up
ara

Alper Ergin

Türk.
Alper Ergin

Alper Ergin

@aeturk

Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz? paylaşım fotoğrafı
Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünemezler...
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler.
Çocuklarını iyi yetiştiremezler
Evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz
Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evlerine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
Gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
Binlerce yılın kalın kabuğu altında
Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
Aldanmak korkusu içinde
Sürekli birbirlerini aldatırlar.
Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işareti olarak
Onları herkesin ortasında döverler.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet, tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir.
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
Ezim ezim ezilirler.
Enflasyon denilince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
Cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
Onbir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
Şehre giderler!

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
Ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
Herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
Kızlarının talihsizliğini
ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
Yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
Bunun, Tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
Ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
Gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
Zengin bir akrabalarından söz ederler.
Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
Ama sokağa çıkar çıkmaz sümküre sümküre
Yollara tükürürler..
Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
Gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
Ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
Sonuçlarını görmeden inanmazlar.
Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
Mülk düşkünüdürler amansız derecede
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarını ipoteği altındadır.
Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde...

KÖYLÜLERİ, SÖYLEYİN NASIL
NASIL KURTARALIM?
Şükrü Erbaş
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Alper Ergin

Alper Ergin

@aeturk

Kitaplarda ki çıldırtmalık yazım ve basım hataları... paylaşım fotoğrafı
Kitaplarda ki çıldırtmalık yazım ve basım hataları...
Kristof Kolomb 1942 yılında denize açılmış.Amerikayı yeniden keşfetmek deyimi burdan geliyor heralde.
Kitabı okurken telefonlarda ki gibi otomatik düzeltme tuşu olsun istedim.50 kez olur mu aynı hata??
10 beğeni · 6 yorum beğen ikon
Lilu Helenium (@lalalakv)
Bende karşılaşmıştım bu tarz hatalarla, kitap belki orijinal olmayabilir.
29.06.18 beğen cevap
Vüsat (@vayacondios)
Hayal İmparatorluğu başlığını taşıdığına göre hayali bir bilgi içermesi kaçınılmaz sanırım. En azından denize açıldığı yer doğru diyelim ve kendimizi avutalım...
29.06.18 beğen 1 cevap
Çağrı (@cagri576)
Belki bir göndermedir kitabın sonunda açıklar
29.06.18 beğen cevap
Alper Ergin

Alper Ergin

@aeturk

George Orwell paylaşım fotoğrafı
George Orwell
"Ama artık her şey yoluna girmişti, mücadele sona ermişti. Sonunda kendine karşı zafere ulaşmıştı. Büyük Birader'i çok seviyordu."
1984 - George Orwell

G.Orwell 115 yaşında!
George Orwell
ünlüye 10 verdi, inceleme eklemedi.
7 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Alper Ergin

Alper Ergin

@aeturk

Türkiye'nin Roman Haritası! paylaşım fotoğrafı
Türkiye'nin Roman Haritası!
Türkiye'nin bir çok ilinde geçen romanların isimleri haritada gösterilmiş.Zekice!

turkiyeromanharitasi.com

twitter.com/aysenur
9 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Alper Ergin

Alper Ergin

@aeturk

Yüksek Şatodaki Adam paylaşım fotoğrafı
Yüksek Şatodaki Adam
İngilizcesi The Man in The High Castle olan yapım aynı adlı romandan uyarlanmıştır.

Dizi aslında bir nevi What if tarihçiliğine,Alternatif Tarihe örnektir.

