up
ara

Ferda Nihat Köksoy

OMNIA MEA MECUM PORTO
Ferda Nihat Köksoy

Ferda Nihat Köksoy

@ferdanihat

MUHAKEME VE BİLGİ, TUTKUNUN ARAZLARIYLA ÇARPITILABİLİR
JOHN WILLIAMS, Yazar-İngiliz Edebiyatı Prof., İNG-1965, TR-2013, Koton Yayın, Çeviren: Özlem Güçlü, 284 sf.

-(I.Dünya Savaşı'na katılması istendiğinde Stoner) Bir SAVAŞ sadece birkaç bin ya da birkaç yüz bin GENÇ adamı ÖLDÜRMEZ. Bir HALKIN İÇİNDE BİR DAHA ASLA GERİ GETİRİLEMEYECEK BİR ŞEYİ ÖLDÜRÜR. Ayrıca eğer bir halk YETERİNCE SAVAŞ GÖRÜRSE, çok geçmeden geriye kalan tek şey bizim -sizin ve benim ve bizim gibiler- BALÇIKTAN büyüttüğümüz CANAVAR, YARATIK olacaktır. Akademisyenden, hayatında YARATMAYI amaçladığı şeyi YOK ETMESİ istenmemeli.

...(Savaşta) DÜNYANIN ve kendi ülkesinin HASTALIĞINI görmüştü; NEFRET VE ŞÜPHENİN HIZLA YAYILAN BİR VEBA GİBİ ülkeyi bir uçtan bir uca silip süpüren BİR TÜR DELİLİĞE dönüştüğünü görmüştü.

-Romalı LİRİK yazarların ÖLÜM olgusuna, sanki yüz yüze geldikleri hiçlik, TADINI ÇIKARDIKLARI YILLARIN ZENGİNLİĞİNE BİR HÜRMETMİŞ gibi rahat, AĞIRBAŞLI tavır içinde yaklaşmalarına şaşırdı; ve Latin geleneğinin son dönem HIRİSTİYAN şairlerinden bazılarının, ne kadar belirsiz de olsa ZENGİN VE ESRİK BİR SONSUZLUK VAAT EDEN O ÖLÜME, sanki o ölüm ve vaat, YAŞADIKLARI GÜNLERİ ZEHİR EDEN bir maskaralıkmış gibi KARAMSARLIK, yılgınlık ve zar zor gizlenmiş bir HINÇLA yaklaşmalarına şaşırdı.

-Stoner'ı yakalayan ve esir eden, GÖZLERİYDİ, ...gözlerine baktığında BEDENİNİ TERK EDİP ANLAYAMADIĞI BİR GİZEME DOĞRU ÇEKİLİYOR gibiydi.

-...birbirlerine MESAFELİ BİR NEZAKETLE yaklaşırlardı; ...ikisinin arasından ÖFKENİN ya da AŞKIN KENDİLİĞİNDEN YÜKSELEN SICAKLIĞININ GEÇTİĞİNE hiç rastlamamıştı. Öfke, seviyeli bir sessizlikle ifade ediliyordu ve aşk da yine seviyeli tatlı bir sözle. HAYATLARI ZAYIF BİR MIRILTI GİBİ İNİŞSİZ ÇIKIŞSIZDI.

-Başarısını YETERSİZ gören pek çok ERKEK gibi, fevkalade KENDİNİ BEĞENMİŞTİ ve aklını KENDİSİNİN ÖNEMLİ OLDUĞU DÜŞÜNCESİYLE bozmuştu.

-Edith çıplak yatıyordu ve beyaz kırışıksız çarşafa düşen ışığın altında parıldıyordu. Umursamaz ve iffetsiz bedeni çırılçıplak serilmişti ve donuk altın sarısı gibi ışıldadı. Stoner yanına geldi. Edith derin uykudaydı, fakat ışık oyunu içinde hafif aralık ağzı sessiz tutku ve aşk kelimelerini biçimlendiriyor gibiydi. Ona bakarak uzunca süre durdu. SOĞUK BİR ŞEFKAT, GÖNÜLSÜZ BİR DOSTLUK VE TANIDIK BİR SAYGI hissetti; ayrıca Edith'in görüntüsünün artık ona ARZUNUN bir zamanlar bildiği ISTIRABINI hissettirmeyeceğini ve artık onun varlığından bir zamanlar olduğu gibi etkilenmeyeceğini bildiği için YORUCU BİR HÜZÜN de duydu. Hüzün azaldı ve usulca onun üstünü örttü, ışığı söndürdü ve yanına yattı.

-ODA üzerinde çalıştıkça ve oda yavaş yavaş şekil almaya başladıkça, yıllardır içinde bir yerde, kendisinin bile bilmediği, utanç veren bir SIR GİBİ saklı duran bir HAYALE, görünürde bir YERLE ilgili olan fakat aslında KENDİSİYLE ilgili bir hayale sahip olduğunu fark etti. Bu çalışma odası üzerinde çalışırken TANIMLAMAYA ÇALIŞTIĞI şey KENDİSİYDİ. Kitaplıkları için eski TAHTALARI ZIMPARALADIĞINDA ve yüzeydeki pürüzlerin kaybolduğunu, gri aşınmanın kabarıp dökülmesiyle esas ahşabın ve nihayetinde damar ve dokunun ZENGİN SAFLIĞININ ortaya çıktığını gördüğünde, eşyaları tamir edip odaya yerleştirdiğinde, yavaş yavaş şekil verdiği KENDİSİYDİ, bir nevi DÜZENE SOKTUĞU KENDİSİYDİ, geçerli kıldığı kendisiydi.

-...doğduğu ve annesiyle babasının yıllarını geçirdiği küçük çiftlik yönünde, düz araziye baktı. TOPRAĞIN YILDAN YILA DAYATTIĞI BEDELİ düşündü; NASILSA ÖYLE KALMIŞTI... biraz daha çorak, belki, üretimde biraz daha KANAATKAR. Hiçbir şey değişmemişti. HAYATLARI KEYİFSİZ BİR İŞE HARCANMIŞ, İRADELERİ KIRILMIŞ, BEYİNLERİ UYUŞMUŞTU. Artık hayatlarını verdikleri toprağın içindeydiler; ve toprak onları yıldan yıla, azar azar alacaktı. Rutubet ve küf bedenlerini taşıyan çam muhafazaları ağır ağır istila edecek, TOPRAK AĞIR AĞIR ULAŞACAKTI BEDENLERİNE ve en sonunda varlıklarının son kalıntılarını da tüketecekti. Ve uzun zaman önce KENDİLERİNİ ADADIKLARI O İNATÇI TOPRAĞIN ANLAMSIZ BİR PARÇASI OLACAKLARDI.

-...HARFLERİN VE KELİMELERİN ÖNEMSİZ, GARİP VE BEKLENMEDİK BİRLEŞİMLERİNDE GÖSTEREN EDEBİYAT SEVGİSİNİ, DİL SEVGİSİNİ, AKIL VE YÜREĞİN GİZEMİNE DUYULAN SEVGİYİ...

-MUHAKEME VE BİLGİ, TUTKUNUN ARAZLARIYLA ÇARPITILABİLİR (Locke'den).

-ÜNİVERSİTE, mülksüzleştirilmişler, sakatlar için DÜNYADAN KAÇILACAK bir sığınak, bir akıl hastanesidir. Sahip olduğumuz tek umut, LAYIK OLMAYANLARI üniversitenin DIŞINDA TUTMAKTIR. ...ne gençlik ne yaşlılıkla ilgili bir koşul olan MERAKLI VE RUHANİ AKADEMİSYEN COŞKUSUYLA...

-KIŞ gecesinin sessizliğini dinledi ve KARIN hassas ve karmaşık gözenekli yapısının emdiği sesleri bir şekilde hissediyormuş gibi geldi ona. BEYAZLIĞIN üzerinde hiçbir şey kımıldamıyordu; tıpkı SESLERİ çekip soğuk beyaz yumuşaklığına gömdüğü gibi KENDİSİNİ de çekip BİLİNCİNİ emmek ister gibi duran cansız bir dekordu. Dışarıya, göz alabildiğine uzanan ve içinden parladığı KARANLIĞIN, ne yüksekliği ne derinliği olan açık ve bulutsuz gökyüzünün bir parçası olan BEYAZLIĞA doğru çekildiğini hissetti. Bir an için pencerenin önünde hareketsiz oturan BEDENİNDEN ÇIKTIĞINI duyumsadı; ve süzüldüğünü hissederken her şey -düz beyazlık, ağaçlar, yüksek kolonlar, gece, uzaktaki yıldızlar- inanılmaz MİNİK VE UZAK göründü, sanki bir HİÇLİĞE doğru ağır ağır küçülüyorlardı.

-Stoner başkalarının çok daha gençken öğrendiği bir şeyi 43.yaşında öğrendi: İnsanın ilk aşkının son aşkı olmadığını ve AŞKIN bir son değil, bir insanın BAŞKA BİR İNSANI TANIMAYA ÇALIŞTIĞI BİR SÜREÇ olduğunu....İlkgençliğinde Stoner aşkı, insanın eğer ŞANSLIYSA erişebileceği MUTLAK BİR VAROLUŞ BİÇİMİ olarak düşünürdü; olgunluğa erdiğinde, insanın oyalayıcı bir inançsızlık, hafiften tanıdık bir küçümseme ve sıkıntı verici bir özlemle bakması gereken SAHTE BİR DİNİN CENNETİ olduğu sonucuna varmıştı. Şimdi artık orta yaşında, aşkın ne bir lütuf ne de bir yanılsama olduğunu anlamaya başlıyordu; aşkı İNSANCA BİR DÖNÜŞÜM HAREKETİ olarak, İRADE, ZEKA VE YÜREKLE KEŞFEDİLEN ve HER GÜN ve HER DAKİKA YENİDEN YARATILAN bir durum olarak görüyordu.

-Onlara AKLIN yaşamıyla DUYULARIN yaşamının öyle ya da böyle AYRI ve aslında KARŞIT olduğunu söyleyen bir GELENEĞE göre yetiştirilmişlerdi; gerçek anlamda hiç üzerinde düşünmeden BİRİNİN diğerine TERCİH EDİLMESİ gerektiğine inanmışlardı. BİRİNİN DİĞERİNE GÜÇ VEREBİLECEĞİ hiç akıllarına gelmemişti.
ataç ikon Stoner
kitaba 9 verdi
2 beğen · 1 yorum
Mert Esin (@mertesin)
Nefret bence savaş olgusunun sebebi yoksa sonucu değil.
21.10.18 beğen cevap
Ferda Nihat Köksoy

Ferda Nihat Köksoy

@ferdanihat

KİTAPLAR İNSANLARIN KADERLERİNİ DEĞİŞTİRİR
CARLOS MARIA DOMINGUEZ, Yazar (Arjantin), ISP-2002, TR-2015, Jaguar Yayın, Çeviren: Seda Ersavcı, 89 sf.

-KİTAPLAR İNSANLARIN KADERLERİNİ DEĞİŞTİRİR. Kimileri Malezya Kaplanı'nı okuyup uzak diyarlardaki üniversitelerde edebiyat profesörü oldu. Siddhartha binlerce gencin Hinduizme'e merak salmasını sağladı, Hemingway onları sporcu yaptı, Dumas binlerce kadının hayatını alt üst ettiyse de, yemek kitapları sayesinde intihardan kurtulanların sayısı hiç de az değildi. Ne var ki BLUMA kitap kurbanlarından biri oldu.

-Büyükannem ne zaman yatakta kitap okuduğumu görse bana, "Bırak şunu, KİTAPLAR TEHLİKELİDİR," derdi. Yıllarca bunu onun cehaletine verdim, ama zaman Alman büyükannemin bilgeliğini kanıtladı.
...Bluma onu hayattan alıp götürecek olanın yine bu olacağını bilmeden hayatını EDEBİYATA adadı (EMILY DICKINSON okurken bir arabanın altında kalarak ÖLMEYİ yeğleyen tutkulu ve dik kafalı bir akademisyenlerden biridir ve tam istediği gibi ölür).

-...GÖLGE HATTI'nın bu eski püskü baskısına bir kez daha baktım. Bluma'nın JOSEPH CONRAD üzerine yazmakta olduğu tezden haberdardım, fakat beni daha çok şaşırtan, kitabın ön ve arka kapaklarının kir tabakasıyla kaplı olmasıydı. Sayfaların kenarlarında çalışma masasının pırıl pırıl ahşap yüzeyine ince bir toz yayılmasına neden olan ÇİMENTO kalıntılarıydı.

-Sadece çok uzak bir gelecekte bana FAYDASI olacak kitapları, genel okuma çizgimin DIŞINDA kalanları ve bir kez okuyup da bir daha yıllar boyu, belki de hiçbir zaman kapağını bile AÇMAYACAKLARIMI neden EVDE TUTTUĞUMU defalarca sordum kendime (öykünün sonunda YENİ BİR TEMİZLİK yapıp, elzem yahut faydalı bulmadığı kitapları BÜYÜK KARTON KUTULARA KOYARAK bir kısmını meslektaşlarına ya da öğrencilerine verir yazar).

-Çoğunlukla bir KİTAPTAN KURTULMAK ona SAHİP olmaktan daha ZORDUR. Kitaplar, sanki ASLA GERİ DÖNEMEYECEĞİMİZ BİR ANIN TANIKLARI gibi, bir İHTİYAÇ ve UNUTKANLIK ANLAŞMASIYLA tutunurlar insana.

