ara

Mehmet

Mehmet

@yoldas

-Biliyor musunuz o parada tüyü bitmemiş yetimin hakkı var. Hani dindarsınızdır diye söylüyorum. İçinizdeki Allah korkusu önlemiyor mu böyle bir hırsızlıktan yararlanıp, milletin parasını çalanlarla ortaklık etmeyi?

Everest Yayınları - Sayfa - 148


Kendi sınıfsal çıkarlarımıza sırtımızı dönüp bu soyguna, bu yağmaya, bu talana işçinin emekçinin alın terini gasp edenlere verdiğimiz sınırsız desteğin hesabını soruyor Vedat Türkali...
Bir Gün Tek Başına
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğeni · 0 yorum

Mehmet

@yoldas

- Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi ya, ülke daha böylesine apaçık vatan satıcılarına kaptırılmamıştı. Bu atom çağında, Amerikan üsleriyle donattılar ülkeyi.

Everest Yayınları Sayfa - 124
Bir Gün Tek Başına
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğeni · 0 yorum

Mehmet

@yoldas

'' Sadece okumaya yarıyorsa kitaptan iyi afyon yok !.. ''

Everest Yayınları Sayfa - 4
Bir Gün Tek Başına
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
6 beğeni · 0 yorum

Mehmet

@yoldas

Birtakım İnsanlar Öyküsünden.
- Ağabey, dedi, buradan bana benzer birtakım adamlar geçti mi?
Paltomun yakası içinde yarı yarıya kaybolmuş kafamı çıkardım. Kafamı bir iki defa salladım. Soğuğa alışmış, mukavemete hazırlanmış gibiydim. Kulaklarımı keskin bir rüzgâr ısırdı. Adama baktım:
Bana benzer adamlar...Bütün insanlar birbirine aşağı yukarı benzemez mi? Bana benzer adamlar, ne demekti?
Evet, adamın hakkı vardı. Ona benzer adamlar, ötekilerden kolaylıkla ayrılabilirdi. Kış günü bir şehirde insanlar palto, şapka giyer, ayaklarında fotinleri vardır. Belki paltolarının renkleri, şapkalarının kurdeleleri ve alamerikan yahut alaturka şapkalarıyla birbirlerinden ayrılabilirler, icap ederse.
Bu adamın ne paltosu ne şapkası ne de ayakkabıları vardı. Buna mukabil sırtında mor pamukları yer yer, parça parça dökülen bir hırkası, belinde ipi, ayağında yazlık, tüy gibi bir pantolonu ve ayaklarında da yine iplerle bağlanmış çuvalı...
Yüzü tatlı esmer renkliydi. Sakalı uzamıştı. Yirmi beş, otuz yaşlarında gözüküyordu. Yalnız gözlerinde büyük, korkak, acele bir şeyler vardı. Acaba, dedim bir esrarkeş midir?
O devam etti:
- Benim gibi ağabey, dedi. ( üstünü başını gösterdi.) İşte bu biçim adamlar görmedin mi? Bazıları şu yoldan geleceklerdi. Birtakımları da
(Taksim Sineması'nın aşağısındaki yolu göstererek ) şu yokuştan çıkacaklardı.
İşi kısa kesmek istedim. Meçhul, karanlık, dalgada bir kafada her türlü hayaller dolaşabilir, neme lazım...
- Görmedim vallahi! dedim.
- Allah Allah! dedi. İmkânı yok. Muhakkak geçmişlerdir. Ben yolda biraz eğlendim. Onları kaybettim. Yoksa geçmemelerine imkân yok.
- Nedir bu adamlar canım ? diye sabırsızlık ve merakla sordum.
Kafamın içinde esrarengiz, büyülü garip hikâyeler canlandı. Hatta daha ileriye giderek başka ve daha tuhaf şeyler düşündüm. Adamın afyonlu kafasına girmiş gibi oluyordum.
- Ağabey, biz, dedi, Tophanede' ki sabahçı kahvehanelerinde yatarız. Hepimiz hamal, uşak gibi herifleriz. Ama namusumuzla yaşıyoruz. Ne yapalım ? Beş on para kazanırız. Geceleri de kahveciye beş kuruş verir, bir köşede uyuruz. Ne yapalım ? Otellere para mı dayanır ? En aşağısı otuz kuruş. Otuz kuruşla iki gün geçimimiz var...
Ha! Bu akşam polisler geldiler. Sabahçı kahvelerinde yatmak yasakmış. Hepimizi çıkardılar. Biz de hep birlik olduk. Gidelim valiye çıkalım, uyandıralım, derdimizi anlatalım, dedik. İşte birtakımı şu yokuştan, birtakımı da arkadan geldiler. Demek görmedin ağabey.
- Görmedim, dedim. nerelisin sen?
Gözleri çakmak çakmaktı:
- Zonguldaklı beyağabey.
Gece yarısı, bu soğukta valiye gideceklerine başka bir koğuş bulmak, daha olmazsa polisler gittikten sonra kahveciye zorla kapıyı açtırmak mümkündü. Valiye kadar çıkmayı akıl edemezler. Bu muhakkak bir esrarkeştir, dedim.
- Neyse, ben yukarıya doğru bir hızlanayım, geçmişlerdir de sen görmemişsindir, dedi ve hafif hafif serpen karın içine karıştı gitti.
Tramvay gelmişti. Atladım. Tam yedek subay mektebinin önünde bir takım adamlar gidiyordu. Fakat camlar o kadar buz tutmuştu ki göremeyince tramvaydan atladım.
Belki seksene yakın insandı. Aralarında çok gençleri bile vardı. Büyük adımlarla gayet ciddi yüzlerle yürüyorlardı. Önde gidenlerin halinde daha büyük bir vaziyet vardı. Daha ciddiydiler. Tek tük geçenler durup onlara bakıyorlardı. Fakat onlar hiç kimseye bakmıyorlardı. Yalnız en önde gidenler bağıra bağıra konuşuyorlardı. Vali ile nasıl konuşacaklarını talim ediyorlardı. Kıyafetlerine baktım. Evet, benim mor pamuk hırkalı ve keten pantolonlu adamın hakkı vardı; onun gibi birtakım adamlar gidiyorlardı. Kulaklarımda genç Zonguldaklının:
- Canım, benim gibi adamlar beyağabey, dediği zamanki hali geliyordu.
Yatağım, tramvay beklediğim dakikalardaki o munis halini kaybetmişti artık. Ne şu, ne buydu. Bir yataktı. İçinde yatabildiğim için mesut değildim.
Sabahçı kahvelerini kapamadan evvel birkaç tane gece barınma evine şiddetle ihtiyacı olan İstanbul şehrinin kışı bazan ne kadar uzun, ne kadar uzun ve bitmez tükenmez bir afettir, bilen bilir.