Konusu ise 2.Dünya Savaşını Mihver Devletler kazansaydı dünya hangi durumda olurdu ve kaybeden müttefik devletlerin milletleri nasıl bir mücadele içine girerdiyi anlatıyor.Bence az bilinen sağlam dizilerden.

http://www.resimag.com/
Bu da savaş sonrası distopyanın ABD haritası.
Aynı zamanda dizide İtalya'nın bütün Akdeniz'in hakimi olduğu belirtiliyor.
EK 1
Kendime paslıyorum hadi bakalım ? 27.05.18
diziye puan vermedi, inceleme eklemedi.
11 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Alper Ergin

Alper Ergin

@aeturk

Türk Kültürü ve Okumak Üzerine paylaşım fotoğrafı
Türk Kültürü ve Okumak Üzerine
Toplumumuzda okumaya verilen anlam.
İlber Ortaylı
ünlüye 10 verdi, inceleme eklemedi.
8 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Alper Ergin

Alper Ergin

@aeturk

Abdurehim Heyit - Karşılaşınca
Abdurehim Heyit, büyük Uygur Türk şairi ve müzisyeni

Türküde dile gelen genç kız, küskün bir vatanı temsil etmektedir. Abdurehim Heyit, Yunus Emre ve Aşık Veysel kadar büyük bir ozandır.

Söz yazarı Abdukerim ÖTKÜR ise Uygur tarihinin gelmiş geçmiş en büyük milliyetçi ve vatansever yazarlarından biridir.Ne yazık ki ülkenin bağımsızlığını göremeden vefat etmiştir.Şiirinde işgal altında olan Doğu Türkistan'ı ve kendini anlatmaktadır.

(Youtube açıklamasından alıntıdır.)
7 beğeni · 3 yorum beğen ikon
Rukiye Dundar (@rukiyedundar)
Bunu Uğur ışılak Türkçe söylüyor. Gerçekten çok güzel dinlemeni tavsiye ederim.
04.05.18 beğen cevap
Alper Ergin

Alper Ergin

@aeturk

Melek Mosso - Yalnız Gece
Ya senden vazgeçip yalnız kalmalı
Ya da sır gibi seni yaşamalı
Bu derde derman yok, nafile.
7 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Alper Ergin

Alper Ergin

@aeturk

 paylaşım fotoğrafı
Yarışmaya Atatürk köşemle katılıyorum :)

"Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiç birisini yapamazdım."
-Mustafa Kemal Atatürk

Twitter: @aeturk9
36 beğeni · 1 yorum beğen ikon
Nemesis (@lacrima)
?
06.04.18 beğen 1 cevap
Alper Ergin

