up
ara

Ali Demiral

www.alidemiral.webnode.com.tr
Ali Demiral

Ali Demiral

@alidemirall

 paylaşım fotoğrafı
Annesiz bir ev, ruhsuz bir taş yığınıdır.
3 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Ali Demiral

Ali Demiral

@alidemirall

Figüranlıktan Müdürlüğe paylaşım fotoğrafı
Figüranlıktan Müdürlüğe
"Rahmetli anama, 'Sıdıka hala, senin oğlun sahnede soytarılık yaparak ona buna kendini rezil ediyor' demiş bizim tanıdıklar. Küçükken benim yaşadığım yerde bir şeyi abartarak anlatırlardı. Anam da bir gün bana, 'Senden için şöyle böyle diyorlar. Oğlum, sahneyi bırak. Yoksa sütümü helâl etmem' demişti. Ama daha sonra bir esrarkeşi canlandırdığım oyunu seyreden rahmetli annem performansımı başarılı bulmuş ki, 'İyi ki de bildiğin işi yaptın' dedi."

Adanalı tiyatrocu Ercan Kont'la yaptığımız röportaj: https://alidemiral.webnod...ktan-mudurluge/
3 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Ali Demiral

Ali Demiral

@alidemirall

Radyo Tiyatrosu dinleyen var mı? Uzun zamandır dinleyemiyorum ama bir kere başladığın zaman tiryakisi oluyorsun. 15 yıl olmuştur; 23'er dakikadan 8 bölümlük "Arkası Yarın"ımsı dizi çekmiştim. Basit bir teyple 46'lık boş kasetlere ses kaydediyorum yani. Tanıdıklarıma, hatta rahmetli babaanneme bile rol vermiştim. Efekt için, gerçekçi olsun diye bardak falan da kırıyordum. Bu amatör çalışmayı kasetten MP3'e aktartıp TRT Ankara Radyosu'na postaladım bir gün. Yayınlayacaklarını düşünmüştüm. 2 hafta sonra Ankara'dan bir yazı geldi. Senaryo göndermeliymişim. "TRT Radyo Oyunu Yazarları İçin Bilgiler" adlı bir de kitap yollamışlar. hayal dünyanızda "sinema" keyfi yaşamak isterseniz, maksimum 55 dakika süren radyo tiyatrosunu tavsiye ederim. Açın bir oyun, gözlerinizi kapatın... İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, mekân; ambians gözünüzde ister-istemez canlanır zaten. Meselâ televizyonda bir film izleseniz, belki radyodaki kadar hissedemeyebilirsiniz. Çünkü o sahneleri beyninizde oynatan sizsiniz.
10 beğeni · 15 yorum beğen ikon
Bearded Angler (@beardedangler)
Ben cok sevıyorum abı radyo tiyatrosunu. Hatta trt nın yayınlarını çocukluğumda cok dınlerdim. O zamanlar kıtap okumaya bu vesıle ıle semıştım. Sonra kı zamanlarda tgrt nın yapımlarına denk gelmıştım.bana dunya klasıklerını okumayı emreder gıbıydı ve buyuk keyıf ıle hem dınler hem okurdum. Radyo tıyatrosu bana cok şey kattı. Bu konuda yalnız olmadığıma sevındım abım
13.02.19 beğen 1 cevap
Gizem Dindaroğlu (@gizemdindaroglu)
Her gece dinleyerek uyuyorum :) Arkası yarın da dinlerim. Trt yayınlarını daha çok dinliyorum. Hayal dünyanı geliştiriyor,zihninin yorgunluğunu alıyor,ve ders çıkartmana sebep oluyor :)
13.02.19 beğen 2 cevap
Gizém (@gizemoruc)
Yine aklıma getirdiniz bak şimdi.. bu radyo tiyatrosunu ilk keşfedişim bir arkadaşım sayesinde olmuştu. Bir iki tane kimseye paylaşmadığım tiyatrolarım var. Bayadır da dinlemiyorum ah ahh umarım başka özel tiyatrolar ekleyebilirim listeme :) bazen kitabini okuyamadigim tiyatroların veya romanların radyo tiyatrosunda dinlemeyi cok sevdim. Bu mükemmell duyguyu yaşadığım için kendimi diğer bilmeyen insanlardan daha şanslı hissediyorum ☺
13.02.19 beğen 1 cevap
Ali Demiral

