up
ara

Eyyubi

her şey fani
Eyyubi

Eyyubi

@eyyubi

Banality of Evil
Eichmann was a very normal people. Whatever he did, he did for normal bureaucratic reasons. That is what she calls banality. Evil doesn’t come as an abnormal, in a form of abnormal ideology or psychology. Evil in many cases comes from the perfectly normal people who are seeking for more money, salary, better retirement, etc. They are thoughtless people. They dont think the consequences of their actions. They dont question. They dont look beyond. They simply function as a part of a bureaucratic machine. This is very banal and therefore scary. Because if somebody like Eichmann might commit such crimes, without going to the extremes, this means anybody can do it. That is the important face of totalitarianism. You don't need psychopat You set up a totalitarian regime with normal people. Very banal people you mobilize. In fact, banality is crucial in order to set up a totalitarian regime.
1 beğeni · 3 yorum beğen ikon
Batuuu (@batuuu)
were or person?
12.12.18 beğen cevap
Batuuu (@batuuu)
can we call "trols" as a part of this banality:)
12.12.18 beğen cevap
Eyyubi

Eyyubi

@eyyubi

Pişmanlık
Bir şey değil. Alışkanlık. Diyip avuttum kendimi bir gece daha. Affet. Yolun hep güzel olsun.
Unutamadım.
1 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Eyyubi

Eyyubi

@eyyubi

İntihar
Dertten sıkıntıdan değil de bi de bunu deneyelim deyip hayatına son veren biri var mı?
ataç ikon Emile Durkheim'in Sosyolojisi Ve Felsefi...
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğeni · 1 yorum beğen ikon
flr_yşl (@yslflr)
Bkz. Mehmet Pişkin
06.12.18 beğen 1 cevap
Eyyubi

Eyyubi

@eyyubi

😥😥😥
I added insult to the injury again, and again, and again while he was ready to forget my arrogance and forgive me. Because even in that situation, he was believing in me.
Finally, I lost one of the most beautiful human being.
ataç ikon Bir Çift Yürek
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Eyyubi

Eyyubi

@eyyubi

 paylaşım fotoğrafı
biz de kafamız da güzel. nası güzel.
o kadar güzel ki,
o kadar güzel ki,
nasıl böyle.
2 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Eyyubi

Eyyubi

@eyyubi

Mışıl Fiko
"Because we are not capable of producing our text, we borrow that text from our society. Very few people have the competence to produce his/her texts but we borrow, we buy certain sentences, certain expressions, poems etc. which corresponds to the meaning in our mind corresponding to the situation we are in."
ataç ikon Cinselliğin Tarihi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğeni · 7 yorum beğen ikon
Batuuu (@batuuu)
very interesting opinion. particularly written in English drew my attention:)would you mind saying us what your major was or is at the university.
20.11.18 beğen 1 cevap
Batuuu (@batuuu)
Well somehow i find sport management department more interesting than my department. Maybe the main reason is the inflation we confront with each time in groceries:)What year you are for the department.
20.11.18 beğen 1 cevap
Eyyubi

Eyyubi

@eyyubi

AF
Hatanın farkına varır, bundan pişman olur, bir daha hata yapmama niyetine girer, davranışlarını bununla yönlendirirsen (içselleştirmeye girmiyorum dahi) affa layık olursun.
EK 1
Dec 5 Wed
And the first thing you need to stop is to stop the arrogance. And change. Be committed to change. Never believe in any person if they say I am sorry and they do not change. Change and sacrifice has to accompany any guilt. 05.12.18
3 beğeni · 5 yorum beğen ikon
şuan değil şu an (@ciddimisin)
Karşındaki kişinin affa layık olduğunu ZANNEDERSİN ama çoğu zaman yanılırsın.En acısı da bunu yaşayarak öğrenmek olur.
19.11.18 beğen 1 cevap
şuan değil şu an (@ciddimisin)
Haklısın. İnsan hep kolaya kaçar. Ben de yapıyorum biraz bunu.
20.11.18 beğen cevap
Eyyubi

