up
ara

Murat Ciman

Asalet Mecbur Kılar
Murat Ciman

Murat Ciman

@MuratCiman

Kesinlikle Okunması Gerek Bir Kitap
ataç ikon Bu Ülke
kitaba 10 verdi
3 beğen · 1 yorum
mehmet tekiner (@mehmettekiner)
ahmet Kabaklı bu ülke için şöyle söylüyor: Okunacak değil, ezberlenecek kitap...
26.02.15 beğen cevap
Murat Ciman

Murat Ciman

@MuratCiman

Okurken, kendimi içinde bulduğum, karakterlerle yakın hatta yanlarındaymış gibi hissettiğim romanlardan. Kapağı gibi sıcacık, kendi halinde bir İstanbul romanı yazmış Livaneli.

Üç farklı insanın hikayesini anlatıp onları bir araya getirir. Baş karakter Leyla hanım tam bir eski İstanbul hanımı. Toplumdan dışlanmış bir hayat yaşar. Bunun nedeni gayrimüslim bir babadan olduğu içindir. Annesi ölünce dedesinin felç geçirmesine sebep olduğu için onu suçlarlar bu durumdan. Leyla evde dadısıyla kendi dünyasındadır. Yıllardır oturduğu ve mirasçısı olduğu yalıdan, yeni sahipleri tarafından çıkarılır. Onun için bir deli raporu bile çıkarmaya vardırırlar işi. Çıkmaz istemez, elinde bavuluyla kapıda bekler. Açıkçası o hali çok içime oturmuştu.

Sonrasında Leyla'nın eski hizmetkarının oğlu gazeteci Yusuf'un dikkatini çeker bu durum. Yusuf bakar içinden çıkamaz ve Leyla'yı alıp kendi evine Cihangir'e götürür. Hayatında kendi muhitinden bile belki hiç çıkmayan Leyla için Cihangir bambaşka bir dünyadır.

Ve romanın çarpıcı diğer karakteri Yusuf'un sevgilisi Rukiye nam-ı diğer Roxy'e geliyoruz. Almanya da büyüyen türk kızı Roxy'nin iki ülkede de dışlandığını görüyoruz. Almanya da Türk diye dışlanırken, Türkiye'de de "Almancı" diye bakılır. Ailesel sorunları onu küçük yaşta porno sektörüne iter. Roxy'nin içinde ise müzik vardır. Hip hop müziğine gönül veren Roxy zamanla kendi müziğini yapmaya başlar.

Yusuf Leyla'yı alıp evine getirdiği zaman Roxy hiç hoşlanmaz bu durumdan. Küçücük evlerine kendileri zor sığarken birde tanımadığı yaşlı bir kadını getirdi diye söylenip durur. Tabi diğer odadan Leyla bu sözleri, aşağılamaları, yer yer hakaretleri işitir uzun bir süre.
Sonrasında bir gün Roxy klavyede müzikle uğraşırken Leyla odasından çıkar ve ona yanlış yaptığı noktayı gösterir. Roxy çok şaşırır kadına ve müzik sayesinde aralarındaki o duvar yıkılır. Yaptıkları ve söylediklerinden utanır, çok sever tanıdıkça Leylayı. Sanki küçük bir aile olurlar. Sonrasında Leyla onların hep yanlarında olur, çok sevdiği evine kavuşur. Roxy hamile kalır, Rukiye ismine geri döner. Bu kitabın belki de en önemli yanıdır. Roxy'nin çocuğuna iyi bir anne olma çabası güzel gelir bize. Ve bebekleri doğduğunda adını Leyla koyarlar.

Beni Leyla karakteri çok etkilemişti. Hep büyüklerimiz "sizde yaşlanacaksınız" derler ara ara. Evet yaşlandığımda Leyla gibi olmayı isterim ben. İnsanlara hoşgörü ile yaklaşmayı, aşina olmadığı bir yere bile alışabilmeyi, sevgi ve kibarlıkla çevresindeki insanları mutlu etmeyi ve bunu yapabilen bir yaşlı olmayı gösterdi bana. Kitapta beni etkileyen en önemli unsur bu durumdu. Leyla'nın o naif ve anlayışlı hali sayesinde bu üç insan aile gibi sıcacık bir dostluğa kavuştular.