Alper Ergin

@aeturk

Topal Asker'in Hikayesi
Ahmet Turan, Kars'ın derecik köyündendir. iki yıldır evlidir. bir kızı vardır. annesi, babası ve eşiyle vedalaşıp bir gece yarısı köyünden ayrılır.
bütün Türk anne ve babalar artık evlatlarının Ermenilerle, Ruslarla mücadele etmelerine, onlara karşı savaşmalarına engel olmuyorlar, hiç bir eğitim almayan yavrularının cepheye koşmalarına ses çıkarmıyorlardır. çünkü yapacakları başka şey kalmamıştı. Rusların fedailiğini yapan Taşnak ve Hınçak Ermenileri ve Rumlar gemi azıya almışlardı. Türklere yapmadıklarını bırakmıyorlardı. köyleri basıyorlar, insanları öldürüyorlar, mallarını yağmalıyorlar, kadınlarını kızlarını kaçırıyorlardı. halk çâresizdi. ya canlarından olacaklardı ya da sefil zelil yaşayacaklardı. ölmeyi sefil ve zelil yaşamaya tercih ediyorlardı.
Ahmet Turan'ın da annesi ve babası ona engel olmamışlar, bilâkis ardından su serpmişler dualar etmişlerdi.
Ahmet Turan, Oltu önlerinde Türk ordusu'na kavuşur. ona destek kıtaların birisinde görev verilir. ordu hareket halindedir.
Türk ordusu aralık ayının son günlerinden Aşkale tarafından Allahüekber dağı'na yönelir. çok zorlukla çıktıkları dağın üzerindeki platoda tipiye tutulurlar. ordunun büyük bir bölümü donarak şehit olur. sağ kalan askerlerden birisi Ahmet Turan'dır. hatta birkaç askeri de donmaktan o kurtarmıştır.
komutanı o geceki gayretlerinden dolayı onu çok beğenir ve yanına alır.
Türk ordusu, büyük bir talihsizlik olarak düşmanla savaşamadan iklimin azizliğine uğrar ve savaşamaz duruma gelir.
büyük kayıplar veren Türk ordusu Erzurum'a çekilir. kısa süre sonra destek kıtalarından birkaçı ırak cephesine gönderilir. Ahmet turan da bu kıtalardan birisinin komutanının yaveri olarak ırak cephesindedir.
İngilizlere karşı savaşan 6. Türk ordusu'na destek verirler. İngilizleri bozguna uğratırlar. bir İngiliz tümenini generalleriyle birlikte esir alırlar. ne yazık ki Türk ordusu bu cephede de Arapların azizliğine, daha doğrusu ihanetine uğrar. İngilizlerin bağımsızlık vaadlerine ve dağıttıkları altınlara aldanan Araplar Türk ordusu'nu arkadan vururlar. bu amansız çatışmalarda Ahmet Turan bacağından yaralanır. iyi bir tedavi göremez. yaraları iyileşir ama bacak kemiğinin eğri tutması sebebiyle ayağı garip bir görünüm alır. topallayarak yürümektedir.
iki yıl kadar bu bölgede İngiliz-Hint ve aldatılmış Araplara karşı savaşırlar. ne hazin ki Bağdat'ı Araplara bırakmak zorunda kalırlar. o günlerde İstanbul'dan bir emir gelir. destek kıtalarından birkaçı Galiçya'ya gidecektir. Ruslara karşı savaşan Türk kolordusuna katılacaklardır.
Ahmet Turan'ın içinde bulunduğu kıta da gidecektir. komutanı onu götürmek istemez. Ahmet Turan, kıtasından ayrılmamak için komutanına yalvarır yakarır. sonunda arzusuna kavuşur. komutanı onu yine yanında götürür. aylardan sonra Galiçya önlerindedirler.
iki yılı aşkın bir süre de bu bölgede bulunurlar. Almanlarla birlikte Ruslara karşı savaşırlar. zaman zaman çok sor durumlarda kalırlar.
Ahmet Turan birçok arkadaşını kaybeder. birçok arkadaşı sakat kalır. nice arkadaşı atılan bombaların altında parçalanıp meleklere katılır. kendisi de bir kez daha yaralanır. siperdeyken kafasına hedeflenen kurşun sakat bacağına saplanır. bir şarapnel parçası da burnunu, çenesini dağıtır. yine iyi bir tedavi yapılamaz. ayağı daha da eğri ve sakat kalır. yüzü gözü tanınmaz olur.
