up
ara

Bilal Tayfur

Bilal Tayfur

Bilal Tayfur

@bilaltayfur

Duman
Cebinden çıkardığı çakmakla yaktığı gazete parçasını sobanın alt kısmına yavaşça iliştirip diğer gazete parçalarının da yanmasını bekledi. Tutuşan kağıtlar, odun yığınının en dibinde olmalarına rağmen, odadaki ışığı sarıya çevirecek kadar parlak hale gelmişlerdi. Odunların da yanmaya başladığından emin olduktan sonra sobanın kapağını kapatıp, rüzgardan uğuldayan camın kenarına doğru gitti. Penceredeki tahta çerçeve, eski usul olmasına rağmen çok iyi yapılmıştı. Onca rüzgara rağmen çok fazla esnemeden yalnızca bir uğultu taşıyordu evin içine.

Bir süre hareketsizce dışarıyı izledi. Dağın neredeyse tepesine dikilmiş küçük evi çeviren çitlere ve sadece gövdeleri bile çitler kadar uzun olan birkaç ağaca bakıyordu dikkatsizce. Bakışlarındaki dalgınlık, günün yorgunluğundan ziyade geride kalan bir ömrün yorgunluğunun yansıması gibi duruyordu. Sobadaki çıtırtıların artmasıyla birlikte dikkati dağılan adam, kalın perdeyi kapattıktan sonra sobanın hemen sağında duran ahşap sandalyeye doğru gayet ağır bir şekilde ilerledi. Sandalyesine oturduğunda, gözleri odada gezinmeye başladı. Bir şeyi aramakla, her şeyin yerli yerinde olup olmadığını kontrol etmek arasında gidip gelen bir çizgide bakıyordu etrafa.

Yakın zamanda ilçeye gidip aldığı mektuplar, mutfakla sobanın olduğu odayı ayıran tahta masanın üzerinde açılmamış halde duruyordu. Hemen yanlarında ise kartonu yırtılmış, yalnız kapağı görünen bir kitap ve henüz tek bir sayfası bile açılmadığı belli olan gazete vardı. Odanın geri kalanı alabildiğine dağınık bir haldeydi. Düzenli görünen tek yer, pencereye yakın yerleştirilmiş ve üstü bomboş olan diğer masaydı. Bu masanın mutfak tarafındakinden farklı olduğu hemen göze çarpıyordu.

Uzunca bir süre hiçbir şey yapmadan oturmaya devam etti sandalyesinde. Soba hala aynı sıcaklığıyla yanmaya devam ediyordu. Biraz da bu sıcaklığın rehavetiyle ağırca kalktı sandalyesinden. Tüm hareketleri ağırdı adamın. Ve fakat öyle bir yerdi ki adımlarını attığı yer, hızlı ayak hareketleri atılamaz gibiydi sanki orada. Bir kaç adım sonra düzgün görünen masanın hemen yanındaki sandalyeye oturdu bu kez. Buradan daha rahat görebiliyordu dışarıyı. Rüzgar ağaçları öyle itiyordu ki, karanlıkta sürekli sağa doğru hızlı bir meyil edip, fakat yavaşça aynı yere geri gelerek sürekli bu hareketi tekrarlıyorlardı. Adam olduğu yerde hareketsiz duruyordu halbuki. Aklında yıllar önce okuduğu kitaptan bir cümle dolaşıyordu durmadan, "Birileri, mutlaka ölür.".

Gençlik yılları, içinde eksikliğini hissettiği ama adını bilmediği bir hayali aramakla geçmişti. Bir hayali olduğunu hissediyor, hatta bazen bu hayalin ufak kıvılcımlarını da yaşıyordu. Salt huzurdan veya mutluluktan öte bir şeydi bu. Bir otobüs yolculuğunda hissettiği tuhaf yalnızlığı, onlarca diğer yolcunun sessizliğinde boğuyordu; ve işte tam da böyle anlarda yakalar gibi oluyordu içindeki eksik anlamı.

