up
ara

Kenan

Tek kitaplı adamdan kork. B. Russell
Katılım Tarihi : 25 Ocak Perşembe 2018 2:33 - 539 gün
Cinsiyet : Erkek
Tek kitaplı adamdan kork.

B. Russell
Kenan

Kenan

@enron

Romandan Öte
İtalya'da bir manastırda meydana gelen esrarengiz cinayeti/leri çözmek üzere Baskerville'li William ve onun çömezi Melk'li Adso'nun(anlatıcı) Manastıra gelişiyle başlar roman.(1327)
William'ın Sherlockvari çıkarımlarıyla başlangıç yapılır ve o noktadan itibaren sizi içine çeker.

Her gün yeni bir tarikatın doğduğu, sapkın olarak görülen birinin ya da birilerinin yakıldığı, aforoz edildiği, İsa'ya Tanrı'ya Hristiyanlığa dair sık sık yeni fikirlerin ortaya atıldığı, imparatorlar ile papalar arasında sürtüşmelerin yaşandığı karanlık Orta Çağ Avrupa'sındayız.

Hristiyanlık tarihinin en önemli iki felsefi-dini tarikatı Fransiskenlar ve Dominikenlerdir.
Skolastik düşünceyi sistemleştiren tarikatlar işte bunlardır.
Temelde birbirine benzer olsalar da bazı farklarla ayrılırlar. İsa ve havarilerin nasıl yaşadıkları konusunda fikir ayrılıkları vardır.
Fransiskenlar; İsa ve havarilerinin yoksul olduğunu daha doğrusu mala sahip olmak gibi bir tutkusunun olmadığını ve eşyayı sadece kullandığını savunur, bu yüzden de hristiyanların böyle yaşaması gerektiğini savunurlar.
Dominikenler; İsa ve havarilerinin yoksul olduğunu, böyle yaşanması gerektiğini ancak sahip olmak duygusuna da sahip olduklarını belirtirler.
(Bkz: Erich Fromm - Sahip Olmak ya da Olmak)

Papa XXll. Johannes(İoannes) Dominiken öğretisine yatkındır ve kilise hazinesi o güne kadar ulaşılmamış bir zenginliğe ulaşır onun döneminde.
Papanın ya da kilisenin gücü, Orta Çağ'ın neredeyse tamamında imparatorları, kralları, prensleri etki altına almıştır.
Bu gücü kırmak ve kendi otoritesini güçlendirmek isteyen İmparator Ludwig(lV. Louis) Fransiskenlerin tarafında yer alır(kullanır)
Böylece Kiliseyi ekonomik anlamda güçsüzleştirmek ve etki alanını genişletmek adına mücadele eder.

Bazen basit fiillerin, örneğin "gülme" eyleminin nasıl da önemli bir konu haline getirildiğini ve din çerçevesinde günah olup olmadığı tartışmalarına şahit olacaksınız.
Dini anlayışları şekillendirdiğini göreceksiniz.
(Bugün dahi koca koca adamların, incir çekirdeğini doldurmayan basit tartışmaları nasıl sürdürdüğünü, basit kavramların her şeyin merkeziymiş gibi gördüklerini, zihinlere meşguliyet verdiklerini anımsayacaksınız.)
Bazen "düşünce" sinden dolayı insana nasıl kolayca kıyıldığını okuyacaksınız.
Yer yer Orta Çağ kadın bakışına tanık olacaksınız; kadın, şeytanın arabasıdır gibi ifadelerle.
Ve sıkça göreceksiniz islam bilginlerinin isimlerini, eserlerini, buluşlarını.
Bilim-din çatışması ekseninde fikir savaşları sürecek kitap boyunca.

