ara

Ömer Aydemir.

bazen sadece satır aralarındadır hayat...

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Guguk kuşu yalnızlığı.
Yazar olmak zor iş okumak gerekiyor bilmek ve duyarlı olmak. Guguk kuşu annesizliği çok iyi bir gönderme idi. Bu müzik de çalıyordu alttan...

“Gerçi bizler uykularımızı duvarların çatlamış evlerin çatırtıları arasında uyurduk (Ah ozanlar, can çekişen evlerin iniltilerini dile getirecek tek sözcük olsun bulunmaz sizde), uyuduk uykularımızı top mermilerinin gümbürtülerinde (Hangi basımevinde bu metalsi çığlıkları dile getirecek bir harf bulunur?) ve uyuduk mahpusların ve ırzlarına geçilen kızların iniltilerinde (Kim bunları şiire döker, kim bunlar için vezin bulabilir), ama işte mayıs gecelerinde burada, bu ilkbahar dünyasında yabancı kalbimizin dilsiz acılarıyla yaylaklarımızdan fırladık, çünkü bir tek guguk yalnızlığını ve annesizliğini dile getirebilir. Ve bize yapacak o yiğitçe, o serüvensi iş kalır sadece: Yalnızlık içinde bir susuş. Çünkü bu dünyanın devcileyin kükreyişilerini ve o cehennem sessizliğini dile getirmek için en ucuzundan sözcükler bile bulamayız. Bütün elimizden gelen şey, toplamak, toplumları bir araya getirmek bir bir sayıp sayıları not etmektir.”
Wolfgang Borchert.
Ama Fareler Uyurlar Geceleyin
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
10 beğeni · 3 yorum
tabula rasa (@tabula-rasa)
"... yolda yalnız gider­ken ve kararmaya durdu mu ortalık, sana doğru çığrışırlar, ama derken guguk da bir yandan çullanır üzerine. Şimendi­fer düdükleri, vapur böğürtüleri, kedi miyavlamaları, klarnet ciyaklamaları ve kadın hıçkırıkları - ama gugukun ötüşü bir yürek gibidir mayıs gecesinde, atan canlı bir yürek gibi, ve ge­cede guguk çığlıkları ansızın çullandı mı üzerine, çullandı mı mayıslı gecede, ne vapurlar, ne lokomotifler, ne kedi, ne de kadın sesleri imdadına koşamaz artık. Guguk aklını başından alır. Kaçmaya kalktın mı güler eğlenir seninle. Nereye? Gü­ler guguk, bu mayıs ayında nereye? Ve kalakalırsın, gugukla çılgına çevrilmiş, tüm dünya isteklerinle kalakalırsın, yalnız ve nereye'siz, işte öylesine yalnız ve sonra nefret edersin ma­yıstan, özlem yüklü sevginden, yaşam yorgunluğundan ötürü nefret edersin, tüm yalnızlığınla ondan nefret edersin, nefret edersin bu mayıs ayındaki guguktan, bu ... . .. Ve sonra koşarız guguklu yazgılarımızla, ah bu guguk­lu alınyazılarımızı, bu bizler için önceden belirlenmiş felaketi üzerimizden atamayız, koşarız çiyli geceler içinden. Haykır guguk, haykır yalnızığını mayıs baharının koynuna, haykır guguk, kardeşçil kuş, kovulmuş, kapı dışarı edilmiş. Biliyo­rum, bütün bağırıp çağırmaların seni mayıslı gecelerin eline teslim eden, seni bir el olarak ellerin arasına salan annen için, haykır guguk, haykır yüreğini yıldızlara doğru, haykır ey kardeş, yabancı, annesiz, haykır ... Haykır Yalnızlık Kuşu, utandır ozanları, sendeki o yaman sözcükler onlarda yoktur, onların dile getirdiği yalnızlık bir gevezeliktir sadece, ve onla­rın yapacağı en hayırlı iş susmaktır ancak. ... çünkü kavuşmayı istediğimiz en son şeyi, o en son şeyi vermez bize sözcükler."
20.11.17 beğen 3 cevap

