up
ara

Enes

Aydınlıklara çıkma zamanı 🌅… www.servetifunun.com
Enes

Enes

@cortazar

Ernest Hemingway Kitap Tavsiyesi paylaşım fotoğrafı
Ernest Hemingway Kitap Tavsiyesi
Hekese merhaba. Ernest Hemingway uzun zamandır listemde olan fakat bir türlü fırsat bulup okuyamadığım bir yazardı. Fakat bugün buna son verip kitaplarını alma kararı aldım. Tek sorun, ilk olarak hangi kitaplarından başlamalıyım ? Tavsiyelerinizi bekliyorum. Teşekkür ederim şimdiden.
Ernest Hemingway
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
9 beğeni · 4 yorum beğen ikon
kayipnotalar (@kayipnotalar)
Benim okuduğum ilk kitabı Yaşlı Adam ve Deniz'di, başlayınca bitirene kadar elimden bırakamadığım bir kitap olmuştu. Şimdi ise Çanlar Kimin İçin Çalıyor'u okuyorum ama sen de ilk olarak Yaşlı Adam ve Deniz'den başlayabilirsin (:
14.02.19 beğen 2 cevap
rukiye yasemin (@rukiyeyasemin)
Güneş de doğar kitabını önerebilirim.
14.02.19 beğen 1 cevap
Enes

Enes

@cortazar

Zamanın İçinden Çıkış paylaşım fotoğrafı
Zamanın İçinden Çıkış
Kocaman bir saatin yelkovanına takılan hayallerimi kovalayan ben ve umutlarımı kemirerek benden uzaklaşan sinsi bir akrep… Sonsuz bir döngünün içininde anlamsızca verilen bir mücadele, yok yere ölüp giden hayaller, kazayla yaratılan umutlar ve susmayan tik tak sesleri… Sonunda oturup sadece olan biteni izlemek, pilin tükenişini beklemek…

Saatin içinde kaldığım seneler bir şeyi çok net öğretmişti : Karanlık, körleştirir ; sessizlikse sağırlaştırırdı. Madem gözüm açık görebileceğim tek şey karanlık ve pür dikkat dinlerken duyabildiğim tek şey sessizlikse, neden gözlerimi kapatıp, kulaklarımı çıkarmıyordum ? En mantıklı olanın aynı zamanda en absürt olması ironikti. Fakat yaptığım da tam olarak buydu. Başlardaki hayat atılganlığım zamanla durulmuş, en sonunda da, yani şimdi, tümden durmuştu. Uzun zamandır tüm benliğimi hapsettiğim boşluk zamanı kontrol edilmeyi bahşetmişti bana : Zaman artık ilerlemiyordu. Bu da bir tür zaman kontrolü sayılmaz mıydı ?

Her şeyin er veya geç tıkanarak ansızın tükeneceği noktayı korkarak beklemiştim, bu kaçınılmaz olandı. O noktadan itibaren sadece gelecek veya geçmiş söz konusu olabilirdi, şimdi değil. Gelmesi de tahminimden önce gerçekleşti. Şimdi'lerimin yarısını geçmiş yelkovanı, kalan yarısını gelecek akrebi yok etti. İşte bu trajik an, önce saat görüntüsünün, ardından da tik tak seslerinin sonlandığı andı. Saatin camından dışarı fırlamak için camı kırabilir veya rahat olmayan yatağıma uzanıp ölmeyi bekleyebilirdim. Bense ikisini de yapmayarak rahat bir nefes aldım. Biten saatin pili değil, ruhumun direnciydi. Mücadele sona ermişti…
45 beğeni · 22 yorum beğen ikon
Hayata Gülümse (@hayataagulumse)
Mücadele yeni başlıyor Enes, karanlık ruhumuzu işgal ettiyse Kendimizi yeniden doğurmamızın zamanı geldi görünüyor. Kendimizi yeniden tasarlayalım, en güzel projeyi çizelim ve yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizle en ince hesapları yapalım. Ve, eminim ki bizden çok güzel bir bina çıkacak. Kalemine sağlık karanlık yazın için, senden iyi malzeme çıkıyor bana helal et 😊😊 Ben malzeme toplamaya gidiyorum, çok eksik var çok. Seviliyorsun tarafımdan 😊😊
13.02.19 beğen 3 cevap
Esranın Dünyası (@esranindunyasi)
Kalemine sağlık düşüncelerine sağlık Enes :)
13.02.19 beğen 1 cevap
Emrah Yağan (@emrahyagan)
Çok çok güzel yazmışsın Enes kalemine yüreğine sağlık dostum. 🌼🤗Uzun zaman olmuştu ozletmistin kendini. Yazin düşüncelerini yansitma şeklin harikulade ama keşke sonu mücadele devam etmekle bitseydi :)
14.02.19 beğen 1 cevap
Enes