-İKİ ÇEŞİT İNSAN vardır: Biri, KOLEKSİYONCULAR. Kendilerini NADİR bulunan baskıları, ...seçkin ciltleri toplamaya adayanlar... Hem de bu sayfaları sadece GÜZEL bir nesneye, PAHALI bir parçaya BAKMAK için açacaklardır, başka bir şey için değil.
Diğerleri ise OKURLAR... Hayatları boyunca kütüphanelerine sadece ÖNEMLİ eserleri koyarlar. BRAUER'i bu gruba dahil ediyorum (Bluma'nın GÖLGE HATTI kitabını istediği kitap koleksiyoneri). Bu tür insanlar TUTKULUDUR, OKUMAK VE ANLAMAK dışında bir kaygı gütmeden saatlerini geçirecekleri bir kitap için oldukça mühim paralar ödemeye hazırdırlar.
...İnşa edilen bir kütüphane, YARATILAN BİR HAYAT demektir, yığılmış kitaplar toplamı değildir asla.
...Kütüphane ZAMANA AÇILAN BİR KAPIDIR (Borges'den).
...Kitap müptelalarını, PARŞÖMEN BENZERİ DERİLERİNDEN anlayabilirsiniz.

-Ben de Goethe'yi WAGNER operası dinleyerek ya da Baudelaire'i DEBUSSY eşliğinde okumayı severim. Bu, YOLCULUĞUN bir parçasıdır ve sizi temin ederim alınan HAZ, her anlamda, EN ÜST düzeydedir.

-Yıllar boyunca kitapların MASA BACAĞI yahut üst üste dizilip üzerlerine bir örtü örtülerek KOMODİN işlevi gördüklerine tanık oldum; pek çok sözlük asıl amaçları için kullanıldığından daha çok, ÜTÜ ve DÜZLEŞTİRİCİ olarak kullanılmıştır ve hiç de az değildir içlerinde MEKTUPLAR, BANKNOTLAR ve SIRLAR saklayan, raflara gizlenmiş kitapların sayısı. İNSANLAR KİTAPLARIN KADERLERİNİ DE DEĞİŞTİRİR.

-Bir vazo, bir kahve makinesi yahut bir televizyon bir kitaptan çok daha önce eskir yahut kırılıp bozulur. Bir KİTAP, sahibi onu parçalamak, sayfalarını yırtmak, ateşe atmak istemediği sürece işlevini yitirmez. Arjantin'deki son ASKERİ DİKTATÖRLÜK döneminde pek çok insan KİTAPLARINI TUVALETLERDE, BANYOLARDA YAKTI veya BAHÇELERE GÖMDÜ. Adları kötüye çıkan ciltler, tehlike oluşturmaya başlamıştı. Kitaplar ve kendi hayatları arasında bir seçim yapmak zorunda kalan Arjantinliler KİTAPLARININ CELLATLARI olmayı seçtiler.
Uzun uzun çalışılan, tartışılan kitaplar, insanların içinde tutkular uyandıran, vazgeçilmez vaatler sunan ve eski dostlarından ayrı kalan kitaplar, havaya saçılan küller halinde göğe yükselmişti.
...Kitaplar bir yığın insanı SUÇLU durumuna düşürmüş, onların HAYATLARINI MAHVETMİŞTİ.
İnsanlığın bir, iki, hatta yirmi yüzyılı geride bırakma, istedikleri takdirde ZAMANI ALT ETME kapasitesine sahip bu dayanıklı nesnelerle olan ilişkisi hiçbir zaman MASUM OLMADI. Bu yumuşak, sarsılmaz kağıt hamuruna İNSANİ BİR MİSYON yüklendi.

***
18.000'den fazla kitabı olan BRAUER, kitaplarının yerini belirlemek için tutuğu katalog yanınca, kitaplarıyla birlikte kuş uçmaz kervan geçmez, kişiye kendisini kumun içine kaçan böcekten bir milimetre daha büyük hissettirme kapasitesine sahip bir mekana, küçücük bir BALIKÇI KÖYÜNE çekilir.
Bir duvar ustasına KİTAPLARINI kalın-ciltli olanlar kolon, diğerleri ise duvarlarda kullanılmak üzere bir KAĞIT EV inşa ettirir.
Brauer, Bluma'nın Joseph Conrad üzerine yaptığı çalışma için istediği GÖLGE HATTI isimli kitabını evin duvarları arasında bulmak, KOCA KİTAPLIĞININ NİHAYET BİR İŞE YARADIĞINI GÖRMEK için bütün evi balyozla delikler açarak YIKAR ve elinde valiziyle köyü de terk eder.

***

-Böylece tek yapabileceği, balyozu eline alıp SANKİ BU ŞEKİLDE HAPSOLDUĞU HAPİSHANEDEN KURTULACAKMIŞÇASINA KENDİ ESERİNİ BİR DAHA YIKMAKTI belki de sadece.
Yağmurun altındaki bu kitap ne Bluma'yı şaşırtabildi ne de bir fayda sağladı ona; fazlasıyla geç gelmişti zira fakat bir adam ZALİMCE, HUZURSUZCA ve katiyetle GÖLGE HATTININ ÖTESİNE geçti.
ataç ikon Kağıt Ev
kitaba 8 verdi
4 beğen · 1 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
Halil korkut ( @blackgarden ) arkadaşımız işaret etmese bir ihtimal KÂĞIT EV üzerine yazılmış şu incelemelere bugün bakmayacaktım.Sağ olsun bana,"Kağıt Ev isimli kitabı okumanızı tavsiye ediyorum." diye yazınca ben de sitemizdeki incelemeleri okumak istedim.Ferda Bey size teşekkür ediyorum,alıntıları da içerisinde uzunca bir inceleme yazmışsınız.Kitabı merak etmeye başladım doğrusu!
21.12.16 beğen 1 cevap
Ferda Nihat Köksoy

Ferda Nihat Köksoy

@ferdanihat

ŞİDDETİN egemenliğine karşı MAT olan ÖZGÜRLÜĞÜN kitabı: 'Satranç'
STEFAN ZWEIG, Yazar, ALM: 1942, TR: 2011 (33.Baskı), Can Yayınları, Çeviren: Ayça Sabuncuoğlu, 71 sf.
***...ŞİDDETİN egemenliğine karşı koyamayan ve MAT edilen ÖZGÜRLÜĞÜN ele alındığı 'Satranç', yazarın NAZİLERDEN kaçarak sığındığı ve öldüğü (1942) Brezilya'da yazdığı, SON KİTABIDIR.***
-Kitabın sunuş yazısında Şebnem Sunar'dan alıntı-

Anlatıcı:
-...kendi deneyimlerimden "KRALLARIN OYUNU"nun (Satranç), gizemli çekiciliğini biliyordum; insanevladının düşünüp bulduğu oyunlar arasında, rastlantının her türlü despotluğuna karşı koyan ve zafer kupalarını yalnızca AKLA ya da daha çok SEZGİSEL yeteneğin belirli bir biçimine veren bir oyun. Ama satranca oyun demekle, haksız bir kısıtlama yapmış olmuyor mu insan?

Satranç aynı zamanda bir BİLİM, bir SANAT değil mi, ...BÜTÜN KARŞIT ÇİFTLERİN bir kerelik bileşimi değil mi?

Hem çok eski hem de yepyeni, düzeneği hem mekanik hem de hayal gücüne bağlı, hem sabit geometrik bir alanla sınırlı hem de bileşimleri sınırsız, hem sürekli gelişen hem de kısır, hiçbir şeye götürmeyen bir düşünme, hiçbir şeyi hesaplamayan bir matematik, yapıtları olmayan bir sanat, maddesi olmayan bir mimari, bununla birlikte varlığıyla BÜTÜN KİTAP VE YAPITLARDAN DAHA DAYANIKLI olduğu su götürmez, bütün halklara ve bütün zamanlara ait olan tek oyun; can sıkıntısını öldürmesi, zihin açması, ruhu canlandırması için Tanrı'nın onu yeryüzüne gönderdiğini kimse bilmez.

Dr.B. :
NAZİLER, dünyaya karşı ordularını güçlendirmeye başlamadan çok önce, BÜTÜN KOMŞU ÜLKELERDE aynı derecede tehlikeli ve eğitimli başka bir ordu kurmaya başladı; HAKLARI ÇİĞNENMİŞ, İHMAL EDİLMİŞ, GÜCENDİRİLMİŞ İNSANLAR ordusu (Sağda 1929 krizinde Almanya halkı). Her resmi dairede, her işletmede "adamları" yuvalanmıştı, ...her yerde casusları vardı.
...(Gestapo'nun hapsettiği otel odasında Dr.B.) Bizi tümüyle HİÇLİĞİN İÇİNE yerleştirdiler, ...yeryüzünde hiçbir şey İNSAN RUHUNA HİÇLİK KADAR BASKI YAPMAZ.
...İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan YALNIZ KALIR. YALNIZ. YALNIZ.

-(4 ay sonra sorgulama odasından aldığı kitap için Dr.B.) sakladığım kitap bir SATRANÇ ALBÜMÜYDÜ, 150 ustanın oyunundan oluşan bir toplamaydı. Kilit altında olmasaydım, o ilk öfkeyle kitabı açık bir pencereden fırlatırdım, çünkü bu saçma sapan şeyle ne yapabilirdim ki?

-...yatak ÇARŞAFIMIN tesadüfen iri kareli olduğunu fark ettim. Doğru katlayınca, 64 kareyi oluşturmayı başardım. ...EKMEĞİMDEN kopardığım küçük parçaları birleştirip gülünç ve yamuk yumuk satranç taşları yapmaya başladım, ...(iki hafta sonra) satranç kitabındaki konumları gözümün önüne getirmek için yatak çarşafındaki ekmek parçalarına bile gerek duymadım ve 8 gün sonra kareli yatak çarşafı da gereksiz oldu; başlangıçta soyut gelen a1, a2, c7, c8 gibi işaretler, BEYNİMİN İÇİNDE görsel, plastik konumlara dönüştü kendiliğinden.

...Bunu izleyen 14 günün sonunda, kitaptaki her oyunu kolayca ezbere -ya da profesyonellerin dediği gibi GÖZÜ KAPALI- oynayabiliyordum. ...150 turnuva oyunuyla odanın ve zamanın boğucu tekdüzeliğine karşı kusursuz bir silah geçmişti elime. ...satrancın eşsiz bir yararı vardı, sezgisel enerjinin daracık bir alana yönlendirilmesiyle en ağır düşünce eyleminde bile beyni gevşetmiyor, tersine KIVRAKLIĞINI VE ESNEKLİĞİNİ artırıyordu.

-Önceleri ustaların oyunlarını makine gibi oynarken, zamanla içimde SANATSAL, heves dolu bir anlayış uyanmaya başladı. Saldırı ve savunmanın inceliklerini, hilelerini ve güçlüklerini öğrendim; İLERİYİ GÖRME, bileşimler yapma, çabuk karşılık verme yöntemlerini kavradım. ...Taşların SONSUZ yer değiştirmesi sessiz hücreyi her gün canlandırıyordu.

-(2.5 ay sonra) ...oyunlar, 20-30 kez oynadıktan sonra, yeni olmanın, şaşırtıcı olmanın getirdiği çekiciliği yitirdiler, ...artık sürpriz, gerilim, sorun kalmamıştı. ...eski oyunların yerine yenilerini bulmalıydım. Kendimle, daha doğrusu KENDİME KARŞI OYNAMAYA çalışmalıydım. ...mantıksal açıdan bu bir saçmalıktı. Satrancın çekiciliği temelde bir tek şeyden kaynaklanır: Stratejinin farklı beyinlerde farklı biçimlerde gelişmesinden. ...aylarca bu olanaksız, bu saçma şey üzerinde çalıştım. ...başka seçim şansım yoktu. ...hiçliğin beni boğmaması için, KENDİMİ SİYAH VE BEYAZA BÖLMEYİ en azından denemek durumunda kaldım.

...Siyah ve beyazdan oluşan her iki ben de yarışa girmeden edemiyordu ve her ikisi de yenmek, kazanmak için kendine göre bir HIRSA, bir sabırsızlığa kapılıyordu. ...Bir tanesi yanlış yapınca, öteki ben sevinçten havalara uçuyor ve aynı anda da kendi beceriksizliğine kızıyordu.

...bütün benliğim ve duygularımla o kareli alana çakılıp kaldım. Oyun SEVİNCİ oyun HEVESİNE dönüşmüştü, oyun hevesi oyun DÜRTÜSÜNE, çılgınlığa, yalnızca uyanık olduğum saatleri ele geçirmekle kalmayıp yavaş yavaş uykuma da sızan tutkulu bir ÖFKEYE. ...sorgulamalar sırasında bile... uğursuz bir açgözlülükle hücreme geri götürülmeyi, böylece oyunumu, delice oyunumu sürdürmeyi bekliyordum yalnızca. ...Oyunumu bozan her şey bana batıyordu: SATRANÇ ZEHİRLENMESİ.

...("satranç oyna" diye gardiyanın boğazına sarıldığı için) bir sabah uyandığımda hastanedeydim. ...Sonrasında serbest bırakıldım.

