up
ara

Doru Yağmur

Körlerin yurdunda ayna satıyor , ve hatırından habersizce çıkıp giderler diye , okuduğu bazı mısraların ucuna kimseye sezdirmeden küçük küçük düğümler atıyordu... youtube.com/doruyagmur
Katılım Tarihi : 25 Nisan Perşembe 2019 15:22 - 117 gün
Cinsiyet : Erkek
Körlerin yurdunda ayna satıyor ,
ve hatırından habersizce çıkıp giderler diye ,
okuduğu bazı mısraların ucuna kimseye sezdirmeden küçük küçük düğümler atıyordu...
youtube.com/doruyagmur
Doru Yağmur

Doru Yağmur

@doruyagmur

"Tum Hi Ho" Aashiqui
" Derimi ve küskünlüğümü sıyır, çünkü hayat kurban arar.
Acı büyükse bu bana yakışır.
Baksana.........., sana hiç gözyaşı hediye edildi mi?
Mektuplarını sen yazmadan önce okudum ve sana gözyaşlarımı hediye etmeye karar verdim.
Al avucuna doldur, yüzündeki kabukları soy;
kırmızının sızısını gör... "

KIRMIZININ SIZISINI GÖR!!!

https://www.youtube.com/watch?v=sMTWO ...
0 yorum
Doru Yağmur

Doru Yağmur

@doruyagmur

Tevafuk
Nereye kadar dedim kendime.
Başkalarının cümleleri ile nereye kadar...
Herkesin her şeyden anladığı bir devirde…
Bilmezdim ,şiir nerede başlar
Hayat…
Biter nerede.
“Muhabbet” demişti bir keresinde;
“Ben de ona aynı Muhabbeti taşıyorum…”
Mısra-i Berceste!
Ey benim kıyametim, Mahremi esrarım.
Şimdi dudaklarından dökülmeye korkan bir küfür gibiyken adım,
Tutmaktan imtina ettiğin bir el! Hüznü ile sızlıyor yaralarım .
Aklımı ellerinden kurtarmak için daha kaç ölüm gerek,
Gecelerden uyku dileniyorum, kaldırımlardan merhamet.
Sebep ?
Adınla açılan avuçlarıma, tırnaklarımı
Yedirirken bıraktım göğe bakmayı
“Ağlama “ diyor bir şarkı
“Ağlama
Sadece neden diye sor
Ve ölmemeye çalış…”

Ne kalmışsa geriye benden;
Fikrinden… Zikrinden… Hicrinden… Derdinden.
İstanbul kadar yorgun, İçeri şehir kadar bıkmış kendinden
Sen artık sustuklarımdan tanı beni
Yüzünle şerh düşülsün yüz sürmeden iman ettiğim şehirlere
Ardımda bıraktığım şehirlerce yara, kovulduğum şehirlerce küfür
İlk gidişim değil kendimden.
Tevafuk!
Artık Sanrı da olur, Tanrı’da




Artık sanrı da olur Tanrı’da…


Doru Yağmur____________
Allah Yakındır
filme puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 yorum
Leyla (@melankoli)
Yorumunuz çok güzel, gönül telini titretiyor.
Defalarca dinledim. Tiryakisi oldum diyebilirim.
Şiirin satır aralarında çok beğendiğim dizeler var. Ama ben okuyunca değil, daha çok sizden dinleyince güzel
03.07.19 beğen 1 cevap
Müşerref (@mavisever)
@doruyagmur,şiirini bu gün youtube da dinledim.
Çok beğendim.Yoğun bir gün geçirdiğimden evde şuan sayfana baktım ve bu şiiri burda da paylaşmışsın ve ben bunu burda nasıl görmemişim kendime hayret ettim.Tekrar tekrar dinledim.İnan çok beğendim.Sözleri çok hoşuma gittiği gibi kendi sesinmiş çoook yakışmış.Çok güzel okumuşsun.Vayyy arkadaş aramızda ne yetenekliler varmış ve ben yeni keşfediyorum.Yüreğine,kalemine sağlık.👏👏👏Şiir çok severim.Şiir okuma konusunda bu platformda @cortazal Enes’i severek dinlerim bir de sen eklendin bu isimlere.Harikasın.Artık devamını dört gözle bekleyeceğim.Sağlıkla ve bu güzel şiirlerle kal.🌸🌸🌼🌼🦋🦋
18.07.19 beğen 2 cevap
Doru Yağmur