Eleştirdiğim bir nokta oldu, oda benimde müziğe düşkün olduğumdan dolayı gözüme battı resmen. Livaneli Roxy'nin müzikal ruhunu, hip hop sevgisini anlatırken basite kaçmış sanki. Almanya'da büyüyen ve bu müziğe gönül veren birinin bu denli basit ve popüler müzikleri dinleyeceğini sanmıyorum. En azından ben Roxy olsam onları değil, şunları şunları dinlerdim kesin dedim sürekli okurken. Onun dışında çok fazla eleştirilecek yanı yok bu şahane kitabın.

Ben dizi veya film olarak görebiliriz bu kitabı derken, izleyicilerden tam not alan başarılı bir tiyatro uyarlaması oldu. Geçen sene trafik kazasında kaybettiğimiz Onur Bayraktar'ı aklımıza getirecek aynı zamanda.

Güzel, hüzünlü bir romandır. Livaneli okumak isteyenlere şiddetle tavsiye ederim.
ataç ikon Leyla'nın Evi
kitaba 10 verdi
1 beğen · 1 yorum
FULYA GÜN (@fulyagun)
Çok yararlı ve samimiydi.İnceleme için teşekkür ederim :)
28.05.15 beğen cevap
Murat Ciman

Murat Ciman

@MuratCiman

12 Yaşında bir cocuğun cığlıgı 120 desibele ulaşırsa ne olur ??

Harika bir Grange kitabının da sonuna geldik
ataç ikon Koloni
kitaba 10 verdi
1 beğen · 0 yorum
Murat Ciman

Murat Ciman

@MuratCiman

Bu adam işinin hakkını veriyor
ataç ikon Kızıl Nehirler
kitaba 10 verdi
0 beğen · 0 yorum
Murat Ciman

Murat Ciman

@MuratCiman

Zülfü Livaneli - Serenad

Derin Duygular İçerisinde Severek Okuduğum Bir Kitap Serenad
Kitaplığımın En Güzel Köşesindeki Yerini Aldı An İtibari ile
Hikaye, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar. 1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir. Bu süreçte Maya İşinden ayrılmak zorunda kalıyor, gazete manşetlerine düşüyor, Peşine istihbarattan adamlar düşüyor. Ailesi ile çatışıyor. Ama bunlar olurken de oğluyla ilişkisi düzeliyor, kendini buluyor.Hayata bakış açısı değişiyor. Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay,
"bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor. "
ataç ikon Serenad
kitaba 10 verdi
0 beğen · 0 yorum
Murat Ciman

Murat Ciman

@MuratCiman

Jean-Christophe Grangé - Kaiken

Romanımızın baş kahramanı bir başkomiser, Oliver Passan. Adamımız Japonya’yı takıntı haline getirmiş; bir dönem orada yaşamış ve güzelliklerine aşık olmuş, çok zaman geçmeden de bu kültürün bir fanatiği haline gelmiş. Takıntısı onu bir Japonla evlenmeye bile yönlendirmiş. İşte roman da Passan ve karısı Naoko’yla ilişkilerinin sallantıda olduğunu ve boşanma aşamasına geldiklerini anlatarak başlıyor; Passan’ın uzun süredir peşinde olduğu ve her defasında elinden kaçırdığı bir katilin anlatımıyla devam ediyor. Katilimizin adı da Patrick Gulliard. Bu katil, hamile kadınları kaçırıp onlara işkence ediyor, en sonunda da karınlarındaki fetüsleri çıkarıp onları yakıyor. Takıntılı başkomiserimiz Passan da bu katili yakalamak için tekrar ava çıkıyor. Aynı zamanda, günler geçerken Passan evinde bir takım tehditler almaya başlıyor, işin içine ailesi de dahil olduğunda işler çığrından çıkıyor onun için.
Passan, katil hakkındaki gerçekleri bir bir öğreniyor ve onu yakalamaya adım adım yaklaştığını hissediyor. Bazı anlarda durması emredildiği halde daha çok bastırması ve ileri gitmesi de başına bir takım işler açıyor. Japonya’ya bu denli takıntılı başkomiserimizin bir yandan da Gulliard’a takıntılı olduğunu keşfediyoruz biz de. Az önce bahsettiğim Passan’ın Gulliard hakkında öğrendiği gerçekler ve keşfettikleri, bu dosyanın akışını, buna paralel olarak da romanın akışını değiştiriyor.
Romanın gidişatıyla ilgili bahsetmekten kaçınmam gereken ama bir yandan da hoşuma gitmediği için söylemek istediğim bir durum var ki, onu kitabın sürprizini kaçırmadan anlatmaya çalışacağım size. Kitap bir yere kadar Gulliard’ın hikayesi ve Passan’ın avıyla devam ederken, beklenmedik bir anda başka bir olay çıkıyor ortaya. Bu çıkış daha önce bahsettiğim tehditlerin kaynağını yanlış olayda ve yanlış kişide aradığını anladığı anda var oluyor. Diğer bir deyişle, roman karakterimiz Passan yanılgısını anladığında, biz de okuyucular olarak yanılgımızı anlıyor ve merak içinde işin aslı neymiş diye okumaya devam ediyoruz.
ataç ikon Kaiken
kitaba 10 verdi
3 beğen · 0 yorum
Murat Ciman