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Kekelemek...
Kekelemek...
Nasıl güzel bir anlatım.
“Oysa bizler sanki önümüzde yaşayacağımız sonsuz zaman varmış gibi gülümsüyoruz, oysa veda, oysa vedalar çoktan hazır bekliyor içimizde. Tüm ölümleri içimizde taşıyoruz. Omuriliğimizde. Akciğerlerimizde. Kalbimizde. Karaciğerimizde. Kanımızda. Her gittiğimiz yere taşıyıp götürüyoruz ölümümüzü ve bir okşayış sağanağında hem kendimizi, hem ölümü aklımızdan çıkarıyoruz ya da bir elin öylesine küçük, bir cildin öylesine saydam oluşundan yapıyoruz bunu. Ve ölüm, ve ölüm, ve ölüm iniltilerimize ve kekelemelerimize gülüp duruyor. “
Ama Fareler Uyurlar Geceleyin
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
14 beğeni · 3 yorum
tabula rasa (@tabula-rasa)
"Biz bowling oyuncuları
Ama gülleler de biziz
Devrilen kukalar da
Ve gümbür gümbür öten
Oyun yeri, yüreklerimiz."
20.11.17 beğen 2 cevap

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Bir yazımın serüveni
Bir yazımın serüveni
Bir Tahsin Yücel çevirisi ve adından çok bahsedilen bit kitap. Gizemli bir yazar.

Raymond Roussel (1877-1933) çağdaş Fransız yazınının büyük öncüleri arasında sayılır. Gerçeküstücüler, yazının ve gerçeğin sınırlarında bir iç deneyimin ürünü olan şiirlerini ve düzyazılarını göklere çıkarırlar. Breton onu "Lautreamont'la birlikte tüm çağların en büyük büyücüsü" olarak niteler; Dali, bir yangından tek bir kitabı kurtarması gerekse, bu kitabın onun tek romanı "Locus Solus" olacağını söyler, Leiris de ülküsel bir yolcu olarak görür onu. Ama Roussel hayranları gerçeküstücülerle sınırlı değildir. Yüzyılımızın büyük düşünürlerinden Michel Foucault onun üzerine koca bir kitap yazar."Yeni Roman"ın iki önemli öncüsü, Alain Robbe-Grillet ve Michel Butor onu büyük bir yazı ve kurgu ustası sayarlar, çünkü, "Locus Solus"un da tanıklık ettiği gibi, Raymond Roussel imgelemin sınırlarını öncelikle ayrıntılarda zorlar.
Locus Solus
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
22 beğeni · 2 yorum
Virgül (@aga)
Bi hevesle başlamıştım bu kitaba ve hatta baya da hoşlaşmıştım kendisinden başlangıçta, niyeyse sonra fazla detay mı, dediğiniz gibi imgelemimin bana göre neredeyse hadsiz bir teferruat yağmuru ile zorlanıp, hissizleşmesi sonucu mu bilmem güzel başlayan sizin tabiriniz ile serüven ikra ettirecek noktaya varmıştı. Lakin sonradan kendime geldiğimde farkına vardım ki.... neyse devam edipte okuma serüvenize iyi kötü kanı oluşturmayayım yok yere.. Evet sınırları zorlamak iyidir, genişletir sınırları... Yalnız hoş film olur kitaptan, iyi okumalar dilerim.
14.11.17 beğen 1 cevap

