up
ara
Katılım Tarihi : 11 Eylül Çarşamba 2013 21:10 - 2197 gün
Çağatay Kayıkcı

Çağatay Kayıkcı

@cagataykayikci

Hitler Almanyasında yasaklanmış olması bile insanın ilgisini çekmesi için yeterli. Remarque, Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok kitabında basit bir askerin, yaşamı yalnızca istatistiklerde bir fazla ya da bir eksik olacak kadar değersiz olan bir bireyin, bireylerin haklarını ve yaşamlarını korumak için var olan devlet uğruna nasıl ölüme yürüdüğünü, ölüm ile yaşam arasında bir farkın kalmamasının insanlar üzerindeki etkisini yine basit bir askerin savaş günlüğü aracılığıyla bize gösteriyor. Ünlü Batı Cephesi, insanlık var olduğu sürece, insanlık tarihinin en büyük utançlarından biri olarak kalacaktır. Avrupa "uygarlığı" bunu unutmaya ve unutturmaya çalışsa da bu cephe - ve tabii ki diğerleri- hatırlanacak. Sermayenin ve işbölümünün dünyayı nasıl bir hale getirdiğinin doğrudan kanıtıdır savaşlar. Soygun felsefesinin doğal sonucudur onlar. Bu kitabı okurken unutmamanız gereken, aklınızın bir köşesinde durması gereken bir bilgi vereyim Batı Cephesi ile ilgili. Fransızlar, Batı Cephesinde askerlik çağındaki adamlarının %20'sini kaybetmişlerdi. Savaştan zararsız dönenlerin oranı ise üçte bir kadardı. Batı Cephesinde Fransızlar 1.6 milyon, Almanlar 1.8 milyon, İngilizler 800.000 ve Amerikalılar ise 116.000 asker kaybettiler. Bu bilgiler bile savaşın ne demek olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Her ciddi okuyucunun okuması gereken bir kitap.
0 yorum
Çağatay Kayıkcı

Çağatay Kayıkcı

@cagataykayikci

Kayışı askıdan aldı.

"Pantolonunu ve şortunu çıkar." dedi.

Çıkarmadım. Uzanıp kemerimi çözdü, pantolonumun düğmelerini açtı ve indirdi. Şortumu da indirdi. Kayışı patlattı. Değişen bir şey yoktu aynı ses, aynı acı.


"Anneni öldüreceksin sen!" diye bağırdı.

Tekrar vurdu gözyaşı yoktu ama bu kez. Gözlerim tuhaf şekilde kuruydu. Onu öldürmeyi düşündüm. Onu öldürmenin bir yolu olmalıydı. Birkaç yıl sonra yumruklarımla yapabilecektim bunu. Ama o anda istiyordum onu öldürmeyi. Bir hiçti. Beni evlat edinmiş olmalıydılar. Tekrar vurdu. Acıyı yine duyuyordum ama korkum gitmişti. Tekrar indirdi kayışı. Oda bulanmıyordu artık. Her şeyi çok net görebiliyordum. Babam bendeki değişikliği hissetmiş olmalıydı, daha kuvvetli vurmaya başladı. Ama o vurdukça daha az hissediyordum. Zavallı bir konumda olan oydu sanki. Bir şey olmuştu, bir şey değişmişti. Babam durdu soluk soluğaydı. Kayışı astığını duydum. Kapıya yürüdü. Döndüm.

"Hey" dedim.

Babam dönüp bana baktı.

"Kendini daha iyi hissedeceksen bir kaç tane daha vur." dedim.

"Benimle sakın böyle konuşma." dedi.

Ona baktım. Çene altı ve boynu etlenmişti. Hüzünlü çizgiler gördüm yüzünde. Yorgun, pembe bir macundu yüzü. Üstünde fanilası vardı, göbeği fanilasını buruşturuyordu. Gözlerinde hiddet yoktu artık. Yüzünü benden kaçırıyor, gözlerime bakamıyordu. Bir şey olmuştu. İki havlu da biliyordu bunu, duş perdesi biliyor, ayna biliyordu. Babam dönüp banyodan çıktı. O da biliyordu. Son dayağımı yemiştim ondan.
ataç ikon Ekmek Arası
8.6 (224 oy)
0 yorum
Çağatay Kayıkcı

Çağatay Kayıkcı

@cagataykayikci

Yeni ve daha iyi bir toplumun
inşasını gerçekleştirmek istiyoruz: bu yeni, daha iyi
toplumda ne zengin ne de yoksul olacak, herkes
çalışacaktır. Ortak çalışmanın meyvelerinden sadece bir
avuç zengin değil, bütün emekçiler yararlanmalıdır.
Makineler ve diğer yetkinleştirmeler herkesin işini
kolaylaştırmalıdır, milyonlarca insanın sırtından bir avuç
insanın zenginleşmesini değil. Yeni, daha iyi toplum,
sosyalist toplumdur. Bu toplumu konu edinen öğreti sosyalizmdir.
0 yorum
Çağatay Kayıkcı