Burda ve diğer bazı yerlerdeki inceleme ve yorumlarda, hristiyanlık dünyasına ve farklı bir kültüre ait bu kadar bilgi verilmesi gereksiz görülmüş.
Seçtiği sözcüklerle belli birikime sahip olduğunu gösteren kişilerin böyle söylemesi gerçekten garip. Zira hristiyanlık özelinde Avrupa'nın bugünkü gelişmişlik seviyesine hangi kaotik ortamlardan geldiğini az da olsa gösteren bu bilgiler nasıl gereksiz olabilir.
İslam Dünyasının zamanında nasıl bir gelişmişliğe sahip olduğunu, bugün nasıl benzer bir karmaşa içinde olduğunu ve bu yüzden gelişme kaydedemediğini çıkarımını sağlayan bu bilgiler nasıl gereksiz olabilir.
Bu son söylediklerim kitabın anlatısı ya da mesajı değil ancak kitaptan çıkarılabilecek birkaç şey.

Son olarak;

Eser iki parçadır: heyecanlandıran, geren, meraklandıran polisiye kısmı; bilgi dağarcığınızı zenginleştiren dini, bilimsel, felsefi kısmı.
İç içedir.

Kitaba 9,5 puan vermek istedim ama bu mümkün olmadığı için bir kitaba ilk kez 10 vermiş oldum.

736 sayfalık bir tuğla ve o 736 sayfa 7 günlük bir olayı anlatıyor. Ürkütücü gelebilir ama kitaba başladığınızda, zihniminiz 7 günlük bir olayı okuyacağı bilincine vardığında olduğundan daha kısa gelecektir.
Latince ifadeler, deyimler dışında -çokça var- genel olarak akıcı.
İlk 60-70 sayfada betimlemeler bir hayli fazla.
Burada amaç sizi Orta Çağ havasına sokmaktır. Bu kısmı atlatırsanız gerisi gelir.


Hemen al oku diye tavsiye edilecek ya da bodoslama dalınacak bir kitap değil.
Okuyacaklara naçizane birkaç tavsiye:
1) Orta Çağ'a ilginiz var ve iyi kötü bilgi sahibiyseniz hemen başlayın.
2) Orta Çağ'a ilginiz var ama bilgi sahibi değilseniz biraz araştırma yapıp hemen başlayın.
3) Orta Çağ denen zaman diliminden haberiniz yok ve haliyle bilginiz de yok ise bu iki eksikliği giderdikten sonra hemen başlayın.

Keyifli okumalar.
ataç ikon Gülün Adı
kitaba 10 verdi
13 yorum
Hayata Gülümse (@hayataagulumse)
Kaleminize sağlık @enron bu kadar güzel yorum yapılabilirdi. Okunacaklar listeme alındı 😊
09.09.18 beğen 1 cevap
tutimucizeguyem (@elas)
Çok detaylı aynı zamanda zengin bir inceleme olmuş.Ben de rafıma ekledim teşekkürler.
09.09.18 beğen 1 cevap
kader.cmln (@naturmort)
Hemen başlayın kısmı bütün tavsiyelerde olduğuna göre ortaya karışık bir şeyler ayarlayıp hemen başlamak şart gibi görünüyor..
09.09.18 beğen 1 cevap
BUKALEMUN (@karacurin)
Okuduğum Romanların güzel bir incelemesini gördüğüm de mutlu oluyorum. Eco yazdığı eserlerin hakkını veriyor ki bilhassa müslüman alimlerin hakkını yemiyor.
09.09.18 beğen 2 cevap
Cahil Cühelâ (@cahilcuhela)
Kaleminize sağlık okuyacaklar arasına eklendi
09.09.18 beğen 1 cevap
ELİF.🍒 (@julioco)
Kaleminize sağlık düşüncelerinize bolluk. Çok güzel olmuş.
09.09.18 beğen 1 cevap
Kenan

Kenan

@enron

Evren Nasıl Oldu?
Sorusunun cevabı için okunacak temel bir kitap.

Evrene, uzaya meraklı biz amatörlerin; internetten, youtube'tan edindiği yarım yamalak ve karmaşık bilgilerin daha düzenli bir şekilde sunumu.
Evrenin nasıl olduğu ve uzay fiziğine dair gelişmelerin; Kepler'den Newton'a, Einstein'dan Feynman'a kadar aşamalı tarihsel gelişimini de bulmak mümkün bu kitapta. Birkaç espriyle de süslenmiş.
İşin dinsel boyutuna pek girilmemiş, Richard Dawkins'in Önsözü hariç.