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Umudun gökgürültüsü
Umudun gökgürültüsü
Doğanın yüksek ökçeli ayakkabıları sanki bu gökgürültüler, parlayan bir ışığı takiben duyduğum... Endişeli bir bekleyişin saniyeleri, tedirginliğin tam tanımı olsa gerek. O süreç ne uzun ne de kısa; can yakıcı, yürek hoplatıcı bir varoluş, bize dayatılan. Biliyorsun elbette bu parlama hayra alamet değil. İlla gelecek kıyamet çağrısı. Sonra yavaştan başlayacak damlalar düşmeye. Düşmek onlar için bile bir sorun ki hep soğuk yüzleri. İçini ısıtmayan bir varoluş. Oysa toprak hasret, tüm canlılar hasret bu düşmüş soğuğa. Kendinden “can” verecek doğaya. Damlaların işi zor bu noktada hem düşeceksin hem de umut olacaksın, seni bekleyen her şeye. Bir de sen gelmeden uyarılmış olacak herkes. Tedbir almayı salık veriyor tüm yetkililer. Şehire düşmesin istiyorlar; bu umudu taşımaya ne yürekleri yetiyor ne de alt yapıları uygun. Çamura batmaksa o tüm imajını bozuyor suni güzelliğin. Şemsiye taşımak gereksiz; durumdan fayda çıkaranların elinde az bir paraya satılıyor tek kişilik yalnızlıklar. Yağan toprağa olunca güzel, sanki beton ya da asvalta yağınca sorun. Yağmur şehirde başka kırsalda başka anlamda. Şehirde olunca yağmur, siliyordu tüm renklerin canlılığını, hatları kaybolmuş bir yalnızlıktı yaşattığı.
29 beğeni · 7 yorum
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
Umutsuz yargıların esiri olmuşuz be üstat...
13.11.17 beğen 4 cevap
Kurtok (@kurtok)
Kaleminize sağlık
13.11.17 beğen 2 cevap

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Biricik...
Biricik...
Yeni bir zorlu yolculuk.

“Felsefe tarihinin hazmı en zor metinlerinden biri olan Biricik ve Mülkiyeti yayınlandığı dönemde Feuerbach’tan Marx’a birçok filozofun katıldığı boyutlu tartışmalara yol açmış ama yakıcı etkisini, kendisi Stirner’in adını hiç anmasa da, Zerdüşt’tün yazarı üzerinde göstermiştir: Nihilizmi aşmak için onu sonuna kadar yaşamak gerekir.

Stirner her şeyi tüm çıplaklığıyla görmek ister, en başta da çıplaklığın kendisini. Hakikat hakikati perdeleyen bir insan icadıdır ona göre. Özgürlüğe karşı duyulan korkuyla inşa edilmiş bir sığınak. Din, devlet, toplum, hiç kimseyle uzlaşmaz Stirner, kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Basit ama okkalı sorular koyar orta yere. Yenir yutulur şeyler değildir hiçbiri.

İnsan’ın ötesine geçme gerekliliğini bu kadar aleni ilk o dile getirmiştir.

“Ben kendi kudretimin malikiyim ve Ben ancak Biricik olduğumu bildiğim an kudretimin malikiyim. Kendine-sahip-olan, Biricik’te yaratıcı Hiç’e, doğduğu yere geri döner. Benden yüce her varlık, ister Tanrı olsun ister insan, Biriciklik duygumu zayıflatır ve ancak bu bilincin rüzgarı karşısında sönüp gider. Meselemi Kendime, şu Biricik’e bırakırsam, o zaman meselem kendi yaşamını kendisi tüketen geçici ve ölümlü bir yaratıcının meselesi olur ve diyebilirim ki:
Ben meselemi Hiç’e bıraktım.”
Biricik ve Mülkiyeti
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
30 beğeni · 6 yorum
Gülşah Sönmez (@gulsah-sonmez)
Kolay gelsin size, felsefe kitapları zorludur, ama mesleğiniz gereği okuyorsanız o kadar zorlanmazsınız sanırım,
04.11.17 beğen 1 cevap

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Mişima ve tehlike.
Mişima ve tehlike.
Bir incelemede bu kitap daha kapsamlı bir incelemeyi hak ediyor diyordu. O zaman daha çok merak edip başladım okumaya. Ve şu satırları okuyunca ikna oldum. Kitabın başında bir betimleme:
“Evet, kesinlikle deniz... Tanrı’nın günü çelik bir gemide kapalı kalan bizler için, deniz tıpkı kadın gibidir. Durgunluğu ve fırtınalarıyla, kaprisleriyle, batan güneşi yansıtan göğsünün güzelliği ile bu benzerlik ortadadır. Daha da ötesi, denizin üzerine uzanan ve denizin üzerinde gidip gelen, yine de denize kendini vermeyi reddettiği bir geminin içindesiniz. Altınızdan akıp geçen sonsuz miktardaki bu su, susuzluğunuzu gideremez. Doğa, denizciyi kadına böylesine benzeyen unsurlarla sarmalar da, denizci yine kadının sıcak, diri gövdesinden olduğu kadar uzak kalır denizden.”