Eksikliğini duyduğu şeyin ne olduğunu ancak saçlarına düşen ilk beyazlarla beraber anlayabilmişti. Hayata dair beklediği tek 'anlam' ve hayal, saf ve temiz bir duyguyu izleyebilmekti. Yaşamak veya bir parçası olmak değil, yalnızca izleyebilmek... Tanıdığı veya sevdiği insanlar olması önemli değildi onun için bu duyguyu yaşayanlar. Bir parkta oturup veya bir pencereden başını uzatıp, saf bir duygu görebilmek istiyordu. Hasret, mutluluk veya huzur... Onun için 'güzel' olan bu duygulardı. Hayattaki tüm kötü şeylerin varlığına rağmen, birilerinin ve bir şeylerin güzel kaldığını görebilmek. Gerçek bir hayaldi bu ve belki de kazayla görülebilecek kadar şans eseri.

Ancak yaşlandığında anlayabilmişti hayalinin neden kendisini bu kadar dışladığını. Yüreğinde, kendine ait kırık dökük dahi olsa, bir oda kuramamış olmasının sebebi, hayatındaki faniliğin böylesine güzel şeyleri barındıramayacağını bilmesiydi. Güzel şeyler fani olmamalıydı, bir fotoğraf gibi kalabilmeliydi. Bu yüzden hiç tanımadığı insanların mutluluğunu izlemek, bu mutluluğun bir parçası olmaktan çok daha yaşanabilirdi.

Hayalini anlamış ve yaşayabilmişti. Eksikliğini hissettiği şeyin ne olduğunu bilen yaşlı bir adamdı artık. Yakaladığı o mutlulukların, özlemlerin ve huzurların bozulduğunu görmeden ölmek istiyordu yaşlı adam. Ve haliyle herkesten uzakta, tek başına, aklında yıllar önce okuduğu kitaptaki o cümle dolaşırken, son misafirini bekliyordu adam. Adam, otobüsteki bir yolcuydu ve hepsi bir tarafa soba hala sıcaktı.
1 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Bilal Tayfur

Bilal Tayfur

@bilaltayfur

Deprem
Ev beşik gibi sallanıyordu uyandığında. Olanca kuvvetiyle kendini aşağıya fırlattı yatağından. Kapının dibine doğru sürünerek gidip, bir cenin gibi sarmaladı kendisini. Hemen yanında koluna girerek kendisine sarılmış birisinin olduğunu, ancak sarsıntı geçtiğinde fark edebildi. Her şey o kadar şiddetli olmuştu ki, o anda nerede olduğunun farkına bile varamamıştı. Hiç tanımadığı bir evdeydi ve yanında hiç tanımadığı birisi vardı, korkuyla yüzüne bakıyordu. "İyi misin?" diye sorduğunda, cevap bile veremeden ayağa kalkmıştı.

En son hatırladığı şey, o akşam uyumakta zorlanmadığıydı. Son derece yorgun bir halde girmişti yatağına. Hiçbir eksik yoktu hatırladığı son şeylerle ilgili. Şimdiyse, hatırladıklarından çok daha farklı bir yerde açmıştı gözlerini. "Neredeyim?" diye sordu o hiç tanımadığı yüze, fakat alabildiği tek cevap "İyi misin? Su getireyim mi?" oldu. Anlamlandırması mümkün değil gibi görünüyordu olanları. Birkaç dakika önce yaşadığı depremin bütün şokunu unutuvermişti bir anda.

İlk bulduğu lamba anahtarını açtıktan sonra, yalpalayan adımlarla evin diğer tarafına doğru yürümeye başladı. Bu hiç tanımadığı evin odalarına bakarak, bir şeyler anlamaya çalışıyordu ama hiçbir cevap yoktu. Banyonun kapısına geldiğinde gözlerini kapatıp birkaç saniye bekledi. Tekrar etrafa bakmaya başladığında her şeyin aynı olacağından korkuyordu. Haliyle korktuğu gibi de olmuştu zaten. Hala aynı yerdeydi. Gözlerini açtığında bu sefer elinde bir bardak suyla duruyordu, o tanımadığı insan. O da karşısındakinin yaşadığı şokun verdiği hissiyatla depremi unutmuştu bir anda. Suyu almadan banyoya girmeye çalıştı aynı yalpalayan adımlarla ve bir anda kapattığı kapının hemen arkasına yığıldı.