Tanıtım kısmında Ayça Şen: "Fizik sevip de anlamayanlara fiziğin geldiği son noktayı anlatan nefis bir kitap." der
Evet, anlaşılır yerler çok ancak fizikçi ve kozmolog olmayan bizler için teknik bilgilerin yoğunlaştığı kısımlar sıkıcı olabiliyor, çünkü anlayamıyoruz. Tek başına yeterli değil ancak konuyla ilgili okunması gereken ilk kitaplardan.

"Darwin'den bugüne yazılmış en önemli bilimsel kitap. Türlerin Kökeni'nin doğaüstücülüğe indirdiği ölümcül darbeyi, Hiç Yoktan Bir Evren kozmoloji alanında yapıyor."
Richard Dawkins
ataç ikon Hiç Yoktan Bir Evren
kitaba puan vermedi
5 yorum
Eseflal (@eseflal)
O zmn okumalı :) teşekkürler inceleme için :)
01.08.18 beğen 1 cevap
Lıpo (@dusundurucudusunce)
Yemin ederim dünyada tek bir dilek hakkım olsaydı evrenin gerçeğini öğrenmek için harcardım.
01.08.18 beğen 2 cevap
Kenan

Kenan

@enron

 paylaşım fotoğrafı
"İnsanların mutsuz oldukları bir toplumda yaşıyoruz. Yalnız, çeşitli korkular altında acı çeken, ruhen dengesiz, yıkık ve bağımlı olan bu insanlar; önce bütün çabalarıyla kendilerine boş zaman yaratmaya çalışırlar, sonra da bu zamanı ‘öldürebildikleri’ ya da geçirebildikleri oranda sevinç duyarlar. Ne acı bir çelişki.”

s.24
ataç ikon Sahip Olmak ya da Olmak
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Kenan

Kenan

@enron

 paylaşım fotoğrafı
Kendi inandığımız şeyleri göklere çıkarmak ve yalnızca kendi düşüncelerimizden hoşnut olmak bizim doğamızda var.
5 yorum
Vüsat (@vayacondios)
Kore'de bir tornado, okyanustan balık, deniz anası, deniz yıldızı, karides, işte Allah ne verdiyse torlayıp toplamış ve kentin bir kısmına bunları fırlatıp kaçmış. Ağaç, portakal ya da turunç olduğuna göre ılıman iklimde, bir ihtimal denize yakın yaşıyorsunuzdur. Allah muhafaza Kore'dekine benzer bir durum mu yaşandı? Ağaçtan kitap mı topluyorsunuz? Sipariş alıyor musunuz?
17.07.18 beğen 1 cevap
kalamar Ayşe (@kalamarayse)
O kitabı oraya koyarken dışardan izleyip gülmek isterdim
17.07.18 beğen 1 cevap
BUKALEMUN (@karacurin)
O ağaç dostveski ağacı ne ara moore açtı.:)
17.07.18 beğen 2 cevap
Kenan

Kenan

@enron

 paylaşım fotoğrafı
Çok var ki bu topraklar adam yetiştirmiyor. Hasbelkader yetişmiş olanlara da dünya dar ediliyor.
Ve epeyce bir zamandan beri bu topraklarda artık insan da yetişmiyor. Bıçağın kemiğe dayandığı yer burasıdır.

Sunuş - Ahmet Aydoğan
EK 1: Kitap ismi yerine yazar ismi olmuş. 13.07.18
EK 2: Kitap ismi yerine yazar ismi olmuş. 13.07.18
EK 3: Kitap ismi yerine yazar ismi olmuş. 13.07.18
EK 4: Ek fazla olmuş :) 13.07.18
Immanuel Kant
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 yorum
woolf (@tecessus)
bu topraklarda artık insan da yetişmiyor. Yetişenlere de dünya dar geliyor. İşte ne güzel sözdür bu. Yetişenler bu dünyaya aitsiz hissediyor belli ki.
10.07.18 beğen 4 cevap
Kenan

Kenan

@enron

Giovanni Papini
Gençliğinde özgürlükçü, kilise karşıtı aykırı bir İtalyan iken 1930'lardan itibaren katolikliğe yönelmesi dahası Mussolini ve Faşizme beslediği sempati; muhtemeldir ki onu ikinci dünya savaşından sonra biraz kenara itmiş. Herhalde bedelini ödemiş olacak ki daha sonra tekrar gün yüzüne çıktı, derler.