Ali Demiral

@alidemirall

 paylaşım fotoğrafı
"Anca 1 saat okuyabiliyorum. O da 10-15 sayfa" dedi arkadaşım.
"O da güzel" dedim, "1 saatte birkaç sayfa da olsa okuyorsun ya... Kötü mü? Eli kitap kapağına değmeyenler var. Kitap okurlarının olduğu ortamda eziklik yaşamazsın en azından."
Türkçe öğretmenimin de, "Çocuklarıma bakan olsa, çalışmasam hep kitap okurum. Benim arkadaşlarım her hafta birisinde toplanıp okuduğu kitabı anlatıyorlar" dediğini hiç unutmam. Aynı öğretmen, yazdığım bir hikâyemi okuduktan sonra beni götürüp kütüphaneye üye yaptırtmıştı.
10 beğeni · 2 yorum beğen ikon
Ebru (@kubraebru)
Okudukça dilim tutuldu resmen. Yapılan her işte art niyet arayan zihinler oldukça insan keyif de almıyor yaptığından. Ben de boş koltuk bulduğum sürece toplu taşımada kitap okuyorum, bunu gösteriş için değil yolum çok uzun olduğundan değerlendirme amacıyla yapıyorum. Millete saldırmaktan keyif alıyorlar resmen, sadece kitap okumasını eleştirse yine iyi. Çok kötü haldeyiz.... Onların adına utanıyorum. :(
11.02.19 beğen 1 cevap
Ali Demiral

Ali Demiral

@alidemirall

Eğitim Hakkı Engellenemez paylaşım fotoğrafı
"Eğitim Hakkı Engellenemez"
2 yıl önce yaptığımız "İskenderun Down Sendromlular ve Engelliler Derneği" röportajının fotoğrafları. Akşamleyin dernek başkanı Emine Aygen'i arayarak, o günden beri bir gelişme olup olmadığını sordum. "Hiçbir gelişme yok, biz de Arsuz'a taşınacağız" dedi. (Mesele hakkındaki detaylı bilgiyi, aşağıdaki bağlantı adresine tıklayarak öğrenebilirsiniz) Bu röportajı, İstanbul'dan yayın yapan mütevazı bir medya sitesine yaptığımız için dikkat çekmediğini biliyorum. Mevzu eğer İskenderun veya Antakya'daki yerel gazetelerde dile getirilseydi, fayda gösterme şansı yüksek olabilirdi. 2 tane örnek vereyim: Bizim mahalledeki bir ailenin kötü şartlar içindeki hâlini Erzin'deki gazeteye yazdığımda; şimdikinin İskenderun kaymakamı, o zamanın Erzin kaymakamı olan İskender Yönden, gazete sahibini arayıp, o aileyle ilgilendiklerini söylemişti. (O aileden şu an kimse yaşamıyor) İkinci örnek de; bir gün arkadaşlar bana, "Bir tekvando salonu açmak istiyoruz. Hocamız hazır, öğrenci de var; bunu gazeteye yaz da yardımcı olsunlar" demişti. Yazdım. Birkaç gün sonra Erzin Belediye Başkanı Kasım Şimşek'in sorup soruşturup, bulup buluşturup o tekvando hocasına ulaştığını öğrendik. (Hocanın adını belirtmemiştim oysa, nasıl oldu ben de anlamamıştım) Ammavelâkin belediye başkanı da, "Siz salonu ayarlayın, geri kalanı bana ait" demiş, akıbeti bilmiyorum. Demem o ki, yazılı basın önem ve ciddiyet açısından daha tesirli sosyal mevzularda. Emine hoca ve ekibine Arsuz'da kolaylıklar ve başarılar dilerim.

https://alidemiral.webnod...i-engellenemez/
2 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Ali Demiral