Murat Ciman

@MuratCiman

P.J. Parrish - Ölüm Şarkısı

Kitabımız gazeteci Matt'in kardeşiyle gittiği bir barda başlıyor. Matt kardeşinden gözünü bir anlığına ayırıyor ve geri baktığında kardeşini göremiyor. Tüm barı aramasına rağmen kardeşini bulamıyor. Bir gün sonra terk edilmiş bir evde kız kardeşinin çıplak cesedi bulunur. Kardeşinin cinayetiyle ilgili tek ipucu vardır. Kız kardeşinin kaçırıldığı saatlerde Ipod'una yüklenmiş bir şarkı. "Pariste Bir Sevgili... Başını Kestim..." Matt bu ipucunun başka cinayetleri de işaret ettiğini düşünerek Paris'e gider...
Kitabın başından itibaren katilin duygularını öğrenmemiz hem heyecan kattı hemde kitaba çabucak kuru gerilim yerine katilin duygularını ve psikolojik durumunu anlayarak empati kurmamı sağladı. Benim gözümde Tess kitaplarından daha değerli bir kitap oldu. Temposu hiç düşmedi ama 250 sayfadan sonra kitabın temposu tavan yaptı. Bir türlü elimden bırakamadım. Hele o yeraltı mezarlığında geçen bölümler harikaydı!
Normalde bir kitabı bir kereden fazla okumam ama Ölüm Şarkısını bir ara tekrar okumayı planlıyorum. Araştırma yaptım ve yazarlarımızın birçok kitabının olduğunu ve Arkadya'nın bizi bu kitaplarla bir an önce buluşturmasını umuyorum:)
ataç ikon Ölüm Şarkısı
kitaba puan vermedi
0 beğen · 1 yorum
Turgay GÜNLÜOĞLU (@nemessis)
Kitap kesinlikle sıkılmadan heyecan duyularak okunabilecek bir kitap herkese tavsiye ederim.
11.02.15 beğen cevap
Murat Ciman

