güzelmiş. Paylasim için, üşenmeyip yazdığın için teşekkürler. Yüreğin dert görmesin. - 03.05.17
Hasan ÖZDEMİR (@hsnzdmr60)
Paylaşım için Teşekkürler... - 03.05.17

ruhadam

@ruhadam

ÇOCUĞA

Seni korkutmasınlar, devle, cinle, periyle;
Yalandır bütün bunlar, yaşamaz hiçbiri dünyada.
Cin diye bahsederler, eskilerden kalmıştır o,
Söylemesi hoş, neşeli, şairane bir yalandır o.
Hortlak ve albastının olduğu sahralar, kırlar da yok;
Devlerin yaşadığı ormanlar da yok.
Sen hele büyü, oku çok, o zaman anlarsın hepsini;
İlmin nuru gösterir sana, pekçok şeyin yalan olduğunu

-------

HASRET VE KEDERLE YANIŞ

Melanet, kir ve yalanla dolmuş içimiz;
Tamamiyle fenalık ve bozukluktan ibarettir işimiz.
Şaşırırız dıştaki süslere, giyimlere bakıp;
Can satarız nasıl da üç kuruşa bakıp.
Kirlenir defalarca ruh, vicdanda hiç huzur yok;
Ne sebeple, yeryüzünde bedene hamam var da, ruha yok?

Abdullah TUKAY

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Ateşin hemen kenarındaki ibrik, bir yandan düşünüyor, bir yandan ısınıyordu. Kim kaç kere abdest aldı, kim kaç sevap kazandı, ibrik hepsini bilirdi. Abdest dualarını da bilirdi ibrik. O bilmeyecek de kim bilecekti? Sabahın köründe, herkesten evvel uyandırırdı. Sıcak suyu hazır etmesi lazımdı. Bu yüzden çok az uyurdu ibrik. Hep ateşe bindirildiğinden, kapkara is bağlamıştı dışı. İçi her şeyden temizdi ama bunu kimse bilmezdi.

-------

Ekin demek ekmek demekti. Ekmekse her şeyden mübarekti. "Mübarek"in ne demek olduğunu bilmiyordu ama iyi bir şey olduğunu biliyordu. Öyle olmasa, Topal İsmail buğday çuvalına işedi diye neden topal kalsındı. Dökmek de günahtı, döküleni kaldırmamak da.

-------

Duvarın dibine, geçen sene iki sıra kavak dikmişti öğretmen. Kavaklar tutmadığından söküp yeniden dikti. Oysa buranın toprağı kistliydi, burada kavak tutmazdı. Öğretmen bunu bilmiyordu. Belki biliyordu ama inat ediyordu. Kimsenin karşı koyamadığı öğretmene, bu kistli toprak mı karşı koyacaktı.
- Şükrü Karaca
10 (1 oy)
33 beğeni · 11 yorum · Edebiyat Köşesi ·
POST_MORTEM (@post-mortem)
Keyifli okumalar :) - 26.04.17
Fethiye 📚 (@fthykc)
Kirazlar 🍒 çıksada yesek 😋. Keyifli okumalar 😊 - 26.04.17
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
"İnsan bir yanlışı yapmaktan utanmalı ,düzeltmekten değil" J.J.Rousseau - 26.04.17
/ 50