up
ara

Metin Şahin

''..İhtimal odur ki, sükût gerekirken, kelâmın kâtibi olmuştuk.''
01.02.18
Metin Şahin

Metin Şahin

@azadjiyan04

Ovulasyon (Yumurtlama) Dönemi nedir?

Gebeliğin gerçekleşebilmesi için erkeğin spermiyle, kadının yumurtasının birleşmesi gerekir. Bu da ancak kadının yumurtlama (Ovulasyon) döneminde mümkün olabilir.

Ovulasyon dönemi, döllenmeyi bekleyen olgunlaşmış dişi yumurtalarının serbest kaldığı döneme denmektedir. Bu dönem de ortalama 28 günlük adet döngüsü olan bir kadının 13, 14 ya da 15. günlerinden birine denk gelmektedir.  
1 beğen · yorum
01.02.18
Metin Şahin

Metin Şahin

@azadjiyan04

Premenstrüel Sendrom nedir?

Adet öncesi gerginlik dönemidir.

Adet döneminin sonuna doğru (Bir başka deyişle yeni döngü başlamadan hemen önce) sadece rahimdeki değil, beyindeki progesteron hormonu da azalır. Progesteron, GABA reseptörlerine bağlandığından dolayı yatıştırıcı etkisi vardır. Azalmasıyla birlikte yatıştırıcı faaliyetlerde de azalma görülür. Bu da kadınların yeni adet dönemin başlamasına doğru daha sinirli, hırçın, asabi olmasına neden olabilir. Buna ''Premenstrüel Sendrom'' denir. 

Premenstrüel gerginlik döneminin evrimsel karşılığının, kadının bu dönemde yumurtlamadığı için boş yere cinsel birleşmede bulunulup gereksiz enerji kaybının önüne geçmesi olduğu düşünülmektedir. Yani kadının bu dönemdeki asabiyeti, üreme işlemi gerçekleşemeyeceği için gereksiz çiftleşmenin önüne geçmektir. 
1 beğen · yorum
01.02.18
Metin Şahin

Metin Şahin

@azadjiyan04

Aşk nedir?

Aşk literatürde "Bir kişinin, diğerine karşı duyduğu tutkulu bağlılık, aşırı sevgi durumu" olarak tarif edilir.

Başlangıçta şunu söylememizde yarar var. Aşk meselesinden söz ederken aşkı ayrı, aşıkları ayrı ele almamız gerekir.  

Aşk, türün devamı için gerekli olan harekete geçirici ve çekici duygularımızdandır. Biri, diğerine aşık olduğunda, aşık olunan kişinin algılanması değişir. O çok farklıdır, kimse onun gibi olamıyordur, vesairedir. Peki sahiden böyle midir?

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, aşk kalpte değil, beyindedir. Dolayısıyla aşkı anlamak için beynimizin genel özelliklerini bilmeli ve işleyişine göz atmalıyız.

İnsan beyni üç katmandan oluşur.  Bunlar; Sürüngen Beyin, Duygusal Beyin ve Düşünen Beyin katmanlarıdır.

1- Sürüngen beyin, beynimizin aşağı kısımlarında ve arka tarafında yer alır. Hayatımızı devam ettirebilmemiz için gerekli olan reflekslerimizi oluşturmakla görevlidir. Ör: Nefes almak, kalbimizin atması vs.
Ayrıca bağımlılık ya da alışkanlık gibi otomatik şeyleri yönetir.  Düşünemez, öğrenemez, şimdi ve buradadır.

2- Duygusal beyin(Diğer adı, Memeliler Beyni), duygularımızın yer aldığı limbik sisteme ve hafızamıza ev sahipliği yapan katmandır. Temel duygularımız burada yer alır.

Sürüngen beyin ile duygusal beyin birlikte eski beyini oluşturur. Eski beyin inatçıdır, değişmesi zordur ve zaman alır. Bu iki bölüm bir şeyden etkilendiğinde genelde ipleri ele alırlar. Mesela acıktığımızda sürüngen beyin, hüzünlendiğimizde duygusal beyin bizi rahatlıkla kontrol altına alabilir.