Enes

@cortazar

Rota & Burak Alkın - Cehennem
'' Sor bana...
Ümidim var mı bu cehennemde?
Yok daha..
İnancım kalmadı bu yerden.
Sor bana..
Ümidim var mı bu cehennemde?
Yok daha..
İnancım kalmadı bu yerden... ''

Olan biteni sessizce izlemektense sesli izlemek gerekir bazen. Kısa bir film tadında şarkı. Hala tepki gösterebilen insanları görmek güzel.
Keyifle dinleyin demeyeceğim bu sefer, üzülerek izliyor çünkü insan...
10 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Enes

Enes

@cortazar

Over the Rainbow - Israel Kamakawiwo`Ole
Şarkının farklı versiyonları olsa da , hiçbirini Kamakawiwo'nun söylediği kadar sevemedim. ( Adamın İsmi bile ayrı güzel ).

'' Gökkuşağının üzerinde, yükseklerde bir yer...
Ve her ninnide bir kez düşlediklerin ,
Gökkuşağının üzerinde bir yerde mavi kuşlar uçar.
Ve düşlediklerin, düşler sahiden gerçekleşir... ''

Umut nedir deseler bu şarkıyı açardım. Soğuk bir kış gecesini dahi ilkbahara döndürebilen nadir şeyler vardır. Bu şarkı gibi...

Çeviriyi de bırakayım, keyifli dinlemeler :

https://ceviri.alternatif...ver-the-rainbow
15 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Enes

Enes

@cortazar

Göğe Bakma Durağı Şiiri - Turgut Uyar
Merhaba. Yeni bir şiir seslendirmesiyle karşınızdayım. Fazla uzatmadan sizi dinlemeye bırakayım. Umarım beğenirsiniz.

Göğe Bakalım 🍂 ...
Turgut Uyar
ünlüye 9 verdi, inceleme eklemedi.
69 beğeni · 22 yorum beğen ikon
NAR (@ehveniser)
emeğine sağlık , çok güzel 👏👏👏
24.01.19 beğen 1 cevap
turlim (@turlim369)
Cok iyi
24.01.19 beğen 1 cevap
remzije limani (@remzije)
sesine, nefesine sağlık arayı çok açmadın yenisini bekleriz 👍🏻👍🏻👍🏻
25.01.19 beğen 1 cevap
Enes

Enes

@cortazar

Geçmişin Gömülen Hayaletleri - Bölüm 2 paylaşım fotoğrafı
Geçmişin Gömülen Hayaletleri - Bölüm 2
Oğuz hissettiği duyguya bir anlam veremiyordu. Canı yanıyor, kalbi sızlıyordu. Sanki bir parazit yaşama amacına yapışmış, onu yavaş yavaş yiyor gibiydi. Bir zamanlar kurduğu tüm gülden düşler , şimdi dikenleriyle ona saldırıyorlardı. Bu, insan olarak yaşadığı ilk ve derin acıydı. Baş etmesi içinse ne yapması gerektiği hakkında hiçbir fikri yoktu. Ne zaman insanlığını biraz olsa unutsa, geçmişin hayaletleri yakasına yapışıp onu giderilmez bir hüzün susuzluğuna süreklüyordu. Gözlerinden akan sıcak yaşların kendini yakışını izledi. Hiçbir şey yapmak istemiyor, sessizce yazgısını kabulleniyordu. İrem'se, bu yazgıdaki rolünü oynayıp kendi yazgısına geri dönen bir aktördü. Bugünse ilk defa ruhunun varlığını ve acının çekilmezliğini hissetti. İnsan olmak, biraz da hüzün olmak değil miydi ?…

Günler geçiyor, Oğuz sessizliğini koruyordu. İrem'in içindeki İrem'i anlaması zor olmuştu. Tüm anladıklarını unutabilecek kadar uzun yaşamayacağının farkındaydı… Kalpten gelen bir sevgi, onu donuk hislerinin buzdan zindanlarından kurtarıp umutlu bir güneşin kucağına bırakmıştı. Başlarda garipsediği bu tatlı sıcaklık kalbini eritmiş, hayatın umut denilen hisle nasıl da güzel olabileceğini göstermişti. Ama her güneş bir geceye kurban giderdi. Oğuz'un gecesi ansızın gelmiş, güneşi batmış, kalbi tekrar donmaya, bunu yaparken de feryatlar etmeye başlamıştı. " Yeterince uzun süre burada kalırsam, kalbim tekrar tamamen donar, eski Oğuz olur insanlıktan çıkarım " diyerek umutla bekliyordu.