Eyyubi

@eyyubi

bilinçsizsizlik.
Bilinçsizlik. Şuursuzluk. Ne yaptığının, yaptıklarının sonuçlarını düşünmeme hali. Bu şuursuzluk hali içindeyken öyle ya da böyle bir ilişki içine girmek süreci ve sonucu belirsiz, genellikle olumsuz veya bir şekilde olumlu olsa dahi hareket sahibine gerçek bir mutluluk, hele fayda hiç sağlamayan bir hale sokar. Mesela yemek yemek. Bu şuursuzluk hali içinde yemek yediğinde doyarsın ama hala yemek istersin. İrade ikinci aşamadır. Hayatımın pek çok alanında (insan ilişkileri ve spor aklıma gelen ilk 2 alan) pek çok zaman iradeli olmak, iradesiz olmak seviyesinde değildim, ortada bir bilinç yokken iradeden söz edilemez ki. Ortada bir bilinç olsa bir insan diğerine ben büyük meme seviyorum gibi bilinçsizlik (kişinin sahip olduğu gelişmiş aklı kullanmıyor olma durumu) içeren bir cümle kurmaz. Çünkü karşısında basit fiziğe indirgenemeyecek, fikirleri ve duyguları ile tam bir insan olduğunun bilincindedir. Bu bilinçsizlik durumu kişide, kişinin genel olarak hayatında o ana kadar en çok, daha doğrusu en etkili neler olduysa onların yansıması olarak dışa vurur. Ailesinden, özellikle kardeşlerinden büyük ve güzel bir sevgi görmüştür, büyük ve güzel sever bu kişi. Ortaokulda pornoya, bilgisayar oyunlarına (dopamin hormonuna, hazza) bağımlı olmuştur, anlık hazlar peşindedir (ve her haz elde etmesinde haz eşiği yükselmekte, daha fazlasını istemektedir). Bu durum bilinçsizlik haliyle birleşince kişi uzun vadeli, orta vadeli ve hatta kısa vadeli planlar bile yapamaz (bu planları uygulamaktan bahsetmiyorum bile). Mesela 9. sınıftatır, 1 gün sonra Kimya sınavı vardır fakat o tüm gün internet kafede oyun oynamanın hazzını seçer ve çalışmaz. Elbette burada zararı kendisinedir (babasından aldığı parayla bunu yaptığını -diğer insanların maddi kaynağını harcadığını- düşünmezsek). Zararı sadece kendisine olduğu için bu şuursuzluk(bilinçsizlik) ve haz bağımlılığı (seçici görme ve uzağı görememe durumu) nı normal karşılayabilir ya da kişinin kendi hayatıdır deyip görmezden gelebiliriz. Fakat insanlarla öyle ya da böyle ilişki içinde bulunmak zorundayızdır ve bu şuursuzluk ve haz bağımlılığı hali bu ilişkilere de yansır. İşte bu aşamada kimya sınavına çalışmak yerine bilgisayar oynama giden çocuk aksiyonlarıyla başkalarının hayatında da kimya sınavının sonucu gibi olumsuz etkiler yaratmaya başlar. Kimya sınavına çalışmayan A iken, dersten kalan B olur. Buna izin veren kişi olarak B nin sorumluluğu da vardır fakat bu A'nın davranışına mazeret olarak öne sürülemez. Şu var ki gerçek hayat A'dan B'den, bu davranış diye anlatılandan çok daha karmaşıktır. A ve B birer insan, bu davranış denen şey 2 yıllık bir ilişkide bilinçsiz ve bağımlı A nın B ye yaşattığı olumsuz şeylerdir. Çok ve güzel sevmiş olabilirsiniz ama aşık olmak başka sadık olmak başkadır. İsteyerek, içinizden gelerek verdiğiniz sözleri tutamazsınız. Çünkü iradesiz ve hatta çoğu zaman bilinçsizsinizdir. Öyle bir raddeye gelir ki bu bilinçsizlik ve dahası haz bağımlılığı, bu delilik halinde, anlamsızlaşan dünyanızda O'nun anlamını da unutursunuz.
Çünkü dünya düşünebildiğiniz kadardır. Halbuki porno ekrandaki birkaç piksel, yapay bir haz ve bağımlılık, buna bağımlı olduğu için dünyayı olduğundan farklı ve bozuk gören sizken, o gerçek bir insandır.
2 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Eyyubi

