ara
ruhadam
9.230 392

ruhadam

neokur.com/ruhadam
Yarınlar kalleş dolu, mert olan her düne yan

ruhadam

@ruhadam

Eriklerde Çiçeklendi
"Çıkdum erik dalına, onda yedim üzümi
Öküz ıssı bana dir, uğurladun kozumı"

Yunus'un bu beyitte "erik dalı" dediğinden muradı, ruh ağacı; "üzüm" dediğinden muradı, vahdet şarabı; ve "öküz" dediğinden muradı, ruhun bineği olan vücud'tur. Uğurluk, yani hırsızlık yapan dediği ise aşık ve maşuktur. Hırsız olan kalptir ki, hem çalar, hem çalınır... kalbin tasarrufuna girmiş akıllar, hayran ve kendinden geçmiş vaziyettedir. Yunus'un koz, yani ceviz dediği ise, sonsuz ilahi maarif sırlarına mahfaza olan insanın yüce başıdır ki, içindeki kamil akıl vasıtasıyla manevi makamlara geçilir.

Yani, bu inciler taşıyan kelamda, Yunus, aklın izzetini ve yüceliğini bilmeyen ve anlamayanlar idrak etsin ki, ben, akıl münasebetiyle ruh ağacımın dallarındaki budaklara çıktım ve orada aklımın neşesiyle ilahi aşk şarabını içtim; ve bu manevi sarhoşluk ile de zahiri vücudumdaki aklımı dağıtıp, yitirdim demek ister. Onun içindir ki, kendi öz vücudundaki hakikatleri toplayıp, deremeyenlere, "o vücudun sahibi der ki, heba ettin kozumu"...
19 beğeni · 1 yorum · Anın Fotosu ·
[silindi]

ruhadam

@ruhadam

Ve Şiir
EYVAH FUKARANIN BELİ BÜKÜLDÜ

Eyvah fukaranın beli büküldü
Medet ticaretin gücüne kaldık
Eyiler alemden göçtü çekildi
Bizler zamanenin piçine kaldık

Rüşvet ile yarar hakim hücceti
Hüccet ile alır kadı rüşveti
Halk bilmiyor dini şer'i sünneti
Bozuldu sikkenin tuncuna kaldık

Sene bin iki yüz altmış beş tamam
Okunur ezanlar boş bekler imam
Seyrani bu nutkun sonu vesselam
İnanın dünyanın ucuna kaldık
"Halk bilmiyor dini Şer'i sünneti, okunur ezanlar boş bekler imam, inanın dünyanın ucuna kaldık" Ne kadar da doğru söylemiş :( - 27.03.17

ruhadam

@ruhadam

KAYISILAR ÇİÇEK AÇTI
http://www.resimag.com/8d4dcf36.jpeg


Selam Dar Ağacı kitabından biraz alıntı yapayım. Yazar Azeri olduğu için dili biraz farklı, ben bazı yerleri anladığım kadarıyla revize ediyorum.

AĞAÇ: Halkımızın insanının yaratılışı ile bağlı bilgilerinde, Tanrı insandan önce 9 budaklı bir ağaç yaratmış, ilk insan evladını bu ağacın koğuşunda dünyaya getirmiş ve ağaç gölgesine sığınmak düşüncesini onlara ilk bilgi olarak adamıştır diyorlar. Eski Oğuz destanlarında Oğuz'un Gök, Dağ, Deniz isimli erkek evlatlarını doğuran (Oğuzun iki helali) mukaddes ağaç koğuşunda yaratılmıştır. Bu bilgiler Uygur destanlarında da yer almaktadır. Bu da ispat ediyor ki, ağaç halkımızın ilk yaratılış inancı ike sıkı bağlıdır. Halk bu yüzden ağacı kutsal bilir, yeşil ağaca özel bir sevgi besler. Hatta bu sevgi ilsamdan sonra yazıya alınmış destanlarımızda da var. İşin enteresan tarafı insanın doğduktan sonra ahşap beşikte sallanarak avutulması, ninniler söylenmesi, kabir evine giderken de ağaç tabuta koyularak yolcu edilmesidir.