Türkler bu cephede de Amerika'nın ve Bulgaristanların hıyanetine uğrar ve perişan bir vaziyette çekilirler.
birinci dünya savaşı sona ermiş, Türkler, Avusturya-Macaristan ve Almanya ile birlikte savaşı kaybederler. uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra İstanbul'a dönerler.
askerler terhis edilir. Ahmet Turan da silahını teslim eder. silahı ile birlikte ruhunu, canını bıraktığını zanneder. kendisiyle özdeşleşen silahından ayrı yaşayamayacağını düşünür. düşmanları için göz dağı, kendisi için arkadaş, kardeş olan, güvendiği, dayandığı silahı artık onunla değildir. bir değnek bulur, şimdiden geri ona dayanarak yürüyecektir.
memleketine, köyüne dönmek istemektedir. yedi yıldır köyünden, eşinden, çocuğundan, anne ve babasından haber alamamıştır. onların hasretiyle buram buram yanmaktadır. onlarla kucaklaşacağı anı, onlara savaş hatıralarını anlatacağı günü aramaktadır. topal bacağıyla kanatlanmış kuş gibidir. uçmak istiyor, havalanıp köyüne konmak, yıllardır yolunu gözleyen eşine, çocuğuna ulaşmak istiyor.
komutanı ülkesinin neresinde neler olduğunu iyi bilmektedir. yunanlıların İzmir'i işgal ettiğini, İtalyanların Antalya'yı, Fransızların Kahramanmaraş'ı, İngilizlerin Adana'yı, Rus ve Ermenilerin doğu illerini aldıklarını biliyor. hatta Rus ve Ermenilerin Erzincan'dan Gümrü'ye kadar yol güzergâhındaki bütün Türk köylerini yaktıklarını, insanlarını öldürdüklerini, bütün varlıklarını alıp götürdüklerini biliyordu. bu köyler arasında Ahmet Turan'ın köyünün de talan edildiğini ve bütün halkının samanlıklara doldurularak yakıldığını öğrenmişti.
komutan, bütün bunları bildiği için Ahmet Turan'ı İstanbul'da alıkoymak istemektedir. yıllardır yanından ayırmadığı ve cepheden cepheye birlikte koştukları bu kahraman ve yiğit vatan evladını bırakmak istememektedir. ancak bir türlü gerçekleri de ona söyleyememektedir.
Ahmet Turan vedalaşmak için komutanının yanına gelir. elini öpmek helallik almak ister. komutanı elini öptürmek, o yaralı dağ parçası yiğidi kucaklar bağrına basar. bir süre onu bırakmaz. vücudunun büyük bir parçasının kopup gittiğini zanneder. yüreği yanar, gözleri yaşarır ama Ahmet Turan'a hissettirmez. kollarını çözüp bu defa omuzlarından tutup bir müddet yüzünü seyreder. iç cebinden bir kağıt çıkarır, üzerine bir şeyler yazar ve katlayıp Ahmet Turan'a uzatır ve ekler:
-Ahmetçiğim, adresimi yazdım. sakın kaybetme. memleketine, köyüne git. bir müddet kal, hasret gider. eğer sıkıntıya düşersen, iş güç bulamazsan dön, bana gel. sana iş güç bulabilirim. burada birlikte yaşarız.
ardından yan cebinden çıkardığı birkaç kuruşu da Ahmet Turan'ın eline tutuşturur.
-bu birkaç kuruşu da al, gereğin olur.
Ahmet Turan pusulayı alıp sürekli göğsünde taşıdığı hamailin arasına koyar. parayı almak istemez. komutanın ısrarı üzerine onu alır paltosunun iç cebine koyar. teşekkür eder.
Ahmet turan İstanbul'dan ayrılır. o artık Kars yolundadır. eşine, annesine, çocuğuna, babasına gitmektedir. köyden köye, şehirden şehire, o topal bacağı ile sürünüp yürümektedir. kimi gün yaya, kimi gün rastladığı at arabalarına binerek kimi zaman at, katır kafilelerine katılarak aylardan sonra Kars'a ulaşır.