Eyyubi

@eyyubi

Bildirim Ayarları
Rafımdaki kitaba eklenen alıntı vs. için bana bildirim gelmesi çok gereksiz. Bildirim ayarları gibi bi sekmeden neyin bildirimi gelsin, neyin gelmesin seçebilmeliyiz.
0 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Eyyubi

Eyyubi

@eyyubi

Distopik Yeni Türkiye paylaşım fotoğrafı
Distopik Yeni Türkiye
bilmiyorum farkında mısınız ama türkiye git gide karşı-ütopya, distopya romanlarından fırlamış gibi bir hal aldı. edebiyattan, sinemaya kısacası sanatta yer alan eserleri günümüz türkiyesi ile karşılaştırdım. çok fazla benzerlik içeriyor.

(kısa olması için 10 kitap-10 film seçtim)

spoiler içerir

1) 1984 - george orwell

-en çok benzeyen kısımlarından biri kitapta geçen ilkeler:

"savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür "

kitapta sürekli savaş halinde olup, belli belirsiz bir düşman mevcutken, yönetime güven daha da artıyordu. gündemi oluşturmak için yeni yeni düşmankar türüyordu. bunu en son seçimlerde gördük. mutluluk ve huzur için ise bilgisizlik yeterli şarttır.hatta geçen üniversiteletin birinde prof. ülkeyi ayakta tutacak gücün cahil halk olduğunu savundu. özgürlük kavramını ise, gazetecilerin başına gelenlerden görebiliyoruz. yayın yasağı, sansür, sitelerin erişime kapatılması durumu açıklıyor. 1984'te de yazılar sansüre uğrayarak değiştiriliyordu. taraflı basın, yandaş medya ile aynı görevi görüyor.

-öfke seansları: kitapta uygulanan bir ritüeldi. herkes toplanıp düşmana lanet ediyordu. günümüzde de durum bu. sürekli hedefler, düşmanlar çıkıyor ve birlik olarak bunlara lanetler okurken (sanal ortamda belli gruplar, okumadan paylaştığımız yazılar, dezenformosyon fotoğraflar: bkz kopyala yapıştır) aslında birlik olmaktan uzak, kopukluklar yaşıyoruz. kitapta da sevgililer özgürlüğü elde ettiklerinde zamanında kendilerinin de lanet ettiği birer hedef haline geliyordu.

-gözetim toplumu: bunun en güzel örneğini, sosyal hesaplardan tweet atan, yorum yapan kişilerin başına gelenlerden biliyoruz. girdiğimiz sitelerden, aldığımız ürünler; telefonlarımız hatta maillerimiz bile takip halinde bunu biliyoruz. 1984'te de televizyonun içinden bile izlenilip, müdahale edilebiliyordu.

-ispiyoncu halk: tencere tava çalanları şikayette, babamı bile ihbar ederdim deyip, karısını şikayet eden insanlarda görebiliyoruz. 1984'te de karı-koca birbirini şikayet edebiliyordu. çocuklara ailelerini şikayet etmeleri öğretiliyordu. herkes birbiri için şüpheyle bakılan bir düşman olabiliyordu. şimdi de siyasi görüşten, giyinime insanlar tarafını belli eder halde.

-aile olma baskısı: kitapta insanlar birbirini sevmese de evlenmek ve bu evliliği bozmamak mecburiyetindeydi. günümüzde de toplum baskısı bunu gösteriyor. dul kalan kadına olumsuz gözle bakma gibi gizli bir baskı var. kitapta da durum böyleydi. aşk, kaçamak ve evlilik dışı seks büyük suçlardandı. şimdi bile öğrenci evi, beraber yaşama fikri tartışma konusu.