Umduğunu bulamadı. Kalbinin yarısı donmuş, diğer yarısı donmamakla birlikte iyice doyumsuzlaşmıştı. " Bu nasıl bir bedel ? " diye düşündü. İnsanın ya kalbinin tamamı donmalı, ya da tamamen güneşe dönüp atmalıydı. Oğuz ise arada çaresizce sıkışıp kalmıştı. Bilim insanları, Oğuz'un bu halini görseler " Yeni bir tür " olarak nitelendirir, onu tonla teste sokarlardı. Neyse ki Oğuz'un dışarı çıktığı yoktu. Günün yarısını kanepede, diğer yarısını yatağında geçiriyordu. Okuduğu kitapları yatağının yanına koyar, arada tekrar açıp okurdu. Evde hiç ayna yoktu. Bu ucube haline bile zar zor dayanabilirken, aynalara hiç tahammül edemiyordu. İçten içe göreceği yüzden korkuyordu. Aynadaki yüz bir gün denk gelse, Oğuz'a neler neler demezdi. " Sen yaşamayı bilmeyen, yarım kalpli, yarım beyinli bir adamsın ! " demesi işten bile değildi. " Neyse ki kendi gözlerini göremiyor insan. " diyerek sevindi. Uyurken yüzünü alık bir tebessüm almıştı.

Aradan geçen onca sene Oğuz'u ne azaltmış, ne de arttırmıştı. Bu donuk zamanı belki çalışır umuduyla yeni bir şehre taşınmıştı. Bir şehri geride bırakınca bu acınası halini de orada unutma umudu vardı. Yanıldığını anlamak için yeni gittiği şehirde bir araba camına denk gelmesi gerekmişti. Gördüğü yüz, kendiyle yüzleşmekten uzak ve ait olduğunu düşündüğü adama çok yakın bir yüzdü. Gördüğü an kaçmak istemiş, koşarak Yağız'ı gömdüğü mahalleye dönmüştü. Sessizce dostunun mezarına yaklaştı. " Hiç olarak başlayıp ,tam olduğunu hissettiğin an yarım kalmak ne garip bir şeymiş Yağız. Bir zamanlar hissetmek nedir bilmeyen ben, şimdi kalbimin kalan yarısında hüzünden başka bir şey hissetmiyorum. Aradığım ve bulabildiğimi sandığım her ben, senle birlikte gömdüğüm beni aratıyor bana. En sonunda bana kalansa, ne olduğu bile belli olmayan bir çeyrek üstü, tam azı yarımcık. İrem ile birlikte bir anlam yarattık. Yıkma kısmınıysa bana bıraktı. Tüm bu anlamı inşa edebilecek güce sahip olmayan ben, tümünü yıkabilecek gücü nasıl bulabilirim ? O gün birlikte ölüp gitmeliydik dostum. Birbirimize sarılıp, insanlığa bulaşmadan çekip gitmeliydik. Kendimiz kalarak, kendimizi adlandırmadan, bir anlam yaratmadan zamanın acımasız süzgecinde elenip bitmeliydik. Bense ait olduğum hiçliği artık hak ettim Yağız. Geçmişin hayaletlerini kucaklayarak yanına gelmek istiyorum… " diyerek mezara sıkıca sarılmıştı. Gözünden akan yaşların toprağa karışmasını izledi. Yağız'a ulaştıklarını hayal ederek gözlerini sımsıkı kapadı.

Hayattan dilediği son umudu, gözlerini bir daha açmamasıydı. Bir ucube eksik ya da fazla, hayat bunu umursamazdı. Tıpkı bugüne kadarki umutlarını, hüzünlerini ve sevinçlerini umursamadığı gibi…
35 beğeni · 20 yorum beğen ikon
Hayata Gülümse (@hayataagulumse)
Enes @cortazar günaydınnnn. Bu yazıda ilk defa şiirsel bir tarz kullanmışsın ve bu kadar güzel olabilir. Oğuz'un çektiği hüznü göremedim bile betimlemelerinin dansının arasında 👍🤗☺😊😋😋😋
21.01.19 beğen 3 cevap
Esranın Dünyası (@esranindunyasi)
Kalemine sağlık Enes. Her yeni yazında daha iyi oluyorsun :) devam et hiç bırakma yazmayı
21.01.19 beğen 2 cevap
Buse Menteş (@busementes)
Bi soz vardir ya hani ölmeyi bayilmak sanmak.Sanirim oguz da burda bana gore bunu saniyo.Hayat olmeyi dilemek icin cok kisa be Enes ve hayat umudu olmekle yanyana getirmek icin de cok acimasiz cunku sen ne kadar olmeyi dilersen o kadar yasarsin, olmek degil savasmak gerek.Bir de ne diledigimize dikkat etmek gerek dusunsene oguz kalbini tekrar isittiginda olurse uzulmez mi??Hikayene olan yorumum bu ama anlatim tarzin her zamanki gibi cok guzel kalemine saglikk..
21.01.19 beğen 3 cevap
Enes