Doru Yağmur

@doruyagmur

" İşe telefon açıp , "Gelirken buğday al " dedi.
" Naapıcan buğdayı kızım " diye sormadım... Söylemezdi ki... Dünyanın en sevimli delisiydi...O öyle biriydi işte...Küçücük giz dolu oyunlar başlatırdı...Ne buğdayı,naapıcak acaba,nereden alıcam ben şimdi...
Merak etmeye başladığım anda kendimi çoktan oyunun içinde bulurdum...Evet oyun başlamıştı...Savaş'a " Buğday almam lazım,nerede satılır "diye sordum...

-Haa ?
-Buğday...
-Eee,nolucak buğday ?
-Hiç...Tavuk buldum da bi tane...Buğday veririm diyorum...
-Sittir lan...
Ciddimiyim diye gözlerime baktı...Ben de çok ciddi baktım...
-Gültepe'de bir civcivci var ama...Buğday satar mı bilmem...Daha çok suni yem olur onlarda...
-Yok... Suni yem olmaz,buğday lazım...Yumurtanın sarısı doğal renginde olmuyo o suni şeyle...Pis bi rengi oluyo...en iyisi buğday...
-Ha bi de yumurtluyo...Harbi tavuk yani,ciddi bi tavuk kimliğine sahip...Bi ara ben de besledim...Spenç Tavuğu diyolar...Tam yumurta tavuğuydu...Bazıları et tavuğu oluyo ya,pek yumurtlamaz onlar...Bak nediycam...Esas darı sever hayvan...Çift sarı çıkarır...Darı al sen ona...

Oyun böyle bir şeydi işte...O başlatırdı...Hayatınıza aniden buğday,darı,tavuk yumurta ve size " yedi kafayı "diye bakan bir sürü insan girerdi...Komik,sürükleyen,ama paylaşılan giz nedeniyle bir o kadar heyecanlı bir oyun...
büroda durduk yere başlattığım tavuk geyiğine daha fazla dayanamadığımdan,buğday bulmak üzere çıktım ...Buğday...Noolucak acaba ? Kuruyemişçilerde var mıdır ?

-Keşkeklik mi ? Aşureye felan mı katcaanız...
-Ne ?
-Buğday sormadın mı ?
-Ha evet...Olabilir...
-Sonunu dün sattım...Yok...
Hıyar kuruyemişçi ! Lan madem yok ,niye " aşure mi,keşkek mi " car car ediyorsun...Sane ne...Bu millet de bir tuhaf ha...Buğday var mı var...Ya da yok...Bitti...Bu kadar...Sana ne noolucağından...Az kaldı özel hayatıma giriyordu herif...Hem bir tarım ülkesinde buğday bulmak bu kadar mı zor olur kardeşim...Sinirleniyorum ama...Hani lan bu ilke bir tahıl ambarıydı...Adım başı buğday olması lazım...Kendi kendime gülüyorum...Biliyorum o da gülücek...Gülücez...Öpücem sonra...Sonra...Sonra , noolucaksa o buğdaylar...

Mısır çarşısına gidiyorum...Ordaki baharatçılarda kesin vardır...Bu arada,kendimi gerçekten tavuk gibi hissetmeye başladım...buğday arayan acıkmış bir tavuk...Bık bık bık...Bıdaak...Aslında içimde garip bir mutluluk var...Her şeyi birden unutup bir avuç buğday için İstanbul'u dolaşmak içten içe hoşuma gidiyor...Zaten onu bu yüzden seviyorum galiba...Bana sıçrayan bir tılsımı var...Her şey bombok giderken,nooluyosa bişey oluyo.Onun yarattığı ilüzyona dalıp oyun oynuyorum...Çocukmuşuz biz...O,mısır saçlı , habire sümüğünü çeken afacan bi kız,ben dizleri yara içinde haşarı bi velet...Dünyanın zillerini çalıp vınn kaçıyoruz...
Şimdi ne kadar alıcam ki ben buğdaydan...Bir kilo yeter mi acaba? Evde tarım yapıca değil ya karı,yeter heralde...Anlarmış gibi buğdayları karıştırırken yakaladım kendimi...İyilerini seçicem sanki...Neyse aldım işte...Bi kilo buğdayımız oldu...Yanına bi de ufak rakı...Manyağım lan ben...Bariz manyağım...