şehir tanınmaz hâldedir.sanki yedi yıl önce bıraktığı şehir gitmiş yerine başka bir şehir gelmiştir. sözün gerçek anlamı ile harpten çıkmış bir şehir. çarşıyı pazarı dolaşır bir tek tanıdık simaya rastlayamaz. içinde ağır bir sıkıntı oluşur. kalbi sıkışır.. duman dolmuş bir aşhaneye girmiş gibidir. bir an önce şehirden çıkmak ister. tenha bir bakkalda biraz şeker, çay ve şekerleme bulur, alır. annesi, babası, eşi ve çocuğu için İstanbul'dan satın aldığı hediyelerin yanına kor ve bohçayı bağlayıp omuzuna atar. köyün yolunu tutar. ata ocağı , yâr kucağı olan köyü, Kars'ın 10 km. doğusundadır. normal bir insan iki saatte varır. ancak Ahmet Turan topaldır, üç dört saatte ancak varacaktır.
yol boyunca eşini, evlilik günlerini, kızı elif'i , annesini, babasını düşünür. elif'in şimdi sekiz yaşında güzel bir kız olduğunu hayâl eder.
köyün yanıbaşındaki derin vadinin karşı kaşına varır. oradan köy nispeten görülmektedir. elindeki değneğe dayanıp biraz dinlenmek ve köyünü seyretmek ister. garip bir hava hisseder. burnuna yanık kokuları gelir. köyün camisinin ahşap minaresi, o güzelim ağaçlar, ağaç, direklerin başındaki leylek leylek yuvaları, hiçbirisi görülmüyor. sanki köy yere gömülmüş. bir şeyler göremez. ortalıkta kimseler de yoktur. herkes yaylaya gitmiş gibi. oysa yayla mevsimi değil. bir anlam veremez. yerinde duramaz, kafası, beyni uğuldamaktadır. aklına çok garip şeyler gelir. bir solukta vadinin dibine iner ve karşı yamaca tırmanmaya başlar. kocaman yokuşu nasıl çıktığını bilemez. vadinin diğer kaşına çıktığında köyün tamamını karşısında bulur. acı gerçekle yüz yüze gelir. dünyası yıkılır. köy baştan başa yakılmıştır. kimse yoktur. bütün evler yerle bir olmuştur. donakalır. birden kendi evine doğru koşar. bütün köy evleri gibi onun evi de yakılıp yıkılmıştır. Ahmet Turan'ın vücudu çözülür. kolu kanadı yanına düşer. dökülüp dağılacak gibidir. bohça omzundan yere düşer. ayakta duramaz. takati kesişir. bir taşın üzerine yığılır. ellerini değneğine, alnını da ellerinin üzerine dayayıp donup kalır. gözlerinin yaşı yerleri ıslatmaktadır.
başından geçenler gözlerinin önünden geçer. komutanının sözlerinin hatırlar. adresini ona niçin ısrarlar verdiğini o anda anlar.
bir müddet yanıp kavrulduktan sonra kalkıp yakılıp yıkılan evlerin arasında dolaşır. köyün kenarındaki mezarlığa varır. alelâde yapılmış mezarları görür. ölülerin, kimseler tarafından toplanıp gömüldüğünü anlamakta gecikmez. çünkü birçok cephede defalarca bu işi kendisi de yapmıştı. mezarların toprağına yüzünü sürer, ağlar. fatihalar okuyup ruhlarına bağışlar. yanıp kül olan annesinin, babasının, eşinin, çocuğunun, hısım akrabalarının, ellerini yüzlerini öpmeyi umarken küllerini, topraklarının öpmek durumunda kalır.
geceye kalmadan köyden ayrılır. yola iner, Kars'a gitmekte olan bir at arabasına biner. arabacı, epey ötede bulunan Subatan köyünün ermeni katliamından kurtulan sakinlerinden birisidir. tanışırlar. Ahmet Turan, köylerinin ve köylülerinin başına gelenleri sorar. adam, içi sızlayarak anlatır.
Kâzım Karabekir Paşa'nın ordusunun Erzurum'a geldiğini öğrenen Ermenilerin Kars ve çevresinden katliama başladıklarını, derecik köyü'nün 671 sakinini samanlıklara doldurup, gazyağı, benzin dökerek yaktıklarını, kaçmaya çalışanları ise balta, kılıç ve yaylım ateşi ile öldürdüklerini, 671 kişiden sadece 11 kişinin kurtulabildiğini, bütün bu bölgedeki köyleri aynı şekilde yakıp yıktıklarını, talan ettiklerini göz yaşlarını boğularak söyler.