Enes

@cortazar

Görünmez Derslerden Biri paylaşım fotoğrafı
Görünmez Derslerden Biri
Hayatın verdiği acımasız fakat silik derslerden belki de en büyüğü : Yolu yolumuza düşen herkesi sırtımızda veya içimizde taşıyamayacak oluşumuzdur. Her ne kadar bu durum kabullenilemez gelse de, hiç ayrılmayacakmışçasına yola birlikte başladığımız insanların birçoğunu yolun sonunda tanıyamadığımız birer yabancı olarak görürüz. Bu gerçeği görmezden gelmenin ağır da bir bedeli var : Sadece birlikte yürüdüklerimizi değil, başladığımız yolu da kaybederiz. Artık sadece kederli bir yalnız değil, bir daha tanıyamayacak kadar da yabancılaşmışızdır kendimize…

"Hoş geldin"ler ve " Hoşça kal"lar ülkesiyiz….
60 beğeni · 20 yorum beğen ikon
Melihcan ÖZSOY (@melihcanozsoy)
Dostum şu yazılarını Wattpad'de paylaştın mı hiç? Senin buradaki birtakım kalaslardan biraz daha üst seviye kesime hitap etmen temennim.Ne burayı küçümsemek niyet ne de orayı büyütmek fakat kıymet bilip yücelticek,elini uzatıp göğe çıkartabilecek biri çıkabilir.O kadar abes şeyleri kitap yaptılarsa.😏Daha girip detaylı bakmasamda ufak bi göz ucuyla inceledim.Dileklerim iyi yere gelmen,o kadar düşüncelerinin, gözlemlemelerinin,öngörünün heba olmamasını belki senden çok istiyorum.İyi akşamlar dostum..💕
16.01.19 beğen 3 cevap
İrem G. (@iekli)
tebrik ederim enes 👏
17.01.19 beğen 1 cevap
Emrah Yağan (@emrahyagan)
Gerçekten çok güzel dile getirmissin Enes dostum sanki hayatımdan bir kesit alıp koymuşsun oraya kendimi icind buldum adeta.Bu güzel tespitlerin ve sanatsal anlatım tarzinla bu kısaca değindigin hikayeyi genişletip devamını getirmen dileğiyle 🍁Sabırsızlıkla bekliyor olacağım . Yüreğine kalemine sağlık dostum sevgiyle kal. 🌼
18.01.19 beğen 1 cevap
Enes

Enes

@cortazar

Geçmişin Dirilen Hayaletleri Bölüm 1 paylaşım fotoğrafı
Geçmişin Dirilen Hayaletleri Bölüm 1
Yıllar evvel terk etmek zorunda kaldığı şehre geri dönen Oğuz, ıssız bir kahve köşesinde olan biteni anlamaya çalışıyordu. Zihnindeki tüm karmaşa huzurunu bozarken, yapması gerekenleri düşündü. İçindeki insanın geçtiği bu sokaklar artık onun için soğuk birer betondan ötesi değildi. Kabullenmesi zor olsa da, ölen sadece anıları değil, anılarının ona hissettirdiği çocukluğuydu da. Her şeyi baştan hatırlamaya ihtiyacı vardı. Geçmişin hayaletlerinden kurtulmak için, önce o hayaletleri kucaklaması gerektiğinin farkındaydı. Kendine bir kahve daha söyledi ve azalan paketinden bir sigara daha yakarak gözlerini boşluğa dikti. Ruhundaki solucan deliğine giren bilinci, geçmiş kara deliğinin içinde bulmuştu kendini. Her şeye yeniden başlıyordu…

Oğuz minik gözleriyle babasının annesine bağırmasını izliyordu. Babası içinde biriktiği tüm nefreti kusup birden susmuştu. Bu derin sessizlik yıkımın boyutunu ölçmek için gibiydi. Sessizliği babasının hışımla evden çıkıp kapıyı arkasından çarpması bozmuştu. Bu, babasını gördüğü son andı. Oğuz'sa bunu anlamayacak kadar ufaktı. Annesine sarıldı ve o da ağlamaya başladı. Hayat, ona gözlerden yaşın neden aktığını kalbini yakarak öğretiyordu…

Aradan birkaç sene geçmiş, annesi de ailesini terk ederek kayıplara karışmıştı. Oğuz ergenliğe yetimhanenin soğuk duvarları arasında girmişti. Olan biten her şey başta canını yaksa da, zamanla suskun bir kabulleniş tüm anlarını ele geçirmişti. Hayatta tutunabileceği hiç kimsesi olmadığı gibi, sevdiği hiç kimse de yoktu. Yaşıtları kendine benzemiyordu. Onlar sürekli ağlıyor, yetimhaneden kaçma planları yapıyorlardı. " Buradan neden kaçılır ki ? " diye düşündü Oğuz. " Evde huzursuzdum, burada da mutsuzum. Ama en azından biri için gözyaşı döküp acı çekmiyorum. " diyordu. O gün ruhunun taşlaştığını hissetmişti. Büyümenin sevincini yaşayabilecek bir kalbi olmasa da, artık acı çekmeyeceğinin farkında olan açık bir bilinci vardı. Kararını o gün verdi : Kalan ömrünü bilincine tutunarak geçirecekti. İçindeki insanı bir gece ansızın boğazladı…