Çağatay Kayıkcı

@cagataykayikci

Kafka'nın bu eserinde bürokrasiye saldırdığı fikri sürekli ortaya konmaktadır. Aslında bu fikrin hatalı olduğunu söylemek için elde hiçbir kanıt yoktur ve yapılan yorum doğrudur da. Ancak bu yorum romanın yüzeyinde kalmakta bana göre. Belki de Dava'yı yeni bir bakışla okumamız gerekir. Kafka gibi bir yazarın bürokrasiye saldırmak için bir roman yazması ya da karakterin yavaş çöküşünü bu dış koşullara bağlaması hiç de Kafka havasında değil. Belki de Dava'yı okurken bakış açımıza ilahi bir dokunuş gerekli. Dava'yı bir Tanrı ve varoluş romanı olarak ele alırsak yeni bir anlam elde edebiliriz. Josef K.'nın suçu hakkında en ufak bir bilgi verilmeden, söz hakkının olmadığı bir mahkemede yargılanması ve yargılama sürecini bile anlamaması; sürekli uğraşlarına karşın bir arpa boyu yol alamayışı ve nihayetinde gelen çöküşle boyun eğmesi, Tanrı fikrine atfedilen ilahi adalete, kader fikrine karşı insan eylemlerinin çaresizliğine ve bu anlayışların insanda yol açtığı çöküşle nihai teslimiyete referans olarak alınırsa ortaya iki taraflı bir Tanrı-kader-insan yorumu çıkar. Ancak esas itibarıyla bunlardan birinin geçerli olduğu fikrindeyim. Bana göre geçerli olan yorum ise şudur: Kafka, Dava'da, Tanrı fikrine atfedilen sarsılmaz kudretin ve değişmez, değiştirilemez kader anlayışının karşısında insanlığın yaşadığı buhranı ve kaçış imkanı bulamadığından yaşadığı çöküş ile nihai yok oluşunu anlatmaktadır.
ataç ikon Dava
8.1 (605 oy)
3 yorum
Nuri Kantare (@nuribahce)
Güzel bir yorumlama olmuş, tebrik ederim.
03.08.15 beğen cevap
Çağatay Kayıkcı (@cagataykayikci)
Teşekkür ederim.
03.08.15 beğen cevap
Recep (@okuryzr)
"Varoluş romanı" nitelemenize katılıyorum. Dava ile yaşam arasında kurulabilecek çok sayıda bağlantının ilki de suçun bilinememesi olsa gerek, yani varoluş sebebinin bilinememesi. İnsanın varoluşunun bir sebebi olmadığını iddia etmiyorum, olduğuna "inanılabilir", ama o sebebin ne olduğu bilinemez diye düşünüyorum. Asıl "dava"nın bununla başlayan bir anlam arayışına ilişkin olduğu konusunda sanırım hemfikiriz. Zaten Ahmet Cemal'in sunuş yazısı da insanı böyle bir okumaya sevk ediyor. Bürokrasi karşıtlığı vs. dediğiniz gibi yüzeyde kalıyor.
26.02.16 beğen cevap
Çağatay Kayıkcı

Çağatay Kayıkcı

@cagataykayikci

Doğa adını verdiğimiz şeyde kutsamaya pek az hazır olduğumuz birçok zorunlulukla karşılaşıyorsak, aynı şekilde, doğa yaşamının doğrudan bir uzantısı olan tarih dediğimiz şeyde de, kutsamaktan çok aşağılamaya değer bulduğumuz ve toplumsal ve bireysel ahlaki değerlerimiz çıkarına, sahip olduğumuz tüm enerjiyle karşı çıkılması gerektiğine inandığımız birçok zorunlulukla karşılaşırız.
Bununla birlikte şunu da kabul ederiz: Tamamlandıkları andan itibaren en nefret edilecek tarihsel olgular bile, tarihi fenomenlerde olduğu kadar doğal fenomenlerde de bulunan zorunluluk karakterini kazanmışlardır.
ataç ikon Tanrı ve Devlet
8.6 (7 oy)
0 yorum
Çağatay Kayıkcı