-çoğunluğu oyalayan küçük sürprizler: kitapta çikolata oranı % 05 oranında arttı, ayakkabı dağıtılacak gibi haberler insanları mutlu etmek için hazırlanan düzmece bir oyuncu, çünkü sürekli artım ve azaltımlarla her sene dengede tutulan bir ekonomik düzen vardı. ve büyük resmi göremiyorlardı, aç olduklarını, köle olduklarını önemsemeden, tıraş bıçağı, tarak arayarak mutluluğu bunlarda arıyorlardı. vergiler/zamlarla dengelenen bir sistemin içinde değil miyiz?günümüzde de alışveriş sitelerinden yaptığımız alışverişlerle rahatlamıyor muyuz?
kabul edelim avmleri seviyoruz. yeşil alanlara da ister istemez tercih ediyoruz.

-sürekli patlayan bombalar: kitapta sokakta insanların artık rutini haline gelen terörist saldırılarla birlikte halk patlamadan sonra üstünü başını silkeleyerek yoluna devam ediyordu. artık bizim için bile normal bir hal almaya başladı.

-büyük birader: kitapta hiç bir zaman görünmüyordu, yaşayıp, yaşamadığımızdan bile emin değildik ama herkes onu sevmek onu dinlemek zorundaydı. eleştiriye mutlak biçimde kapalıydı.

2) cesur yeni dünya- aldous huxley

aslında bu kitap biraz zorlama oldu ama bir kaç benzerlik bulunduğu ve en önemli distopya romanlarından olduğu için değinmeden edemedim:

-insanların kodlarıyla oynama: uykuda öğrenim metoduyla, insanların kodlarıyla oynandığı bir gelecekte bireyler, ait olduğu gruba göre eğitiliyordu.
günümüzde de aileden, okula bu bize verilen bir şey. okullarda hatırlayın hocalar hep siz önemli kişiler olamayacaksınız, hizmet etmek önemlidir, ülkenin çöpçülere de ihtiyacı var canınızı sıkmayın diye sözde gerçekçi bir tutumla size geleceğiniz ile ilgili alıştırma turları attırmaktaydı. aynı şekilde televizyon programlarında da nasıl davranmamız gerekli, yaşayamayacağımız hayatlar nasıl bir şekilde bize gösteriliyor. belki de öfke patlamalarını engelleyecek biçimde testlerle kendi kendimizi avutuyoruz. süper zekalısın, iq'ün 160, şu üniversitede okuyordun gibi. iyi insan olmak avuntumuz olabiliyor. ya da cennet vaadiyle mutlu ve itaatkar olabiliyoruz. zengin yaşamlarını gördükçe, tiksinip, onlar için üzülüyoruz. ama ben bunun yıllardır, bize anlatılan öykülerden, okuduğumuz ders nitelikteki romanlara uyutma tekniği olduğuna inanıyorum. kitapta kuluçka ve şartlandırma merkezinde kişinin alfa, delta ya da beta olacağı daha embriyo halindeyken verilen biyolojik katkılarla belirleniyordu (oksijen kısma, besin azaltma) yani ne olmamız gerektiği biz doğmadan önce belli oluyordu. günümüzde de aidiyet, tarihten bu yana süregelen bir şey. asil, zengin, orta sınıf, fakir vb. ayrıca siyasi kimliğimizde bize bir şekilde kabul ettirilmiş. günümüzde de alfa +'lar deltalara aşağılar gözlerle bakmıyorlar mı? biz istanbul'un yerlisiyiz, doğulusun demek gibi kibir ve aşağılama içeren sözlere dikkat.

the wire'daki soru aklıma geliyor.