" Geldi mi buğday " diye sordu... Gözleri ışık ışık ... Meraktan çatlıyorum ama,belli etmeden " ıhı " diye torbayı uzattım... Cadı ! Alıp torbayı masanın üstüne koydu... Noolucak şimdi bu buğday? Sormıycam ama... "Naaptın" dedi... Elinin körü... Saatlerdir buğday arıyoruz heralde... " Toprak mahsulleri Ofisi'ne gittim gittim canım... Taban fiyattan destekleme alımı yaptım "... gülüyor... Her şey o gülsün diye zaten... Bence onun kadar güzel gülebilen yoktur... Ama bu gerçek yani... Çok gülen insan gördüm ben... İşim gereği... Hakkaten bakın ,ben bu konuda otorite sayılırım... Ben sizinle geyik çevirirken o kayboldu... Birazdan,elinde bembeyaz bir güvercin... " Bak şimdi " dedi... " Bu senin dilek güvercinin... Ona avucundan buğday yedireceksin,sonra gagasından öpüceksin ve bir dilek tutup gökyüzüne bırakıcaksın "...
Dedim ya... Tılsımı var onun... Aniden güvercin de çıkarır,tutup yaşamınızı bi saniye de masala çevirir... Bitmesin istersiniz...
" Bitmesin " diye dilek tutup,güvercini gagasından öptüm...Balkona çıktık sonra... Pıt pıt pıt kanat sesi... Pıt pıt pıt iki çocuğun yüreği ... Balkona yıldız tozları mı yağdı ? Çok mu güldük ?.. Peki çok gülmek iyi diil midir gerçekten... Ağlar mı sonra insan ? Babaannem Deli Fedime'nin dediği gibi "Dünyanın düz muradı yok" mu ? "Çok muhabbet tez ayrılık " mı peki ?
Noolur "öyle diilmiş " olsun... Noolur bitmesin... Pıt pıt pıt... Yüreğim... Gece... Yemin ederim yıldız tozu yağıyor...