CANIM AĞAÇ GÖZÜM AĞAÇ

Canım ağaç, gözüm ağaç!
Köklü ağaç, kaba ağaç
Tanrı'mızın bizden evvel
Dokuz budak yarattığı
Babamıza baba ağaç!
Kölgesinde barındığım
Sonra dönüp
Yaprak yaprak arındığım
Yüce ağaç.
Dünya gibi koca ağaç!

Canım ağaç, gözüm ağaç!
Dost evinin kapısı,
Ulu denizlerin sevgilisi ağaç,
Deli dolu çayların geçişi ağaç
Yaşın neçedi, ağaç!

Canım ağaç, gözüm ağaç!
Niye ele sennen bağlı
Bu boş yürek, o ac tabut?
İlk gelişim ağaç beşik
Son gidişim ağaç tabut
Beni yalnız bırakmırsan
Mennen birge sesin gelmir.
Gelir gordan
Bu doğmalık bele hardan,

Canım ağaç, gözüm ağaç!
Min iller boyunca
Baltalar korşaldı budaklarında
Sende hardandır bu dözüm ağaç
Canım ağaç, gözüm ağaç!
Ağaç, ağaç!
Oğuz ağaç, Kıpçak ağaç,
Erhun ağaç!

Her min ilden bir budağın
Düşüp gedir,
Yaprak yaprak haray salıp
Göynüyürmü ruhun ağaç!

Canım ağaç, gözüm ağaç!
De, heç sene okşayırmı
Yaprak yaprak gözüm ağaç
Çiçek çiçek sözüm ağaç
Budak budak kolum ağaç
Damar damar elim ağaç
Sene yaman okşayıram,
Yeşil yeşil yaprağının
Altındaca ölüm ağaç
Canım ağaç, gözüm ağaç!
Ağaç.... Ağaç.....
- Rüstem Behrudi
10 (1 oy)
24 beğeni · 5 yorum · Anın Fotosu ·
Gayb (@gayb)
"Ağaç, ağaç dersem sana arlanma ağaç
Mekke ve Medine'nin kapısı ağaç
Musa keilmin asası ağaç(…)
Erlerin şahı Ali'nin Düldülünün eğeri ağaç
Zülfikârın kını ile kabzası ağaç (…)
Büyük büyük suların köprüsü ağaç
Kara kara denizlerin gemisi ağaç
Beni sana asarlar taşıma ağaç! - 27.03.17

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Papa Eftim'in dostlarından Yüzbaşı Üzeyir Bey bu meşhur konuşmayı şöyle anlatmaktadır.

Papa Eftim'in ölünceye kadar unutamayacağım bir hatırasını da sırası gelmişken anlatıvereyim. Tarihini pek günü gününe hatırlayamayacağım... Bir gün Büyük Millet Meclisi binası önünde büyük bir miting tertiplenmişti. Birçok hatipler, halkın maneviyatını yükseltecek ve milli duyguları harekete geçirecek nutuklar irat etmişlerdi. Bu mitingi Büyük Millet Meclisi binası önünde takip eden Mustafa Kemal Paşa, o esnada gözüne ilişen Papa Eftim'in de halka bir hitapta bulunmasını ister. Papa Eftim, hazırlıksız olduğunu ileri sürerek Paşa'dan affını rica eder. Fakat Paşa'nın ısrarı üzerine derhal halka doğru ilerleyerek söze başlar.

"İsrail kavminin Filistinliler ile yaptığı bir savaşta İsrail komutanı Yalvaç Davut, Filistinlilerin komutanı ile orduların çevrildiği meydanda düello ederler. Yalvaç Davut bu savaşa dağarcığında daima bulundurduğu bir sapan ile çıkıyor. Rakibi olan Filistin komutanı'da, her tarafı zırhlarla bürünmüş ve silahlanmış olarak meydana geliyor. Bu suretle karşılaşan iki rakip komutan, askerleri tarafından şiddetle alkışlanıyor. Fakat Filistinliler komutanlarına çok güvendikleri için elinde sapanla duran Davutla alay ediyorlar. Haklı ve meşru davasına inanan ve Tanrı'nın yardımına dayanan ve sığınan Davut, sapanına küçük bir taş yerleştiriyor. Sapanı bütün kuvveti ile sallıyor ve ileri doğru fırlatıyor. Bu taş gözünden başka vücudunun bütün azası zırhlarla bürülü olan kumandanın tam gözüne isabet ediyor ve bu acı ile sırt üstü yere seriliyor. Bu fırsattan istifade etmeği bilen Davut hemen rakibinin üzerine çullanıyor. Düşmanının kendi kılıcı ile kafasını kesiyor ve Suriyelilere fırlatmak suretiyle galibiyetini ilan ediyor."