-bak bu piyon, eğer karşıya geçebilirsen istediğin olabiliyorsun.
+piyon, şah olabiliyor mu?
-hayır, şah sadece bir tane var, ama vezir olabilirsin.
+anladım, stringbell gibi, o da benim gibi adla şah olamayacak ama kralı korumak için hep yanında kalacak

- medeniyet dışı yaşamlar: insanlar refah ve huzur içinde yaşarken, medeniyetin dışında ilkel kabul edilen bir halk var. medeniyette sınırsız eğlence, seks serbestken vahşi kesimlerde hala ananeler devam ediyor. biraz da efendi-köle ilişkisine benziyor. bir kesim sorgulamadan, üretmeden yaşarken diğer kesim araştırıyor, toprağı biliyor ve olası bir çöküşte ayakta duracak kesim belli. yine metropollerde yaşayan insanlar küçük yerlerde yetişmiş insanın yaşamına benzer izler var. bir de yanlış hatırlamıyorsam shakespeare'in kitapları medeniyette yasaktı. tutku-aşk gibi kelimelerle birlikte annelikte yasaklı kelimelerdendi. günümüzde de anne sadece doğuran kişiyken aşk, sevgi gibi kavramlar yerine mantık evliliği, cinsel ihtiyaç gibi kelimeler daha yer edinmiş. bkz: anlaşmalı evlilik.

bu kitaba benzer olarak gattaca filmine bakabilirsiniz.

3)fahrenheit 451 - ray bradbury

-kitaplara, gelişime, eğitime kısacası geleceğe kapalı olma: iyfaiyeler, kitap yakarak insanların merak ve öğrenme çabası engelleniyordu. kitap okuma zehirlenme gibiydi. kitap yakma olmasa da yasaklanan kitaplara bakın, düşünce suçu da günümüzde hala var.

-yürüyen kitapları ezberleyen aydın kesim: kitabın sonunda çok fazla göze batmadan, beraberce yürüyen bir azınlık grup gün doğarken yürüyordu. günümüzde tarihçiler gibi gerçeği gelecek nesillere taşıyan azınlık diyebiliriz.

4)biz - yevgeni zamyatin
insanları numaralandırma: 1984 ve türevi kitapların babası kabul edilen biz'de herkes cam evlerde oturur. insanlar 24 saat gözetlenirken numaralandırılmış ve denetim altında tutulmaktadır. günümüzde de kameralar, mobese sistemleri hatta bilgisayarlarımızda bile gözetleniyoruz. açıkca camla kaplı bir yerde oturmasak da elektronik olarak herşey kontrol ediliyor. insanların isminin de önemi yok, hepimiz kimlik numaralarımız, kredi kartı numaralarımızız aslında. sayılar vazgeçilmez bir önem taşıyor.

5)demir ökçe - jack london

-çoğunluğun kazanamayacağı belirsiz bir savaşa girmesi: kitapta sistematik olarak önce kiliseye sonra burjuvaya açılan bir savaş var. çoğunluk aslında hizmet eden köleler olarak maddi olarak en azı elde eden bir kesim ve distopik bir biçimde kazanamayacakları, maddi imkansızlıklar içerisinde bir savaşın içinde. bu bakımdan bana gezi parkı olayları ya da köylünün altın aranması/siyanüre karşı yürüyüşleriyle benzerlik var gibi geldi. her zaman azınlık-zengin kesim kazansa da mücadele sürekli bir hal almış gibi
(kaz dağlarındaki altın arayışlarına hayır)sürekli üreten, çalışan kesim olarak kendimizi oyalıyoruz. hedefimiz ay sonu alacağımız elbise (üzerinden kan damlayan) ya da yıl sonu krediyle alınacak bir araba. taksidini ölünce bitireceğimiz bir ev...