Binlerce yıldır sorulan soru.
Camus, Sartre, Puslu Kıtalar Atlası.
Temaları benzer olsa da biraz farklı açılardan hep aynı sorunun (10 soru) cevabını arayışla geçen 10 öyküden oluşuyor kitap. Biraz karamsar(ll. Dünya Savaşı)
Bazıları pek öyküye de benzemiyor aslında bunun incelemeye benzememesi gibi.

Havuzda İki Yansı:
Kendimizi bildiğimiz "an" ya da bu yazıyı okuduğunuz "an" en bilge düşünceleri, en yüce ve en doğru duyguları taşıdığınızı düşündüğünüz an'dır.
Yeter ki o an'ın üstünü örtecek zaman geçmeyegörsün.
İnsan büyüdüğünü ne zaman anlar veya olgunlaştığını? Çok matah bir soru olmasa da burada ve daha birçok yerde sıklıkla sorulur: Büyüdüğünüzü ne zaman anlarsınız? diye.
Yıllar önce üniversitede bir hocamız da sormuştu bu soruyu. "Aynı somut ya da soyutluklarla ilgili artık aynı şekilde düşünemediğimde" diye cevap vermiştim ya da buna benzer bir şeydi.
O zamanlar çok da anlam yüklememiştim bu söze.
Aynı bedende, eğer varsa aynı ruhta binlerce "ben" taşıyoruz ve hiçbiri aynı değil ve dua edelim ki hepsini aynı anda yaşatamıyoruz.
Zira çekilmez hayatımıza çekilmez ben'lerle dolu yeni halkalar eklerdik.
Peki en doğru "ben" hangisidir ya da ben kimdir, kimim?
Bizi bugüne getiren geçmişteki ben/benler olduğuna göre ona herhangi bir suçluluk atfedebilir miyiz? Onu sevmeme hakkımız var mı? Öldürsek kötü mü?

Zihinsel Bir Ölüm:
Yaşam nedir? Niçin? Nereye gidiyoruz? Yaşamaya değer mi?
Minvalinde sorgulamalarla varoluşsal bir sıkıntının girdabına sokuyor bizi bu denemede.
Anlamlı cevaplar bulamadığımızda tek seçenek ölmek midir? Belki de hepsinin cevabı ölümde gizlidir ya da zıtlıklarda.
Bedensel bir ölüm değil elbette kastedilen.
Her şeyden vazgeçmek, bırakmak ama yine de erişebilmek en yücesine. Sefiliz ama mutluyuz. Ölüyoruz ama mutluyuz. Ölüyoruz ama ölmüyoruz.

Hasta Beyefendinin Son Ziyareti:
Evren, dünya, insanlar, hayvanlar, somutlar, soyutlar, akıllı cep telefonlarının şarj aletleri...
Bütün bunların hepsi "sen" olduğun için varsa ya da bunların hepsi senin zihninde ise. Veya biz, tamamen bütün benliğimizle bir başkasının zihninde isek. Yokoluşumuz onun uyanışına bağlı, varlığımız onun düşüne.
"Varım, çünkü beni düşleyen biri var; uyuyan, uykusunda düş gören, benim devindiğimi, yaşadığımı gören, şu anda benim bütün bunları söylediğimi düşünde gören biri.”

Sen Kimsin:
Bildiğim ben'i, beni bildiklerini düşündüğüm diğerleri artık bilmediklerini söylerse ne olur?
Deliririz, sineriz.
Dıştaki tüm uyarıcılardan gelen sen kimsin? Sorusu, sesleri çılgın kalabalıklar içinde giderek kısılır, kısılır ve kesilir. Ancak asıl sorun bundan sonra başlar. Kimsenin artık tanımadığı ben'i, ben gerçekten tanıyor muyum? Ve işte şimdi soruyu sorması gerekenle soruyu cevaplayacak kişi başbaşa kalır: Ben.