Papa Eftim bu hikayeyi heyecanlı jestlerle anlattıktan sonra, bu zamanki Türk-Yunan savaşı üzerindeki benzerliğinden bahsediyor. Müttefik devletlerin yardımları ile kalkınan Yunan ordusunun harp vasıtaları bakımından zenginliği, Suriyeli kumandanın baştan ayağa zırhlarla bürünmüş vaziyetine ve milletimizin sarsılmaz azim ve imanını da Davut'un durumuna benzerliğini iddia ve buna yakın bazı hadiseleri de misal göstererek dinleyenlerin ümitlerini kuvvetlendirecek şekilde de ispat ediyor. Bu arada Türk milletinin milli davası ve sarsılmaz azim ve imanı karşısında bütün düşmanların eriyeceğine hiçbir Türk'ün zerre kadar şüphe etmemesi gerektiğini uzun uzadıya izah ettikten sonra, bütün düşman taarruzlarının ve milletimize musallat olan bütün kötülüklerin müsebbibi olan, dini vazifesini unutan İstanbul Patrikhanesi'nin de mumunu kendisinin söndüreceğini ilave ederek "Yaşasın muzaffet Türk ordusu ve milleti! diyerek hitabesini bitiriyor.

http://www.resimag.com/cd30f676.jpeg
Gayb (@gayb)
Bismillah deyip başlayayım bende okumaya o zaman :) - 24.03.17

ruhadam

@ruhadam

Uzaklarda bir düş kur
Yapayalnız bir gülüş ol
O gülüşlerden bir ev kur
Delilenme git gelme dur
O zamansız zamanlarda
Eğri büğrü sevdalarda
Büküle büküle kıvrılan
İnanılmaz tutkularla
Yalan yanlış aynalarda
Baştan kara çıkmazlarda
Sürgün gibi masallarda
Yalan yanlış aynalarda
Baştan kara çıkmazlarda
Sürgün gibi masallarda
Sürgün gibi masallarda
Sürgün gibi masallarda

Dışı akşam, içi gündüz
Yüzü bahar, içinde güz
Gölgelerde gizli giz
Gölgelerde gizliyiz

Uzaklarda bir düş kur
Yapayalnız bir gülüş ol
O gülüşlerden bir ev kur
Delilenme git gelme dur
Yalan yanlış aynalarda
Baştan kara çıkmazlarda
Sürgün gibi masallarda
Yalan yanlış aynalarda
Baştan kara çıkmazlarda
Sürgün gibi masallarda
Sürgün gibi masallarda
Sürgün gibi masallarda