Anlatıcı:
-(Dr.B.'nin bir gemi yolculuğunda gördüğü Dünya Satranç Şampiyonu Czentovic için) ...profesyonellere özgü bir KURULUKLA davranıyordu. ...Bütün YONTULMAMIŞ varlıklarda olduğu gibi onda da GÜLÜNÇ bir KENDİNİ BEĞENMİŞLİK vardı. ...bir Rembrandt, bir Beethoven, bir Dante, bir Napoleon hakkında en ufak FİKRİ OLMAYAN birinin, KENDİNİ BÜYÜK İNSAN SANMASI aslında o kadar KOLAYDIR ki.

-(Şampiyon Czentovic ile eski mahkum Dr.B.'nin satranç maçında) ...her iki rakibin yaradılışlarındaki RUHSAL KARŞITLIK, oyun ilerledikçe giderek daha somut olarak ortaya çıktı. ...Şampiyon bütün oyun boyunca KAYA GİBİ kıpırdamadan durdu, donuk gözlerini satranç tahtasından ayırmadı; onun için düşünmek, bütün organlarının en yüksek düzeyde çalışmasını gerektiren fiziksel bir zorlamaydı sanki. Buna karşın, Dr.B.'nin hareketleri son derece rahat ve kayıtsızdı. Sözcüğün tam anlamıyla bir AMATÖR olarak yalnızca oyunun KEYFİNİ çıkarırken kendini hiç sıkmıyordu.

...Czentovic'in sonu gelmeyen DÜŞÜNME SÜRELERİ, Dr.B.'yi gözle görülür biçimde sinirlendirmeye başladı. ...değişik bileşimler düşünmede Czentovic'ten yüz kat daha HIZLI olduğu belliydi. ...(rakibinin düşünme süreleri uzadıkça) bazen sinirden ayağa kalkıyor art arda sigara yakıyordu. ...42.hamlede..."İşte! Tamamdır!" diye bağırdı, geriye yaslandı, ...meydan okuyan bakışlarını Czentovic'e dikti! Ansızın gözbebeğinde bir ışık parladı. ...Şampiyon oyundan çekilmişti. ...Adı sanı duyulmamış, kim olduğu bilinmeyen Dr.B., yeryüzünün en güçlü satranç oyuncusunu YENMİŞTİ!.

-Şampiyon, "BİR OYUN DAHA?" diye sordu. "Elbette," diye yanıtladı Dr.B. Halbuki doktoru satranç zehirlenmesi geçiren bir hastanın satranç tahtasına yaklaşmamasını kesin bir dille UYARMIŞTI ve kendisi de bana yalnızca bir deneme oyunu oynayacağını söylemişti. Kendisini YORMAMASI için uyardıysam da dinlemedi.

Bir anda iki oyuncu arasında yeni bir şey oluştu; tehlikeli bir gerilim, tutkulu bir nefret. ...birbirlerini YOK ETMEYE YEMİNLİ iki düşmandılar.

...bu eğitimli taktik oyuncusu, yavaş oynayarak rakibini yoracağını ve sinirlendireceğini çoktan öğrenmişti. ...oyun ölü gibi bir tempoda sürüp gitti. Czentovic sanki giderek daha da TAŞLAŞIYORDU; ... bir aradan ötekine geçtikçe Dr.B.'nin davranışları daha da tuhaflaştı. Oyuna hiç katılmıyormuş, bambaşka bir şeyle ilgileniyormuş gibi görünüyordu.
...aniden öyle yüksek sesle bağırdı ki, hepimiz yerimizden sıçradık:
"Şah! Şah mat!".
..."Üzgünüm ama ben şah mat görmüyorum."
Gerçekte de bir matın olmadığını bir çocuk bile görebilirdi.
...kendisini kolundan tutarak uyardığım ve oyunu bırakmasını istediğimde kendine geldi ve "Söylediğim şey tam bir saçmalık elbette. Oyun tabii ki sizin. ...Bu rezalet için özür dilerim, bu SON SATRANÇ OYUNUM olacak" dedi.

(Bu kitabını yazdıktan sonra Zweig, karısı Lotte ile birlikte intihar etmiştir-FNK)
ataç ikon Satranç
kitaba 10 verdi
8 beğen · 0 yorum
Ferda Nihat Köksoy

Ferda Nihat Köksoy

@ferdanihat

Kimler BARBAR acaba ???
JOHN MAXWELL COETZEE, NOBEL ödüllü Yazar-İngiliz Edebiyatı Prof., ENG-1980, TR-2006, Can Yayınları, Çeviren: Dost Körpe, 200 sf.
*İmparatorluk tarafından BARBARLAR AYAKLANIYOR söylentisi yaratılarak, aslında kendi hallerinde ve son derece yoksul biçimde yaşayan sınıra yakın nehir kenarı göçebe köylülerini yöreden boşaltmak için gönderilen askeri birliklerin yaptıklarının dehşetini ve oradaki hayatın söylentinin tam zıddına olduğunu gözlemleyen yaşlıca bir YARGICIN günlüğü.

-SINIR bölgesinde yaşayıp da yağız bir BARBAR elinin yatağın altından çıkıp ayak bileğini kavradığını düşlemeyen bir KADIN, kafasında barbarların gelip evinde içki alemi yaptığını, tabakları kırıp perdeleri ateşe verdiğini, kızlarının ırzına geçtiğini canlandırıp korkmayan bir ERKEK yoktur. Bu düşler AŞIRI RAHATLIĞIN sonucu. BANA BİR BARBAR ORDUSU GÖSTERİN, İNANAYIM.

-YAZ SONU, BARIŞ ve BOLLUK zamanı. BARIŞA İNANIYORUM, hatta belki de bir BEDELLE GELEN BARIŞA da.
...SAVAŞ zaten böyle bir şey: BİRİLERİNİ KENDİ RIZALARIYLA YAPMAYACAKLARI BİR SEÇİME ZORLAMAK.

-(tutsak köylüler için) EKMEKTEN başka ŞEKER ve ÇAY da onlar için YEPYENİ şeyler. Burada MUTLULAR; hatta onları KOVAMAZSAK bizimle birlikte sonsuza dek KALABİLİRLER, onları DOĞADAN ÇEKİP ALMAK BU KADAR KOLAY görünüyor.

-Şimdi BALIKÇILAR ve GÖÇEBELER, muhafızları tarafından GÜDÜLEREK, avlunun köşesinde küçük, UMUTSUZ bir küme halinde topluca duruyorlar; HASTALAR, AÇLAR, YARALILAR ve KORKU İÇİNDELER.

-KASABALAR küçüldükçe DEDİKODULAR artar. Burada KİŞİSEL meseleler YOKTUR. Dedikodu soluduğumuz HAVA gibidir.

-(Genç bir kadınla yaşlıca bir erkeğin birleşmesi düşüncesine yorum) ...SÜTÜN İÇİNDEKİ ASİDİ, BALIN İÇİNDEKİ KÜLLERİ, EKMEĞİN İÇİNDEKİ TEBEŞİRİ anımsatıyor.
...ERKEKLERİN belli bir YAŞTA başına gelen, ÖZGÜRLÜKTEN ÇARESİZLİĞİN DOĞURDUĞU İNTİKAMCI ARZULARA doğru bir iniş süreci...
...Bazen cinsel organım bana BAMBAŞKA BİR VARLIK gibi görünüyordu: üstümde bir PARAZİTÇE yaşayan, kendi keyfine göre büyüyüp küçülen, etimden söküp atamadığım pençelerle tutunmuş APTAL BİR HAYVAN. Niye seni kadından kadına götürmek zorunda kalıyorum diye diye soruyordum: Sırf BACAKSIZ doğdun diye mi?

-Onların (göçebelerin) MEYHANELERE girmelerini YASAKLAMAYI da denedim. En İSTEMEDİĞİM şey, kasabanın etrafında sert içkilerin KÖLESİ olmuş dilencilerle ve evsizlerle dolu bir parazit yerleşim merkezinin büyüdüğünü görmek. Eskiden bu insanların DÜKKAN SAHİPLERİNİN OYUNLARINA geldiğini, MALLARINI DEĞERSİZ SÜSLERLE DEĞİŞ TOKUŞ ETTİKLERİNİ, kaldırım kenarlarında SIZIP kaldıklarını ve böylece kasabalıların önyargılarını doğruladıklarını görmek bana ACI verirdi.

-...GÖÇEBELER her yıl belirli bir zamanda TİCARET yapmaya gelir. O süre PAZARA gidip kimin KANDIRILDIĞINA, DOLANDIRILDIĞINA, AZAR İŞİTTİĞİNE ve İTİLİP KAKILDIĞINA bir bakın. Kimin ASKERLER tarafından aşağılanacaklarından korkarak KADINLARINI arkada, kampta bıraktığına bakın. Kimin kaldırım kenarında SARHOŞ YATTIĞINA ve kimin ona TEKMEYİ bastığına bakın.

..HORGÖRÜYÜ nasıl YOK edebilirsiniz, özellikle de yalnızca SOFRA ADABINDAKİ ya da GÖZKAPAĞININ YAPISINDAKİ farklılıklar gibi önemsiz şeylerden kaynaklanıyorsa? Bazen ne diliyorum, size söyleyeyim mi? Keşke bu BARBARLAR AYAKLANIP BİZE BİR DERS VERSE, BİZE ONLARA SAYGI DUYMAYI ÖĞRETSE diyorum.
...söylediklerime gerçekten inanıyor muyum? Gerçekten barbarların kazanmasını mı istiyorum: ENTELEKTÜEL UYUŞUKLUĞU, TEMBELLİĞİ, HASTALIKLARA ve ÖLÜME KARŞI TOLERANSLI OLMAYI MI?

-ŞAKALAŞMA DİLİNİ kullanmayı bilseydim birbirimize daha fazla ısınabilirdik. Ama aptallık ettim, iyi vakit geçirmek yerine onu kasvete boğdum. Gerçekten de DÜNYANIN ŞARKICILARA VE DANSÇILARA KALMASI GEREK!

-Birileri nehrin kıyılarında BARBARLAR İÇİN SAKLANACAK ÇOK FAZLA YER olduğuna karar verdi. Bu yüzden ÇALILARI ATEŞE VERDİLER. Kuzeyden esen rüzgar yangının tüm vadiye YAYILMASINA yol açtı. Daha önce bu tür yangınlar gördüm. Alevler çalılarla sazların arasında koşturur, kavaklar meşale gibi tutuşur. Yeterince hızlı olabilen hayvanlar kurtulur; kuş sürüleri dehşetle uçup gider; geriye kalan her şey yanıp kül olur. ...Arazi açılınca rüzgarın toprağı yemeye başlayacağı ve ÇÖLÜN yaklaşacak olması umurlarında değildi.

-Bu adamlar (askerler) SAVAŞA gitmediler: En kötü ihtimalle nehrin yukarısındaki bölgeye gidip SİLAHSIZ ÇOBANLARI AVLIYOR; EVLERİNİ YAĞMALIYOR, sürülerini dağıtıyorlar.


-(2 aydır hücre hapsinde olan Yargıç, kendisini tutuklayan Albay'a) "Getirdiğiniz o ZAVALLI tutsaklar -korkmam gereken düşmanlar onlar mı? Bunu demek istiyorsunuz? DÜŞMAN SİZSİNİZ ALBAY!" ..."SAVAŞI SİZ BAŞLATTINIZ ve onlara İHTİYAÇ DUYDUKLARI BÜTÜN ŞEHİTLERİ SİZ VERDİNİZ" ..."TARİH BENİ HAKLI ÇIKARACAK".

-İMPARATORLUK kendini tarihte YAŞAMAYA ve tarihe karşı KOMPLO kurmaya mahkum ediyor. İmparatorluğun SAKLI ZİHNİNİ tek bir düşünce meşgul ediyor: NASIL SONA ERMEYECEĞİ, NASIL ÖLMEYECEĞİ, DEVRİNİ NASIL UZATACAĞI. Gündüzleri düşmanlarını kovalıyor. KURNAZ VE ACIMASIZ, burnu hassas av köpeklerini her tarafa gönderiyor. Geceleri FELAKET GÖRÜNTÜLERİ ile besleniyor: Yağmalanan şehirlerle, tecavüze uğrayan halklarla, kemiklerden piramidlerle, kilometrelerce uzanan harabelerle.

-EN SON ANA DEK SUÇSUZLARIN BAŞINA KÖTÜ BİR ŞEY GELMEYECEĞİ İNANCINA TUTUNACAĞIM.
...BARBARLARI EZMİŞ OLAN DEVİN BENİ (yargıcı) EZMESİ NİYE OLANAKSIZ OLSUN Kİ?
...En azından ışık imparatorluğunun bu en uç karakolunda BARBAR OLMAYAN BİRİNİN YAŞADIĞI söylensin, eğer söylenebilecekse, eğer gelecekte bizim nasıl yaşamış olduğumuzu MERAK EDEN birileri ÇIKARSA.
ataç ikon Barbarları Beklerken
kitaba 8 verdi
2 beğen · 0 yorum
Ferda Nihat Köksoy

Ferda Nihat Köksoy

@ferdanihat

THOMAS BERNHARD, Yazar, ALM-1985, TR-2002 (3.baskı: 2013), YKY Yayın, Çeviri: Sezer Duru, 151 sf.
http://www.kitabinomurgasi.com/2015/10/eski-ustalar-thomas-bernhard.html

*30 yıl boyunca Viyana Sanat Tarihi Müzesi'ne (Kunsthistorisches Museum) gidip, Tintoretto'nun BEYAZ SAKALLI ADAM resmini izleyerek düşünen ve sanat üzerine Times için yazılar yazan bir Avusturyalının yorumları.
*İtalik yazılar, yazara aittir.