Murat Ciman

@MuratCiman

Nazan Bekiroğlu - Nar Ağacı

Bu hikaye görünürde yazarın dedesinin nasıl olup da Tebriz'den gelip Trabzona yerleştiğini ve burada yazarın anneannesiyle tanıştığını ve bu serüvendeki duraklarını anlatır. Fakat aslında hiç de yazarın hikayesi değildir.Sahibi benim,sensin, benim dedem, senin ninen,benim büyük annem.Bu toprakların tozunu toprağını kullanarak aşkla mayalanmış gönül denen teknede, kabarmış taşmış bir hikaye öyle ki dolmuş bütün yüreklere.
İskeletini aşk oluşturuyor,evet. Setterhan'ın yüreğine gömülen de aşk, Sofya'nın yüreğine gömülen de.En nihayetinde Zehre'nın yüreğine atılacak köprüler de aşk. Ama nedir iskelet? Vücudun ayakta durmasını sağlayan iskeletse onu sarıp sarmalayan deridir, yaşamın devamı için çalışanlar organlardır, ve en mühimi kalptir. Ve bana göre Setterhan bu romanın iskeleti olabilir evet ama romanı vücuda bürüyen, iskeleti sağlamlaştıran, dolduran ve en mühimi ona kalp olan şey yazarın o müthiş anlatımı ile savaşın hallerinin anlatıldığı bölümlerdir. Savaşı ve savaşın yakıp yıktığı hayalleri, kırıp döktüğü haneleri, silip süpürdüğü umutları, bir darbe ile devirdiği o yiğit delikanlıları, masum güzel kızları anlatır. Ve sanki masumiyet bile o kızlarla birlikte ölüp gitmiş gibidir.
Setterhan'ın Azam'a olan aşkı, Piruz'un arkasından bir hikaye geleceği, Sofya ile yaşadıkları ve hatta Zehra ile nasıl olup da birleşecekleri merak konusuydu ve akıcı bir şekilde okuttu kitap kendini. Azam'da Tebriz'i, Piruz'da eski inançları, Sofya'da Batum'u, Rusya'yı ve Zehra'da Anadolu'yu sermiş önümüze ve bir öğretmen edasında anlatıyordu yazar. Öyle bir sunum ki ortaya çıkan, kitap bir eser değil; her bir kelamı her bir cümlesi sanat eseri. Sanki bütün kelimeler seçilip cımbızla yerleştirilmiş, sanki her bir cümle için ayrı bir fırça kullanılmış. Aynı yemek tarifi kullanıldığı halde tutturulamayan yemekler gibi herkes tarih anlatmıştı bize evet ama bu tadı tutturan çok azdı. Annenin "eli değmesi" gibi bir şeydi bu ve bu kitabı da Nazan Bekiroğlu dokunuşu böyle etkileyici kılmıştı. Şahsen ben daha önce yaşamışımdır, usta tarihçi diye kitabını alıp da bir türlü bitiremediğim, "Olmaz bu kitabı okumalıyım" deyip de kaç defa tekrar başlayıp yine yarım bıraktığım...Ne çılgın günler! Benim için sanatsız, düz anlatımlı bir kitap kurak bir toprak gibidir, kitap dediğinde dal dal açmalı çiçek, bağ bağ olmalı üzüm, serin serin esmeli çam ağaçları..Fakat şunu da söylemeliyim ki betimlemelerden hoşlanmıyorsan, sözlerin fazla süslenmesini sevmiyorsan işte o zaman bu kitap sana bitmeyecekmiş gibi, çok yavaş ilerliyormuş gibi gelebilir ki öyle bile gelse bırakma çünkü öyle kapılar açılıyor ki kitapta ardı ardına,yavaş yavaş çıktığın bu gezintiyi koşa koşa bitirdiğini fark edeceksin.Açılan her kapının ardına ayrı bir hikaye, ayrı bir hüzün, ayrı bir tasa...
Karakterlerden de bahsetmek lazım kısaca ancak karakterlerin her biri öyle güçlü ki hepsi ayrı ayrı bağımsızlığını ilan etmiş durumda; hepsinin küfesinde öyle yükler var ki ne bir gram az gelir diğerinden ne bir gram fazla...Bir ara " Yazar neden bunu iki kitap haline çıkarmadı" diye düşündüm.Zehra ile Setterhan'ı o bahçede bıraktım ya yetmedi bana; ırmaklar buldu birbirini birleşti ya nereye akar bundan sonra nasıl coşar bilmek istedim. Zehra ile Setterhan'ın bahçe kapısını kapattım aralamak için başka kapıları.Dedim ya her kapının ardında başka karakterler, başka hikayeler ar ve de öylesine sahici ki..Olur ya bazen bazı roman karakterlerini sorgularız, sonuçta bir kurgudur ancak mantık hataları gözüne batar.Bu kitap da mantık hatası bulmak çok zor.Zaten hikayeye kendini öyle kaptırıyorsun ki aramak da aklına gelmiyor.
Aralıyorum başka bir kapıyı Piruz'u görüyorum, bir başkasında Mirza Han,Sofya...Fakat sonunda yazar bizi öyle bir kapının önüne getiriyor ki, kapı aralandığında taşan yükler oturuyor yüreğime bir karabasan gibi...Bu kapının ardında savaşın en çıplak en acımasız hali var..Hacıbey o evde kaldı ya bir başına orada tutuşmaya başladı ruhum, öyle gerçekti ki Siranuş, Anuş sanki ben de oradaydım.
"Bir de" diye seslendi "Sıcak ekmek içini çok sever.Unutmayın.Bir de ağlar da susmazsa şekerli su yapın.Bir de ateşi yükselirse...Bir de hıçkırığı tutarsa..."
ataç ikon Nar Ağacı
kitaba 10 verdi
2 beğen · 0 yorum
/ 2