ara

Ömer Aydemir.

bazen sadece satır aralarındadır hayat...

Ömer Aydemir.

@seyyah73

El
El
“El”lerin soğuğu “el”e geçiremez seni; ısınmak için yeter bir “el” omuza dokunan.
7 beğeni · 0 yorum

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Çizgi
Çizgi
“Açılan her “yeni” sayfayı kirletir çizilen; ilk “düz” çizgi. Tüm renkler de kıskanır beyazı; kirlenmeyi bildiği için. Temize çekmek, kolay olmadığı için.”
18 beğeni · 0 yorum

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Gürültü
Gürültü
“Sonsuz bir şimdi içinde; içimdeki kalabalığın gürültüsünü dinliyorum. Bir varolma isteği hepsinde. Herbirini tanıyorum aslında bana yakın benden uzak hepsi. En çok sesi çıkansa yine “ben” oluyorum.”
31 beğeni · 7 yorum
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
Tıpkı poe"nin gammaz adlı hikayesindeki gibi.. iyiymiş.
10.07.18 beğen 3 cevap

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Ödünç.
Ödünç.
Aslında farkına vardığımız bir gerçek, ve fakat yazarın ayrıcalığı bunu çok güzel ifade etmiş olması. Buyurun:

“İsim, bize ait olmayan bir giysi gibidir; bizler, ismimizin altında çıplağız, babanın isim vermek üzere yerden aldığı çocuktan daha da çıplağız. Ve biz, ismi varlıkla doldurduğumuz ölçüde, o bize yabancılaşır, bizden bağımsızlaşır, biz de o ölçüde terk edilmişlikte kalırız. Ödünç alınmıştır taşıdığımız isim, ödünç alınmıştır yedigimiz ekmek, biz de ödünç alınmışızdır, öylece yabana teslim edilmiş, ve ancak ödünç alınmış bütün ucuzlukları üstünden sıyırıp atmış olan kişidir ki, hedefi görür, ve ismiyle sonsuza kadar birleşsin diye hedefe çağırılır.”
Vergilius'un Ölümü
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
23 beğeni · 7 yorum
lililerle (@lililerle)
Çok severek okumuştum.Arada açıp açıp tekrar okurum.Kıymetli bi neokur üyesi Bilinmeyen Değer 'i yolladı. Broch dan okuyacağım ikinci kitap olacak ama bi türlü başlayamıyorum.Sanırım Vergilius'u sindiremedim henüz.Tekrar keyifli okumalar...
09.07.18 beğen 2 cevap

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Işık ve gölge.
Işık ve gölge.
Yazar ışık ve gölge arasını, nefes alış verişimiz gibi anlatmış. İki nefes arasındaki mesafeyi betimliyor bir biçimde, geliş gidiş şeklinde. Buyurun:

“Ey yeryüzü hayatı! Sürekli bir soluk alıp verme içersindeki saydamlığın dünyası ve gecenin dünyası, gölgenin büyüklüğü ile gölgesizliğin baştan çıkarıcılığı arasında bocalayan iki Dünya; sürekli akışın, zamanın hükümünü kaybedişinin iki kutbu arasında, hayvani ve ilahi zamandan yoksunluk arasında, değişmez bir şekilde hapsolmuş gelgitleri -gece, yeryüzünden olanın bütün damarlarında, topraktan gelmiş ne varsa hepsinin içinde, yukarıya doğru akar, içte ve dışta eş zamanlı olarak, sürekli uyanıklığa ve bilinçliliğe dönüşür, biçimden yoksun olana karanlığı barındıran, gölgeleri saklayan biçimler kazandırır, ve dünya, hiçlik ile varlık arasında, böyle bir boşluğun ortasında, boşlukta sallanarak, karanlık ve ışık olur, gölge gibiliği ile ışık gibiliği içersinde belirginleşir. Ruhun içersinde, bazen alçak, bazen yüksek tonda, ama asla yitirilmeksizin, gecenin çan sesleri, sürülerin çan sesleri, günden gelen Aslan kükremezleri, ışıkta ve tanınmışlıkları içersinde sarsıcı şekilde yankılanır; bu bütün canlıları yutan, göz kamaştırıcı bir fırtınadır-; insanoğlunun bilgisi, henüz bilgi olmayan, ama artık bilgelik olmaktan çıkmış bilgi, varlığın toprağından yükselen, sezginin tohumlarından yükselen, anaların bilgeliğinden yükselen, ışık ötesinin, hayatın ötesinin öldürücü çıplaklığına uzanan, baba bilincinin yakıcılığına, soğuğa uzanan bilgi; evet, insanoğlunun bileğisi; kök salmamış, sonsuza kadar hareketli, aşağıda da, yukarıda da olmayan, fakat hep gece ile gündüz arasındaki ufkun eşiğinde, boşlukta asılı duran, yıldızların şafağının o ara bölgesinde, gecenin sürülerinin hayatları ile ışığa boğulmuş tek başınalık arasında, suskunluk ile tekrar suskunluğa geri dönen söz arasında bir soluk alıp vermeden farksız olan bilgi.”
Vergilius'un Ölümü
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
10 beğeni · 0 yorum