Çağatay Kayıkcı

@cagataykayikci

Bukowski'nin okuduğum en iyi hikayelerinden birkaçı bu kitapta. Duygular tıpkı renkler gibidir. Onları fark ederiz, hissederiz ancak anlatamayız. Anladığımızı iddia edemeyiz. Duyguların ve renklerin paradoksu diyorum ben buna. Bukowski'nin anlatımı ise işte bu paradoksa dayanıyor. O, duyguları anlatamayacağını anlamış bir yazardı. Duyguları açıklayacak ve somut bir şekilde ortaya koyacak kelimelere sahip değiliz. Kelimeler dökülür ve okur bir şeyler hisseder. İşte Bukowski bunu çözmüş bir yazar olarak karşımızda. Hikayelerinde sözünü ettiğim durumu görüyoruz. Bu nedenle Bukowski'yi bir "erkek yazarı" olarak görüyorum. Kadınların ve erkeklerin bir durumu aynı şekilde hissetmedikleri ortada. Bukowski ise Sevimli Bir Aşk Hikayesi'nde evden çıkarken ya da Cass ile yaşadıklarını anlatırken erkeklerin hissedebileceklerini kelimelere dökmüştü. Onun tarzıyla başka türlüsü mümkün değildir zaten. İşte bu yüzden Bukowski'yi seven erkeklerin kalbinde Cass'ten bir parça vardır.
0 yorum
Çağatay Kayıkcı

Çağatay Kayıkcı

@cagataykayikci

Bukowski kitapları içinde "ilk okunması gerekenlerden" değil kesinlikle. Hatta bu kitaptan tat almak, Bukowski'yi tanımakla olur. Özellikle Ekmek Arası ve Factotum okunmadan bu kitabın okunmaması gerek. Böyle yapılması kitaptan çok şey götürecektir. Okuduklarım içinde bu kitap dışında Bukowski'nin kafasında derli toplu bir şeylerin olduğunu göremedim. Kitabı tanıtacak en kısa cümle şu olabilir: Bukowski'ye ölüm katın ve yazılarına eklemeyi çok sevdiği saçmalıkları çıkartın. Burada "saçmalıklar" kötü anlamda kullanılmamıştır. İşte bu cümleden de anlaşılabileceği gibi bu eseri okumak için biraz da olsa Bukowski'yi tanımak gerekli. Yaşamı en ilgi çekici yazarlardan olan Bukowski'nin ölüme bu derece kafayı takmış olması okurken sizi de etkileyecek. Sevdiğiniz birisiyle yakında geleceğini bildiğiniz ölümü hakkında konuşmak gibi bir tat bırakacak.
0 yorum
Çağatay Kayıkcı

Çağatay Kayıkcı

@cagataykayikci

Bu kitapla ilgili söylenmesi gereken en önemli nokta şudur ki, Hayvan Çiftliği bir sosyalizm eleştirisi değildir. Pek çok okurun iddiası bu yönde olsa da. Bu yorumlar ancak kavramlar arasındaki farklılığı bilmemenin getirdiği saflık ya da kötü niyetli bir karalama kampanyası ile açıklanabilir. Orwell bu kitapta sosyalizmi ya da modern anlamıyla kabul edebileceğimiz ismiyle Marksizm'i değil, ancak Bolşevizm'i eleştirmiştir. Hayvan Çiftliği bir teori eleştirisi değil açıkça pratik eleştirisinin öykülemesidir. Elbette burada uygulamadan kasıt Sovyet Rusya'dır. Hatta dosdoğru bir Stalinizm eleştirisi olduğunu da söyleyebiliriz. Zira devrimin yol göstericisi olarak Lenin'in işlenmiş olması Marx'tan daha muhtemel. En azından hikayede gerçekleşen devrime göre konumu ikincil bir şahıs değil bizzat devrimin mimarı olan bu domuz Lenin'i ve onun fikirlerini temsil ediyor ise genel bir Bolşevizm eleştirisi olduğunu söyleyebilmek için Sovyet Rusya tarihinde Stalin ile birlikte oldukça gelişen bürokrasiyi ele almamız gerekecektir. Ancak kavramların dönüşümünü düşündüğümüzde Napoleon'un güçlü kişiliği ile hikayede merkeze oturması ve taşlamanın ana hedefi olmasıyla net bir şekilde Stalin'i temsil ettiğini söyleyebiliriz. Elbette Troçki için de bir karakter yaratılmış olmasıyla birlikte eleştirinin daha çok Stalin'in şahsı ya da dönemine yöneldiği iddiası daha da güç kazanacaktır.
ataç ikon Hayvan Çiftliği
9 (1975 oy)
0 yorum
Çağatay Kayıkcı

Çağatay Kayıkcı

@cagataykayikci

Ütopyalılar yıldızlar ya da güneş dururken, küçük bir incinin ya da elmasın zayıf parıltısından zevk duyanlara hayret ederler. Özel yünden kıyafetler giydiği için kendini soylu hissedenlerin aptallığına şaşarlar. Ütopyalılara göre yün ne kadar ince olursa olsun, eninde sonunda bir koyunun sırtından kırpılmıştır ve övünç kaynağı olamaz. Değersiz bir maden olan altına, her yerde bu kadar değer verilmesine ve altının, kendisine o değeri biçen insanoğlundan bile değerli görülmesine şaşarlar. Namussuz olduğu kadar aptal da olan kütükten farksız mankafalar, sırf çok fazla altınları var diye bir sürü bilge insanı nasıl yönetebilirler?
ataç ikon Utopia
8.3 (270 oy)
0 yorum