Okul hayatıyla hiçbir zaman arası iyi olmamıştı. Dağların ne tarafa doğru uzandığı veya karelerin iç açılarının toplamı zerre ilgisini çekmiyordu. Onun gözlerinde merak uyandırabilecek tek güç, izlemekti. Hayatı, insanları, doğayı… Bu istenci de para getirmediği için, on sekiz yaşında yetimhane Oğuz'a yol vermiş, kendini soğuk sokaklarda bulmuştu. Açlıktan uyuyamadığı gecelerdeyse, sokakta tanıştığı ve hemen benimsediği köpeği Yağız'a sarılarak geçiriyordu. Bazen diğer evsizler kendine selam verip diğer sokaklara doğru yol alıyordu. Kendisi kadar sefil durumda olan insanları bu sokaklarda bulmak kolaydı. Hepsinin hikayesi az çok aynıydı. Ne paylaşabilirdi ki onlarla ? Hepsi birbirinden daha fazla trajedi yaşadığını iddia ediyor, acılarını yarıştırıyorlardı. Kimin en acınası olduğunun ne önemi vardı ? Oğuz'un tahminiyse : bu insanların amacı " Ben bu acıları yaşadım ama hâla hayattayım, güçlüyüm. " diyebilmek, kendini az da olsa insan hissedebilmekti. Övünecek tek özelliği hayatta kalabilmek olan bu insanların monoton sohbetleri onu boğuyordu. Bu anlamsız oyuna girmek istemediği için de sokakta yaşayan insanlarla kaynaşmıyordu. İnsan, bir şekilde insanlığını duvarların ardında da, sokaklarda da gösteriyordu. Yağız'sa tüm bu insanlardan daha samimiydi. Sokakta doğmuş, sokakta öleceğini kabullenmişti. Hayatta kaldığı için övünmüyor, her an bir arabanın altında ezilebileceğinin farkındalığıyla yaşıyordu. Bu yüzden Oğuz ile dost olmuşlar, kısa sürede yedikleri içtikleri ayrı gitmez olmuştu. Oğuz, Yağız ile aralarında bir fark görmüyordu. İkisi de derin bir kabulleniş içindeydiler. Özel olduklarını düşünmüyor, hayata sövmüyorlar veya övmüyorlardı. İnandıkları değerleri, gelecek hayalleri yoktu. Bir gün açlıktan veya soğuktan ölüp gideceklerdi. Bu, Oğuz'un benimsediği nadir anlamlardan biriydi.

Seneler hızla geçmeye devam ediyordu. Soğuğun kemikleri titrettiği bir gecede biricik dostu Yağız, Oğuz'un kollarında titreyerek ölmüştü. Oğuz tam sebebini bilmese de, dostunun hastalıktan öldüğünü tahmin ediyordu. Yağız'ın neden öldüğünün veya nasıl öldüğünün de bir önemi yoktu. Oğuz daima bu günün bir gün gerçekleşeceğini bilerek Yağız'ı sevmişti. Dostunu ona layık bir biçimde gömmüş, birlikte yaşadıkları sokağa bir daha adım atmamıştı. Sokakları yuvası yapan şey dostunun varlığıydı. Şimdiyse onun kaskatı bedeninin soğuğu tüm sokağı sarmış, artık yaşanılmaz olmuştu. Oğuz hayatı boyunca son kez o gün ağladı. Kendini ne kadar buna hazırlasa da, tabiatına söz geçiremiyordu. Onu hâla insanlığa dahil eden son hislerini de Yağız'la birlikte gömerek uzaklara doğru yol aldı. Nereye gideceğine dair hiçbir fikri yoktu. İlerleyen aylarda bir iş bulacak, küçük de olsa bir evde yaşamaya başlayacaktı. Düşündüğü gibi de olmuştu. Bir balıkçının yanında çıraklık yapıyordu. Tüm gününü ya balık temizleyerek, ya da boş kasaları taşırıyarak geçiriyordu. Ustası Cemal, onu kısa sürede benimsemiş ; güvenini ona emanet etmişti. Cemal sohbet aralarında arkadaşlarına Oğuz'u göstererek " Hayatım boyunca böyle bir insan daha görmedim doğrusu. Soru sormadıkça konuşmaz, kendisi de soru sormaz. Yüzünde ne hissettiğine dair en ufak bir mimik dahi oluşmuyor. Verdiğim her işi tam yapıyor. Bu da bana yetiyor. " diyordu.