-fazla ürünlerin denize dökülmesi: tüketim fazlalığı, günümüzde de gerçek dışı olmayacak biçimde anlatılmış. lokantalardan, hotellerden çöpe dökülen gıdayı bile buna eklesek sanırım kitabın ne demek istediğini anlarız.
(bu arada midye sevenlere not: o midyenin içindeki pilav, bu dökülen pilavlardan yapılıyor. bol bol karabiberi ekliyorlar ki kokmasın. bilesiniz)

6)damızlık kızın öyküsü-margaret atwood

kadınların fabrika gibi yerlerde doğuma hazırlanması: günümüzde de buna benzer açıklamaları duymuyor muyuz? kadın hamileyken dışarı çıkmasın, kadın çalışmamalı... bu ve benzer açıklamalarla aslında kadınlar erkek dünyası için, nesli devam ettiren birer araç aslında. topluma bireyler kazandıran bir kuluçka makinesi gibi. acı olan ise bu kurumlarda üst mevkilerde olanlar yine kadınlar. romanda da gerçekte de kadının özgürlüğüne engel olan çoğunlukla hemcinsleri oluyor. bkz: anneler, nineler, kadın öğretmenler...

7)otomatik portakal- anthony burgess

-insanın özgür iradesine müdahale: suçu önlemek adına ,beethoven'da dahil, insanların yanlış da olsa kişisel tercihlerine gem vurma. işkence benzeri bir yöntemle seks, şiddet gibi eylem ve eğilimlere engel olma, günümüzde özgür düşünce ve iradeye müdahaleyi andırıyor. yatılı okullarda, kimsesizler yurdunda bu çocuklara yoğun olarak uygulanan bir yöntemdir. bize de okullarda direkt kabul ettirilir. konuşanlar, yaramazlık=ceza, kız-erkek öğrencilerin gözetlenmesi, öğretmenlerce uyarılması, şiddet içeren haberlere, filmlere sansür. çoğunluk bu bakımdan şiddet boşalımını bilgisayar oyunlarından yapıyor. gündelik hayatta insanı çileden çıkaran, şiddete yöneltecek çok şey geliyor. bu ergenlik döneminde daha fazla, çünkü insan olgunlaştıkça kavgadan da uzak duruyor ama tam tersi hayat mücadelesiyle stres daha da artıyor.

-polis devleti:asıl önemli kısım alex'in şiddete eğilimli arkadaşları bir anda polis olması. bu da günümüz toplumunda da nasıl hasta ruhlu kişilerin polis olabileceğine işaret edebiliyor. işsizlikten psikolojisi bozulmuş, arkadaşları tarafından dışlanmış kişiler polis olmayı seçebiliyor ve bu kişilerde de aşırı öfke patlamaları olabiliyor.

8)sineklerin tanrısı-william golding

-vahşi ve medeni kesimin savaşı: vahşete, avlanmaya ve öldürmeye yatkın bir grupla, ateşi çalan, onu yakan ve geçici çözümler yerine kesin sonuçlar arayan iki çocuk grubunun karşı karşıya gelmesi. kitapta en başta pişmanlıkla beraber domuz öldürme eylemi vardı ama sonrasında domuzun kafasını kazığa geçirmek hatta çocuk öldürme eylemine kadar gidiyor durum. kitapta yoldan çıkanlar çocuklardı ve iletişim için kullanılan deniz kabuğuydu ama deniz kabuğunun yerini mızrak alması günümüzde de gücün söz sahibi olduğu gerçeğini gösteriyor. insan doğası gereği, daha çok sesi çıkan, daha kavgacı tipleri dinleyecek şekilde yetişiyor. yine hegel'in efendi-köle diyalektiği üzerinden gidersek yolda karşı karşıya gelen iki kişiden biri yol vermek zorunda kalacaktır. günümüzde savaş çığırtkanları, kafatasçı kişiler bu eserin mızraklı kısmının güzel bir örneğidir. sonucu düşünmeyen eylem insanları. karşı tarafta ise bunu tartışan, köşede yazan düşünce insanları mevcut. şiddete merakımızı da, kafa kesme vs görüntüleri rahatsız olmadan paylaşan insanlarda görebiliyoruz. bu noktada çok küçük yaşta kurban kesimine götürülen çocukların bozulan psikolojisine bağlayabiliriz.