Ali Demiral

@alidemirall

Yoksulluk ve Medya
Yıllar önce Meltem Tv'de "Onur Çocuğu" adlı bir dizi seyretmiştim. Fakir bir ana-oğlun öyküsü anlatılıyordu. Dizinin aklımda kalan tek sahnesi, bu yazıya verebileceğim en münasip örneğin ta kendisidir.
Başroldeki küçük çocukla beraber birkaç yoksul öğrenciyi okul müdürünün odasına çağırıyorlar. Bir yardım kuruluşu bu öğrencilere ayakkabı ve kıyafet veriyor. O esnada orada gazeteciler de var. Sıra fotoğraf çekilme faslına gelince, başroldeki çocuk poz vermek istemediğini söylüyor. Sebebini soruyorlar. "Yardımlarınız için teşekkür ederim. Ama gazetedeki fotoğrafımızdan bizi tanıyanlar 'Şu çocuk gazeteye çıkan fakir öğrenci. Gariban, vah vah' diyecektir ve bize acıyacaktır. Fakirlik ayıp değil fakat insanların gözünde böyle anılmak istemiyorum. Eğer fotoğraf şartsa yardımınızı iade edeceğim" diye cevap veriyor o da. Diğer öğrenciler de ve hatta öğretmenlerle müdür bile çocuğun görüşüne katılıyor. Yardım kuruluşunun başkanı ise, "Ne var canım bunda! Muhtaçların ihtiyacını gideriyoruz. Bunun da basına haber olması doğaldır" diyerek tepki gösteriyor. En nihayetinde okul ahalisinin dediği oluyor.
Lise 1'e giderken bir gün sınıfa müdür yardımcısı girmişti. Okula köyden geliş-gidiş yapan bir arkadaşımızı yanına çağırıp, "Ayağındakinden başka ayakkabın var mı" diye sorduğunda; arkadaşımız, "Var hocam" demişti. O öyle yanıt verince müdür muavini ismini kaydetmedi. Teneffüste birkaç kişi kızmıştı sonra arkadaşa, "Oğlum kafasız mısın! Zaten durumunuz yok. Niye öyle söyledin? Ne güzel bedavadan ayakkabı giyecektin" demişlerdi. Arkadaşımız da, "Sizin karşınızda, başka ayakkabım yok, demeye utandım" karşılığını vermişti. Anladık ki çocuk utandığı için yalan söyleme ihtiyacı hissetmişti. Şayet müdür yardımcısı o soruyu baş başayken sorsaydı cevap farklı olacaktı muhakkak.
Gazete ve televizyon haberlerinde, "50 liralık para yardımı alabilmek için uzun kuyruk oluşturdular, saatlerce beklediler" gibi hâlleri görmüşüzdür. Hatta haberin başlığını da genellikle, "Saklamayın yüzünüzü. Sizi bu duruma düşürenler utansın" biçiminde atarlar. Çünkü para yardımı alacak olan insanların kimisi, kameraya görüntü vermek istemezler.
Geçenlerde bir siyasî partinin bir ilimizdeki kadın kolları, ihtiyaç sahibi ilkokul öğrencilerine ayakkabı dağıtıyor. Dağıtımdan sonra o öğrencileri okulun kapısına toplayıp fotoğraf çekiyor ve sosyal medyadan paylaşıyor. Konuyu siyasî tarafından ele alan bazı basın kuruluşları bunu eleştiren haber yapıyor. Lâkin ben medya açısından baktığım için siyasî kısmına karışmıyorum.
Yukarıda bahsettiğim dizideki "onur çocuğu" diyor ya; "Fakirlik ayıp değil fakat insanların gözünde 'gariban' olarak anılmak istemiyorum" diye...
İyilik yapmak, yardımlaşmak çok güzel bir eylem olsa da, bunu el âleme ilân etmek bana hiç doğru gelmiyor. El âleme ilân'dan kastım, "alan el" tarafının kimliğinin üçüncü şahıslara bildirilmesi.
Yardım faaliyetini yapan kuruluş, basın kanalıyla haber yaptırtsın gene ama yardım edilen kişilerin yüzü gösterilmesin, görüşünü savunuyorum. İnsanlar utanıyor işte; yukarıda verdiğim örneklerden örnek beğenin ve empati kurun.
Adana'daki yerel bir gazetede muhabirlik yaparken, bir gün gazeteye iki adam geldi. Ben hem bilgisayara yazı yazıyorum, hem de onlara kulak misafiri oluyorum... "Eskiden" dedi biri, "Benim hanım yeşil kartla hastahaneye gitmek istemezdi. Utanıyormuş. Artık yeşil kart kalktı, nüfus cüzdanıyla muayene oluyorsun. Böylece de zengin misin, fukara mısın; anlaşılmıyor."
Yoksulluğunu "gurur meselesi" yapan insanlar var. Maddî durumu iyi olan insanların yanında muhtaçlığının yüzüne vurulurcasına belli edilmesi onları incitiyor, besbelli. Hassas bir konu işte, anlayın.
Sanırım, burada medyanın da anlayışı lâzım. Şahsen ben bir medya genel yayın yönetmeni olsam, fotoğraf seçerken daha titiz davranırım. Meselâ, yardım malzemelerini yayınlarım ama ihtiyaç sahiplerini deşifre etmem.
Televizyondaki yardım programlarını da aynı kefeye koyuyorum ben. Burada da yine "kimliğin deşifresi" var çünkü. Muhtaç insanları ağlarken gösteriyorlar, evlerini en bozuk, en çirkin hâliyle görüntüleyip milyonlara sunuyorlar. Gözyaşı üzerinden duygu sömürüsüyle reyting hesabı var işin içinde; bu da hiç etik değil. "Ama bu tür programların sayesinde bazı insanlar ihtiyacını giderebiliyor; eşyası yenileniyor, duvarları boyanıyor, evi onarılıyor..." diyebilirsiniz. Madem öyle, o tür programlara sponsor olan firmalar, yardım dernekleriyle işbirliği yapsın, televizyondan da bu derneklerin banka hesap numarası verilsin, sponsorların isim ve logoları ekranda okunsun, bu kadar. İllâ alan el'i göreceğiz, diye bir kural yok. Ölçüyü kaçırmamak gerekli.
Yardım faaliyeti yapan müesseseler ile o müesseseye basın desteği veren medya, bu konuda daha hassas ve titiz olmalı.
1 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Ali Demiral