6 beğeni · 0 yorum · Müzik Kutusu ·

ruhadam

@ruhadam

http://www.resimag.com/e6698745.jpeg


Yenidünya'ya ayak basan Avrupalılar, binlerce yıldır bu kıt'ada yaşayan ve büyük devletler kurmuş bulunan Kızılderilileri çeşitli yöntemlerle yok etmişlerdir. Savaşarak yenemedikleri yerlileri dünya tarihinin bilinen ilk biyolojik savaşıyla ortadan kaldırmışlardır. Misyoner rahibeler rutin sağlık muayenesi adıyla Kızılderili köylerini gezerek çiçek hastalığı mikrobu yaymışlardır. Osmanlı Devleti'nin Kızılderililere gönderdiği çiçek aşısı ise muhatap bulunamadığı için etkisiz kalmıştır. Biyolojik soykırım… Lord Jeffrey Amherst, on sekizinci yüzyılın ortalarında, Kuzey Amerika'daki İngiliz kuvvetlerinin komutanı olarak büyük bir zafer kazanmış ve bir milyona yakın Kızılderili'yi birkaç haftada ortadan kaldırmıştır. Carl Waldman'ın "Kuzey Amerika Kızılderilileri Atlası" (Atlas of the North American Indian, NY: Facts on File, 1985) isimli eserinde, Şef Pontiac liderliğindeki Kızılderililer'in kuşatmasının "Biyolojik Savaş" yoluyla nasıl yarıldığına ilişkin açık ifadeler yer alır. Araştırmacı-Yazar Levent Elpen bu konuda şu ifadeleri kullanır: Fransız desteğini alan Pontiac isimli Kızılderili Reisi; Delawareler, Huronlar, Illinoiler, Kickapoolar, Miamiler, Potawatomiler, Senecanlar, Shavneeler, Ottavalar ve Chippevalar gibi bir çok kabileyi bir araya getirerek, büyük bir Kızılderili ordusu kurmuş ve İngilizler'i geldikleri yere, Apalache Dağları'nın ötesine sürmeyi hedefleyerek saldırıya geçmişti. Pontiac'ın bu hedefi gerçekleştirmesi için, Pitt Kalesi'ndeki (bugün Pittsburgh şehri) İngilizler'i ortadan kaldırması gerekiyordu. Pontiac, bu amaçla 1763 yazında Pitt Kalesi'ni kuşattı. İngilizler Çiçek mikrobu bulaştırılmış battaniyeleri ve mendilleri Kızılderililere barış isteğinin hediyesi olarak gönderip salgın başlatarak birkaç hafta içinde karşısında savaşacak güçte bir tane bile Kızılderili birliği bırakmayarak büyük zafer (!) kazanmıştı. Bizzat (Lord) Amherst, Ecuyer'e yazdığı mektuplarla bu taktiği vermiş ve onu cesaretlendirmişti." Lord Amherst, mektuplarından birinde onları "İğrenç ırk" olarak tanımlamaktan çekinmemiş ve Biyolojik Savaş'ın Kızılderililerin "top yekûn imhası" için mükemmel bir araç olduğunu yazmıştı. Ondokuzuncu yüzyılda ABD Ordusu, "Yerli Problemi"ni kontrol altına almak için, çiçek mikrobu bulaşmış battaniyeleri, özellikle büyük düzlüklerde yaşayan Kızılderililer'e göndermişti (Stearn and Stearn 1945, s.148). 1915'de Missisippi'de bir başka Amerikalı doktor, 12 yerliyi, pellagra hastalığının tedavisindeki araştırmaları için kobay olarak kullanmıştı. 1932'de Tuskegee Frengi Deneyi olarak bilinen çalışmada, 200 Kızılderili ve zenciye, kobay olarak frengi mikrobu bulaştırıldı. Bunlardan 100'ü ölürken geri kalanı kabilelerine geri gönderilmişti.

http://www.resimag.com/fad4f1a5.jpeg


16 Haziran 1763 tarihinde İngiliz General Amherst, Henry Bouget'e Kızılderili katliamlarının nasıl gittiğini sorduğunda şu ibretli cevabı almıştır: Quebec'in kurucularından Bouget, "İyi gidiyor ancak henüz hepsini temizleyemedik. Dağlara kaçtılar. Ormanlardaki ağaçların hepsi yerlileri korumaya çalışıyor gibi…" Sürek avı düzenlemişler Lord Amherst 16 Temmuz 1763 tarihli mektubunda Kızılderilileri hayvan gibi sürek avı düzenleyerek yok etmekten bahsederek, "Kızılderililere, bu aşağılık ırkı top yekûn İmha etmeye yarayan bütün diğer metotlar kadar iyi olan battaniye ile mikrop bulaştırmayı denemekle çok iyi yaparsınız. Onları, gayet etkili olabilecek sürek avı ile kovalama planınızdan da memnun olmalıydım ama bu şimdilik yeterli köpeğiniz olmadığı için çok uzak görünüyor" diyordu. Hep vahşi gösterildiler Kızılderililer psikolojik harbe de maruz kaldılar. Yetişen gençler kendi kendisinden nefret etsin ve millî bilinç uyanmasın diye, filmlerde Kızılderililer hep vahşi ve kaba gösterilirken, "WASP" beyaz adam medeniyet getiren insan olarak tasvir edildi. Hollywood'un bu çalışmasından başka Kızılderili kızlar etnik pornografik unsur olarak kullanılarak millet bilincinin oluştuğu aile ocağı çökertildi.