9)mülksüzler-ursula k. le guin

-kapitalist ve anarşist grupların karşı karşıya gelmesi: benzer yazıları demir ökçede yazmıştım daha da uzatmamak ve tekrara düşmemek için yazmıyorum. bkz:demir ökçe

10)ütopya - thomas more

-devletin eleştiriye kapalılığı: aslında distopya olmayan direkt ütopik olan, mükemmel devlet mümkün mü? sorusunu sorgulayan ütopyayla, edebiyat ayağına son veriyorum. kitapta idam cezasına tek şey sebep oluyordu o da kapalı kapılar ardında devlet sistemini sorgulamak, sisteme karşı olmak. zaten ütopya sürekli gözetim halinde olma, ortak mülkiyet ve açıklılık ile distopyaya imkan tanıyan başlıca eserdir. antik dönemlerden itibaren, devlet sistemini, (platon-devlet) yöneticiyi eleştirmek önemli suçlardan. insanlar sistemi sorgulamadan itaat etmek zorunda. zaten aksi halde birey anarşist, sistem karşıtı diye yaftalanıyor. günümüzde de devleti küçük düşürecek, sistemi eleştirecek ya da devlet büyüklerine hakaret düzeyine ulaşacak tenkitlerde bulunanlar direkt mimleniyor. işten çıkartılıyor. panoptikonla beraber ne düşündüğümüz, ne paylaştığımız devlet tarafından izlenilebiliyor.

-pis işlerin kölelere (azınlıklara) yaptırılması: kitaptaki örneği halkın şiddete aşikar olmaması için, hayvan kesimlerini kölelere yaptırmak. günümüzde de son 3-4 yıldır en ağır işleri, komik bir fiyatla mültecilere yaptırmıyor muyuz?

.............................

filmler:

1)metropolis-fritz lang

-toprak üstünde yaşayan burjuva ve toprak altında yaşayan işçi sınıfı: wells'in zaman makinesi bilim kurgu kitabına benzer. alt katta çalışan kardeş sınıfla üstte rokoko dönemi cesur yeni dünya benzeri bir yaşam süren zengin sınıf. sonu hariç güzel bir film. günümüz türkiye'sinde yeraltında çalışmak zorunda olan madencilerle onların sırtından milyarlar kazanan zengin kesimi andırır. yokedici robot da majinelerin günümüzdeki gücü konusunda öncüdür.

2)equilibrium-kurt wimmer

-sanata müdahale eden teokratik devlet anlayışı: filmde dindar kesim güvenlikten sorumlu, koruyucu-yokedici bir görev üstlenir. duygulardan uzak durulması için insanlara haplar verilir. günümüzde de insanı uyutan gıdalar var. en basiti kahve. üzerinde o kadar paranoyakça iddialar var ki. (ütopya dizisini izleyin) ya da aldığımız antidepresanlar (prozac nation) ya da alkolle aslında kendimizi dizginliyoruz/dizginletiyoruz.

3)they live-john carpenter

-televizyon yoluyla beyin yıkama: filmdeki meşhur güneş gözlüğü sahnesi. gerçek hayatta da bu böyle değil mi? tüket, üre, evlen, itaat et...

o harika sahne için buyrun:

https://m.youtube.com/watch?v=JI8AMRbqY6w

4)children of man-alfonso cuaron

-sürekli kaos ortamı, patlamalar: 1984'e benzer biçimde sokağın ortasında her an gerçekleşen patlamalar, kırsal kesimde insanlara saldıran umutsuz gruplar. günümüzde şehirlerdeki sokak aralarını, tekinsiz mekanları anımsatıyor. ya da son yıllarda kalabalık yerlerden korkmamızı açıklıyor gibi bu patlama sahneleri...

patlama sahnesi:

https://m.youtube.com/watch?v=VJivXSErhB8

5)v for vendetta - james mcteigue

-tek elden yönetim, üniter devlet: sevmediğim bir film ama komedi oyuncusunun evinde başına gelenler bile günümüzde eleştiriye ne kadar karşıt olunduğunu gösteriyor. bkz: beyaz'ın defalarca özür dilemek zorunda kalması, linç girişimleri.