Ali Demiral

@alidemirall

Yıllarca "Hacel Obası" türküsünü, "Hacer Ovası" diye dinledim.
3 beğeni · 4 yorum beğen ikon
glcn can (@sevgicimsaricicek)
Yada bir daha söz etme özlemekten sözlerini yada bir daha söz etme köstebekten diye anlayarak dinledim. Güzelim şarkının hissini hiç ettim.
04.02.19 beğen 1 cevap
Ebru (@kubraebru)
Vardar Ovası’nı Haydar Ovası sanıyordum. Nasıl ve ne zaman bu yanlıştan döndüğümü bilmiyorum ama şükür ki hatamı kendim gördüm ve bu duruma son verdim...
04.02.19 beğen 1 cevap
lütfiye erkan (@lutfiyeerkan)
ilk okulun başlarında UEFA kupasını urfa kapısı diye okuyordum (evet evet urfalıyım 🙈)
09.02.19 beğen 1 cevap
Ali Demiral

Ali Demiral

@alidemirall

Bazen şarkılardan ziyade, şarkıcıların bir hatırası vardır; sesten ibaret olarak...
Meselâ; Yalın, seneler öncesinden birini, elinden tutup getirebilir karşına. "Kimsenin inanarak kapılacağı bir aşk yokken sen nerden çıktın" diye sordurtabilir. Hande Yener, tadı damağında kalmış bir heyecanı anımsatıp, buruk bir tat bırakabilir geriye. Mabel Matiz, yaşanmamış ama beyninde canlandırdığın bir hayali, tebessüm ettirerek hatırlatabilir. Sezen Aksu, adını sanını açıklamaktan imtina ettiğin özel bir insanı, haykırabilir albüm albüm. "Dur gitme, yarım kalmış, yaşanacak şeyler var" diyebilir senin yerine. Akrep Nalan, sanki yalnızca senin duygularının tercümanıdır. "Bir senin ellerin, bir senin gözlerin, bir senin sıcak yüreğin" mısrasıyla sevdanı dillendirebilir. Nazan Öncel, yüzünü netleştiremediğin ama gönlünde yaşattığın birisini yorumlayabilir nakarat nakarat. "Gidelim bu şehirden dayanamıyorum" diyebilir acı acı.
Nitekim, sen yüreğine gömmeye çalıştıkça, ozanlar, müzisyenler, gömdüğünü diriltmeye çalışır. Onlar, burnunun direğini sızlatmak, gözlerini yaşartmak için gırtlak patlatır. Bir nota, bin anıya bedeldir.
3 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Ali Demiral