Ertesi sabah Kadriye oldu... Espri olsun diye bahar temizliğine girişti... Kadriye... Onun masal kahramanlarından biri... Söylediğim gibi,yaşam bir oyun onun için... Gerçekle dalga geçer hep,sevmez sanki... İlk Kadriye olduğunda,yeni tanışmıştık... Yine işe telefon edip benden yufka ve çökelek istemişti... Buğday gibi diil ,onları daha kolay buldum ve eve gittim... Kapıyı çaldığımda yerleri siliyordu... " Ayağını çıkar kocacım " dedi... "Yeni sildim"... Çok güldüm... Yufkayla çökelekten " Yanmaz tavada sana böreği " yaptı... Yedik... Sonra eline bir tığ alıp dantel örüyormuş gibi yapmaya başladı... "Delirdi" diye baktım... Saçlarına bigudi tuttururken "Naapıyosun ya ? " diye sordum... "Nooluyo kızım ?" Garfield gibi gözlerime baktı... "Yarın eltimgil gelicek" dedi... Sonra güldü... Nasıl güldüğünü biliyorsunuz... O gün bana annesi gibi olmuştu... Ya da benim annem gibi... Oynuyordu... Başka bir şey... Hekesin "gerçek" diye bildiği şey,onun için sonuna kadar sahte ve saçmaydı... Komikti ama ürkütücüydü... Yani, hep oynanamazdı ki... Eninde sonunda hayat "bööle bişeydi" işte... Yoksa diilmiydi ?... O Kadriye olur "çekirdek aileyle"dalga geçmeye başlayınca,ben de rolümü aldım... "Fehmi" diye bi herif oluyodum... Çizgili pijamamı ayağıma geçirdiğim gibi biraları içip televizyon karşısında pıt pıt pıt zapping yapıyordum... Gülüyorduk sonra... Kadriye ve Fehmi Çekirdek rolünden çıkıp "biz"oluyorduk... Pıt pıt pıt ... İki çocuğun yüreği... Onun masal kahramanları bi tane diildi ki... Bazen Müge ile Furkan olurduk... Aslında onlar bizim arkadaşımızdı... Ama o,Müge ile Furkan'ın ilişkilerini sahte ve anlamsız bulurdu... "Kola alır gibi işte,birbirlerini ve her şeyi tüketiyorlar... O kadar." Müge olduğu zaman, " Eskeyp'e gidelim mi,Trafo'ya zıplayalım mı" diye sorardı... Ama asla gitmezdik... Onu dünyasından asla çıkaramazdım... Ben çıkmak ister miydim peki ? O zamanlar bu soruyu kendime hiç sormadım... O , "dışardakiler"i öyle iyi biliyor ve anlatıyordu ki,ara sıra "dışarı kaçtığımda" bile onunla oyun oynuyomuşuz , o bana "gerçeğin masalını anlatıyomuş" gibi oluyordum...
Ha bir de,en önemlisi "öpücük balığı" vardı... Onun en yalın ve en sevimli hâli... " Ben öpücük balığıymışım"diyip yanağıma bir tane masum öpücük konduruyor,dakikalrca pıt pıt pıt öpüyordu... Öpücük balığı... Öpücük balığı... Pıt... Pıt... Pıt...
Masallar biter mi peki ? Biter işte... Arasına reklam girecektir,güzellik maskesi takılacaktır,savaş vardır,birileri öldürülecektir,birini kör bırakacaksınızdır,birinin yüreğini söküp atacaksınızdır.. Zehirlenecek denizler,ağlatılacak çocuklar... İşiniz vardır yani,öyle önemli,öyle vazgeçilmezdir ki...

Bir gün bana "gitme" dedi... Ama hep böyle derdi... "Yelkovan dokuzun üstüne gelinceye dek... Bu şarkıdan iki şarkı sonra... "Hiçbir keresinde bırakmazdı beni... İyi ,tamam,oynadık,bitti... Dönüşte yine oynarız... Dinlemezdi... "Bak şimdi... Bu çerez tabağını dökücez... Leblebiler saatmiş,üzümler dakika... Fındıklar günmüş ama... Sayalım, o kadar sonra git"... Pazarlık ederdim... "Fındık gün diilmiş... Leblebi saat... Ona tamam"..." Peki" derdi... Sonra aniden nerden bulduğunu bilmediğim tek şamfıstığını çıkarıp "Peki ,bu yılmış... Yıl olsun " derdi... "Yüzyılmış tamam mı,ölüm gelinceye kadarmış."
Üzümleri,leblebileri filan sayardık sonra... Tek şamfıstık... O yüzyıldı... O ölümün geldiği zamandı... Onu pek tartışazdık... Onu açar,yarısını yer,yarısını bana verirdi...
Sonra... Sonra öpücük balığı ve ayrılık...

"Ben gidiyim" dedim... Sesi boğuktu... "Gitme" dedi...
Ama söyledim... Hep öyle derdi... Giderdim sonra...
Döndüğümde ordaydı,bilirdim... Yine "gitme" derdi...

"Gitme" dedi... Gözlerinde yaş tomurcukları,birazdan duracak dünyalar,sanki ölücez hepimiz. " Bu kez gitme"...
Gitmesem olur sanki... "Ama bunun sonu yok ki "dedim... "Sonu yok işte salak "dedi... "Hep sonunu istiyosun... Sonu... Bittiği yer...Tükendiğim zaman... Yerine yenisini tüketmeye başlıycağın zaman... Bu kez gitme işte... Gitme... "

Karşısında duvar gibi duruyorum... İçimden bi çocuk o duvara tırmanıp aşmaya çalışıyor ama olmuyor... Birileri yıllarca ördü o duvarı... Annem koydu bi tuğla,sonra babam... Dayım... Örtmenim,komtanım,patronum,radyom,televizyonum... Gidicem ben... İşim var işim... Çıkıp sokak kedilerini tekmeliycem,yalan söyliycem,rakı içicem... Hasan'a borcum var...Tarık'la sözleştik kaçıcaz hafta sonu,karı bulmuş ona basıcaz... İlknur iş atıyo sonra... Resmen işte,aramıştır... Onun yeri ayrı ,ama İlknur'da fena diil şimdi... İşim var... İşiim...