Derken bir tanım geldi biraz sonra:

“Tehlike deyince, gazetelerin abartarak yazdığı fiziksel anlamdaki yaralanma, biraz kan akması gibi şeyleri getiriyorlar akıllarına. Bunun tehlikeyle hiç ilgisi yok. Gerçek tehlike yaşama eyleminin kendisidir. Hiç kuşkusuz, yaşamak, varoluşun farklılaştığı bir kargaşadır. Fakat varoluşun her an aslında olduğu düzensiz haline çözümleyip ortaya çıkan endişeden hareketle, her an ilk kargaşayı yeniden yaratmaya çalışan kaçık bir eylemdir yaşamak. Bu denli tehlikeli başka bir iş daha olamaz.”

Mişima’nın okuduğum ikinci kitabı ama bu çok iyi başladı.
Denizi Yitiren Denizci
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
24 beğeni · 4 yorum
Gülşah Sönmez (@gulsah-sonmez)
İncelemenizi bekliyoruz kısa zaman içerisinde, merak ettim doğrusu
02.11.17 beğen 1 cevap

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Çalınmış yalnızlıklar.
Çalınmış yalnızlıklar.
Herkes için gerçeklik kendinde saklıdır. Fakat her “ben” bir “bize” tutturulur; bireylerden -birbirlerine her ne kadar gevşek bir biçimde bağlı olsalar da- bir toplum oluşur, yalnızlıkların oluşturduğu bir çeşit öğe. Tüm bunlardaki en garip paradoks ise bir şehirdir, birleşmeyeni birleştirir. Bu noktada yalnız olma ihtiyacı, kendini koruma içgüdüsü ile neredeyse benzeşiyor. İnsanlar, durmaksızın çalışma pahasına, birbirlerinden birbirleriyle olmama imkanını satın almak için yaşamlarını sürdürüyorlar. İnsanlar, duvarlar satın almak için sanatlarından, işlerinden, hırsızlıklarından para biriktiriyorlar. Kırsal bölgede, insan yığınlarından uzakta yalnızlıkları güvende değil, duvarlar tarafından sınırlandırılmamış ve saldırıya fazlasıyla açık; şehirde düzenli, panjur ve duvarların ardına gizlenmiş, kilit altında, tam anlamıyla korunuyor... İpekböceğinin, zamanı geldiğinde tedirgin bir şekilde durgunluk, sessizlik arayışı içinde kaçıp kendini kozasının içine hapsetmesinin sebebi budur. Bir şehir de tedirgin şekilde kaçanlardan ve münferit kozalar sisteminden oluşur, tek amacı da budur zaten. Ve tabii ki şehir, gün ortasında değil gece yarısında en çok şehre benzer, yaygara ve tangırtılar olduğu zaman değil, tamamen sessizlik ve rüyalar olduğu zaman: Ölü, ışıksız pencereleri ve bir dizi kapalı kapılarıyla, yalnızca terk edilmiş bir sokak, bir şehir ne demek tam anlamıyla söyleyebilir. Evet yalnızca sırtlarımızı birbirimize çevirerek yaşayabiliyoruz...

Sigizmund Krjijanovski
Bir Cesedin Otobiyografisi
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
9 beğeni · 0 yorum

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Öyküler...
Öyküler...
Bir Rus yazar. Öykülerini yeni keşfediyorum. Ama akıcı dili ve farklı bir bakışı var hayata ve olaylara.