Ali Demiral

@alidemirall

Ölüler ve Yobazlar
Defne Joy Foster vefat ettiğinde, Adana'da tiyatro oyunculuğu yapıyordum. Prova sırasında bir arkadaşımız, "Defne Joy Foster ölmüş" dediği zaman çok şaşırmıştık; çünkü genç ve anî ölümler insanı şoke eder. Ölüm olgusunun ne kadar yakın oluşu bütün soğukluğuyla ve gerçekliğiyle soğuk duş etkisi yapıyor desem, abartmış olmam sanırım. Ölüm, diriye ezelden ebede hep garip ve yabancı. Prova çıkışı akşam bir dönercideyim. Televizyonda gündem Defne Joy Foster... Dönerci de küçücük bir dükkân. Haberleri seyrederken bir müşteri, demesin mi; "Esmer bomba, herkes baktı tadına, bir biz bakamadık!" Dükkân sahibi genç ile ben bir tuhaf olduk. "Ölmüş gitmiş kadın" dedim herife, "Allah rahmet eylesin, denir." Herif hiç istifini bile bozmadan, "Ne rahmet dileyeceğim ya! Bunlar önüne gelenle yatar, denk gelse ben de..." dedi, defolup gitti sırıtarak. Dönerci arkadaş, "Uzatma, tartışmaya değmez" der gibi bakış attı bana. Ölülere şehvet duyan sapığa nekrofili mi denirdi?