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Şimdi
Şimdi
Şimdi tanımı bu açıdan, çok iyi gerçekten. Yazar görüp yazmış o kalabalığı şimdi de anlatmış. Ahmet Cemal usta da muhteşem çevirmiş. Buyurun:

“Artık tek önemli olan, canavar kesilmiş bir Şimdi’ydi; sonsuzluğa uzanırcasına çoğaltılmış, sadece sürüye özgü uçurumuna yuvarlanan, aynı zamanda da gürültüden dışarıya fırlamış bir Şimdi; hissettiklerinde kargaşaya düşmüş, duyularını kaybetmiş olanlar tarafından, deliler ve ruhlarını kaybettikleri için her türlü anlamdan soyunmuş olanlar tarafından ortaya saçılmış; ama yine de bütünü ve anlamı bağlamında öyle bir yoğunluk noktasında ki, geçmiş ve gelecek adına ne varsa hepsini yutmuş, hatırlamanın bütün derinlik boyutlarını içine almış, en uzak geçmişi ve en uzak geleceği anaforunun içine saklamış! Ah, insanın çeşitliliğinin büyüklüğü, özleminin uçsuz bucaksızlığı!...”
Vergilius'un Ölümü
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
11 beğeni · 3 yorum
zeyrek (@zeyrek)
Olağanüstü bir anlatım, ânı tüm azametiyle hissettirmiş. Zaman olgusu büyüleyici, baş döndürücü bir kavram.
08.07.18 beğen 1 cevap

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Yıldız
Yıldız
“Yönsüz bir kayboluş bu,
Suni ışıkta kaybolan
Yıldızların yokluğunda.”
9 beğeni · 0 yorum

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Yaşanan
Yaşanan
“Ey susan ve ölçüyü bilen insanlar ya içimden alın kelimeleri ya da ortak etmeyin beni günahınıza. İnsanlık suçu işliyorlarken temize çekemezsiniz kendinizi.”
Öfkeyi anlatmanın yolu da kelimeler ne yazık ki.
Çorum
şehre puan vermedi, inceleme eklemedi.
28 beğeni · 14 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
Çorum ne oluyor bu paylaşımda?
05.07.18 beğen 2 cevap
Hatice (@hatice714)
Bu alıntı hangi kitaptan acaba
05.07.18 beğen 1 cevap
Mehmet (@yoldas)
Elbette Çorum denilince herkesin aklına farklı farklı şeyler gelebilir. Kimisi leblebisini hatırlar,kimisi cıvık cıvık, kimisi çocukluğunu, memleketini, özlemlerini hatırlar. Ay temmuz ayı ise '' İnsanlık suçu işliyorlarken temize çekemezsiniz kendinizi.” diyerekten hatırlanması ve hatırlatılması
gereken tek şey vardır oda Çorum'da yapılan katliamdır. Paylaşımınız bana bunu hatırlattı
05.07.18 beğen 2 cevap