http://www.resimag.com/e49ee9da.jpeg


“Beyazlar bize birçok söz verdiler, hatırlayamadığım kadar çok; bir tekinin dışında hiçbirini tutmadılar. Toprağımızı alacaklarını söylediler ve aldılar”
Kırmızı Bulut (Mahpiu Luta / Sioux)

“Beyazların uyduğu hangi anlaşmayı Kızılderili bozdu? Hiç. Beyaz adam bizle yaptığı hangi anlaşmaya uydu? Hiç. Ben bir çocukken, dünya Siouxlarındı; güneş, onların topraklarında doğar ve batardı; savaşlara on bin kişi gönderirlerdi. Bugün savaşçılar neredeler? Onları kim katletti? Topraklarımız nerede? Onlara kim sahip? Hangi beyaz adam onun toprağını ya da parasını çaldığımı iddia edebilir? Yine de benim bir hırsız olduğumu söylüyorlar. Hangi beyaz kadın, ne kadar yalnız olursa olsun, benim tarafımdan esir alındı ya da onuru kırıldı? Yine de, benim kötü bir Kızılderili olduğumu söylüyorlar. Hangi beyaz adam beni sarhoş gördü? Kim benim yanıma aç geldi ve doyurulmadı? Kim beni karımı döverken ya da çocuklarıma kötü davranırken gördü? Hangi kanunu çiğnedim? Kendimi sevmem yanlış bir şey mi? Derimin renginin kırmızı olması çok mu kötü; ya da bir Sioux olmam; babamın yaşadığı yerde doğmuş olmam; halkım ve topraklarım için canımı verebilecek olmam?”
Oturan Boğa (Tatanka Yotanka)

“Beyazlar hiçbir zaman toprağa ya da geyiklere ya da ayılara aldırmadılar. Biz Kızılderililer bir hayvanı öldürdüğümüz zaman, onun bütün etini yiyoruz. Kökleri kazdığımızda küçük çukurlar açıyoruz. Ev yaptığımızda, küçük çukurlar açıyoruz. Biz çekirgeler için otları yaktığımızda, hiçbir şeyi mahvetmiyoruz. Biz, meşe palamutlarını ve fıstıkları sallayarak düşürüyoruz. Ağaçları baltalayıp devirmiyoruz. Biz yalnızca kurumuş ağaçları kullanıyoruz. Ama beyazlar toprağı deşiyorlar, ağaçları söküyorlar, her şeyi öldürüyorlar. Ağaç diyor ki ‘Yapma. Acıyor. Canımı yakma.’ Ama onlar, onu baltalayıp kesiyorlar. Toprağın ruhu, onlardan nefret ediyor... Kızılderililer asla bir şeyin canını yakmaz, ama beyazlar her şeye zarar veriyorlar... Kaya diyor ki, ‘Yapma. Canımı yakıyorsun.’ Ama beyazlar hiç umursamıyor... Beyaz adamın ona dokunduğu her yer acıyor.”
Yaşlı bir Wintu kadını

http://www.resimag.com/b6f705b2.jpeg


“Büyük geniş ovaların, güzel tepelerin, kıvrılarak akan ırmakların vahşi olduğunu düşünmüyorduk biz. Yalnızca beyaz adama göre toprak, vahşi hayvanlarla vahşi insanlar tarafından istilâ edilmişti. Bizim için doğa vahşi değildi. Toprak cömertti, etrafımız Yüce Gizem’in bize verdiği nimetlerle doluydu. Bizim için doğa, ancak doğudan kıllı adamlar gelip de, gaddarca bir coşkuyla bize ve sevdiğimiz insanlara onca haksızlığı yaptığında vahşi oldu. Ormandaki bütün hayvanlar onun yayılmasından kaçmaya başladığında-işte ancak o zaman bizim için ‘Vahşi Batı’ başladı.”
Dinelen Ayı (Reis Luther / Sioux)