Türkiye İş Bankası Yayınları Sayfa - 84 - 85 -86 -87
Semaver
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
7 beğeni · 0 yorum

Mehmet

@yoldas

Kelimelerin yumru yumru olup boğazımı tıkadığı, nefesimin kesildiği, okuduğum satırların karşısında çaresizce boş boş bakıp kalakaldığım anlar olur bazen. Susarım tek kelime edemem. İnsan olmamak için direnenleri gördüğüm zaman insanlığa dair umutlarım tükenir. Yok artık derim. Bir kez daha okurum, bir kez daha okurum, bir kez daha okurum. Ve gerçekten bu tip insanlarla aynı gökyüzünün altında yaşadığım için utanırım. Aynı güneşin altında ısınıyor olmaktan, geceye usul usul yağan yağmurlardan, açan çiçeklerden, dökülen yapraklardan, yağan kardan. En çok da o zavallıların özgür olamıyor oluşlarından utanırım. Bedeniniz teslim alınabilir, özgürlüğünüz teslim alınabilir, yüreğinizi ve vicdanınızı teslim ettiğinizde zaten geriye kalanların hiçbirinin önemi yoktur.

Yeni akit gazetesi yazarı Mehtap Yılmaz'ın işçiler için yazdıkları.

'' Madem kaşınıyorlar!

Madem “kaşı beniii, kaşı beniii” diye debeleniyorlar!

Madem bitlendik diye kuduruyorlar!

Birilerinin bu itlerin kafasındaki bitleri ayıklayıp içeri tıkması lazım!

Yok, benim yetkim bu itlerin bitleriyle sözcüklerle mücadele etmek! Yetkim olsa bu itlerin bitlerini tek tek ayıklar, ezerim…

Bu itleri kaşındıran tahtakurularını zevkle ezerim ama yetkim yok…

Devlet ne güne duruyor?