-DAHİ ve Avusturya sözcükleri birbirleriyle uyuşmaz, Avusturya'da söz söyleyebilmen ve ciddiye alınman için ORTA KARAR OLMAK zorundasın, yeteneksizliğin ve taşra kalleşliğinin adamı olman gerekir, kesinlikle küçük devlet kafasına sahip biri olman gerekir. Bir dahi ya da olağanüstü bir beyin bile burada şerefsiz biçimde er geç KATLEDİLİR.

-Bu Katolik Devletin en ufak bir KARŞITLIĞA dayanası yok ve öğretmenler öğrencilerine hiçbir şey, hele KENDİLERİNE HAS hiçbir şey bırakmıyorlar. Bu öğrencilerin içi yalnızca DEVLET ÇÖPÜ ile doldurulur, başka bir şeyle değil, kazların içinin mısırla doldurulduğu gibi ve devlet çöpü bu kafalar boğulana kadar kafalara doldurulur. Devlet, ÇOCUKLAR DEVLETİN ÇOCUKLARIDIR diye düşünüyor ve buna göre davranıyor ve yüzyıllardan bu yana yıkıcı etkisini yapıyor.

-En korkunç olanı da HÜKÜMETİN her geçen gün daha da yalancı ve sahtekar ve hain ve alçak oluşunu BAYGIN DURUMDA SEYRETMEK zorunda oluşumuz. ...Ama yalnız hükümet değil yalancı ve sahtekar ve hain ve alçak olan, PARLAMENTO da öyle, bazen bana öyle geliyor ki parlamento hükümetten daha da sahtekar ve yalancı ve nihayet bu ülkedeki HUKUK ve bu ülkedeki BASIN ve nihayet bu ülkedeki KÜLTÜR ve nihayet bu ülkedeki HER ŞEY ne kadar yalancı ve hain.

...Ama her halk ve HER TOPLUM sahip olduğu devleti HAK EDİYOR.

Avusturya'da bizim işimiz, artık yalnız tamamen çökmüş ve ŞEYTANSI bir DEVLETLE değil, aynı zamanda da tamamen çökmüş ve ŞEYTANSI bir HUKUKLA. ...bugünkü hukuk POLİTİK BİR HUKUK, BAĞIMSIZ DEĞİL.

-Doğuştan ÇIKARCI olan Avusturyalılar SİNSİDİR ve ÖRTBAS ETME ve UNUTMA ile yaşarlar. En büyük siyasal iğrençliği bir hafta olmadan unuturlar. ...dahiyane bir ALDATICIDIR, en dahiyane tiyatrocudur gerçekten, GERÇEĞİN İÇİNE ASLA GİRMEDEN HER ŞEYİ OYNAR, onun en karakteristik yanı budur.

...YİRMİ şilin çalan biri mahkemelerce izlenir ve tutuklanır, milyonlar ve MİLYARLAR çalan BAKANLAR, EN İYİ AYLIKLA emekliye sevkedilir olsa olsa ve hemen unutulur. ...O, deyim yerindeyse, vur patlasın çal oynasın bir yaşam sürüyor emekli bir bakan olarak ve bir gün öldüğünde bir de DEVLET TÖRENİYLE GÖMÜLECEK ve merkez kabristanında, kendisinden önce ölen, tıpkı onun gibi suçlu olan bakan arkadaşlarının yanında şerefli bir mezara sahip olacak.

...Ben İYİ KARAKTERden RÜŞVET KABUL ETMEYEN bir karakteri anlarım.

-İnsanlık, bugün artık KENDİSİ DEVLET OLMUŞ insanlıkdışılıktan başka bir şey değildir.

-Çağımız bir BÜTÜN olarak çok uzun zamandan beri dayanılır değil, bir tek PARÇALARI gördüğümüz yer bizim için dayanılabilirdir. Bütün ve tamamlanmış olan, bizim için dayanılmazdır. ...FELSEFEYİ ve tüm düşünce bilimlerini sırf kesinlikle ÇARESİZ oldukları için severiz. Gerçekte biz yalnızca, bir BÜTÜN OLMAYAN, KARMAŞIK ve ÇARESİZ kitapları severiz. ...bir İNSANA da sırf o çaresiz olduğu ve bütünlenmiş olmadığı, karmaşık ve tamamlanmamış olduğu için özellikle bağlanırız. ...İnsan kafası İNSANLIK HATALARINI ARADIĞI zaman gerçekten bir İNSAN KAFASIDIR. ...İYİ bir kafa, insanlık hatalarını ARAYAN kafadır ve OLAĞANÜSTÜ bir kafa bu insanlık hatalarını BULAN kafadır ve DAHİYANE kafa da bulduğu bu hataları onları bulduktan sonra GÖSTEREN ve elindeki tüm olanaklarla bu hatalara İŞARET EDEN kafadır. Bu anlamda da, kafasızca söylenmiş olan ARAYAN BULUR deyiminin doğruluğu ortaya çıkar.

-HAYRANLIK KÖR EDER, hayranlık duyanı budalalaştırır. İnsanların çoğu bir kez hayranlığa kapıldılar mı artık hayranlıktan kurtulamaz ve böylece budalalaşır. İnsanların çoğu sırf bu yüzden budaladır ömür boyu, hayranlık duydukları için. Hayranlık duyulacak HİÇBİR ŞEY yoktur. İnsanlar için SAYGI DUYMAK ve DEĞER VERMEK çok güç olduğu için hayranlık duyarlar, bu daha kolaydır onlar için. ...AKILLI hayranlık duymaz, saygı duyar, değer verir, ANLAR, böyledir. Ama saygı duymak ve değer vermek ve anlamak için DÜŞÜNCE gerekir. ...Hayranlık durumu düşünce zayıflığı durumudur.

-...HEM AKIL HEM DUYGU İNSANI OLAN BİRİ İÇİN dünya ve insanlık yakında dayanılır olmaktan çıkacak. Ben bu dünyada ve bu insanların arasında artık benim için DEĞERLİ olan hiçbir şey bulamıyorum. ...bu dünyada her şey dar kafalı. ...bu dünyadaki ve bu insanlıktaki her şey en alttaki basamağa kadar indi. ...her şey öylesine TOPLUMA ZARALI bir seviyeye ve ALÇAK BİR ŞİDDETE ulaştı ki, ...bu kadar alçak bir dar kafalılığı tarihteki en ileri görüşlü düşünürler bile olanaklı görmediler. ...Bugünkü her şey HAİNLİK ve KÖTÜLÜK dolu, YALAN ve İHANET dolu, ...bu kadar UTANMAZ ve DÜZENBAZ olmamıştı insanlık hiçbir zaman.

-Korkunç bu, yarım yüzyıl boyunca hep bu BUNALTICI ORTA KARARLILIK.
...Yaşlıların SÖYLEYECEK ŞEYLERİ YOK ama gençlerin söyleyecek şeyleri DAHA AZ, bugünkü durum bu.
...Bugünkü zamanlar tamamen vahşi zamanlar.

-İnsanlar MÜZEYE, kültürlü bir insanın orayı ziyaret etmesi gerektiği onlara söylendiği için gidiyorlar, ilgilendikleri için değil, İNSANLARIN SANATA İLGİSİ YOK, insanların hiç değilse yüzde doksan dokuzunun sanata ilgisi yok.

-ESKİ SANATA gelince, bu, çoktan aşılmış ve eritilmiş ve çoktan bitirilmiştir ve uzun zamandır artık DİKKATİMİZİ ÇEKMEYİ HAK ETMEZ.
...ÇAĞDAŞ SANAT ise, hep söylenegeldiği gibi, BEŞ PARA ETMEZ.
...Onyıllardır sanatçılar tarafından yalnızca KİTSCH PİSLİK üretilir. ...Ressamlar pislik resmediyorlar, besteciler pislik besteliyorlar, yazarlar pislik yazıyorlar, yontucular en büyük pisliği yapıyorlar ve buna karşın en BÜYÜK BEĞENİYİ topluyorlar. ...İçinde yaşadığımız bu BUDALA ZAMANA ÖZGÜ bir durum.

...Yazarların hiçbiri SÖYLEYECEK BİR ŞEYE SAHİP DEĞİL ve söyleyecek şeyleri olmamasını yazamıyorlar.
...Üç aşağı beş yukarı hepsi iğrenç devlet eyyamcısı olan bu yazarların bütün kitapları KOPYA EDİLMİŞ kitaplardan başka bir şey değil.

-EDEBİYATIN felsefesiz ve tersine de, FELSEFENİN müziksiz ve edebiyatın MÜZİKSİZ ve tersine olmasının düşünülemeyeceği açıktır.

...günümüzün kuşağı nedense müziğe artık, on beş yirmi yıl önce gösterilen DİKKATİ göstermiyor. Bu, müzik dinlemenin teknik aracılığıyla BAYAĞI bir OLAĞANLIK durumuna düşmesinden kaynaklanıyor. Müzik dinlemek artık sıradışı bir şey değil, bugün her yerde müzik dinliyorsunuz, nerede olursanız olun MÜZİK DUYMA ZORUNDA kalıyorsunuz, ...müzikten kurtulamazsınız, ondan kaçmak istesiniz, ama ondan kaçamazsınız, bu çağın FON MÜZİĞİ oldu müzik, felaket işte burada, çağımızda TOTAL MÜZİK belirdi. ...İnsanlar gün be gün müzikle öylesine dolduruluyorlar ki, artık çoktan müzik için HER TÜRLÜ DUYGUYU kaybediyorlar. ...Bugünün insanları, artık BAŞKA BİR ŞEYLERİ KALMADIĞI İÇİN, hastalıklı bir müzik tüketimine yakalanmışlar.

...Müzik endüstrisi tarafından önce insanların İŞİTME organları mahvediliyor, sonra da bunun mantıksal sonucu olarak insanların KENDİLERİ.

-SAKLANACAK BİR YER YOK ARTIK, korkunç olan da bu, her şey tamamen SAYDAM ve dolayısıyla da KORUNMASIZ oldu; bu, bugün artık HİÇBİR KAÇIŞ YOLUNUN OLANAĞININ OLMAMASI demek.

...Bu endişe verici dünyayla yetinmek zorundasınız, isteseniz de istemeseniz de, TEPEDEN TIRNAĞA BU ENDİŞE VERİCİ DÜNYAYA TESLİMSİNİZ.

...Sanatın tümü de zaten YAŞAMDA KALMA SANATIndan başka bir şey değildir, bu gerçeği yabana atamayız, nihayet hiç durmadan, AKLI BİLE DUYGULANDIRACAK BİÇİMDE, bu dünya ve onun İĞRENÇLİKLERİYLE BAŞA ÇIKMA deneyidir.

-...birden bu umutsuzluktan çıkarsınız, AYAĞA KALKARSINIZ ve bu ölümcül umutsuzluktan çıkarsınız, hala en derin umutsuzluktan DIŞARIYA ÇIKMA GÜCÜNÜZ VARDIR. ...birden ayağa kalktım, ...KENT MERKEZİNE gittim, İNSANLARIN ARASINA, şu insanların arasına girdim ve sonunda kendimi kurtardım. ...Çünkü yalnızca İNSANLARLA ve ONLARIN ARASINDA şansımız vardır YAŞAMI SÜRDÜRMEK ve ÇILDIRMAMAK İÇİN.

...İnsansız en ufak bir yaşama şansımız yoktur, ne kadar büyük beyinler ve kadar ESKİ USTALAR almış olsak da yanımıza yoldaş olarak, HİÇBİRİ İNSANIN YERİNİ TUTMAZ.
ataç ikon Eski Ustalar
kitaba 8 verdi
2 beğen · 2 yorum
can (@nihrir)
Çok güzel bir inceleme yapmışsınız. Teşekkürler.
Almanca yazan yazarlar ,beni daima etkilemiştir. Ama hala Bernhard'ın bir kitabını bile okumadım. Listemde ekli dört-beş kitabı var ,onlardan biride bu kitap. En kısa zamanda okuyacağım.
İncelemenizi okurken , bana başka bir ülkenin çağrışımını yaptı fakat adını yazmayacağım.
Adı bende saklı.:)
23.11.15 beğen cevap
Ferda Nihat Köksoy (@ferdanihat)
:))
13.12.15 beğen cevap
Ferda Nihat Köksoy

Ferda Nihat Köksoy

@ferdanihat

WILHELM SCHMID, Filozof, PhD, Prof, ALM-2014, TR-2015, İletişim Yayınları, Çeviren: Tanıl Bora, 70 sf.
http://www.kitabinomurgasi.com/2015/09/arkadasliktaki-saadete-dair-wilhelm.html

-Toplumsal yalnızlaşma tehdidi, gözlerin ARKADAŞLIĞA dikilmesine yol açıyor.
...arkadaşsız kalan bir ruh yoksul düşer, yalnızlığın ÜMİTSİZLİĞİNE kapılır.

-Arkadaşlığın bir türü, tercihen beraber EĞLENMEYE odaklanır. Başka bir türü, FAYDAYA bakar. Fakat aslında herkes bütün hesapların uzağındaki HAKİKİ arkadaşlığın düşünü görür; başkaları ruhuma dokunsun, ben de başkalarının ruhuna dokunayım ister. 21.yüzyılda buna yeni eklenen bir de SANAL arkadaşlık var, elektronik medyalar aracılığıyla sürdürülüyor ve kendi özelliklerini beraberinde getiriyor.