Kafa Derisi Yüzme!.. :
“Kızılderililerin beyaz adamın kafa derisini yüzmeye meraklı oldukları bilinir. Oysa işin aslı şudur: 1863 yılının Temmuz günlerinde Navaholar ile general Carleton arasındaki gerginlik sürmektedir. Soluk benizliler Navaholar’ı yıldırmak için hayvanlarına el koymaya, ekinlerini yakmaya başlar. Ama, bir grup Navaho savaşçısı Canby Kalesi’ni basarak koyunlarını, keçilerini geri alırlar. General Carleton, 18 Ağustos’ta askerlerine, getirdikleri her Kızılderili atı ya da katırına yirmi dolar, her koyuna ise bir dolar ödeneceğini duyurur. Yirmi dolar aylık alan askerler gözü dönmüş bir şekilde köylere saldırırlar... Ve, öldürülen Navaholar’ın kırmızı bir iple bağladıkları uzun, siyah saçları askerler tarafından kesilir. Zaman ilerledikçe Kızılderililer’in kafa derilerine ödül koyma alışkanlığı yaygınlaşır. Amerika’nın gerçek sahipleri hastalık, açlık, sürgün, tecavüz, işkence dışında beyaz adamdan yeni bir şey öğrenirler: Kafa derisi yüzme!..”
Sunay AKIN

http://www.resimag.com/53a0f37d.jpeg


Kolomb’un seyir günlüğünden bazı alıntılar: “..... Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Keskin demir silâhları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler. ..... Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar, ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmeyi bilmiyorlar. Hiç silâhları yok. ..... Kızılderililer son derece sade, dürüst ve eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. Komşularını kendileri kadar çok seviyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar.”
Ama, Kızılderililer’in yüzlerindeki gülümseme çabuk kaybolur. Çünkü, Amerika Fatihi(!) yukarıdaki sözlerinin hemen ardından şunları yazar: “Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.”
Kız Kulesi’ndeki Kızılderili, Sunay Akın

http://www.resimag.com/7212723f.jpeg
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
Güzel bir çalışma emeğine sağlık. - 23.03.17
Mehmet Akif’in dizelerinde;”Gösterdiği vahşetle bu bir Avrupalı” cümlesiyle çok iyi tasvir ettiği devletler, Kızılderilileri her ne kadar kıyımdan geçirmiş olsa da onlar kendi geleneklerini yaşatmaya devam ediyorlar. Kızılderilileri öz yurdunda garip, öz yurdunda parya yapan Avrupalılara bir Kızılderili Atasözü ile seslenmek istiyorum;
“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak”. - 23.03.17

ruhadam

@ruhadam

OTUZ YAŞ

Otuz Yaş Evet, ömür hem kısadır, hem de az...
Kader onu ölçüsünden çok yapmaz.
Az mı çok mu, çekerdim de sineye;
Oktan hızlı olmasından döner baş.
Daha dün hiç hesabımda yok iken,
Nerden çıktı bu kır at binmiş otuz yaş!

O koşuyor, şak deyince kamçılar,
Gitmek için sanki bir de yeri var...
Madem menzil baştan beri bellidir,
Neden hâlâ ivedidir insanlar?
Buna rağmen dinlenmeden, ömrünün,
Başı sonu meçhul yolun adımlar...

Bu gün coştum, eser yoktur dünümden,
Dün oynarken, geçmez yarın zihnimden.
Beni aldatan gençliğimle işim yok,
Yüz bulmuşum sanki biraz ölümden.!
Onca günün, onca yılın olayı,
Daha yeni, kaçmış gibi elimden...

Şeytan gördüm, kötülüğü nam salmış,
Zavallı can, masum ama aldanmış.
Ölüm - hayat arasında bu düz yol,
Güzellikle baştan sona donanmış.
Bir limandır, bir an bile boş kalmaz,
Tıka basa dolmaktan da usanmış!

Pahalıymış, değerliymiş gençliğim,
Altın - yakut gibi kıymet biçtiğim.
Yanağından şöyle biraz sevmeye,
Evden barktan hânümandan geçtiğim.
Kurtulmaya boynumdaki bu yaştan,
Hükmü geçmez ömrün, zehri içtiğim.

Vazgeçerdim, kâr eylemez ne fayda,
On sekiz yaş kaldı hangi halayda?
Otuz da az... Fazla olsa sevinip
Esenlikte olmak sana kolay da.
Gücün varken ecelinden öç alıp,
Halkın için emek harca meydanda!