Hadi bakalım! ''
EK 1
'' Bu işte bir tezeklik arayacaksın! Şayet bu itler, bitlendik falan diyorsa da üzerlerine biber gazı sıkıp, içlerindeki şeytanı çıkartacaksın! '' 19.09.18
11 beğeni · 7 yorum
lila (@nenuphar)
İnsan olabilmek için başkalarının acılarını duymak gerekir. İş kazalarının, ölümlerin olduğu, kötü çalışma koşullarında çalıştırılan işçilerin isteklerini umursamayıp hakaret edilmesi, böyle seviyesiz ifadeler kullanılması acı ve utanç verici.
18.09.18 beğen 3 cevap
kader.cmln (@elzemxox)
Kanım dondu bu kadar düşülemez insanlıktan..!
18.09.18 beğen 2 cevap

Mehmet

@yoldas

Avuntudan yoksun karanlık, günlük yaşamımızın tüyler ürperten kısır döngüsüdür. Sabahları niçin kalkıyor yataktan, niçin yenilip içiliyor, akşam oldu mu neden tekrar gidilip yatılıyor? Çocukları, ilkelleri, sağlıklı genç insanları, hayvanları bu önemsiz nesne ve etkinliklerin döngüsü rahatsız etmez pek. Düşünme denen şeyin çilesini çekmeyenler sabahleyin yataktan kalkmayı kıvançla karşılar, yiyip içecek olmalarına sevinir, yeterli görür bunları, durumun başka türlü olmasını istemez.

Yapı Kredi Yayınları - Sayfa - 121
Gertrud
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
6 beğeni · 0 yorum

Mehmet

@yoldas

İnsanoğlu acayip bir yaratık; yeni yaşamımın orta yerinde, isteklerim henüz gerçekleşmişken bazen ne tuhafsa öyle oluyordu ki, geçici, hafif, sanki tüller gerisinden duyumsanan bir özlem üzerime çullanıyor, yalnızlık, hatta can sıkıntısı ve boşluk içinde geçirilen günleri aramaya başlıyordum. Doğup büyüdüğüm kentte geçirdiğim ve sonunda kasvetli monotonluğundan kaçıp kurtularak Tanrıya şükrettiğim günler bana özlenmeye değer görünüyor, hele iki yıl önce dağlarda gezip dolaştığım haftalar gerçek bir nostalji duygusuyla hayalimde canlanıyordu.

Yapı Kredi Yayınları - Sayfa - 67
Gertrud
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
2 beğeni · 0 yorum

Mehmet

@yoldas

3. Havalimanı
Aylardır adı sürekli iş cinayetleriyle anılan, havuz medyası için haber değeri taşımayan, öve öve bitiremediğimiz 3. havalimanı işçilerinin eylemi. ( eylem başladıktan sonra havuzda haber değeri taşıyabilir )

https://www.youtube.com/w...h?v=jSfNcN_vgcE

''Kemersiz düşüp ölene kemer takıyorlar!''
'' 400 işçinin ölümü gizlendi iddiası ''

En insani talepleri bile yerine getiremeyen burjuvazinin dayattığı köleliğe boyun eğmeyen işçilere selam olsun o vakit.
9 beğeni · 6 yorum
Orhan Şahin (@orhansahin)
- Abi şimdiye kadar niye ayaklanmamışlar son bir ay kaldı açılışa dış güçler, komunist, şerefsizler el ele diyip fetocu, vatan haini falan ilan ediliyorlar ? Hakkını arayanın itham edilişine mi yanayım yoksa harbiden bir ay kala bu ne şimdi diyip paranoyaklığıma mı yanayım bilemedim 😒🤔
15.09.18 beğen 3 cevap
Ka!?. (@nfk1)
Alekum selam
15.09.18 beğen cevap

Mehmet

@yoldas

12 Eylül Faşist Cunta
12 Eylül Faşist Cunta
12 eylül darbesinden günümüze;

'' Tanrısı değişir kendisi değişmez tek din faşizmdir. ''
14 beğeni · 3 yorum
lila (@nenuphar)
"Beni ibret olsun diye asacaklar
Ama ben ölümden korkmuyorum.,."
13.09.18 beğen 2 cevap

Mehmet

@yoldas

İnce Memed 2
İnce Memed 2
Zulme karşı koymamak zalime ortak olmaktır.

Yapı Kredi Yayınları - Sayfa - 181
İnce Memed - 2
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
6 beğeni · 0 yorum
/ 9