Tekrar hatırlamaya çalıştı olanları. Eve gelmiş, telefonda kardeşiyle konuştuktan sonra da yemek yemeye bile takati olmadığına karar verip yatağa atmıştı kendini. Korkutucu bir rüyaya benziyordu her şey. Daha önce de uykusunda gördüğü şeyin rüya olduğunu farkettiği olmuştu ama bu kez her şey o kadar gerçekti ki, rüya olmadığına emin gibiydi. Çaresizce ayağa kalkıp, gayet zengin görünen banyo lavabosunda yüzünü yıkamaya çalıştı. Aynaya baktığında tekrar yere yığıldı.

Keskin bir kokuyla uyandı tekrar. Aynı yerdeydi, fakat bu kez başında eskimiş fakat tanıdık bir yüz vardı. En yakın arkadaşı sordu bu kez o anlamsız soruyu, "İyi misin?". Kesinlikle iyi değildi. Arkadaşı koluna girip odaya kadar taşıdı arkadaşını. O tanımadığı yüze bakarak, arkadaşına "Bu kim?" diye sordu. Arkadaşının tekrar başını döndürmeye yeten "Eşin" cevabı, odadaki herkesin yüzünün değişmesine sebep oldu. Birkaç dakika önce telaşlı ve endişeli bakan kadın şimdi neredeyse sinirliydi. Kadın, ağlamaklı ve kızgın bir sesle, "Biraz hava alın isterseniz." demişti.

Artık hiçbir şey sormuyordu. Evden çıktıklarında hala yarım yamalak adımlar atıyordu. Dışarıda hava yeni yeni aydınlanıyordu. Birkaç dakika yürüdükten sonra bir çocuk parkına varmişlardı. Sırtına dokunarak banka doğru yönlendirmişti artık korkulu gözlerle bakan arkadaşını. Banka oturduklarında, "Hiçbir şey hatırlamıyorum." dedi, artık bir cevap almak istercesine ve devam etti, "Depremden olabilir mi?". "Ne depremi?" cevabını aldığında her şey daha da karmakarışık bir hal almıştı artık.

Deprem sandığı şey, yaşadığı bu olayın bir parçasıydı. Aynada gördüğü yüz ver arkadaşının haline bakarak, hatırladığı zamanın üzerinden epey bir vakit geçtiğini anlayabiliyordu artık. Bu ilk kabullenişle birlikte biraz olsun sakinleşmeye başlamıştı. Kendisine ait fakat hiç tanımadığı bir hayatın içindeydi.

Sokağın gece yağan yağmurdan dolayı hala ıslak olduğunu farkettiğinde, aklına aşina olduğu hayatıyla ilgili anılar gelmeye başlamıştı. Hatırladığı hayat, zaman içinde harmanlanmış nedenler neticesinde her bir adımını bildiği hayattı. Fakat şimdi içine düştüğü hikayenin sebepleri hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Neden o evde olduğu, neden o kadının yanında uyandığı, ne iş yaptığı ve belki de hepsinden önemlisi neleri geride bıraktığı hakkında en ufak bir fikri yoktu. Sonrasındaysa arkadaşını, kendisi hakkında bilgilendirmeye ikna etmesi epey zor olmuştu.

Hatırladığı o son geceden bu yana, 13 yıl geçtiğini anladığında hissettiği şey, korkudan ziyade acıydı artık. Ve dahası, öğrendiği şeyler aklındakilerle hiç ama hiç uyuşmuyordu. Hayal ettiği ve yaşayacağını zannettiği hayatın çok uzağındaydı. Hepsinden kötüsüyse, aklının ucundan bile geçmeyen bu hayatı hangi sebeplerle seçtiğini hiçbir zaman kavrayamayacak olmasıydı.

Birden bire gülmeye başlamıştı. Hafif bir tebessümle başlayan gülüşü, bir dakikaya yakın bir sürenin sonunda neredeyse kahkaya dönüşmüştü. Arkadaşı omuzuna dokunup, o gün en sık duyduğu "İyi misin?" cümlesini tekrarladığında, birden bire ciddileşip "Hiç iyi değilim." demişti.