Kır at sanki uzun yolu aşmakta,
Doludizgin hep ileri koşmakta.
Kader onu acımadan sürerken,
Kamçı ile sağrısına vurmakta.
İn cin geçmez ıssız bir çöl içinde
Otuz yaşım gözden kayıp olmakta...

Dur ömürüm, dur ömürüm, ömür dur!
Rengin sarı, benzin solmuş, göz çukur..
Dinlemezsen yok ol haydi, haydi git!
Bil ki senden güçlü-hırslı ân durur.
On beş defa tekrar tekrar doğarak,
On beş defa gençleşirsem kudurur!

Evet, ömür hem kısadır, hem de az
Kader onu ölçüsünden çok yapmaz
Az mı çok mu, çekerdim de sineye
Oktan hızlı olmasından döner baş..
Daha dün hiç hesabımda yok iken
Nerden çıktı birden bire otuz yaş!

10. 08. 1944
Alıkul Osmanov


------------------------------

Bu şiirinin adını bilmiyorum

Var olalım, bitmeyelim ey dostlar.
Uzun uzun uzun olsun bu yollar!
Ömür bitip, dünyadan yok olsak da;
Tekrar gelip buluşmaya imkan var.

Benim günüm, bittim diye düşünmez,
Dalga vursa birden yere serilmez,
Canlı iken yok olmayı durdurup,
Yer altında filizlenir çürümez.

Alıkul Osmanov

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
SELAM DAR AĞACI

Yolumu gözledin her seher-akşam,
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!
Ecelle ölmeye doğulmamışam...
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

O hansı milletdir, talehi sirdir?
Yüz adla bölündü... Yene de birdi!
Meni huzuruna bu derd getirdi,
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Hezer'i Baykal'ı, Aral'ı gördüm
Gördüm can üstedir, yaralı gördüm,
Tanrı'nı Mendeden aralı gördüm.
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Çarhı ters fırlanır felek garının,
Turan kölgesinde budaglarının,
Rengi bayrağımda yarpaglarının,
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Evvelin ahiri, sonun evveli,
Buymuş, bilmemişsem bunu men deli,
Korkum yok, ne olsun boyun göy delir!
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

İli yağmalanan, bölünen, bölen,
Çayları guruyan, gölleri ölen
Hak- hesap çekmeye gelen menem, men.
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Danış, Emir Timur, bu son neydi be?
Boynumda ağ kefen, dilimde tövbe,
Dersini ters bilen, menimdi növbe,
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Seni men ekmişem... Mene sen genim,
Seni savurmağa helaldir kanım.
Yarpağın reng alsın ganımdan menim,
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Ey darın ağacı! Kimden kemem?... kem?
Ya seni yendirrem, ya sene yennem,
Ya da budağında yarpağa dönnem.
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Kırgız'am, Özbek'em, Kazak, Türkmen'em,
Başkırd'am, Kerkük'em, ile görk menem.
Senin gözlediğin garip türk menem,
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Kabul et, növbeti kurbanın menem,
Menim canım sende, bil, canın menem,
ele kurrelenme... her yanın menem.
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Rüstem Behrudi

35 beğeni · 25 yorum · Edebiyat Köşesi ·
erhan (@munzevi)
Alakasız olacak abi kusura bakma; burası benin staj yaptığım yer, yda. Next level da mı çalışıyorsun sen :)) - 21.03.17
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
Demek bizim o güzelim yeşil alanlarımızı siz betonlaştırıyorsunuz! .:)) - 21.03.17
Hüzünlü Kelamlar (@zynpsmr)
Ankara manzaralı bir dar ağacı iyiymiş:) Ankara da artık beton manzarasından başka bir şey görmüyoruz ya neyse! - 21.03.17

ruhadam

@ruhadam

DİNMEZ AVAZIMIZ VAR

Bozkırlarda gün bahar
Haydi çalsın davullar
Şen olsun yaylalar obalar
Buhara'dan Mostar'a
Dinmez avazımız var
Semerkant'tan Kosova'ya
Dinmez avazımız var

Renk renk nakış nakıştır birdir ocağımız
Yankılanır aynı gök altında avazımız
Bitmez bizim gardaşlığımız ulvi azatlığımız
Uzanır dört bir yana sevgiyle kollarımız

Irak olsa da yollar
Kucaklaşır diyarlar
Kalplerimiz birlikte çarpar
Altaylardan Toroslara
Dinmez avazımız var
Balkanlardan Kafkaslara
Dinmez avazımız var

9 beğeni · 0 yorum · Diyorum ki ·

ruhadam

@ruhadam

HALİME ÇAVUŞ
Halime Kocabıyık, 1898 yılında Kastamonu merkez Duruçay köyünde doğdu. Kurtuluş Savaşı başlarında ailesinin tüm engellemelerine karşı çıkarak savaşa katıldı.