Ahmet Turan durumu bütün açıklığı ile öğrenir. artık Kars'ta durmanın yersiz olduğunu anlar. arabacıdan ayrılırken düşürdüğü bohçayı hatırlar. arabacıya köyünün girişinde bıraktığı bohçayı almasını içindekileri ihtiyacı olanlara dağıtmasını rica eder.
tekrar yollara düşer. aynı yollardan aynı sıkıntı ve engellerle
karşılaşarak aylardan sonra İstanbul'a ulaşır.
komutanın adresi Avrupa yakasındadır. yolcu vapuruna binerek karşı tarafa geçmek ister. rıhtımın, güvertenin tutacaklarına tutunarak güçlükle vapura biner. vapur fazla kalabalık değil. kimsenin oturmadığı büyük bir banka sendeleyip tutunarak oturur. perişan hâldedir. vücudu ve ruh hâli ülkesinin durumu gibidir. saçı sakalı birbirine karışmış, avurtları çökmüş, çenesinin eğriliği ve yüzündeki derin yara izleri çehresini garip bir görünüme sokmuştur. ayağının topallığı ise yürek yakmaktadır.
karşı tarafta birkaç kadın ve yetişkin bir kız oturmaktadır. bunlar Ahmet Turan'ı seyretmektedirler. onun yedi yıldır sırtından çıkaramadığı parça parça olmuş paltosuna , şalvarının uyumsuz çarpık yamalarına, yüzünün yamukluğuna ve eğik bükük topal ayağına bakıp durmaktadırlar. aralarındaki, dış görünüşü ve tavırlarıyla yabancıyı andıran bakımlı ve alımlı kız, Ahmet Turan'a bakıp bakıp güler. Ahmet Turan bu durumdan çok müteesir olur. yıllardır onlar için savaştığı insanlardan ilgi, sevgi beklerden böyle bir tavırlar karşılaşması onu perişan eder. kalkıp oradan uzaklaşır. güvertenin en kenarından bir direğe tutunup denizi ve uzakları seyre dalar. kendisine karşı yapılan bu hakarete bir anlam veremez. aklına, bir arkadaşının geçende anlattıkları gelir. işgal kuvvetleri komutanı Fransız generali İstanbul'a girerken bazı İstanbullu kızlar, kadınlar Fransız ve İngiliz askerlerine çiçekler atmış. onlara pasta çörek ikram etmişler. acaba bu kadın ve kızlar da onlardan mıdır diye aklından geçirir. şaşkın vaziyettedir. vatanında kendisini garip hissetmektedir. herkese küsmüş gibi kimsenin yüzüne bakmaz.
vapurdan inip epey uzaklaştıktan sonra hamailin içerisinden adresi çıkarır ve rastladığı kimselere sora sora komutanının evine varır. kucaklaşırlar. gözyaşları birbirine karışır. Ahmet turan çocuk gibi ağlamaktadır. hıçkıra hıçkıra, içini çeke çeke dakikalarca ağlar, anlatır. o sırada komutanın arkadaşlarından Mehmet Nail Bey'in oğlu askerî tıbbiye öğrencisi Hüseyin Nihâl olayı seyretmekte anlatılanları dinlemektedir.
Hüseyin Nihâl, bu fedâkar ve kahraman Türk gazisine yapılan densizliğe çok üzülür ve gençlik heyecanını da katarak Ahmet Turan'ın ağzından o arsız kıza bir şiirler cevap verir.

(Youtube yorumundan alıntıdır.)
Hüseyin Nihal Atsız
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
8 beğeni · 2 yorum beğen ikon
Hasan ÖZDEMİR (@hsnzdmr60)
olaya nerden bakarsanız bakın hep hüzün, bir yandan ailesi yok oluşu, bir yandan ülkenin durumu, bir yandan arsız insanların durumu, tüylerim diken diken okuduğum bir hikaye.. Ahmet'in istikbal mücadelesi gururumuz bir parçası oldu, ülkenin zor durumlardan nasıl çıktığı hangi badirelerden atlatdığının da bir parçası olmuş bu yazı.
28.03.18 beğen 1 cevap
/ 2