3- Düşünen beyin, kısaca bizi insan yapan ve en son gelişen beyin katmanımızdır. Düşünen beynimiz ne kadar gelişmişse, ona ne kadar şans tanırsak eski beynin ipleri ele alma ihtimali de o kadar azalır. Söz gelimi, aşk acısı çektiğimizde duygusal beyin ipleri sürekli ele almaya çalışır. Tam toparlayacağız derken bir anda yeniden hüzünlenebiliriz. İşte bunun üstesinden ancak düşünen beyin katmanıyla gelebiliriz.

Düşünen beyin, kendi içinde bölümlere ayrılır. Mesela alnımızın hemen arkasında prefrontal korteks adı verilen bir bölge yer alır. Burası eleştirel düşünmemizi, hazzı ertelememizi, planlar yapmamızı vs. sağlar.

Baştaki soruya dönecek olursak (Aşık olunan kişinin, aşık tarafından algılanması değişir mi?) yanıtımız evet olur. Çünkü beyin görüntüleme cihazlarıyla yapılan araştırmalarda aşık, maşukla ilgili bir şeyle karşılaştığında prefrontal korteks yeterince çalışmıyor. Bu da tam anlamıyla onu eleştirel düşünemediğimiz, eksiklerini göremediğimiz, adeta kör kütük duruma geldiğimizi bilimsel olarak kanıtlıyor.

Peki aşk esnasında beynimizde ne gibi değişmeler meydana geliyor?

- Öncelikle beynimiz halk arasında mutluluk hormonu olarak bilinen ''Dopamin'' hormonunu bolca salgılar.
- ''Serotonin'' adını verdiğimiz hormonun salgılanmasında ise düşüş yaşanır. Bu hormonun az salgılanmasının insanları depresyona soktuğu bilinmektedir. Peki neden aşk esnasında serotonin hormonu düşer? Çünkü aşıkta, sürekli maşuğu görme isteği oluşturur. Onları sürekli yan yana getirmeye çalışır.
- Oksitosin adını verdiğimiz hormon salgılanır. Bu da partnerimize bağlanmamızı sağlar.
- NGF adlı maddenin de aşk esnasında yükselişe geçtiği bilinmektedir ki yukarıda saydıklarımız birine karşı sadece cinsel istek duyduğumuz durumlarda da gerçekleşirken yalnızca NGF adlı madde sadece aşk esnasında artışa geçer. Bu madde bize kendimizi iyi hissettirir, adeta bulutların üzerindeyizdir. Birçok şey bize fazlasıyla keyif verebilir.
- Vazopressin Hormonu da aşk esnasında bolca salgılanır. Bu hormon da özellikle erkeklerde çevreye karşı saldırganlık hissine ve partnerini koruma güdüsüyle hareket etmesine neden olur. Bu da ''Aşığın, gözü kara olur.'' manasına gelebilir.

Hak verirsiniz ki bu hormonların sürekli bu seviyede salgılanması insan için pek de yararlı değildir. Nitekim belirli bir süre sonra bu hormonlar yeniden eski seviyesine döner. Eğer aşk esnasında sağlıklı bir ilişki içinde olduysanız aşk bittiğinde bunu anlamaz, kazandığınız alışkanlıkları sevgiyle birlikte sürdürmeye devam edersiniz. Unutmamalı ki aşk, biyolojik bir zarurettir. Sevgi ise emek ister. Aksi halde ilişkide yavaş yavaş kopmalar meydana gelebilir. Muhtemelen bundan dolaydır çiftler için flört zamanları neredeyse bir kaideymişçesine sürekli özlenir haldedir.
8 beğen · yorum
31.01.18
Metin Şahin

Metin Şahin

@azadjiyan04

Aşkın Evrimselliği nedir?