Erkek kılığına girip saçını erkek gibi kestirerek asker kıyafeti giyen ve sakal tıraşı olan Halime Kocabıyık, İnebolu`ndan Ankara ve Sakarya`ya cephane taşıyan yardım kolunda görev aldı.

Cephane taşıma işinde üstlendiği zor görevlerin üstesinden, kadın olmasına rağmen başarıyla gelen Halime Kocabıyık, soğuk bir kış gününde İnebolu`yu denetlemeye gelen Mustafa Kemal Paşa ile karşılaştı.

MUSTAFA KEMAL PAŞA, KADIN OLDUĞUNU ANLAMADI

Soğuk hava ve kar yağışına rağmen üzerindeki montu cephanenin üstüne örten Halime Kocabıyık, Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki heyetin dikkatini çekti. Paşa, cepheye taşıdığı mermileri kendi hayatından bile fazla önemseyen bu askeri görünce çok etkilendi ve O`na, `Neden üzerindeki montu mermilerin üzerine örttün, üşümüyor musun?` diye sordu.

Halime Kocabıyık ise `Benim üşümem hiç önemi değil. Bu cephane yüzlerce belki de binlerce askerimizi koruyacak` dedi. Bu cevap üzerine Paşa, Halime Kocabıyık`tan eski tabirle `kafa kağıdını` yani kimliğini istedi. Kocabıyık`ın `kadın` olduğunu anlayan Mustafa Kemal Paşa, yaverine, Kocabıyık`la ilgili tüm bilgileri not aldırarak Ankara`ya döndü.

YUNAN SAVAŞ GEMİLERİ İNEBOLU`YU BOMBALAYINCA

Görevine kaldığı yerden devam eden ve savaşta bulunduğu süre içerisinde gösterdiği insan üstü başarılarla büyük takdir toplayan Halime Kocabıyık, 9 Haziran 1921 tarihinde Yunan savaş gemileri Kılkış ve Averof`un İnebolu`yu bombaladığı sırada şarapnel parçası ile ayağından yaralanarak ordudan ayrıldı.

ÇANKAYA KÖŞKÜ`NDE 15 GÜN MİSAFİR OLDU

Kurtuluş Savaşı sonunda Gazi Mustafa Kemal tarafından Ankara`ya çağrılan Halime Kocabıyık, Çankaya Köşkü`nde 15 gün misafir edildi. Kendisine Latife Hanım gereken misafirperverliği gösterdi. Gazi Mustafa Kemal Paşa`nın kendisiyle çok ilgilendiğini her fırsatta dile getiren Halime Kocabıyık`a, Çankaya Köşkü`nde düzenlenen törenle İstiklal Madalyası ve `Çavuş` rütbesi verildi. Atatürk`ün verdiği emirle ölene kadar maaşa bağlanan Halime Çavuş, `Benim geride kalan bir ailem var diyerek` Çankaya Köşkü`nden ayrıldı ve Kastamonu`ya döndü.

Kendisini milletine ve vatanına adayan Halime Çavuş, hiç evlenmedi ve kardeşi Hasan Kocabıyık`ın oğlu 13 yaşındaki Sadık Kocabıyık`ı evlat edinerek büyüttü. Hayatının son 6 yılını doğum yeri Kastamonu`nun Duruçay köyündeki evinde yatalak olarak geçiren Halime Çavuş, 20 Şubat 1976 tarihinde vefat etti.

http://www.resimag.com/dbd055cb.jpeg
EK 1
http://www.resimag.com/dbd055cb.jpeg
20.03.17
Merve T. (@mtrv)
Halime Çavuş ve daha nicelerinin ruhu şad olsun... - 20.03.17
/ 48