***

Birkaç saat sonra hala aynı bankta oturmaya devam ediyordu. Arkadaşı yanında değildi artık. Ne zaman gittiği hakkında da bir fikri yoktu. Hala anlam vermeye çalışıyordu olanlara, fakat hayıflanmak dışında bir adım bile kat edebilmiş değildi. Hayatına 13 yıllık bir ileri atışla devam edeceğini kabullenmesine rağmen, sahip olduğu hayatı kabullenmeyi başaramıyordu. İnsanın zaman içinde değiştiğini ve hayatın değişimine bu şekilde uyum sağlayacağını düşünürdü her zaman. Fakat bu öylesine acımasız bir geçişti ki, kendisi değişemeden hayatı değişmişti. Sinirlerinin boşaldığını hissederek tekrar gözlerini kapattı.

***

Uyandığında neredeyse boş olan bir odadaki yatakta uzanıyordu. Gayet sakin bir şekilde doğrulup, kendisini uyandıran doktora başından geçenleri anlattı. Doktor da aynı sakinlikle, sessiz bir biçimde dinliyordu onu.

Hastanenin en eski hastalarından biri olan yaşlı adam, bazı sabahlar kalktığında bu hikayeyi anlatarak uyanıyordu. Hikayede ara sıra değişen şeyler olsa da, genel hatlar çoğunlukla değişmiyordu. Genç doktorun bir yıl önce geldiği bu hastanede, bıkmadan bu hikayeyi dinlemesinin sebebiyse, yalnızca hastanın hikayenin hangi noktasından sonra delirdiğini merak ediyor olmasıydı.
3 beğeni · 2 yorum beğen ikon
Ceren Acer (@cerenacer948)
Kaleminize sağlık. Başarılıydı.
13.11.15 beğen cevap
Bilal Tayfur (@bilaltayfur)
Çok teşekkür ederim, hem yorumunuz hem de sabırla okuduğunuz için.
14.11.15 beğen cevap
Bilal Tayfur

Bilal Tayfur

@bilaltayfur

Gunes
Gecede hükmüm yoktur benim,
Şafak sökmez odamda.
Zihnim derin, perdelerim kalın.
Yağmura doymuş toprağım,
Ama düşmemiş üstüme,
Tatlı serin gölgesi baharın.

Ve fakat,
Sabah oluyor şimdi;
Olsun.
Sabah benimse, güneş senindir.
Yağmur gibi bir bahar geliyor;
Ve bir ağacın kökleri sarıyor,
Toprağımı damar damar.
Sarsın.
Toprak benimse, gökyüzü senindir.
***btayfur.com
3 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Bilal Tayfur

Bilal Tayfur

@bilaltayfur

kirli kağıtlar
Tarif edemediği duygular kadardır, insan.

***

Elindeki kalemi bıraktığında saat geceyarısını çoktan geçmişti. Önünde yine sonu olmayan birkaç sayfalık bir hikaye vardı. Bu sonu gelmeyen hikayeler daha az canını sıkıyordu artık. Hatta her seferinde, neredeyse bir mezarlık sayılabilecek dosyasına yeni bir bitmemiş hikaye eklerken, bir haz duyduğu bile söylenebilirdi. Mezarlık tabirini de kendisi bulmuştu aslında, kelimelere canlıymış gibi davranmak hoşuna gidiyordu. Bazen de daha önce yazdığı bir hikayeye, içine sinen bir son bulduğunda ise yazmaktan kaçıyordu. Hikayelerinin, asıl o zaman öleceklerini düşünüyordu böyle zamanlarda.