...Son olarak, arkadaşlığın bir başka türünden daha söz etmeliyiz, yaşamdaki birçok şeyin temelidir o: İnsanın KENDİ KENDİSİYLE arkadaşlığı.

ARKADAŞLIK NEDİR?

-Tek taraflı kalabilen aşktan farklı olarak, arkadaşlığı karakterize eden özellik KARŞILIKLILIKtır, yoksa arkadaşlık denemez ona. Ayrıca karşılıklı ilişkinin temel esaslarından biri, birbirinin İYİLİĞİNİ İSTEMEdir. İyiliğini istemenin AŞİKARLIĞI da olmazsa olmazdır, ötekinin iyiliğini o bilmeden, gizlice istemenin bir anlamı yoktur çünkü.

-ZEVK ARKADAŞLIĞI, karşılıklı zevk alma üzerine kurulur. Zaten arkadaş aramanın ve bulmanın asli sebeplerinden biridir bu: Sevinçleri paylaşmak, hoş deneyimler paylaşmak, gerginlikten uzak sohbet etmek, nezaket alışverişi, gündelik hayatın akışında bir değişiklik, yaşamdan beraberce tat almak, yaşam sevincinin bariz bir tezahürünü bulmak.

...bu maksada uygun olarak da en iyisi ilişkinin YÜZEYDE kalmasıdır, zaten çok defa kendiliğinden böyle olur. Hoşnutluk duygusunu bulandırabilecek hiçbir şey derinleştirilmez, insanın İÇİNİ AÇMAKTAN KAÇINMASI bundandır: We don't go there (Oralara girmeyelim), Amerikan kültüründe dendiği gibi.

...HAZ nazlı bir maldır, bugün vardır yarın olmayıverir... zevksiz ve hazdan mahrum geçen evreler YÜK olur insana... arkadaşlığın en GELGEÇ türü budur: Zevk söndüğünde sona erer -"hadi eyvallah".

-FAYDAYA DAYALI ARKADAŞLIKTA, arkadaşlıktan söz etmemeli mi acaba? Fakat birçok dilde insanlar, bu ilişkinin kendilerine NE GETİRECEĞİNİ hesaba katarak hatta bazen özellikle de bunu gözeterek arkadaş derler birbirlerine.

...iyi geçinebilen iyi ("en iyi" değil) arkadaşlıkların büyük bir kısmı ya fayda ya da zevk alanındandır.

...YARDIMLAŞMA ARKADAŞLIĞI denen arkadaşlıklarda fayda, karşılıklı pratik yaşam yardımı sağlamadadır. ...iş ve (siyasi) parti arkadaşlıkları bu alanda yer alır ve feci düşmanlıklara da dönüşebilirler.

-HAKİKİ ARKADAŞLIK, sadece zevkin ve faydanın bencil amaçları için bir araç değil, en azından aynı zamanda KENDİ BAŞINA BİR AMAÇ olarak görülür. Zevk ve fayda kesinlikle devre dışı değilse de, hakiki arkadaşlık MAKSATLI BİR İLİŞKİ DEĞİLDİR, maksadını kendi içinde taşır daha ziyade: ÖTEKİNİ SEVER VE ONUNLA BERABER OLMAKTAN MEMNUNİYET duyarsınız.

...Bu ilişkinin karakteristik yanı, serazat (özgür/tasasız) hoşlanma, öteki ile sürekli ilgilenme ve karşılıklı meyildir ve sırf o kişiye adanmıştır: "O O OLDUĞU, BEN BEN OLDUĞUM İÇİN" (Montaigne'den).

-Hakiki arkadaşlığın, İNSANIN BENLİĞİNİN ÇEKİRDEĞİNDE, "kalbinde", sağlam bir yeri vardır ve insanın KENDİNİ TANIMLAYIŞININ esasları arasındadır. ÖTEKİNİN DE BİR SESİ VARDIR BENLİĞİN İÇİNDE, konuşmadığında ve ortada olmadığında bile. Bir SÜKUNET KÖŞESİ, sonra da bir HUZURSUZLUK KAYNAĞI, her halukarda KUVVETLİ BİR DAYANAK noktasıdır. İyi arkadaşlıklardan farklı olarak EN İYİ ARKADAŞIM dersiniz o kadına veya adama.

-Hakiki arkadaşlıkta herkes ötekine başka kimseye tanımadığı İMTİYAZLAR sunmaya hazırdır, onunla ilişkiyi hiç HESAPSIZ yürütür, kendinizi memnuniyetle ONUN YERİNE KOYAR, onunla DUYGUDAŞ olursunuz, BİZZAT ARKADAŞLIKTAN BAŞKA BİR SEBEBİ YOKTUR bunun.

-İnternette kurulan SANAL ARKADAŞLIKTA da fayda ve zevk arkadaşlığı söz konusu olabilir. Fayda, okulla veya işle ilgili olabilecek özel alışverişleri sorunsuz bir biçimde sürdürebilmenin faydasıdır. Zevk, başkalarının yaşamlarına onların hazır bulunması gerekmeksizin gerçek zamanlı olarak katılabilmenin, her an bir CEMAATE AİT OLMA tecrübesini yaşatabilen bir iletişimin ve kendi VAROLUŞUNA BİR GÜVENCE BULABİLMENİN zevkidir.

...Kimsenin artık yalnız ve terk edilmiş, kendi başına yaşayıp gitmesi gerekmez, her kadın ve her erkek her an BAŞKALARIYLA ÇEVRİLİYMİŞ GİBİ hissedebilir kendini, varsın önemi mahdut marjinal yaşam işaretleriyle olsun: "Maria şu an online". "Karl bu fotoğrafı beğendi". "Isabella profil resmini değiştirdi". "Max ehliyet imtihanından başarıyla geçti."

...Sosyal ağlar hakiki arkadaşlıkları sürdürmeye de yarayabilir ayrıca, çoğunlukla zaten varolan reel ilişkilere dayanarak. ...Mekansal mesafeler kaybolur, zamanları kesiştirme zahmetine gerek kalmaz.

ARKADAŞLIKTA BULABİLECEĞİMİZ SAADET

-(Hakiki) Arkadaşın SADECE VARLIĞI, bir vakıa olarak, başlı başına mutluluktur. Mutluluk, birbiriyle DAİMİ KONUŞMADIR, ...MÜŞTEREK YORUMLARDIR... PAYLAŞILAN GÜZEL TECRÜBELERDİR; ...RUHSAL-ZİHİNSEL ANLAM DUYGUSU VERİR. ...Mutluluk, beraberce MUTSUZ DA OLABİLMEKTİR.

...İnsan arkadaşlarıyla beraberken, EN ÜCRA YERDE BİLE EVİNDE HİSSEDER kendini, ...yaşam onlarla ÇOĞALIR, daha HEYECANLI, daha GÜZEL olur.

ARKADAŞLIĞIN KARŞISINA DİKİLEN SORUNLAR

-Arkadaşlıkta idrak edilen doygunluk, ÇELİŞKİLERİ DIŞLAMAZ, çelişkileri hatta belki de o doygunluk ancak tezatlar arasındaki hareket sayesinde oluşur.

...Mesele, tıpkı aşk gibi arkadaşlığa da tezatlar arasında NEFES ALDIRABİLMEdedir; iyi duygularla nahoş meseleler arasında, anlayışla yanlış anlaşılma hatta anlaşmazlık arasında; işin esası, yakınlıkla mesafe arasında.

...Arkadaşlar tam da MESAFE sayesinde birbirlerine YAKIN olabilirler. ...Mesafe herkese KENDİNİ YENİLEMESİNİ sağlayan serbest alan sağlar.

-ÖZEN EKSİKLİĞİ bir sorun kaynağıdır, kayıtsız bir dikkatsizlik sorun çıkarmaya yeter de artar bile.

-...Er geç gerekli görünen ARKADAŞA DÖNÜK ELEŞTİRİ, sorun yaratır. ...eleştiriye kalkışmak, ..."arkadaşa karşı cesur olmayı" gerektirir. Bir tarafta ELEŞTİRİ YAPMA CESARETİ, öbür tarafta da ELEŞTİRYE AÇIK OLMAK, arkadaşlık etiğinin unsurlarıdır; hakiki arkadaşlar, bunun için uğraşırlar en azından.

...arkadaşlıkta CAM GİBİ KIRILGAN OLMAYIN (B.Gracian'dan).

...arkadaş, tam da eleştiriyi yönelttiği esnada ilkesel İYİ NİYETİNE DAİR BİR ŞÜPHE UYANDIRMAMAYA ÖZEN göstermelidir. O zaman başkalarının söyleyemediklerini söyleyebilir ve onun eleştirisi herhangi bir başkasınınkinden daha etkili olur. (Resim: Caravaggio)

-FARKLILIKLARIN ARTMASI sorun yaratır. Özellikle, tavırlarla, HAYAT TARZLARIYLA, bakış açılarıyla, kanaatlerle ve hükümlerle ilgili farklılıklar.

-Eğitimle, mülkiyetle, toplumsal aidiyetle ilgili, başlangıçta mevcut olmayan veya uzun müddet bir önem taşımayan EŞİTSİZLİKLERİN ARTMASI, sorun yaratır. Eski bir Yunan özlü sözü "ARKADAŞLIK EŞİTLİKTİR" (Philotes isotes) der.

..."HERKES bir arkadaşın ACISINA ortak olabilir, fakat bir arkadaşın BAŞARISINDAKİ MUTLULUĞU paylaşmak için SOYLU BİR KARAKTERE sahip olmak gerekir" (Oscar Wild).

-ARKADAŞLIĞA FAZLA YÜK BİNDİRMEK de sorun çıkartır. ...Sadece çok fazla ve ÇOK BÜYÜK İYİLİKLER değil (borçluluk hissi), çok fazla ve ÇOK BÜYÜK YÜKLER de arkadaşlığı zora sokar. Arkadaşı habire kendi müşkülleriyle meşgul etmek, onda çöplük olarak kullanıldığı izlenimi uyandıracaktır.

-Bir arkadaşlığın uzun sürmesi için en iyisi PARA ve CİNSELLİK MESELELERİNDEN AZADE olmasıdır.

-Ancak İKTİDAR kullanımına dönük her hamleden KAÇINIRSANIZ, başka bir ilişkide gerçekleşme şansı yokmuş gibi görünen "İKTİDARSIZ ALAN" ütopyasını arkadaşlık içinde var edebilirsiniz.

-PEKİ ARKADAŞLIK SONA ERDİĞİNDE? Aristoteles'in önerisi, eski arkadaşların mümkün mertebe "bir vakitler paylaştıkları samimiyetin hatırasını korumaları" idi.

BİRÇOK ŞEYİN ESASI: KENDİYLE ARKADAŞ OLMAK

-Her arkadaşlığın temelinde, insanın kendi kendisiyle arkadaş olması yatar. ...Kendisinden emin ve KENDİSİNDEN HOŞNUT olan insan, ÖTEKİNİ DE SEVEBİLİR, onun için fedakarlıkta bulunabilir.

..."Kendi KENDİSİYLE BARIŞIK OLMAYAN", yani benliğinin iç ilişkilerini açıklığa kavuşturamamış olan kişi, KENDİSİYLE O KADAR MEŞGULDÜR Kİ ÖTEKİLERE YÜZÜNÜ DÖNEMEZ.

-Bireyin kendinden ve YAŞAMDAN TALEPLERİNİN AŞIRILAŞMASI, benliğin iliğini kurutur ve TÜKENİŞE sürükler onu. Tam da BENLİĞİ FAZLA BÜYÜTMEK, tanrısal mükemmeliyete erişmeye çalışmak, BENLİK YİTİMİNE yol açar.

-Benliğin çekirdeğine ulaşan yolda anlamlı ve kolay olan İDMAN, benliğin kendisine ve başkalarına HİKAYE ANLATMASIDIR: "Ben BUYUM, bu da benim HİKAYEMDİR".

...Kendi hikayenizi anlatırken kesinlikle yalnızca HATIRLAMAZ, aynı zamanda KEŞFEDERSİNİZ, BENLİĞİ ve YAŞAMI "ÖRE ÖRE" BİRLEŞTİRMEK üzere.
1 beğen · 0 yorum
Ferda Nihat Köksoy

Ferda Nihat Köksoy

@ferdanihat

WOLFGANG HILBIG, Yazar-Şair, ALM: 1993, TR: 2012, Sel Yayın, Çeviren: Sabir Yücesoy, 325 sf.
http://www.kitabinomurgasi.com/2015/09/ben-wolfgang-hilbig.html

-YOLDA OLMAK benim özüm. ...KÜÇÜK ADIMLAR denilen şeye yatkınlık benim özümün bir parçası; diyebilirim ki ne pahasına olursa olsun amacına ulaşan insanlardan değilim BEN.