Maalesef bunu azıcık anımsatan bir terbiyesizlik, edepsizlik, ölüye saygısızlık geçen hafta aramızdan ayrılan Ayşen Gruda'ya da yapıldı. Rahmetli Ayşen Gruda, tiyatro ve sinemanın sevilen, sayılan bir oyuncusuydu. Tiyatro sahnesinde onu seyretmek nasip olmadı ama sinemada kendimi bildim bileli o hep vardı, onun filmlerini keyifle seyrederdim. Bilhassa Kemal Sunal ve Şener Şen'le çevirdiği filmlerle büyüdü birkaç nesil. Televizyona da işler yaptı. Meselâ bunlardan en bilineni, rahmetli aktörler Halit Akçatepe ve Ercan Yazgan'la baş rollerini paylaştığı "Kaygısızlar" dizisi. "Sabriye Kaygısız"ı oynadı yıllarca. Hayal meyal hatırladığım "Ana", "Ana Kuzusu" dizileri de vardı. Hangi alanda yer alırsa alsın Ayşen Gruda'yı bıkmadan usanmadan izledik. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Başka ülkelerde nasıldır bilmiyorum ama bizim Anadolu kültüründe, "Ölmüşlerin arkasından kötü konuşulmayacağı" töresi vardır. Bu töreyi çiğneyen ayıplanır. İnsanlık dışı, etik dışı bir şey yapanları eleştirmek, kınamak ayrı tabi. Örneğin; geçtiğimiz asrın en büyük katili Hitler'i veya Özgecan Aslan'ı katledenleri lânetlemek gibi. Düşünüyorum da, kendi hâlinde bir insan olan Ayşen Gruda n' ağaptı da bu kadar nefret dolu cümleleri, bedduayı hak etti? "Acaba bilmediğim bir şeyler mi var" diyerek interneti aradım taradım, arkasından kötü konuşulmasına sebep olacak bir emare bulamadım. "Ne emaresi arıyorsun, rahmetliye kusur mu arıyorsun" diye bana sinirlenebilirsiniz ama durun bir dakika! Sosyal medyada Ayşen Gruda'nın söylediği iddia edilen, "Başörtülüler çok çirkin" lâfı dönüp durunca, gerçeklik payı var mı diye Google'a sordum ve bunun aslının olmadığını anladım. Aslı olsaydı, "Akit" bunu bir silâh gibi kullanırdı gerçi değil mi? Rahmetliyi "kutsal değerlere hakaret"le suçlayamadıklarına göre; bu kinin sebebi dinî değil, demek ki siyasî. Davetli olduğu bir programda, Gruda -güya- Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafının duvardan indirilmesini istemiş. Eğer indirmezlerse sahneye çıkmayacağını söylemiş. Ayşen hanım bu söylentiyi reddetti. "İftira" dedi. Galiba bu mesele yüzündendir bu kızgınlık. Bir de, Gruda'nın Erdoğan'a Gezi Olayı günlerinde; "Ona sayın demek istemiyorum, oğlum demeye yaşım müsait değil, anca yeğenim diyebilirim. Bak yeğenim, insanları birbirine kırdırma, yanındakiler seni yanıltabilir..." demesi. Ayşen Gruda Mustafa Kemal'ci bir insandı. Dikkat ederseniz; rahmetliye edilen hakaretlerin temelinde onun cumhuriyetçi görüşünün vurgulandığını anlarsınız. İnternet sitelerindeki haber altı yorumlarda Ayşen Gruda'ya lânet okuyanları mı ararsınız, ateşinin bol olmasını dileyenleri mi ararsınız, cehenneme kadar yolunun olmasını isteyenleri mi!.. Ama bunların arasında en fenası, hatta en mide bulandırıcı, "Zaten bunu yazsa yazsa bir yobaz yazardı. 'Dervişin fikri neyse zikri de öyle olur' sözünden hareketle adamların aklı anca orospuluğa çalışıyor, beyni çükünün tepesinde, çünkü onların şuur altında değişik fanteziler vardır ve öfkelendikleri zaman bu seksî duygu ve düşüncelerini daha fazla bastıramayıp açığa çıkarırlar" dedirtici cinsten bir sosyal medya paylaşımı vardı ki!.. "Bir lâik daha geberdi. Bu kadının cenazesi kerhaneden kaldırılmalı." İğrençliğin farkındasınız değil mi? Bir tanesi de, "Ben sanatçılara rahmet dilemem, ben Müslümanlara rahmet dilerim" demiş. Sanki, "sanatçı" ve "Müslüman"ı iki farklı canlı türüymüş gibi ifade etmesi, bunların yontulmamış olduğunun alâmet-i farikasıdır. Sanatı sadece sinema, tiyatro ve müzikten ibaret zanneden, sanatçılığı sadece şov dünyasının yaptığı işlerden olduğunu düşünen bir kara cahil; nereden bilsin, insanın keşfedip canlıların hizmetine sunduğu her şeyin bir "sanat eseri" olduğunu... Kâinatı, tabiatı yaratıp dizayn eden Allah'ın en büyük sanatkâr olduğundan habersiz yaşayan, ömrünü dar ufkuyla tüketen bir şahıs; insanın sanatsal ilhamı Yaratıcısından aldığını idrak edemez. Kâinat, Tanrı'nın izdüşümüdür. Bu izdüşüm de insanın ilham kaynağıdır.