Öyle veya böyle, bu kağıtlar da o dosyaya konulacaktı belli ki. Bu mezarlığa gidişi bir seramoniye dönüştürmeye başlamıştı artık. Ufacık bir çizgisi var olan karakterleri tamamlayarak yazdığı hikayelerde kendi de yaşıyordu sanki. Onların akıbetindeki belirsizlikte payı yokmuş gibi üzülüyordu onlara. Yine öyle olmuştu. Seramoniyi tamamlamak için bir sigara almış ve tam çakmağa uzanırken, eli kahve bardağına çarpmıştı. Dökülen kahve kağıdın alt tarafını neredeyse okunmaz hale getirmişti. Aslında yazdığı hiçbir şeyi daha sonra çıkarıp tekrar okumamıştı, ondan sonra da birisinin çıkarıp okuyacağına dair bir beklentisi yoktu hatta. Fakat yine de o ölü kavlindeki kelimelerin kağıda işlenmiş halde dosyasında var olduğunu bilmek açıklaması güç bir haz veriyordu ona. Dolayısıyla dökülen kahve, bu hazdan alıkoyacaktı onu. Eli hemen askılıkta duran atkıya gitmişti. Atkıyı kağıdın üstüne basarak bir miktar kurutabilmişti. Mürekkebi kaysa da okunabilir durumdaydılar. Bir an için gözü son cümleye takıldı, “… neden böyle olduğunu bilmiyordu.” İstemsizce bir son kurgulamaya çalıştı kafasında, fakat olmuyordu. Tekrar elini çakmağa uzatıp sigarasını yaktı. Odadaki basıklığı farkedip pencereyi açmak üzere hareketlenmesine fırsat kalmadan kapının çaldığını duydu. Gecenin bu saatinde uyumadığını bilecek ve rahatsız edecek samimiyette birkaç arkadaşı vardı. Onlardan hangisi olduğunun merakıyla istikametini pencereden, dairenin kapısına doğru değiştirdi. Kapıyı açtığındaysa şaşkın bir biçimde gelenin komşusu olduğunu gördü. İşin garip yanı, bu adamla birkaç merhabadan öteye gitmeyen sohbetleri dışında bir ahbaplığı da yoktu esasen. Bu uzak sayılabilecek adam, gecenin bir saatinde yarım yamalak giyinmiş ve gözlerindeki kırmızılığa bakılırsa daha biraz önce ağlamışçasına bitkin görünüyordu. Adam, geceyarısı yaptığı bu ziyaretin sebebini açıkladığında her şey anlam kazanmıştı onun için de. Bu çok da samimi olunmayan komşu, birkaç saat önce babasının ölüm haberini almış ve evden dışarıya atmıştı kendini. Adam, bir geceyarısı ışığını açık gördüğü için komşusunu rahatsız etme cesaretini kendinde bulabilmişti.

Konunun vahameti anlaşıldığından, saatin kaç olduğu önemsizdi artık. Genç adam komşusunu içeri buyur edip, içecek bir şey hazırlamaya başlamıştı. Babasını çok erken yaşta kaybettiğinden, bir ölümün ifade ettiği anlamları yalnızca kitaplardan biliyordu. Tahminen adamın sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yola çıkacağını düşünerek kahve yapmanın daha mantıklı olacağına kanaat getirmişti. Elinde bardaklarla birlikte salona girerken, bu ‘yabancı’nın yazdığı karakterlere ne kadar benzediğini fark etmişti. O andan sonra adamın anlattığı hiçbir şeyi adamakıllı dinleyememişti. Aslında bu yazacağı hikaye için iyiye işaretti, kısıtlamalar olmaksızın bir karakter oluşturabilecekti kendine. Babası ölmüş bir adam…

Yarım saat kadar sonra adam, tahmin ettiği gibi yola çıkmak üzere bir şeyler hazırlaması gerektiğini farkedip terk etmişti evi. Komşusunun evden çıkışıyla birlikte bütün o yas halini üzerinden atmış, yeni bir karakterin heyecanı ve neşesiyle odasına doğru neredeyse koşuyordu. Hayal gücüne ne kadar güveniyorduysa da böylesine bir emsal hep daha ilham vericiydi. Gecenin bir saati sokakta, gözleri kıpkırmızı bir adam. Babası ölmüş bir adam…

Aklındaki akımı kağıda teslim etmek üzere masaya oturduğunda tekrar o kahve dökülmüş satırlara bakakalmıştı. O son cümle bıraktığından biraz daha silik bir halde duruyordu. Afili bir kalem hamlesiyle tek bir kelimenin üstünü çizdikten sonra yerine yeni kelimeyi ekledi.
“... neden böyle öldüğünü bilmiyordu.”
Evet, o zaten babası ölmüş bir adamdı.
“Babasının neden böyle öldüğünü bilmiyordu.”