-Bu dünyanın GÜÇ SAHİPLERİNDEN kendine olabildiğince çok şey KOPARIP alabilmek için en hızlı yolun ONLARLA BİRLİK olmaktan geçtiğini bana çok önceden öğretmişlerdi. Şunu anlamak gerek: Rızalarını alacak değildin, onları ONAY VERMEYE ZORLAYACAKSIN. Varsın kendilerini aldatılmış, dolandırılmış hissetsinler, daha da çok gururları okşanacaktır, çünkü kendin için talep ettiğin her avantaj ONLARDA OLAN BİR ŞEYİ İSTEMEK demektir. Ellerindeki ufak bir ayrıcalığı alınca, sahip oldukları şeyler onurlandırılmış olur.
ARZULAYAN BAKIŞLARINI bu şeylere çevirenler olmasa belki böyle bir onur olmayacaktı.
TEHDİT altında bulunduklarına inanmak, güç sahiplerinin kendilerini EN İYİ hissettikleri durumdur. Ortada bir SARAY DARBESİ ya da SOKAK AYAKLANMASININ hiçbir belirtisi yoksa, bunları KENDİLERİ İCAT EDERLER.

-"Her stratejik sürecin yürütülmesiyle ulaşılan sonuçların tam kesinlikle değerlendirilmesini temel alarak uygulanacak muhalifleri bastırma önlemlerinin belirlenmesi."
Herhalde böyle bir tamlamalar histerezisi ALMANCAdan başka hiçbir dilde görülebilecek bir şey değildi. Bu DÜŞÜNCE DİLİNDE her adıma bir başkasını ekleyebilirdiniz ve bu sadece hala hedefe varmadığınızı ve bir adım daha atmak gerektiğini saptamaya yarardı: Sonunda cümlenin amacına ulaşıldığında kendinizi bir komplolar dizisine öyle dolanmış, belki de SONSUZA kadar kalmak üzere TAKILMIŞ hissederdiniz ki, TÜKENMİŞ halde ve sonsuz bir yorgunluk içinde başladığınız yere geri bakarsanız -sanki bir ÇIKIŞ YOLU BULMA UMUDUYLA durmadan cümlenin sonuna varmaya çalışmışsınızdır da, cümlenin sonu size ASLINDA BİR ÇIKIŞ OLMADIĞINI gösterivermiştir.

-(Berlin-Tren İstasyonu) ...akşamüstüne doğru tünelin dışarı fırlattığı İNSAN YIĞINLARI akıl almaz sayılara ulaşıyor, çıkanlar geniş kaldırımda her zamanki gibi DAĞILIYORDU.
Birden TOPLANIVERSELER, DAĞILMASA- LAR ve birden CADDEYİ İŞGAL ETSELER ne olurdu acaba? Yeterince kalabalıklardı, başkentin etraflarında akıp giden hareketini kolayca durdurmaya yeterdi sayıları... ÇABALARININ AMACI OLAN YAŞAMIN GİDEREK DEĞERSİZLEŞTİĞİNİ birden FARK EDİP onu görmezden gelmeye kalksalar ne olurdu? VE ARTIK BİR DAHA HİÇ DAĞILMASALAR?

-(Berlin) İnsan kitleleri arasındayken, onlardan kaynaklanan ÇEKİM GÜCÜ, ihtiyaç duyduğum mesafeyi korumamı güçleştirirdi genellikle: Karşımdakiler on kişiden fazlaysa, insanları doğru değerlendirme yetim kesinlikle köreliyordu, ayrıntıları algılayamaz oluyor, seslerini ayırt edemiyordum, kısa süre sonra sanki KORO halinde konuşmaya başlıyorlardı... hatta koro halinde düşünüyorlar, bakışları birleşip TEK BİR BAKIŞA dönüşüyor, hepsi aynı yönde hareket eder oluyordu... heyecanları sizi de sarıyordu kolayca, ister istemez aralarına katılıyordunuz ve bu ferahlatıcı bir şeydi. Herhalde onları BİR ARADA TUTAN ŞEYİN emirler değil, KORONUN MELODİSİ olmasından kaynaklanıyordu bu durum.

-TOPLUMDIŞI konumdaki kişiler, iyi pozisyonlardaki vatandaşlara kıyasla DAHA DÜRÜST olmak zorundaydı, KÜÇÜK BİR HATALARI bile bütün YASAMA ORGANINI çıkarabilirdi karşılarına. Öyle süpermarkette hırsızlık filan olması gerekmiyordu bu hatanın, yanlışlıkla banka hesabından fazla para çekmeleri yeterliydi.

-(Doğu Almanya) ...ülkede ÇOK DENENMİŞ BAŞARILI BİR YÖNTEM bu: Ortaya çıkan ÇATIŞMALARI ÇÖZMEZSİN, bırakırsın ESKİSİNLER, iyice yaşlanıp ÖLÜP GİTSİNLER sonunda.

-GERÇEKTEN SÖYLENEN ŞEY zaten genellikle sıradan laf kalabalığının oluşturduğu bir veya daha fazla ÖRTÜNÜN ALTINA gizleniyordu. Peki ama insanların söylediği ÖNEMSİZ SÖZLERİ bilmenin en çok GEREKEN şey olduğu sonucu çıkmaz mıydı bundan? İnsanların RUH HALİ üzerine akıl yürütebilmek için biri diğerinin yerine geçebilen GÜNDELİK şeylerin, GEVELENEN şeylerin, ALIŞKANLIKLA araya KARIŞTIRILAN sözlerin izini sürmek gerekirdi... evet, tam da ASIL KONUYA ilişkin ifadeleri olabildiğince bir kenara bırakılmalıydı, çünkü bunlar TELEVİZYONDA ya da BASILI YAYINLARDA geçen şeylerin TEKRARLANMASINDAN ibaretti, en iyi ihtimalle bunları TAM TERSİNE çeviriyorlardı, yani bu ifadelerin değeri yoktu.

-...KONUŞMALARIN da DEDİKODULAR GİBİ YAYILDIĞINA dair bir kanıya sahipti; bir yerlerde, YÜZÜN MAHREM BİR BÖLGESİNDE ÜRETİLİYOR, sonra belki de konuşurken yapılan şiddetli EL KOL HAREKETLERİ yüzünden oradan SIÇRAYIP fırlıyor veya yelken açıyorlar, BİTİŞTİRİLMİŞ MASALARIN meydana getirdiği bir adadan diğerine geçiyorlardı; anlaşılmaz nedenlerle orada kalamıyor, neredeyse kovalanıyorlar, savrula savrula dolanıp sonunda bir başka grubun (göründüğü kadarıyla tamamen bağımsız bir konuşma ortamının) BİTİŞTİRİLMİŞ MASALARININ, yükselen yoğun DUMAN bulutları ve BİRA kokuları ya da çok sayıda konuşmacının şiddeti giderek düşmekte olan sesleri arasında tutunabiliyorlar, yeniden alevleniyorlardı.

-Bir YAZAR nedir Batı'da? MEDYA TOPLUMUNUN PİYASAYA BAĞIMLI BİR TEDARİKÇİSİ! Kuaför gibi bir şeydir yazar orada, daha fazlası değil... müşterilerinin düşünme alıştırmalarına eşlik eden ve bazen de bunları teyit eden bir KUAFÖR, müşterilerinin başını her şekilde yıkar ama onlara ilişmez, ne müşterilere ne de onların düşünmelerine ve konuşmalarına.

-(Doğu Almanya) NEFRET bu topraklarda filizlenmiş, günlük yaşamın can sıkıcı kabuğu altında serpilmişti... nefret her şeyden önce SONSUZ BİR İLGİSİZLİKTE gösteriyordu kendini ve DEPRESYON halinde çiçek (zehirli) açıyordu.

-(Doğu Almanya) Belli ki bu ülkedeki meseleler hep bunlardı...bütün konuşmalar tek bir konunun vesilesinden ibaretti: BİRİLERİ ÜLKEYİ TERK ETME NİYETİNDE Mİ, DEĞİL Mİ? Bir insan VAROLUŞUNU DEĞERLENDİRMENİN TEMEL ÖLÇÜTÜ olmuştu bu. Niyete yönelik bu soru (KALMAK VEYA KALMAMAK) genel bilince hakim olmuş, üzerine düşünmek bütün bir halkın biricik ortak özelliği haline gelmişti. Bir HAYALET gibi her yerde, toplumun her katmanında hep aynı soru dolanıyordu -tuvaletçi kadının bekleme yerinden Halk Meclisi'ne kadar.

-(Doğu Almanya-Polis şefi Feuerbach) "...ortam TOPLU HAREKETLER denilen gruplara bir hayli yaklaşmış sayılırdı; bunlar SANAT VE EDEBİYATLA SINIRLI ÖLÇÜDE İLGİLİ, öte yandan EKOLOJİ veya ASKERİ HİZMETİ REDDETME gibi konulara yoğunlaşmış ve bunun dışında pek dikkat çekmeyen gruplardı. ...ortamda herhangi bir DİRENİŞİ elle tutulur bir ÖRGÜTE dönüştürebilecek ya da hiç olmazsa aynı çizgide BİRLEŞTİRECEK stratejiye sahip hiç kimse bulunmuyordu. Hem diğerlerini peşinden sürüklemeyi bilen küstah bir ÖNDER, bir guru eksikti, hem de HİÇ BİRİ böyle bir şarlatanın PEŞİNE DÜŞECEK kadar BUDALA DEĞİLDİ. Zaten bana SEMPATİK gelmeleri de bu yüzden!"

(Doğu Almanya-Polis şefi Feuerbach) "...BİRDEN ORTAYA ÇIKIVERMİŞTİ bu ORTAM denen şey, AYNI ANDA BİRÇOK YERDE, kentlerin tamirat için parayı sağlayamayan bölgelerinde; YABANİ OTLAR gibi yıkıntılar arasında büyümüştü, bir an için BAKIŞLARIN YÖNELMEMİŞ OLDUĞU HER NOKTADA. Temel özellikleri ORGANİZASYON YOKSUNLUĞU, KARŞIT GÖRÜŞLÜLERİN EŞİT HAKLARA SAHİP OLUŞU ve HER TÜRLÜ DÜŞÜNCEYE KAYITSIZLIKTI; denebilirdi ki, İDEOLOJİNİN TÜM BİÇİMLERİNE KARŞI İLGİSİZLİK bütün ortamların ortak paydasını oluşturuyordu."

-GÖRMENİN EN İYİ YOLU KARANLIKTAN AYDINLIĞA BAKMAKTIR. Ters Yönde değil.
ataç ikon Ben
kitaba 8 verdi
0 beğen · 0 yorum
Ferda Nihat Köksoy

Ferda Nihat Köksoy

@ferdanihat

ANLAYABİLDİĞİM kadar VARIM ben; ANLATABİLDİĞİM ve senin ANLAYABİLDİĞİN kadar.
Necdet Özkaya, Hekim-Yazar, Destek Yayınları, 2015, 512 sf.
http://www.kitabinomurgasi.com/2015/08/ansizin-degisir-hayat-necdet-ozkaya.html

*Çocukluklarından beri dost olan bir köy hekimi (Doğu), bir yazar-öğretmen (Günkan), bir felsefe doçenti (Ferit) ve bir şair-veterinerin (Orhan) 40'lı yaşlarındaki yaşamlarını kesiştiren olayların ve hayat felsefelerinin romanı.
*72 küçük bölümün her birinin başlangıcında yer alan ünlü kitaplardan alıntıların, romanın içerisine anlamlı bir şekilde yerleştirilmesi, ilk kez gördüğüm bir uygulama.
*Bu yöntemi ustaca gerçekleştiren ve ismini birlikte kararlaştırdığımız üçüncü romanını yazan sınıf arkadaşımı kutluyorum.

-ANLAYABİLDİĞİM kadar VARIM ben; ANLATABİLDİĞİM ve senin ANLAYABİLDİĞİN kadar.
Kurduğum cümlelerdeki sözcükleri anlayabildiğin ve anladıklarını ALGILAYABİLDİĞİN kadar anlatacağım SENİ SANA (Orhan).

-SEVMEYİ, KARŞILIKSIZ VERMEYİ ve her ne olursa olsun DİRENEBİLMEYİ, hayata tutunabilmeyi içeren bir kültürden geliyorduk biz (Orhan).

"Bırakın, yüreklerinizin sahilleri arasında 'gelgit' çalkalanan bir DENİZ olsun SEVGİNİZ" (Halil Cibran'dan).

-Kralların sarayında FELSEFENİN yeri yoktur (Thomas More'dan).

-Bir KIRILMA NOKTASI vardır. En sakin, sessiz ve soğukkanlı yaradılışlı insanların tüm beklentilerini yakan, yıkan, altüst eden ve bir dizi değişiklik başlatan inanılmaz bir değişim noktası vardır. İşte, o yere ulaşan sakin, sessiz ve soğukkanlı yaradılış sahibi kişi ayağa kalkar birden, öfkeyle doldurur ciğerlerini ve yakıcı soluklar verir ağzından, kısa bir an duraksar ve birdenbire birçok düzeni sarsacak, yakacak, yıkacak eylemlerin fitilini ateşleyiverir (Doğu).

-...yolda yürürken kağıt mendil, limon, kalem, simit, su, ekmek satan ve sürece yaptıkları küçük saldırılarla hayata tutunmaya çalışan, dış görünüşleriyle yoksul ve zavallı görünen o hüzünlü insanların hepsini birer KAHRAMAN olarak selamlıyordum. Gerçek kahramanlarım onlar benim; DİRENEBİLMENİN, vazgeçmemenin, yıkılmamanın ve yaptıkları küçük girişimlerle hayata tutunabilmenin vakur, güçlü, naif bireyleriydi onlar (Günkan).