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Hermann Broch’un bu eseri pek çok romana, inceleme yazısına ve elbette makaleye konu olmuş. Yazar için önemli bir yere sahip olan bu kitabın bir de çeviren için çok değeri var. Kendi çeviri serüvenini bu kitabın önsözü gibi yazan Ahmet Cemal için de bu eser ayrı bir yere sahip. Hayatını katmış, hayatına katmış bu eseri. Çevirmesi bir ömür yaklaşık kırk yıl sürmüş. Noterler için belge çevirmekle başladığı çeviri serüvenine “bu kitabı çevirip bitirince çevirmen olacağım” diyecek kadar bağlanmış bu esere. Ve kendini Vergilius a benzetmiş çevirmen. Aşağıdaki alıntı da bu önsözden. Bakalım bu kadar önemli bir eserin hakkını verebilecek miyim?

“Yani hayatının huzurunu seven biriydi; toprağa bağlı bir toplumda geçecek, sade ve güven dolu bir ömre uygun bir insan; kökleri geriye yerleşip kalmasına izin verilmiş, dahası yerleşmeye zorlanmış biri; aynı zamanda, daha önce bir kader gereği, yurdundan ne kopabilmiş ne de orada kalabilmiş biri; bu kader, onu ötelere, toplumun dışına sürüklemiş kalabalıklar içersinde düşürebilecek en çıplak, en kötü, en vahşi yalnızlığın içine atmıştı; onun kökeninin yalınlığından koparmış, uçsuz bucaksızlığa, gittikçe büyüyen bir çeşitliliğie doğru kovalamıştı; böylece büyüyen, sınırsızlığa açılan, sadece gerçek hayat ile arasındaki uzaklık olmuştu; evet, gerçekten de yalnızca bu uzaklıkta büyüyen.üstüste Vergilius, hep kendi tarlarının sınırlarında gezilmiş, her zaman kendi hayatının sınır boylarında kalmıştır; huzur nedir bilmeyen bir insan; ölümden kaçarken ölümü arayan, eser vermek isterken eserden kaçan biri; bir aşık, ama yine de hep kovalanmaya yargılı, gerek iç gerekse dış dünyanın tutkuları arasında yolunu kaybetmiş, kendi hayatına sadece konuk olabilmiş biri...”
Vergilius'un Ölümü
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
24 beğeni · 2 yorum
lililerle (@lililerle)
Virgil ile öldüm...Hakkını vereceğinize inanıyorum.İncelemenizi bekliyorum efenim...
04.07.18 beğen 1 cevap

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Öykü yazmak ayrı bir iş hem de çok ayrı. Düz yazının şiirleri olarak bakıyorum ben güzel öykülere. Bunlardan bir demet sunmuş yazar bu kitapta.

“İsyanlarımın üzerinde yürüyordum, taşlar ayaklarımın altında patlıyordu. Saçılan en büyük parçasının yönünü izlemek beni geri götürebilirdi. Yine de bulacağım şeylerin beyazlaşmış kemikler, kumlar, küller, çürümüş gülümsemeler, soğumuş lav gibi deliklerle dolu gözler olabileceğini biliyordum. Ayağım, nehir kenarlarının kaygan çamurlarında, durgun sularda ki taşlar üzerinde kayar gibi gözyaşı birikintileri üzerinde kayıyordu. Beyaz, köpüren, çatlaklı kristalkaya duvarlara, bitki iskeletinden danteller arasına gömülü gizli hüzünlerin beyaz süngerlerine dokundum. Yaprakların, derinin ve etlerin suları emilmişti ve yarıklar tarafından içilen bu özsular, ölü doğmuş isteklerin nehir yatağına doğru birlikte akıyorlardı.”
Cam Fanusun Altında
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
21 beğeni · 5 yorum
Gülşah Sönmez (@gulsahsonmez)
Keyifli okumalar :)
03.07.18 beğen 1 cevap
/ 131