***btayfur.com
2 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Bilal Tayfur

Bilal Tayfur

@bilaltayfur

 paylaşım fotoğrafı
yeni bir sabah - buğday tarlasında bir sabah http://www.btayfur.com/w/...inda-bir-sabah/
2 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Bilal Tayfur

Bilal Tayfur

@bilaltayfur

kardelen
Kader denilen şey öyle karmaşıktı ki, zamanın içine gizlenen bilmecelerden her insan farklı ve doğru bir cevap çıkarabiliyordu. Fakat bununla birlikte hepimiz ısrarla hata yapmaya devam ediyorduk. Kendimize zarar veren hatalar… Bundan yıllar sonra belki de hatırlanamayacak kadar basit şeyler için birbirimizi üzebiliyorduk mesela. Tüm bu karmaşa içinde gayet basit ve kesinliğiyle bile çekici olan ölüm vardı bir de. Varoluşundaki zıtlıkla Oğuz Atay’ın söylediklerini hatırlatıyordu bana, “Bir durumdan başka bir duruma nasıl geçtiğimi zaten bir türlü kavrayamam. Mesela, karanlıktan sonra birdenbire nasıl aydınlık olur, albayım? Siz hiç görebildiniz mi?” Sanırım bu gri geçişlerden sıyrılmış birkaç şey vardı insanın kaderinde. Ve yalnızca o birkaç şeyden birisi olan ölüm böylesine bir kesinlik ve keskinliğe sahipti.

***

Yorgun gözleriyle pencereye bakıyordu. O kadar dalgındı ki, seyrettiği şey, sonsuzluğa açılan penceresinden görebildiği, ağaçlar ve bulutlar mıydı yoksa özgürlüğünü sınırlayan camın bizatihi kendisi miydi emin olamıyordum. Aynı durum ona karşı hissettiğim sevgide de vardı sanırım. Kalbim, göğüs kafesimin içine hapsolmuşken, hissettiğim sevginin sınırı yoktu. Ve üstüne üstlük öylesine saydam bir sevgiydi ki, onun da bu konuda en ufak bir şüphesi olmamıştı hiçbir zaman. Onun bakışları daima böyleydi. Gözlerinin değdiği yerin ve kimsenin ötesini gören bir hali vardı.

Beni zaman zaman telaşlandıran bir bakıştı bu aslında. O, her şeyin ötesini gören bakışları bana doğru yönelse bile, bazen benden de öteye doğru uçuveriyordu sanki. Böyle vakitlerde onun, ömrü tek bir gün olan küçük bir kelebek gibi korkuyla ve heyecanla baktığını hissediyordum sanki. Heyecan, gözlerine; korkuysa tüm bedenine hakim oluyordu.

Bir seferinde geceye rağmen kaldırımları bile aydınlatacak kadar aydınlıktı dışarısı. Yağan yağmurun biriktirdiği küçük göletler her küçük huzmeyi onun gözlerinin içine doğru itiyor gibiydi. Gözlerine koca bir dünya sığabilir diye düşünmüştüm o an. Bu hislerle bakarken gözlerine, tüm o parıltının içinde beni izlediğini fark etmiştim.

Sanırım o günden sonra onun gözlerinde kendime bir yer edindiğimi fark ettim. Çok keskin bir farkına varış değildi bu. Ölüm gibi değildi yani, belki büyümek gibi, belki de yeni bir sabahın doğuşu gibi.

Söyleyin, siz de görmüyor musunuz kardelenleri?
2 beğeni · 1 yorum beğen ikon
garipsi (@garipsi)
Tüm bu karmaşa içinde gayet basit ve kesinliğiyle bile çekici olan ölüm vardı bir de.
güzel
30.11.15 beğen cevap
Bilal Tayfur

Bilal Tayfur

@bilaltayfur

yeni bir sabah - duvar saati http://www.btayfur.com/w/duvar-saati/
0 beğeni · 0 yorum beğen ikon
/ 6