Kaçan Ayna:
Kitaba ismini veren bu öyküde ise bu sefer kendisi dışına çıkarak evrensel bir soruna değiniyor.
Sürekli koşmamıza rağmen olmak istediğimiz yer ile olduğumuz yer arasındaki azalmayan mesafeye değinir.
Statümüz, mesleğimiz, rengimiz fark etmeksizin koşuyoruz. Nereye? Yarına. Bugüne eklediğimiz yarın, sonra bir diğer yarın. Ulaşmak mümkün değil. Suretimizi en iyi şekilde gördüğümüz aynaya koşuyoruz. Sorun şu ki; aynı hızda ayna da koşuyor. Koşmaya devam, yetişemedik, öldük.

Gereksiz uzunluğu burada bitirelim.
Keyifli okumalar.
ataç ikon Kaçan Ayna
kitaba 9 verdi
0 yorum
Kenan

Kenan

@enron

Kaos
Öncelikle bu, pek bir inceleme değil ama zorlanarak okuduğum bu eser hakkında fikrimi belirtmeden geçmek de istemiyorum.

Başlıkta da belirttiğim gibi benim için tam bir kaostu, kitaba hakim olan genel hava.
İsimler karışık, olaylar karışık ve bu karışıklığı gidermeye çalışmayan yazarın anlatımı.
Düşünün ki soy ağacı vererek başlıyor kitaba, ama bu da pek işe yaramıyor çünkü isimler, küçük değişikliklerle aynı zaten.
Olayların arka arkaya sıralanması ve bazı gerçeküstü durumlar. "Büyülü Gerçeklik" olarak tanımlanan yazın tarzını benimsemiş biridir Marquez, ama bunu nasıl yansıttığı da önemlidir. Bir yazarın en önemli niteliklerin biri; anlattığı şey gerçek olsun olmasın, onu gerçekmiş gibi anlatabilmesidir, yani okuru inandırabilmesidir. Ben inanmadım.

Nobelli olması ve dünyada çok okunmuş olması yarım bıraktırmayı engelliyor biraz. Ama sırf bu özelliklere sahip olması uzun uzun övülmesini de gerektirmiyor. Belki de herkes için gerektirmiyor.
İçinde bilgi mahiyetinde bazı güzel şeyler, eğlenceli kısımlar da var elbet ama o kadar işte.
Ve de kitabın giriş cümlesi, okuduğum en güzel girişlerden.

Belki kısa sürede okusaydım keyif alabildirdim veya daha az karışık olabilirdi ama olmadı.
Kısa sürede bitirenleri de tebrik ederim, edeceğim.
Okuyacaklar; zor bir kitaba hazır olun, kolay gelsin.
ataç ikon Yüzyıllık Yalnızlık
kitaba 6 verdi
2 yorum
Gülşah Sönmez (@gulsahsonmez)
Ben de merakla almıştım ilk çıktığı zamanlarda. Sonra başladım, ama tamamlayamadım. Bana da zor gelmişti kitap. Bir türlü ısınamadım, sonra da elime alamadım. Size hak veriyorum 👍🏻
24.08.18 beğen 1 cevap
Kenan

Kenan

@enron

Bir çiçek gördünüz, sevdiniz, seyrettiniz, kopardınız ve götürdünüz; sahip oldunuz.
Ya da
Bir çiçek gördünüz, sevdiniz, seyrettiniz, hissettiniz, keyif aldınız; oldunuz.

Fromm da tıpkı S. Hawking gibi insanlık için bir "son" öngörüyor. Hawking'ten biraz farklı olarak bu sonu, insan ve insan ilişkileri üzerinden tanımlıyor. Her halükarda her şeyi meta olarak gören ve "sahip olmak" arzusundan kurtulamayan insanın yaratacağı manevi sorunlar, beraberinde maddi sorunları da getirecek ve felaket kaçınılmaz olacaktır.

Sahip olmak ve olmak varoluş biçimleri düz bir şekilde anlatılmamış; hangi insan ilişkilerinde, hangi olgularda, hangi durumlarda ortaya çıktığı başlıklandırılmış ve örneklendirilmiş(psikolojik, toplumsal, dini, ekonomik vs.). Birçok düşünürün konu hakkındaki düşüncelerine de yer vermiş, bunları kendi düşünceleriyle zenginleştirmiştir.
Aynı zamanda farklı birçok kaynağa atıf yaparak okunacak kitap konusunda da iyi bir öneri listesi sağlıyor.