Bir gün Oğuz yaşını unutmuştu. Yirmi üç yaşında mıydı, yoksa yirmi dört mü ? Emin olmak için kimliğine baktı, yirmi beş yaşındaydı. Önündeki kasalar dolusu balığa bakarak acı acı gülümsedi. Bazen kendini de ölü bir balık sayıyordu. " Şu önümdeki kasalarca ölü balığın içine ben de karışsam, ne degişir ki hayatta ? " diye kendine sorular sorup cevaplayamadığı zamanlar da oluyordu. Ona hayatta hiç kimse bir rol biçmemiş, yaşamak için bir amaç sunmamıştı. Oğuz'sa bunun eksikliğini hiçbir zaman çekmemişti. Çalışıp para kazanıyor, arada fırsat bulup bu parayı harcıyordu. Hatta bir keresinde bir kitapçıya girmiş, renkli kapaklı bir kitabı satın alıp okumaya başlamıştı. Birkaç sayfa okur okumaz kitabı nefretle duvara fırlattı. Kitap ona kendisini sevmesini, tüm insanların özel olduğunu söylüyordu. Böyle saçma bir kitap olur muydu ? İnsan neydi, Oğuz bunu bilmezdi. Bazen bu konu merakını çekse de, bunu gerçekten bilmek istemiyordu. Çünkü insanı anladığı gün değişeceğinden ve kendisinin de tekrar insan olacağından emindi. Bu değişim geri döndürülemez olacaktı. Bunu demirden kalbi kaldıramazdı. İlla ki insan hakkında bir fikir yürütecekse : İnsan hakkında verilen keskin hükümlerin hepsi yanlıştı. Bu dahil…

Düzenli olarak pazara gelip Oğuz'u seyreden kadın yine aynı yerdeydi. Gözlerini film izler gibi Oğuz'a dikiyor, hiç ayırmadan onu izliyordu. Oğuz başta anlam veremese de, bunu anlamaktan da çekindiği için bu kadını umursamıyordu. Bir gün kadın aynı cesur edasıyla Oğuz'a yaklaşıp selam verdi. Oğuz başıyla selama karşılık verdi. Gözlerini bir kez olsun kadına çevirmeden balıkları izlemeye devam etti. Kadın " Ne aymaz bir adam bu. Bir kez olsun dönüp bakmadı. " diyerek içten içe sinirlenmişti. İronik gerçeği kendisi de biliyordu. Oğuz bir kez olsun gözlerini gözlerine dikip baksa, kadının tüm heyecanı yok olacak, bir daha buraya gelmeyecekti. Ezilen gurununu yerde bırakamazdı. Yüzündeki öfkeli ifadeyi hemen değiştirerek tatlı bir edayla " Ben İrem. " dedi. Oğuz da başını çevirmeden " Ben de Oğuz. " diyerek yanıtladı. İrem biraz daha burada kalırsa boş sandıklardan birini Oğuz'un başına geçireceğinden emin olduğu için sessizce uzaklaşıp gitti. İlerleyen günlerde İrem gelip sorular sormaya ve cevaplar almaya devam etti. Oğuz tam bir buz küpüydü. Soru sormuyordu. İrem başlarda bu huyundan nefret etse de, zamanla sevmeye başlamıştı. Yavaş yavaş onu çözüyordu. Oğuz, ona göre özünde yabani biri değildi. İçindeki cevheri ortaya çıkaracak kimsesi olmamış, Oğuz da bunun eksikliğini hissetmemişti. İrem'se kararlıydı. Bu harabeden bir saray inşa edecekti. Bu sadece zaman meselesiydi...