Evrimsel biyologlardan bazılarına göre aşk, türün devamına katkı sağlamak amacıyla insan zihninde ortaya çıkmış, harekete geçirici ve çekici bir duygudur. Türün devamı için gerekli olan üreme ihtiyacının karşılanması için öncelikle bir cinsel birliktelik şart fakat iş bununla bitmiyor. 9 ay 10 günlük bir hamilelik dönemi, ardından doğum ve doğum sonrası dönem var.

İnsan bebeği, sinir sistemi tam gelişmemiş olarak dünyaya geliyor. (Bunun sebebi de kadınların bel-kalça genişliğidir. Eğer bebekler sinir sistemleri tam olarak geliştiğinde dünyaya gelseydi, doğum çok zor olurdu ve muhtemelen anne de hayatını kaybederdi.) Haliyle dünyaya yeterince gelişmemiş olarak gelen insan bebeği, çevresine muhtaçtır. 

İnsanoğlu her zaman bugünkü şartlar içerisinde yaşamadı. Doğada yiyecek içecek bulmasının, barınmasının bugüne kıyasla çok daha zor olduğu uzun bir dönem geçirdi. Haliyle insan bebeğinin hiç değilse kendi ihtiyaçlarını, kendisinin görebileceği bir seviyeye gelebilmesi için kadın ve erkeğin ortak bir şekilde desteğine ihtiyacı vardı. Ne yalnızca kadın ne de yalnızca bir erkek insan bebeğini büyütecek imkânlara sahip değildi. İşte evrimsel biyologlara göre aşk, bu görevi üstlendi.

Yani türün devamı için gerekli olan üreme işleminin gerçekleşmesi için yalnızca cinsel birliktelik değil devamında da hiç değilse çocuk kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılayabilinceye kadar anne ve babanın bir arada bulunması için aşk duygusunun ortaya çıktığını ifade ediyorlar. Bundan dolayı aşkın bir ömrü olduğunu (Yaklaşık 3 yıl), sürekli bir duygu olmadığını ve insanın yaşamında birçok defa aşık olabileceğini ifade ediyorlar.
3 beğen · yorum
23.12.17
Metin Şahin

Metin Şahin

@azadjiyan04

botoks nedir?

Size gezegenimizdeki en öldürücü toksinlerin birinden bahsedeceğim. Bu nörotoksinden iki damla yutmanız bile beyninizin kaslarınıza kasılma emrini verememesine ve sonuçta felçten ölmenize (Özellikle de diyafram hareketlerinin kesilmesine bağlı olarak havasızlıktan) neden olur.

Fakat şaşırtıcı bir şekilde dayatılmış güzellik algısının kurbanı olan insanlar, bu toksini enjeksiyon yoluyla almak için üstüne para dahi veriyor. Çünkü bahsi geçen toksin, bir bakteriden elde edilen ''Botulinum'' toksinidir. Bu toksin ''Botox'' adıyla pazarlanmaktadır. Yüz kaslarına enjekte edilen Botox, kasların felç olmasına yol açarak kırışıklıkların azalmasını sağlar.
4 beğen · yorum
23.12.17
Metin Şahin

Metin Şahin

@azadjiyan04

melatonin nedir?

Melatonin, beyinde salgılanan ve nöronlar (Sinir hücreleri) arasındaki iletişimi sağlayan hormonlardan biridir.

Melatonin hormonu, uyku-uyanma döngüsünü kontrol eder ve özellikle karanlıkta (Geceleri) salgılanan bir hormondur. Kişiden kişiye değişmekle beraber, bu hormon en çok saat 23:00 ile 05:00 saatleri arasında salgılanmaktadır. Bu hormonun insanların biyolojik saat ritmini ayarladığı düşünülmektedir.

Işık vücudun ürettiği melatonin miktarını etkiler. Günün kısa olduğu kış günlerinde vücut daha erken saatlerde melatonin üretmeye başlar. Melatonin üretimi lamba, telefon, televizyon ya da bilgisayar gibi ışık yayan şeylerle de sekteye uğrar. Çünkü melatonin hormonu, ''Epifiz'' bezinin ''Pineolasit'' hücrelerinden salgılanmaktadır. Bu hücreler ışığa duyarlı olup, bir ışık uyaranının beyne ulaşmasıyla melatonin salgılamayı keserler. Dolayısıyla sağlıklı bir uyku uyumak istiyorsak belirli bir saatten sonra ışık uyaranına maruz kalmamalıyız. Ayrıca Jetlag denilen olayın da bu hormondan kaynaklandığı sanılmaktadır.