Belki hiç bilmediğiniz şeyler duymayacaksınız ya da duyacaksınız bu kitapta ama yarım yamalak bildiklerimizin toplu ve düzenli bir şekilde sunumudur Sahip Olmak ya da Olmak.
Mevcut düşüncelerinize çok katkı sağlayacaktır.

Kitabın son kısmında "sahip olmak"tan, "olmak"a nasıl evrileceğimizi yani yaklaşan felaketten hangi toplumsal düzen ile kurtulabileceğimizin reçetesini de sunmuştur.
Sahip olmak, kolay ve anlaşılır ancak olmak biraz daha zor, ki yazar da bunu itiraf etmiştir zaten. Ancak kitap bittiğinde anlamış olacaksınız.
Okunması gereken bir kitap, tavsiye edilir.

Yaşar Kemal'in şu sözü de kitabın anlatısına biraz uygun olabilir.
"Sen, ben, o varız diye güzel bu bahçe. Koparma farklı çiçekleri, kalsın renkleriyle kokularıyla."
ataç ikon Sahip Olmak ya da Olmak
kitaba 9 verdi
5 yorum
Hayata Gülümse (@hayataagulumse)
Güzel inceleme olmuş @enron listeme aldım 🤗
29.07.18 beğen 3 cevap
Gülşah Sönmez (@gulsahsonmez)
İnceleme için teşekkürler, ben de okumayı düşünüyorum @enron
29.07.18 beğen 2 cevap
Kenan

Kenan

@enron

 paylaşım fotoğrafı
Dünyanın bütün kitapları doyuramaz kafamın açlığını. Neler neler okumadım ama yine de kafamın açlığından ölüyorum. Kavrayışım arttıkça bilgim eksiliyor.
ataç ikon Güneş Ülkesi
kitaba 7 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Kenan

Kenan

@enron

Schopenhauer'ın İnsan Doğası Üzerine kitabında felsefecilerin cevaplamaya çalıştıkları bir sorudan bahseder. Soru şöyle:

Issızlıklarda tek başına yaşamış ve birbiriyle ilk kez karşılaşan iki insan ne yapar?

Pufendorf: Birbirlerini sevgiyle karşılarlar.
Hobbes: Birbirlerini düşman olarak görürler.
Rousseau: Sessizce birbirlerinin yanından geçip giderler.
Schopenhauer, kısaca bilemeyiz demiştir.

Sizce ne yapar bu iki insan?
12 yorum
blue bell (@littleflay)
Hayvanlar birbirlerini gördükerinde düşman gibi davranırlar (aynı türden olsalar bile) homo sapiens’te bir hayvan olduğu için düşmanca davranacaktır bence
16.07.18 beğen 2 cevap
Gökçe (@kirmizitilkiyollarda)
Başta dost mu düşman mı diye dener küçük bir kavga eder ölen olmazsa dost olarak yollarına devam ederler. Tabi bahsettiğimiz cinsiyet erkekse. Kadınsa başta dost gibi görünür. Sonra düşman olur.
16.07.18 beğen 1 cevap
Vüsat (@vayacondios)
Canlının "insan" diye tanımlanmasının tek nedeni biyolojisi midir? Yoksa "insan" tanımlanırken fizyolojinin yanı sıra sosyolojisi, etik vb değerleri de kriter olarak alınır mı? Eğer sadece fizyoloji insan tanımı için yeterliyse; karşısındakini tehlikeli olarak algılayacak ve hayatını korumak adına ya ona saldıracak ya da çaktırmadan ortamdan sıvışacaktır. Ancak diğer değerler de işin içindeyse 3. bir yöntem geliştirebilir insan; düelloda kovboyların birbirinin hareketini kollamasına benzer şekilde; karşıdan gelecek olası tehlikelere karşı tetikte durarak sosyal ilişki kurabilir. Ki günümüz insanının yaptığı şey de çoğu zaman budur.
16.07.18 beğen 2 cevap