Oğuz ve İrem birlikte yaşamaya başlamışlardı. Oğuz daha önce hissetmediği hisleri hissediyor, gülümsüyor, kızıyor ve üzülüyordu. Bu durum başlarda anormal gelse de, zamanla buna da ayak uydurmayı başarmıştı. Bazense aynada gördüğü adamı tanıyamıyordu. Kendine ait ne varsa sevgi uğruna hepsi ipin ucuna asmıştı. İrem'in bir gün kalbinden gideceğinden çok korkmasına rağmen onu sevmekten de geri durmuyordu. Kendine ihanet ettiğini düşünmek onu darmadağan ediyordu. Bir anlam vardı artık hayatında, daha önce binlerce kez reddettiği anlamların şefkatli kollarında geçiriyordu günlerini. Her an o ellerin boğazına sarılacağından korkarak kapıyordu gözlerini. İrem de başlarda durumdan oldukça memnundu. Bu buz küpünü eritmekle kalmamış, istediği şekli aldırabilecek güce erişmişti. Oğuz'u sevdiğini hissediyordu. Yine de sık sık eski günlerdeki heyecanı ve mücadeleyi özlüyordu. Onun sevdiği ulaşılmazlıktı. Kendine bunu itiraf etmekte zorlansa da, Oğuz artık bir insandı. Milyarlarca ölü balıktan biriydi. Bu insanı kendi yaratmış, hayallerini birer birer gerçekleştirmişti. Verdiği değerden kat be kat fazlasını görüyor, Oğuz istediği hiçbir şeyi iki etmiyordu. Şimdiyse canı sıkılıyordu. Yaptıkları her şey aynı, soluk ve anlamsız tekrarlardan ibaretti. Buna daha fazla devam edemeyeceğini düşündü. Oğuz'la konuşacaktı. İş çıkışı bir kahve köşesinde buluşma ayarladı ve ilk günkü bakışlarıyla Oğuz'u izlemeye koyuldu. Oğuz'sa gözlerini İrem'in gözlerinden ayırmıyordu. Oğuz İrem'in söylediklerini önceden dinlemişçesine soğukkanlılıkla bekliyordu. İrem her şeyi anlatmaya başladı. Konuşması bittiğinde gözyaşları masaya akıyor, derin bir sessizlik ikisini de boğuyordu. İrem, Oğuz'un paramparça olduğunu hissediyordu. Ona verdiği her şeyi geri almış, geri döndürülemez bir yıkım yaratmıştı. " Keşke ilk günden çekip gitseydim, bir daha da dönmeseydim. " diye düşünüyordu. Oğuz'sa tek kelime dahi etmiyordu. Gözleri artık İrem'i değil, kendi içindeki canlanan insanın açlığını görüyordu. Bir insanı severek kendine, bir insan olarak da bilincine ihanet etmişti. Hayatın ona henüz çocukluğunda verdiği en büyük dersi unutmuştu. Şimdiyse kalbindeki doyumsuz açlık onu korkutuyordu. İrem, hızla çantasını alarak gitmişti. Oğuz onun gittiğini ancak bir süre sonra fark edebildi. Bilincinde inşa ettiği tüm gerçeklik alt üst olmuştu. Bundan böyle içindeki aç gözlü, sevgi dolu ve hüzünlü insan olan Oğuz'la mücadele etmek zorundaydı. Her şeyi baştan hatırlamaya ihtiyacı vardı. Geçmişin hayaletlerinden kurtulmak için, önce o hayaletleri kucaklaması gerektiğinin farkındaydı. Kendine bir kahve daha söyledi ve azalan paketinden bir sigara daha yakarak gözlerini boşluğa dikti...
32 beğeni · 20 yorum beğen ikon
Esranın Dünyası (@esranindunyasi)
Kalemine sağlık, yine harika bir yazı olmuş Enes :)
12.01.19 beğen 2 cevap
Mncmk (@mncmk)
Gerçekten çok güzel olmuş bu tarz trajik ve melankolik yazılarda çok çok iyisin 😊 ancak biraz da mutlu son görelim,
eminim onuda ustalıkla yaparsın 😁 umutlu mutlu yazman duasıyla diyorum 😊
12.01.19 beğen 2 cevap
Lavinya (@lavinya279)
Kalemine yüreğine sağlık😊
12.01.19 beğen 2 cevap
Enes

Enes

@cortazar

Ben Ölürsem Akşamüstü Ölürüm Şiiri - Ataol Behramoğlu
Uzun bir aradan sonra şiir seslendirmeye karar verdim. Bu arzumu da vazgeçemediğim şairlerden biri olan Ataol Behramoğlu'ndan '' Ben Ölürsem Akşamüstü Ölürüm '' şiiriyle gerçekleştirdim. Okurken keyif aldım , dilerim sizler de dinletimden memnun kalırsınız :)

Şiirle Kalın... 🍂
Ataol Behramoğlu
ünlüye 10 verdi, inceleme eklemedi.
72 beğeni · 44 yorum beğen ikon
Hayata Gülümse (@hayataagulumse)
Enes sesine, nefesine sağlık öyle çok da uzun ara verme lütfen 🤗🤗😇 senden başka yok bari mahrum kalmayalım @cortazar
28.12.18 beğen 1 cevap
kader.cmln (@naturmort)
Arkada çalan o muhteşem şarkı benim için o kadar özel ki sesinle çok yakışmış.. Sesine kuvvet @cortazar 🎈
28.12.18 beğen 1 cevap
Esranın Dünyası (@esranindunyasi)
Enes sesine emeğine sağlık özlemiştik sesini. Arayı uzatma lütfen bir daha 🤗
28.12.18 beğen 1 cevap
Enes

Enes

@cortazar

Yıkık Adamın Yitirdikleri paylaşım fotoğrafı
Yıkık Adamın Yitirdikleri
Yıkık Adam, bir gün içtenlikle sahiplendiği her şeyin öfke dolu ellerini zayıf bilincinin boğazında hissetti. Boğulmak değildi huzurunu yakan, kendini bitireceğini bile bile varlığının ayrılmaz bir parçası haline getirdiği sahiplenişleriydi. Sevdiği kadını, dostlarını, hatta kedisini bile delice benimsemişti. Onlar, Yıkık Adam'da anlamlıydılar. Yıkık Adam olmadan var olamazlardı. Bu yüzden onların bazılarını bir ömür kalbinde, bazılarınıysa bir ömür yanında göreceğinden emindi. Bu üstü buğulu düşünce günden güne beynine yerleşmiş, arsız bir misafir gibi kalbini sahiplenmişti. bu düşüncenin zamanla gitmesini bekledi. " Eğer gitmezse ben kovacağım. Kendini dahi anlayamayan bir yürek, başka bir kalbin tamamlayıcısı nasıl olabilir ? Ben bile benim için bir anlam ifade edemezken, başkalarını nasıl bende var edebilirim ? " diyordu.