Biliyorsunuz; bizim ülkemizde din, bazı şahısların tekelindedir. Bir tarikat, cemaat veya siyasî bir partiye mensup insanlar, gerçek Müslümanların kendileri olduğuna inanırlar. "Bizim partiye verdiğiniz oy, mahşerde berat belgenizdir" derler. "Muhalifseniz kâfirsiniz, cehennemliksiniz" derler. Allah'ın belirlediği ölçü onlar için yok hükmündedir. Allah'ın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna iman etmek yeterli değildir. Seçim günü imanınızı sandıkta tescillemeniz; resmîleştirmeniz gereklidir. Eğer aksini yaparsanız, karşıt açıklamada bulunursanız Ayşen Gruda muamelesine maruz kalırsınız. Size bir Fatiha'yı çok gördükleri gibi, arkanızdan demediklerini bırakmazlar. Bi' de şu, "Ateşi bol olsun" bedduası moda oldu. Zaten yobaz güruhun; bir kişiyi "cehenneme, ateşe, azaba lâyık" görmesi için o kişinin Atatürk'ü sevmesi kâfi. 5 vakit namazlı, sürekli Kur'an okuyan bir hacı olsanız bile; Mustafa Kemal'e sempatiniz varsa, cehennemin dibini boylamamak için imanınızdan şüphe etmelisiniz. Ayşen Gruda'nın adını yazarken bu yüzden adın sonuna "l.a." eklemeye başladılar. Yani; "lânetullahi aleyh" (Allah'ın lâneti onun üzerine olsun) Savaş sırasında bir sahabenin bir adamı öldürdüğünü gören Hz. Muhammed, sebebini sorar. Sahabe, "Çünkü o münafıktı" yanıtını verir. Hazret-i Muhammed de, "Nereden biliyorsun? Kalbini yardın da mı baktın" diye ona kızar. Sizce bu olayı ve Hz. Muhammed'in buna benzer ikaz sözlerini bu güruh duymamış olabilirler mi? Ölenlerin gıyabında kötü konuşulmayacağını bilmiyor olabilirler mi? Bal gibi biliyorlar bence. İşlerine gelmiyor.

Bir gün televizyonda bir program seyretmiştim. 70'lerde "Dağlar Kızı Reyhan" türküsüyle ünlenen ve o yıllarda bir yıldız olan Zaliha isimli bir müzisyenin, kariyerinin zirvesindeyken mesleğini bırakarak Bodrum'a yerleştiği ve orada bir pansiyon işlettiği anlatılıyordu. Zaliha hanımın bu durumu sosyal medyaya da yansımış; gençlik ve şimdiki hâlini gösteren 2 farklı fotoğrafı da yan yana getirilmişti. Kadının şimdiki hâli; renkli bir yazmayı başına örtmüş ama tesettür değil. Zaten saçlarının çoğu açık. Bu haberin altına birisi şöyle yorum yapmış: "Gençliğinde başörtüsüyle çok mücadele etti, Allah'ın emrini alaya aldı ama Rabbim onu başörtüsüne mecbur etti. Ateşi bol olsun." Neresinden tutsanız orasından elinizde kalacak, sırf yorum yapmış olmak için yorumlanmış, basmakalıp, ezbere bir lâf. Yorum sahibine bakıyorum yaşı 40 bile değil, Zaliha'ya bakıyorum 76 yaşında ve üstelik sahneleri 1984'te bırakmış, medyadan uzak. Acaba Zaliha'nın, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne (ÇYDD) 4 milyon (4 trilyon) lira bağış yaptığını öğrendi de, o yüzden mi kadına ateşi lâyık gördü, diye sormadan edemiyor insan. Eminim ki yorumu yapan şahıs, Zaliha'yı hayatında ilk kez o gün görmüştür. Oksijen israfı cibiliyetsiz herifler; ellerinde tespih, dillerinde küfür. Otomatiğe bağlanmış gibi ha bire lânet yağdırıyorlar, tekfir ediyorlar. Tehlikeli sularda yüzüyorlar.

İnsanları dünya görüşüne göre, "cennetlik-cehennemlik" olarak sınıflandırıyorsunuz ya, sizin gibi düşünmeyenlere ana avrat dümdüz gidiyorsunuz ya, kutsal değerleri nefsinize göre kullanıp ayağa düşürüyorsunuz ya; asıl size lânetullahi aleyh!
Ayşen Gruda
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Ali Demiral

Ali Demiral

@alidemirall

 paylaşım fotoğrafı
Bu zamana kadar yaptığım röportajlardan bir foto-galeri. Güzel insanlar tanıdım, güzel anılar biriktirdim. Hepsine teşekkür ederim; sağlık, başarı, bereket, huzur ve mutluluk dilerim. Selâmlar...
0 beğeni · 0 yorum beğen ikon
/ 3