" Gidiyim ben" dedim... Bu kez gözleriyle "gitme" dedi... Ben de ona " gözlerim sana mı kaldı " gibisinden baktım...Tek sana mı kısmet olacak sanıyorsun benim "çivileyen bakışlarım"... İşi var güzlerimin Kritik pozisyonları izliycem ben o gözlerle... Bardakların dibine bakıcam,topa konsantre olucam,Top Secret'i izliycem,günlük kuru yakından takip edicem... İlknur'un kalçalarına bakıcam... Mtv'nin klipleri,savaşlar,siyah beyaz yerli filmler... İşi var gözlerimin...

Sonra yıldırımlar çaktı... Hiç susmadım... Hayat masal mıydı lan ? Dışarda millet birbirinin gözünü oyarken, biz burda yanak yanağa... Noolucaktı yani? Leblebiden saat mi olur ? "Vakit " denen nanenin ne demeye geldiğini herkes biliyo artık... İyi... Pıt pıt pıt öpüşelim,sen beni çok seviyomuşun ben seni çok... Eee ? "Anangil,oturma odası takımını erkek tarafı alsın dediğinde ne bok yiycez peki... Öpücük balığını mı satıcaz... " Nefes nefese sustum...
"Dışardakiler" dedi... "Dışardakiler ,bunu beceremez işte... Öpücük balığını kimse alıp satamaz... Sen bile... Diyelim ki öyküsünü yazdın,beş para etmez... "

Bir varmıştı... Şimdi bir yokmuş...
Nevizade sokağındayız,yol boyu meyhane... Masanın altından İlknur'un ellerini tutuyorum... Dördüncü kadehten sonra saymaz oldum rakıları.Bir çingene,yanındaki masaya keman çalıp haykırıyor... "Dönülmeyez akşamıyyn ufuğuğun dahiiiz,vakiyyiyit çook geeyç artıııık..." Elini darbukaya gerilmiş röntgen filmine her patlattığında gözümün önünde bi dudağı yerde bi dudağı gökte masal devleri görüyorum... Gümm !.. Dev... Güm ! Lamba cini... Gümm! Haramiler...

Kocaman bir davulun üstüne küçük bişey kırıntıları dökmüşler gibi ,belki öpücük balığının yemleri onlar ... Hani onun en yalın ve en sevimli hâli gibi ... Gümm ! Zıplıyor hepsi,gümm zıplıyor her şey... İlknur'un göğüsleri kliplerdeki gibi havalanıp, zıplıyor... Uçuşup tekrar yerine düşüyor,tabaklar,yıldızlar,sigaram...
Canım yanıyor... Sonra pıt... pıt... pıt... Darbukaya üç küçük parmak darbesi vuruyor çingene... Masalların sonunda gökten teklifsiz düşüveren üç elma bunlar... Ben görüyorum,İlknur görmüyor,kimse görmüyor...

Müzik bitti... İlknur birşeye gülüyor... Masanın yanı başında,tuhaf,simsiyah gözlüklü,başı sımsıkı bağlı bir kadın var... O hep var Nevizade sokağında... Elinde kocaman bir çerez kavanozu,sormadan avcundaki çay bardağını kavanoza daldırıp,bardak dolusu kuruyemişi masamıza boşaltıyor... Cebimden para bulup kadına uzatıyorum... Aklımda zamanın e acı tadı, "Peki ,kaç leblebi var bunun içinde teyze "diye soruyorum... Kadının suratını yıllar bıçaklamış,sesinde hırıl hırıl alaycı bir öfke; "Manyak mısın sen koçum ? " diyor... İlknur gülüyor,benim gözüme üç elma kaçtı,masalların kötü kalpli cadısı avcumdaki parayı yolarcasına kapıp yan masaya seyirtiyor...