Bu düşüncelerinse gitmeye niyeti yoktu. Yıkık Adam, bu zehirli düşüncelerin inadına gülümsedi. Çünkü güçlü ve saygıdeğer biriydi. Kendisinin farkındaydı. Kesilmeyen alkışların sesiyle gülümser, kendisine verilen değerle var olduğunu hissederdi. Ne gündüzleri yalnızdı, ne de geceleri. Yine de çok nadir de olsa bazen tüm bu tiyatro ona anlamsız gelirdi. Öyle anlarda derhal birini bulur, ona bunları anlatırdı. Onu dinliyormuş gibi yapan kişi de içi boş sözcüklerle Yıkık Adam'ı avutur, övgüler dizerdi. Bir dahaki nevroza dek böyle sürer giderdi hayatı. Tüm cesaretini toplayarak kararını verdi : Kendi için bir anlam olacaktı, diğerlerinin çökük anlamlarının tamamlayıcısı değil. Zehirli düşüncelerle savaş başlamıştı. Zihninin birçok cephesinde daimi bir kaos hakimdi. Seneler süren sahiplenişlerinin getirdiği bu parıltılı hayatın hipnozuna karşı verdiği amansız mücadele şiddetle sürmüş, yorgun düşen ruhu sonunda yüreğine yığılıp kalmıştı. Bu absürt sahiplenişlerle verdiği savaş onu ait olmadığı bir noktaya taşımış, burada kendine istemeden de olsa bir yaşam yaratmıştı. " Hiçbir hüzün, kazanır gibi gözükürken içten içe kaybetmenin hüznüne benzemez. " diyordu kendine. Ama pes etmeyecekti…

Seneler geçti. Yıkık Adam boş gözlerle tam takır ruhuna dalıp gitti. Savaş bitmişti. Kendine bir yabancı kazanmış, ait olduğu adamı da kaybetmişti. Ama zihni onundu. Bilinç, kalbin yokluğunda bulurdu özgürlüğünü. Bu trajik kayıpları kabullenmişti. Fakat tüm bu sessizlik dolu kabulleniş, huzursuzluğunu dindiremiyordu. Kendine zincirle bağladığı her bağlılığı elleriyle parçalamıştı. Tüm bu zincirler kırıldıktan sonra eskiden ait olduğu sakin ve huzurlu adamın geri geleceğini düşünmüştü. Yanıldığını anladığındaysa geride yanıldığını anlayabilecek bir vicdanı kalmamıştı. Bedeliyse ağır oldu. Hayat verdiklerinden fazlasını almayacaksa eğer, baştan hiç vermezdi. Çünkü insan, ne bilinciyle ; ne de ruhuyla yetinmeyi bilmeyen aç gözlü bir soyguncuydu. Hayatsa bu soygunun bedelini ağır ödeten bir tefeci. Ve bu yolsa, geri dönüşü olmayan bir ruh katiliydi. Yıkık Adam, Yitik Adam'a böyle dönüşmüştü...
41 beğeni · 26 yorum beğen ikon
Melihcan ÖZSOY (@melihcanozsoy)
Yaz dostuummmm 😋 diye Barış abimizin şarkısı geliyor aklıma her yazında 😊
24.12.18 beğen 2 cevap
Lacrimae Sacramentum (@lacrimae)
Kendini bile anlamayan bir yürek güzel bir tabir. Kaleminize sağlık.
24.12.18 beğen 1 cevap
Hayata Gülümse (@hayataagulumse)
Sevgili Enes kendi inşaa ettiği evin yıkıntıları arasında kalan yitik adam. Ne kadar derin anlamlar yüklüyoruz bazı şey (kişi)lere, hayatımızda var gibi görünen ama olmayan insanlara. En büyük hatayı fazla insan barındırmakla yapıyoruz içimize, hele ki faydasını görmeyip, beklentilerine cevap bekleyenlere. Arada insan evi gibi hayatında da sağlam bir temizlik yapmalı. İçimizi tüketen gereksiz kalabalığı, sahte günaydınları_iyi akşamları_bencil_nankör ne varsa buna kedi de dahil 😁😁 kapının arkasına bırakmalı. Yanında birini bırakacan ona da sabah akşam Yıldız ablanın dediği gibi ''Yaşamak sevgilim seninle güzel'' valla billa öyle güzel, çok güzel dicen . 😁😁 Kalemine sağlık Enes mis mis mis gibi buhran bir yazı se_vi_li_yor_sun
24.12.18 beğen 9 cevap
/ 18