Melatonin hormonu eksikliğinin yaşlanmayı hızlandırdığı ve çeşitli hastalıklara da neden olduğu da düşünülmektedir.

Yetersiz uyku, stres, huzursuzluk gibi faktörler melatonin eksikliğini tetiklemektedir. Melatonin eksikliğinin kendisi de sıkıntı ve depresyonu neden olmaktadır.

Yapılan araştırmalarda görme engelli insanların kansere yakalanma oranının daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Bunun sebeplerinden birisinin de melatonin hormonu ile ilgisi olduğu düşünülmektedir. Çünkü görme engelli insanlar, ışık uyaranına maruz kalmadığı için beyinlerinde melatonin hormonu daha fazla salgılanabiliyor.
9 beğen · yorum
23.12.17
Metin Şahin

Metin Şahin

@azadjiyan04

Dopamin nedir?

Dopamin, beyinde salgılanan ve nöronlar (Sinir hücreleri) arasındaki iletişimi sağlayan hormonlardan biridir. Halk arasında ''Mutluluk hormonu'' olarak bilinir.

İnsan beyni hazzı yinelemek, cezadan ise kaçmak ister. Beynimizde bulunan ''Akkumbens çekirdeği'' bu mekanizmayı kontrol etmekle görevlidir. Haz aldığımız işler esnasında (Yeme-içme, cinsel birliktelik vs. gibi) akkumbens çekirdeği, dopamin hormonunu salgılar ve kendimizi daha iyi hissederiz.

Dopamin azlığı çeşitli hastalıklara yol açabileceği gibi fazlalığı da bağımlılığa neden olur.

Beynimizin ''Bazal Gangliya'' adı verilen bölümü hareketi düzenler. Bu bölümün de iyi çalışabilmesi için belirli bir seviyede dopamine ihtiyacı vardır.

Ayrıca belirli bir seviyede salgılanan dopamin ruh halini iyileştirir, dikkati arttırır, öğrenme üzerine olumlu etkide bulunur.
8 beğen · yorum
22.01.17
Metin Şahin

Metin Şahin

@azadjiyan04

marksizm nedir?

Marksizm toplumların gelişimini bilimsel olarak açıklayan bir dünya görüşüdür. Bu dünya görüşü toplumların bulundukları duruma nasıl geldiklerini, niçin sürekli değişimlere uğradıklarını ve geleceğin bu toplumlara neler getirebileceğini araştırır.

Marksizm, toplumlardaki değişimlerin hiçbirinin rastgele olmadığını, bu değişimlerin tıpkı doğadaki değişimler gibi belirli yasalarla düzenlendiğini ve dolayısıyla da belirli yasalara uyan bu değişimlerin bize toplumları bilimsel olarak açıklama imkânı verdiğini ifade eder.

Üstelik Marksizm tamamlanmış ya da bitmiş bir dünya görüşü değildir. Toplumlar evrildikçe, insanların tecrübeleri arttıkça Marksizm de sürekli olarak gelişir. Nitekim birçok insan Marksizm'e katkı yaparak Marksizmi geliştirmiştir.  Bunlardan biri de V. İ. Lenin'dir.
Örn: ''Napıyosunuz la devrimciler?''
6 beğen · yorum
26.04.16
Metin Şahin

Metin Şahin

@azadjiyan04

kâfir nedir?

Hakikatin üzerini örten, gerçeği gizleyen kimselere denir.
3 beğen · yorum
26.04.16
Metin Şahin

Metin Şahin

@azadjiyan04

küfür nedir?

Arapça 'örtmek' sözcüğünden türetilmiştir ve hakikatin üzerini örtmek/gerçeği gizlemek manasına gelir.
0 beğen · yorum
/ 1