Az önce bir masal bitti ,kimse bilmiyor... Öpücük balığı bir iskelede,güneş altında çırpınıyor... İlknur'un gözlerinin işi var,benim yüreğim kovulmayı çoktan hak etmiş ,boşta gezer... Uzaklarda küçücük bir çocuk,uyuklamış ninesini sarsıp "Bana masal anlat" diye ağlıyor...

Diyelim ki öyküsünü yazdım,beş para etmiyor. "
ataç ikon Sıdıka: Öpücük Balığı - Fabrıga
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Doru Yağmur

Doru Yağmur

@doruyagmur

Arafta
" Çocuklar tekinsizdir ;
Annelerse uçurum,olur olmaz düşülür... "
0 yorum
Doru Yağmur

Doru Yağmur

@doruyagmur

Beyti Engin~Bir Şarkı Mırıldanıyorum
"Sadece gözlerini hatırladım aylar boyunca
'Sımsıcak ve hep gülümseyen gözlerini'
Bir sohbete ortak olduğum o gecede tanıdığım gözlerini
Onlar getirdi beni sana
Gözlerin
Kaybolup giden bu hayatın içinde daha ne kadar yolum var bilmiyorum
Ama sadece önüme bakarak yürüyorum bu ara
Yolun kalanı ilgilendirmiyor beni
Bu yüzden kaldırmıyorum başımı

İçime gelip çöken bir çocuk var, o hala umutlu.
Bana seninle ilgili şeyler fısıldıyor.
Ben ona ’‘dur” diyorum,
“dur, bekle!”
Ama o hiç beklemek istemiyor,
Hep sana doğru koşuyor.
Ben, ellerimi göğsüme bastırıp tutuyorum onu,
Bıraksam birlikte koşarak sana geleceğiz,
Ellerinden tutacağız
Ve gözlerinin içine bakıp orada kaybolacağız.

Sonra, senin içindeki çocuk da orada bize yol gösterecek, yüreğine giden yolu.
Yüreğinin kapısındayım şuan
Ve
Bir şarkı mırıldanıyorum."
2 yorum
Müşerref (@mavisever)
@doruyagmur,bu ne güzel bir şiirdir yaaa.🤩🤩Sözleri çoook güzel ve şiir çok güzel yorumlanmış.
Hele çok naif bir sesle şarkı.🤩🤩Harika.👏👏👏👏Yüreğinin kapısındayım şuan...Ve..Bir şarkı mırıldanıyorum.💃💃Gerçekten çok beğendim.
Yüreğine sağlık.👏👏👏Böyle güzel şiirlerin devamını sizden bekliyorum.Sağlıkla ve şiirlerle kalın.🌸🌸🌼🌼🦋🦋
21.07.19 beğen 1 cevap
Doru Yağmur

Doru Yağmur

@doruyagmur

Gitmek mi Yitmektir, Kalmak mı?~Sesli Şiir
“Gitmek mi yitmektir, kalmak mı?” artık bilmiyorum…
Yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep!
Ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.
Bilemem, belki bu yüzden
Ben sana yanlış bir yerden edilmiş,
Bir büyük yemin gibiydim…
Beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
Yine de döneyim, döneyim istedim.
Ah benim sesimle;
Söylesem de, inanmazlar
Benzemiyor çünkü bir dile.
Döndüğüm, döndüğüm ama döndüğüm
Döndüğüm bu sema sensin, döndüğüm.
Sen benim kara ömrüme vuran
Suyumu harelendiren sevincimdin…

Onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
Titreme daha fazla kalbim!
Bağışla kendini artık onu da…
Bırak gitsin, bırak gitsin.
O senin en ezel gününden kaderin.
Sen onu nasılsa bin kere daha…
Seveceksin."

Birhan Keskin
1 yorum
iz'ah'sız (@rabiazeyneparslan)
Birhan keskin yine çok keskin, yorumunuza sağlık 🕊
01.06.19 beğen cevap