“Benim olmayan “benlik” öteki olarak, yabancı olarak görülür ve sana indirgenemez. İnsan damlaları için nehir yatağı ya da akıntı yoktur. Onlara göre, “ben” ve “biz” derin kanyonlar tarafından ayrılır. Ardı ardına gelen kimsesiz jenerasyonların ait olduğu kanyonlar... Bu insanların tek ihtiyacı toprak altına gömülmektir. Ve de unutulmak. Şimdi anlıyorum: “Biz” ile beslenmiş, minik canlısını sarmalayan anaç organizmaya göbekten bağlanmamış bir “ben” kendi olmaya başlayamaz. Sıkıca kapanmış çenetlerin içinde gizlenmiş yumuşakçalar bile, birinin gelip o çenetleri sert bir mental bantla bağlayarak onlara yardımcı olması halinde ölecektir.”
Sigizmund Krjijanovski.
Bir Cesedin Otobiyografisi
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
17 beğeni · 3 yorum
ruhadam (@ruhadam)
güzel bir alıntıymış, keyifli okumalar
31.10.17 beğen 1 cevap

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Kelimelerin sıcaklığı
Kelimelerin sıcaklığı
Sustu. Azıcık ısınmak için birçok kelime geçirdi aklından. Hiçbiri yakmadı içini. Kelimelerin hepsi uzak, soğuk ve yalnızdı. Ateşi düşündü önce ne de olsa Tanrı’lardan çalınmıştı ısıtır sandı içini; o güzel ışıklı ve kırmızımsı portakal rengi. Şömine içinde ateş çok gelmedi aklına ama harlanmış bir sobanın o küçük deliğinden baktığı çocukluğu geldi aklına. Ama çocukluğu da uzaktı, terk etmişti onu, küsmüştü. Oysa o delik ne hayaller yakıyordu gözlerinde; gelecek günlerin korunda. Sıcaktan mı Işık’tan mı bilinmez, gözleri acıyana kadar o sobanın o deliğine bakardı. Bir gülümseme olurdu daima yüzünde. Deliğin yanında kaynayan güğüm bile bozamazdı bu anın büyüsünü. Birden o güğüm ısıtır sandı içini, hani çok soğuk kış günlerinde sokaktan geldiğinde yapışırdı ona eldivenleri ile. Sızım sızım sırlardı oysa ısıtmazdı o da. Bu da işe yaramamıştı işte içini ısıtmaya. Sonra birden aklına geldi elleri buz kestiğinde onları ısıtan tek şey annesinin koltuk altı idi. Bir an o kovuğu özledi o kokuyu. Sonunda hatırladı içindeki boşluğun sebebini yalnız bir var oluşun yükünü. Kelimelerin anlamı değil onu anlamlandıran; kişilerin yokluğuydu içini üşüten. Çalınan çocukluğu ve çalmalarına izin verdiği için kendisiydi içini üşüten. Bir sigara yaktı ateşi seyrederek, içine çekti dumanı ve kalkıp karıştı karanlığa...
29 beğeni · 3 yorum
Semih Oktay (@semih-oktay)
"Sıcaktan mı Işık’tan mı bilinmez" Özel isim mi burada kullandığın "Işık"? Farklı bir anlamı olabilir mi,diye düşündüm ama çıkaramadım.
25.10.17 beğen 1 cevap

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Çukur!
Çukur!
Yolda okuyayım dedim. İyi başladı.

Çukur
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
44 beğeni · 5 yorum
Semih Oktay (@semih-oktay)
Andrey Platonov, gerçek adı Andrey Platonoviç Klimentov, Rus yazar. Bir komünist olmasına rağmen, eserleri kolektifleşmeye ve diğer Stalinist politikalara karşı kuşkucu tavır içerdiği için ömrü boyunca yasaklanmıştır. Vikipedi
Doğum tarihi: 1 Eylül 1899, Voronej, Rusya
Ölüm tarihi ve yeri: 5 Ocak 1951, Moskova, Rusya / Bu bilgileri buldum Yazarımız hakkında Ömer Kardeşim. Nereden de bulursun hep ama hep böyle benim tanımadığım yazarları anlamam! ;)
24.10.17 beğen 1 cevap
Şölen (@byck)
Kaçtır gözüm bu kitaba ilişiyordu :) Yakında okurum kısmetse ;)
24.10.17 beğen 2 cevap
/ 120