-Ben değil, YAZDIKLARIM ön planda olmalı. Yazar olarak ben çıkarsam ortaya, eski hikayelerimiz konuşulmaya başlanır. ...beni değil, yazdıklarımı konuşsunlar, romanlarımı tartışsınlar, varsa eğer çıkartılabilecek dersler, bunlardan yararlansınlar, beğenenler beğenilerini, beğenmeyenler de yergilerini dile getirsinler özgürce. Ben salt dinleyen olmak istiyorum; söylemek istediklerimi söyledim ve yazarak yayınlattım da, artık konuşmamam gerekiyor benim (takma isimle roman yazan ve çok okunan Günkan).

-Taklitten başka değil yaşadıklarımız. Herkes herkesi TAKLİT ediyor, aynı işi yapıyor, ama farklı bir renge BOYAYARAK sürüyorlar piyasaya; yumurtayı kırmızıya boyadıklarında, yumurtanın yumurtalıktan çıktığını ve yeni bir ürün yarattıklarını sanıyor bazı şaşkınlar (Ferit).

-Tırnakla kazımak... Evet, tırnaklarıyla değil, tek, bir tek tırnağıyla kazırcasına ulaşabildiği yerlerde gösterdiği kararlılığı ve hiçbir engel tanımaksızın ulaştığı yerleri, engelleyemediğim bir şiddetle KISKANIYOR ve ayaklarının tökezlemesini, yeniden bizim yardımımızı gereksinmesini sabırsızlıkla bekliyorum (Ferit).

-O gün YAĞMUR yağmasaydı, O da görseydi benim GÖZYAŞLARIMI ve BEN de onun gözyaşlarıyla ıslanan yanaklarını görebilseydim; FARKLI ne olurdu, NASIL olurdu, son on beş yıllık hayatımız değişir miydi, çocuklarımız olur muydu, yaşlanabilir miydik birlikte, iyi kötü, kolay zor, mutlu hüzünlü yılların tümünü tüketebilir miydik birlikte?
Bir anda yağan yağmur ve o yağmurun şiddeti, ANSIZIN DEĞİŞTİREBİLİR MİYDİ HAYATI? (Doğu).

-Yazmak istiyordum, ANLATACAKLARIM VARDI ve anlatmazsam eğer, YAZMAZSAM SANKİ ÇILDIRACAK GİBİYDİM. Oturdum ve yazdım, salt yazdım, herhangi bir BEKLENTİM YOKTU. Belki de yazdığım romanların beğenilmesinin nedeni bu doğal ve çıkar beklemeden yazmamdır (Günkan).

-Sanatın kökeni veya başlangıcı, SANAT fiilini ateşleyen ilk kıvılcım iştir, EYLEMdir, süregiden hayata atılan zorunlu adımlardır.
Kant'a göre sanat, hiçbir yarar veya çıkar peşinde koşmaz. ...ESTETİĞİ önemseyen yararcı-çıkarcı sanattır bence doğru olan (Günkan).

-YAŞADIĞIM HER GÜNÜN VE DERİN SOLUKLAR ALABİLDİĞİM SAĞLIKLI HER ANIN, BANA HAYATIN TANIDIĞI BİR LÜTUF OLDUĞUNA İNANIYORDUM.
Kişinin BAŞINI YASTIĞA KOYDUĞU AN UYUMAYA BAŞLAYABİLMESİNİN ve kesintisiz, HUZURLU bir uykunun sarmalayan kollarına teslim olabilmesinin BÜYÜK BİR AYRICALIK olduğunu anlıyordum (Günkan).

-YALIN, SIRADAN, BASİT ve KOLAY ANLAŞILABİLİR anların kollarında kıvranmak istediğim BERRAK ANLARDAN birini yaşıyor ve beynimin tüm hücreleriyle algılamaya çalışıyordum süregiden ZAMANI.
...sessizliğin, amaçsızlığın anlamı da anlatılabilir miydi şiirlerle? (Orhan).

-Neydi HAYAT? Bilen yoktu. Hayat, hayat olduğu anda kendi bilincine varıyor ama kendisinin ne olduğunu bilmiyordu (Thomas Mann'dan).

-Gelişmiş kentlerin lokantalarında, gece kulüplerinde, en konforlu, rahat, iyi havalandırılmış ve sıcaklığı iyi ayarlanmış salonlarında oturan iyi giyimli, sağlıklı ve mutlu görüntüler sergileyen insanların duygudurumlarının, ruhsal yapılarının, Van'daki bir kahvehanenin sigara dumanları altında, tozlu, kirli ve solgun ışıklarla aydınlatılmış kahvehanelerin boşluklarında oturan bıkkın, hüzünlü, mutsuz, kötü ve eski giyimli topluluğun bireyleriyle benzerliği olamazdı. Olamazdı ve bu benzemezliğe bağlı olarak, ertesi gün üretilebilecek ürünler, ulaşılabilecek hedefler, alınabilecek kaleler ve elde edilebilecek başarılar da doğallıkla benzemez olacaktı (Ferit).

-...bıkkın, mutsuz ve hüzünlü gözlerle bakıyorlardı çevrelerine. UNUTULMANIN, aksatılmanın, önemsenmemenin ve DEĞER VERİLMEMENİN onlarca yıla uzanan SESSİZ İSYANINI haykırmak istiyor ancak bağlanmış ağızlarından küçük bir fısıltı dahi çıkaramıyorlardı. Eski, buruşmuş ve solgun giysileriyle kahvehanelerin önündeki alçak taburelerin üzerine tüner gibi oturan ve ağızlarına attıkları sert şekerlerle durmaksızın açık çay içen kasketli, birkaç günlük sakallı ve solgun tenli adamların tümünün ellerinde, parmaklarının arasında hiç sönmeyen sigaralar vardı (Orhan).

-...ilk GENÇLİK yıllarımızı birlikte yaşamak ve ilk ruhsal karmaşalarımızı birlikte aşmak dışında, neydi bizi bağlayan? KIRKLI yaşların başlarındaydık ve neredeyse HİÇ KOPMAMIŞTIK birbirimizden.
Bazen her şeyden uzaklaşıp tüm gün boyunca evime kapanmak, KENDİ KÜÇÜK DÜNYAMDA tek başıma yaşamak, dışarıda tüm hızıyla süregiden HAYATA KARIŞMAMAK, pencerenin dışında görünen insanlara, açmadığım perdelerin ardından bakmak ve DÜŞÜNMEK dışında hiçbir iş yapmamak istediğim anlarda dahi BANA ULAŞABİLECEK ve bu dış dünyaya kapalı, bunalımlı günlerimde BENİMLE KONUŞABİLECEK KİŞİLERDİ ONLAR. (Günkan)
-Hayatta en çok BİR-İKİ GERÇEK DOST edinilebilecekken, benim ÜÇ vazgeçilmez dostum olmasından duyduğum mutluluğu anlattım. EN SIKINTILI anlarımda, her şeyden bıktığım ve hayatın anlamsızlığının sivri bir hançer gibi yüreğimde duyumsadığım BUNALIMLI zamanlarımda, onlardan herhangi BİRİNİN SESİNİ DUYABİLMENİN DAHİ ÇOK İYİ GELDİĞİNİ ve tüm bunalımlarımı bir anda dağıtabildiğini anlattım (Doğu).

-Yoktur, mutluluğa giden yol yoktur, YOLUN BİZZAT KENDİSİ MUTLULUKTUR (Ferit).

-İş adamı değildim, ihalelere girmiyor ve hiç kimseye de HAKSIZLIK etmiyordum; para, arsa, ev, faiz, rant veya tefecilik gibi ve benzeri uğraşılar, paçalarıma bile ULAŞAMAZDI benim. Hiç kimseyle bir kavgam olmamıştı; sıradan tartışmalardan KAÇMAYA çalışan ve yolda yürürken dahi haksızca söylenen sürücülerden, üzerime çamurlu su sıçratan yontulmamış insansılardan dahi ÖZÜR DİLEYEREK yoluna devam etmeyi yeğleyen sıradan edebiyat öğretmeninden, kim, ne isteyebilirdi ki? (Günkan).

-"Otur adam gibi yaz. BOYUNU AŞAN işlere kalkışma, çiçeklerden, böceklerden, bulutlardan söz et, aşk yaz, cinsellik yaz, din sömürüsü yaz, hatta kişisel gelişim yaz. Toplumda en geniş okuyucu kitlesine sahip yazarları örnek al kendine, ona göre yaz, hatta başkalarının yazdıklarını değiştirerek, allayıp pullayarak yeniden uyarla ve sen üretmişsin gibi bir daha yaz, sıradan konulardan söz et... SANA MI KALDI ülkedeki POLİTİK sorunları, EKONOMİK çıkmazları, etnik ayrımcılığı, bölünmüşlükleri, ötekileştirmeleri yazmak?" anlamına gelecek yorumlarla saldırıyorlardı bana.
...zaten hiçbir şeyimizin olmadığı, salt UMUT ve KENDİMİZE DUYDUĞUMUZ GÜVEN, GELECEĞE OLAN İNANCIMIZLA AYAKTA KALABİLDİĞİMİZ GÜNLERİ gözlerimin önüne getirmeye çalıştım (Günkan).

-Anlamını yitirmiş hayatıma zorlanarak da olsa YENİ ANLAMLAR KAZANDIRMAYA çalıştığımı ve ANLAMI OLMAYAN HAYATIN HER ANININ BİR İŞKENCEDEN FARKSIZ olduğunu, bu işkenceye ancak acı çekmekten haz duyan HASTALIKLI RUHLARIN katlanabileceğini anlattım (Günkan).

-İSTANBUL, kalabalık ve balık istifi caddeleri, bir aracı sollayıp üç metre öne geçmeyi hüner sanan şoförleri, durmaksızın çalan korna sesleri, birbirlerine el-kol sallayan olgunluk timsali kişileri ve ACIMASIZLIĞIYLA, var olabilmek için BİRBİRİNİN GIRTLAĞINI SIKACAK İNSANLARLA DOLU gibi göründü bana (Günkan).

-Geçmiş yüzyıllarda, Balatlı bitirimler gibi serdengeçti olan GALATA KULESİ ile hanım sultanlar gibi edalı KIZ KULESİ arasında uzaktan uzağa da olsa HİSSİ BİR YAKINLIK olmuş mudur acaba? (Erdil Zaptiye).

-İşine gereken ÖZENİ gösterenlerin ve PÜF NOKTASI'NI YAKALAMAYA çalışanların önünde herhangi bir engel olabilir mi, durabilir mi bu kişilerin karşısında hiç kimse (Püf Noktası'nın harika öyküsü eşliğinde Erdil Zaptiye).

-...en az beş bin yıllık Yin-Yang felsefesi: Her şeyin İKİ KUTUPLU ve BİRİBİRİNE KARŞIT oldukları, kutupların kendi içlerinde mutlak KARŞITLARINI barındırdıkları, karşıtların BİRBİRİNE BAĞLI oldukları, hatta BİRBİRLERİNE DÖNÜŞEBİLDİKLERİ düşüncesi. Karanlık-aydınlık, ölüm-hayat, gece-gündüz, soğuk-sıcak, olumlu-olumsuz gibi Yin ve Yang, durmaksızın dönüyordu kendi çemberlerinin içerisinde.
...HEM YAŞIYORDUK BUGÜN HEM DE ÖLÜYORDUK (Günkan).

-Erciş ilçesinin dışından geçen yolun sağ yanında kalan Bend-i Mahi bir çaydı ve Van Gölü'ne dökülüyordu. Gölde yaşayan tek balık cinsi, yörede İNCİ KEFALİ adıyla anılıyor ve İNANILMAZ BİR SAVAŞIMIN, DİRENİŞİN VE VAZGEÇMEMENİN SEMBOLÜ olarak görülüyordu.
...bu balık, inanılmaz YÜKSEK ORANDA SODA içeren göl sularında yaşabiliyor, bu sudan herhangi bir zarar görmüyor ve ÜREME dönemlerinde Bend-i Mahi ve diğer AKARSULARIN AKIŞ YÖNÜNÜN TAM ZIT YÖNÜNDE ŞİDDETLİ AKINTIYA KARŞI YÜZÜYOR, taşları, kayaları, DOĞAL ENGELLERİ AŞIYOR, SAKİN BİR SU BİRİKİNTİSİNE YUMURTALARINI BIRAKIYOR ve o zorlu yolu bir kez daha aşarak GÖLE DÖNÜYORDU yeniden.
...o minik İnci Kefallerinin gözlerimin önüne gelen HAYALLERİ KARŞISINDA SAYGIYLA EĞİLDİM. ...O çılgın çabalamanın nedenini anladım: ÖLÜMSÜZLÜĞÜN PEŞİNDEYDİLER (Doğu).
ataç ikon Ansızın Değişir Hayat
kitaba 8 verdi
0 beğen · 0 yorum
Ferda Nihat Köksoy

Ferda Nihat Köksoy

@ferdanihat

GILBERT KEITH CHESTERTON, Yazar-Teolog, ING-1908, TR-1998 (2013), Labirent Yayın, Çeviren: Feyza Göçer, 176 sf.
http://www.kitabinomurgasi.com/2015/07/gkchesterton-bay-persembe.html

-Ve her zaman, ALÇAKGÖNÜLLÜ bir adam fazla konuşur. KİBİRLİ bir adam kendisini bunu yapmayacak kadar sıkı kontrol eder.