6)punishment park-peter watkins

-polis devleti: kurmaca belgesel olarak çekilmiş filmde, amerikan hükümetinin tehdit olarak algıladığı feminist, anarşist, aktivist gençler bir alanda bayrağa ulaşarak özgürlüklerini almaya çabalar ama burada karşılarında onlara engel olacak kızgın polisler olacaktır. filmde polisin biri öldürülür ve diğer polisler daha da öfkeli bir hale gelerek gençlere müdahale ederler. aynı şekilde gezide de polisin aşırılıklarını görmüştük (evin içine gaz bombası atmaları, izmir'de olayla ilgisi olmayan kızları tartaklamaları vs )

7)beni asla bırakma-mark romanek

-kopya insanlar/z jenerasyonu: kendi özgür iradesi olmayan, çoğunluğu taklit eden klonlanan insanlar günümüz gençlerine eleştiri mahiyetinde. marka takıntısı olma, avmlerde mekanlarda birbirine benzer insanları, konuşmalarını dikkate aldığınızda bunu gözlemlersiniz.

-insanlık testleri: filmde sanat testi ile ne kadar insan oldukları gözlemlenirken, günümüzde ise insanlar, artırılan testlerle meslek ve makam sahibi oluyorlar. duygusallık, iyi insan olma, ruh sağlığı neredeyse aranmayan özelliklerden.

8)körlük-fernando meirelles

-medeniyetin kırılganlığı: sadece görme yetisinin kaybolması insanları medeniyet dışına atarken, içinde sakladıkları bütün kötü hastalıklı istekler dışarıya çıkıyor. sokak köpeklerinin çöp poşetlerini dağıtması ile yan yana gösterilen sahnelerde insanlar mağazaları yağmalıyor. günümüzde de sağ duyunun kaybolması ile ne hale geldiğimizi görebiliyoruz. temel duyular değil üstelik. metroda birbirini ezen, inenlere öncelik vermeyenler, metrobüste kavga dövüş yer kapanlar. yolda yayalara yol vermeyen, kendi yaya iken kendine yol vermeyen insanlara bağıran insanlar. örnekler çoğaltılabilir.

9)the truman show-peter weir

-televizyona bağımlı yaşama: sürekli kameralarla gözetlenen baş karakter değil eleştiri noktası aslında. o bir şekilde, masalımsı bir biçimde özgürlüğüne kavuşuyor. ama şimdi ne izleyeceğiz diyen halk asıl gözetlenen, o televizyonun içine hapis olan biziz. televizyonsuz, bilgisayarsız ya da telefonsuz günümüz var mı?

10)idiocracy- mike judge

-üst üste fotokobi çekilen kağıt gibi kararan insanlar: seçtiğin en kötü film ama konu daha iyi işlense harika bir film çıkabilirdi (iyi bir belgesel örneği:aptallık çağı) filmde halk televizyona bağlı, iq seviyesi iki hanelerde olarak tasvir edilmiş. gerçekten de nüfus olarak arttıkça geriye doğru evrildiğimizi görebiliyoruz. geçmişten gelen orta düzey zekalı askerin başkanlığa kadar yükselmesi gerçekten komikti.

not: bu filmin yerine being there'i önerebilirdim ama o film karşı-ütopya değil.

bu yazıya benzerini sabit fikirde: hayatımız distopya sayısında okumuştum. 1984 ve gezi benzerliği ele alınmıştı. bu konulara meraklı olanlar bakabilir.

https://eksisozluk.com/entry/59501225
8 beğeni · 6 yorum beğen ikon
Cerenis (@defacto)
Tamamını okumak için şuan vaktim yok ama biraz göz gezdirdim güzel yazı teşekkürler
26.03.16 beğen cevap
BUKALEMUN (@karacurin)
Sadece Türkiye ile sınirlandırmamak gerekir Sn.Eyyubi..
26.03.16 beğen 1 cevap
Eyyubi (@eyyubi)
Ne demek efenim. Okumanızda fayda var. (Yorum yaptım ki size bildirim gelsin, sonra unutmayın. :)
26.03.16 beğen cevap
/ 4