-Tehlikeli suçluların EĞİTİMSİZ insanlardan çıktığına dair züppe İngiliz varsayımını inkar ediyoruz. ROMA imparatorlarını hatırlıyoruz. Rönesans'ın zehir kullanan büyük prenslerini hatırlıyoruz. Biz, tehlikeli suçlunun, EĞİTİMLİ SUÇLU olduğunu söylüyoruz.

...ZENGİN herhangi bir şekilde yönetilmeye her zaman itiraz eder. Baronların savaşlarından da görebileceğiniz gibi ARİSTOKRATLAR her zaman ANARŞİSTTİR.

-Bu şehirdeki BEŞ zengin adamdan DÖRDÜ adi dolandırıcılardır. Sanırım bu oran dünyanın her yerinde üç aşağı beş yukarı aynıdır.

-Ortalama güç ŞİDDETLE gösterilir, üstün güç ise CİDDİYETSİZLİKLE.

-KÖTÜ öyle kötüdür ki, İYİLİĞİN sadece bir kaza eseri olduğunu düşünmeden yapamayız. İyi öyle iyidir ki, kötülüğün açıklanabileceğinden emin olduğumuzu hissederiz.

-Kızıl nehir kızıl gökyüzünü; ikisi birlikteyse onun ÖFKESİNİ yansıtıyordu. Gerçekten de gökyüzü o kadar esmer ve nehrin üzerine vuran IŞIK ona kıyasla o kadar parlaktı ki, su neredeyse aksettirdiği günbatımından daha şiddetli bir ALEVMİŞ gibi görünüyor, kelimenin tam anlamıyla, bir yeraltı diyarının geniş mağaraları altında kıvrıla kıvrıla giden bir ATEŞ NEHRİNE benziyordu.
...Gün, kurşundan kocaman çubuklar parçalanıyormuş gibi doğarak GÜMÜŞ ŞERİTLER açığa çıkarıyordu.

-Etrafındaki toprakta, ayaklarının altındaki çimende tuhaf ve canlı bir meziyet hissetti. Bütün canlı varlıklardaki YAŞAM SEVGİSİNİ sezdi. Neredeyse çimenin BÜYÜDÜĞÜNÜ DUYABİLDİĞİNİ hayal edebiliyordu. Neredeyse kendisi orada duruken bile çayırda taze ÇİÇEKLERİN TOMURCUKLANDIĞINI ve çiçek açtığını hayal edebiliyordu; BAHARIN BÜTÜN DEBDEBESİNİ İCRA EDEN kan kırmızısı, yakıcı altın, mavi çiçekler.

...ufuk çizgisinin önündeki küçük BADEM AĞACI ÖBEĞİNİ görüyordu. Bir mucize eseri kurtulursa, dünyada BAŞKA HİÇ ŞEY ARZU ETMEDEN O BADEM AĞACININ ALTINDA SONSUZA KADAR OTURMAYA hazır olduğu hissine kapılmıştı.

-Neticede her şey, bu sersemletici ağaçlık gibi, bu KARANLIK ve AYDINLIĞIN DANSI gibi değil miydi?
Her şey ANLIK BİR GÖRÜNTÜYDÜ, her zaman ÖNGÖRÜLEMEZ olan ve her zaman UNUTULAN anlık görüntü.

-...TEK BAŞINALIKLA bir MÜTTEFİKE SAHİP OLMAK arasındaki UÇURUMU ifade edebilecek hiçbir söz yoktu. İki kere ikinin dört etmesi matematikçilere bırakılabilirdi. Ama BİR çarpı İKİ, iki değildi; İKİ, BİRİN İKİ BİN KATIYDI.
ataç ikon Bay Perşembe
kitaba 10 verdi
0 beğen · 0 yorum
Ferda Nihat Köksoy

Ferda Nihat Köksoy

@ferdanihat

Herkesin Ruhunu Sınayacağı Bir Kitap
NAHİD SIRRI ÖRİK (1895-1960), Yazar, Çevirmen (GS Lisesi ve Hukuk Fak. terk), Oğlak Yayın (6.Baskı) (1.Baskı: 1946), 222 sf.
http://www.kitabinomurgasi.com/2015/06/kiskanmak-nahid-srr-orik.html

-(Halit'in eşi Mükerrem) İstanbul varken Zonguldak'ta yaşamayı o, bilhassa böyle havalarda pek acı buluyordu. Bu acılığı da en çok oradan gelen gazetelere her göz gezdirişinde duyar, balolar, konserler, ecnebi truplarının (kumpanyalar) uğraması, Darülbedayi'nin (tiyatro) programıyla büyük sinemalarda değişen filmler, hatta havanın güzelliğine, fenalığına dair haberler ruhundaki hasret ve hicranı büyütür, kendisini talihine karşı adeta isyana götürürdü.

-...nefisleri Fransız şirketinin milyonları üstünden bir nevi Zonguldak Kont ve Kontesi yahut Dük ve Düşesi şeklinde görerek, kabul günlerinde herkesin kendi tayin ettikleri yerlerde oturup kendileri tarafından davet edilince söze karışmasını isteyen umum müdürle ve sadece metres olduğu iddia olunan iri yarı madaması...

-Nüzhet bütün bu güzelliğiyle bir kız evladı olsaydı, anası belki de kendisini kıskanırdı. Fakat şimdi Nuriye bu kadar güzel bir gencin anası olduğu için kadınlara ve erkeklere karşı ayrı ayrı gurur duyuyordu. Bu gurur kadınlara, "İşte bu bayıldığınız çocuğun anası benim. Sizi hayran eden bu çocuğun hiçbirinizi beni sevdiği gibi sevmesi ihtimali yoktur. Siz onun birkaç günlük oyuncağından ibaretsiniz" dediği gibi erkeklere de, "Kanımdan ve etimden kopup dünyaya gelen bu çocuğu her kadın sizlere tercih edecektir. Onun anası olduğum için ben de sizi onunla beraber yeniyor sayılırım..." diyor gibiydi.

-(Nüzhet) "Orta mektepten sonra ne bir liseye girmeyi düşünüyorum, ne de maden mektebine girmeyi. Bu tahsil benim için tamamen kafi. Babamın madenini bizzat idare etmekliğim icap ettiği zamanda ise, istediğim gibi ve istediğim kadar mühendis bulabilirim. Hem o vakte kadar maden mektebi lise mezunlarından birçok mühendis yetiştirir de bu sayede ben de beylere babamdan yahut başka yerlerden şimdi alabildikleri paranın yarısını bile vermem!"

-KISKANMAK... Seniha'nın yüreğinde ilk beliren, kendisini ilk duyuran ve hemen her gün daha fazla gelişip büyüyen bir his olmuştu. Halit'le (yakışıklı öz ağabeyi) aralarında sekiz yaş vardı ve onu kıskanmadığı bir zamanı hiç bilmiyordu. ...Çirkinlerin sevilmemeye ve güzeller için daima feda edilmeye mahkum bulunduklarını Seniha pek küçük yaşından itibaren bilmiş, anlamıştı.
...Kuzguna bile yavrusu Anka görünür dendiği halde bu ne biçim bir ana idi ki kızının çirkinliğinden katiyen emin bulunuyor, bunu açıkça ilan ediyordu (ayrıca, emekli Paşa eşi olan annesi oğluna hayrandır ve Seniha'nın çıkan talipleriyle evlenmesine, Halit'in Avrupa tahsili için para gerekli diyerek izin vermemiştir).

-İstanbul'un kibar semtlerinden gelen şık ve nazlı hanımefendilerin veya öyle geçinenlerin birkaç ay fasılasız yaşamaya dayanamayarak tebdili hava için sık sık ayrıldıkları ve hele Haziran başlangıcından Ekim sonlarına kadar kalmayı adeta bir haysiyetsizlik ve fakr-ü zaruret (fakirlik ve çaresizlik) itirafı saydıkları bu 1923-1924 Ankara'sını...

...Hemen her evde iki ailenin sıkıştığı ve evli kadınların on dakika uzaktakidairelerinden çıkarak kocalarının eve gelmelerini her an hesap etmeye mecbur bulundukları bu yeni ve küçük hükümet merkezinde...

-(Seniha) başkaları ile beraberken de bütün dimağını bu düşünce, sevilmeyen bir koca olan ağabeyinin yakında aldatılan bir koca olacağı ve bu vaziyetin birtakım musibetler doğuracağı düşüncesi işgal ediyordu. Bundan, böyle düşünmekten de ince ve hep renksiz dudaklarına durup dururken bir tebessüm, istihza ve sevinç dolu ve canlı bir tebessüm geliyordu. ...bu sevinç Seniha'yı adeta gençleştirmiş, hatta biraz da güzelleştirmişti.
-...bir taraftan masum aşkının derinliğinden ve ebediliğinden bahseden ve bahsederken en hülyalı bir genç kızın şairane edalarını alan bu kadın (Mükerrem), diğer taraftan da bütün hayatlarını aylık, haftalık ve hatta gecelik dostlarla geçirmiş en günahkar mahluklar kadar sevdanın et ve sinir tarafına düşkündü.

-(Seniha) "...Hiç güzel olmayanını, herkese benzemeyenini seçerdim. Resimdeğil, bebek değil, erkek seçerdim. Kendi güzelliğini bir saniye unutmayan ve kadına ihsan ettiği dakikaların fevkaladeliğini her an düşünüp hatırlatan bir erkeğe nasıl tahammül edilebilir, anlamaktan acizim!"

-Kocasının attığı kurşunlarla Nüzhet'in yüzünün tanınmayacak, korkunç ve iğrenç bir hale geldiğini demin Seniha söylemişti. Ve şimdi, birdenbire, daha gözlerinde belki onun için dökülmüş yaşlar kurumadan, Mükerrem artık aşkının öldüğünü ve delikanlıyı artık sevmediğini anladı. Sade güzelliğinden, çok güzelliğinden dolayı sevmiş ve göğsüne çılgın gibi bastırmış olduğu o eşsiz baş şimdi korkunç ve iğrenç bir şey haline gelince sevgisi de birden tükenmiş ve varlığı sanki boşalmış, kupkuru ve bomboş bir şey olmuştu.

-Sevgilisi mezara ve kocası hapse giden genç kadın (Mükerrem) şimdi hayata pek bağlanmış, tatlı canı ve rahatı için ne lazımsa yapmaya karar vermişti. Adeta ağır bir hastalıktan kurtulmuşların nekahat devrinde kendi nefislerine aşık oluşları gibi bir haleti ruhiye içinde yalnız kendini düşünüyor, kendini seviyordu. Hatta yeni vaziyetinden içten içe ve gizliden gizliye belki biraz da memnundu. Aylardan beri ona ıstırap çektiren bir erkekten de, daima emirler veren bir erkekten de aynı zamanda kurtulmuştu. Artık Nüzhet'in kendisini bırakıp başka bir kadına
gitmesi ihtimali ile titremeyecek, artık Halit'e hoş görünmek için, bir şeyi sezdirmemek için zahmetlere girişmeyecekti. Artık sade kendi nefsini düşünebilirdi.

-(Seniha) ...bu yıl Halit'in hapishanede sürünüp inlediğini düşünmekten artık hiçbir haz almaz olmuştu. Fakat teklifini (İstanbul'daki babadan kalma küçük köşkdeki hissesini, Halit'in beş parasız halinin mecburiyetinden yararlanarak onda bir fiyatına alma teklifi) kabul ettirip Halit'e sadaka fırlatmak zevki olmasaydı bile yine mutlaka Zonguldak'a gelecekti. Çünkü onu hapishaneden çıktığı halde (7 yıl sonra), o zelil ve feci halde görmek saadetinden kendisini elbette mahrum etmek istemez, buna yüreği elbette razı olmazdı (ama eski arkadaşları Halit'e bir iş ayarlamıştır).

-Mükerrem'in belki bütün tekmil parasını Halit'e göndermeye hazır oluşu kendisine (Seniha) çok dokunmuştu. Bu katil hala, hala seviliyor, yardım himaye görüyordu. Dostlar kendisine hemen iş, mevki buluyorlardı.
...etrafında muhabbet, sevgi vardı. Bütün hayatını doğdu doğalı başkalarına hasretmiş, feda etmiş (öğretmen) olan Seniha'ya hiç kimsenin vermediği sevgi ve himaye elan ondan esirgenmiyor, yirmi yaşında bir delikanlının katili olduğu biline biline esirgenmiyordu.

-(Seniha) KISKANÇLIK ATEŞİ, saldırışlarını, sarışlarını ve kemirişlerini senelerce unuttum sandığı kıskançlık ateşleri ihtiyar kızın bütün benliğini yeniden almış, tamamıyla kaplayıp sarmıştı. Ve Seniha artık bunun hep bu şekilde son nefesine kadar süreceğini çok iyi biliyordu. Ancak ağabeyi kendinden evvel ölürse, ağabeyinin kendinden evvel toprağa verildiğini öğrenirse BELKİ de biraz sükun bulacak, kendisi iyi kötü bir hayat yaşarken toprakta toprak olmuş bir ÖLÜYÜ artık BELKİ de PEK kıskanmayacaktı.
ataç ikon Kıskanmak
kitaba 10 verdi
1 beğen · 2 yorum
eyvallah (@eyvallah)
Kıskanmak başlığını görünce iştahla okumaya başladım ama incelemeniz sadece alıntılardan ibaret Ferda Bey. Alıntı bölümü zaten var. Keşke kendi fikirlerinizi yazsaydınız da bu fikirler üzerine konuşabilseydik.
19.08.15 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
,
26.03.17 beğen cevap
/ 12