up
ara

Karakuş

- Blackbird (2012)

Karakuş Konusu ve Özeti

Karakuş
Başrollünde oyuncu Alexia Fast yer aldığı, yönetmenliğini Jason Buxton üstlendiği film
Dram türünde izleyicisini bekliyor. Beyaz perdede Dram, Korku türlerinde sinema filmlerinden
hoşlanan izleyicilere hitap eden Karakuş isimli filmi izlediyseniz inceleme ve replik eklemenizi unutmayın. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Süre: 103 dk
Yapım: 2012 Kanada
Yönetmen:
Senaryo:
  • Jason Buxton
Misafir

Misafir

@misafir000

Karakuş filmi üzerine; mobbing ve kendi halinde olmaklığın tehdidi
Mobbing kavramıyla başlayalım bu kez. Dilimizdeki karşılığı her ne kadar ”iş yeri “ dolayımıyla olsa da çok daha geniş bir kavram. Mobbing, İngilizcede “psikolojik şiddet, kuşatma, taciz (etme), rahatsız etme veya taciz etme anlamına gelmektedir”.
Mobbing kavramı ilk kez İngiliz biyologlar tarafından kuşların kendi yuvalarına yaklaşan saldırganın etrafında uçarak yuvalarını korumaya çalışmalarını anlatmak için kullanılmış. Buradan yola çıkarak yazıda bir takım değerlendirmelerde bulunacağım ileride.
Kavramı sosyal anlamıyla ilk kez kullanan ise İsveçli antropolog Peter-Paul Heinemann ise çocuklardan oluşan küçük grupların, tek ve güçsüz bir çocuğa karşı giriştiği zarar verici saldırgan davranışları tanımlamak için kullanılmıştır. Buradan sonraki tanımların üzerinde fazlasıyla durmayacağım.
Blackbird Jason Buxton’un ilk uzun metrajlı filmi. Ülkemizde de İstanbul Film Festivali’nde gösterilmiş bir film. İzlemeye önyargıyla başlamıştım. Bu kadar güzel bulacağımı açıkçası tahmin etmiyordum.
Toplumsal yapılar ve onun bileşenleri, biyologların az önce yaptığı tanımda olduğu gibi, kendilerini değiştirecek yahut işleyişlerine zarar verecek bir tehdit durumu sezinlediklerinde kuşların yaptığı gibi onu yıldırmak için bir takım hareketlerde bulunurlar. Bu tehdit unsurunun güçlü-güçsüz olması veya aktif-pasif olması ise sadece tehdide karşı yapılacak olan uygulamaları değiştirir. Tehdit alışıla gelmedik bir durumdur, bertaraf edilmelidir ve tehdidin kendi halinde olmaklığı bir şeyi değiştirmez. Varlığı bile yeterlidir.
Heinemann’ın tanımını tekrar ele alacak olursak çocuklardaki ve gençlerdeki tek ve güçsüz olana karşı saldırgan eğilimin, ötekileştirmenin boyutları malumunuzdur. Bu çok tehlikeli boyutlara kadar ilerleyebilir ve kurban konumunda ki kişi yalnızlaşmaya, intihara veya karşı saldırıya yönelerek toplu cinayetlere bile girişebilir ( ABD’deki okul baskını gerçekleştiren çocukların bununla epey bir ilintisi var.)
Filmin kahramanı Sean gotik tarzı benimsemiş bir lise öğrencisidir ve pasifist özelliği dikkat çekicidir. Okulda arkadaşlarından gördüğü psikolojik ve fiziksel şiddet sonucunda bir intikam hikâyesi yazar ve bu bir suç unsuruna dönüşür ve olaylar bu çerçevede gelişir.
Sean’ın rahatsız olduğu bir şey vardır ilk başlarda dikkatimizi çeken; insanların görünene göre tanımlanmasından rahatsızdır. Toplum onlara benzeyen bir görüntü çizmemizi ister ne olursa olsun; farklılığa karşı pek hoşgörülü olduğunu söyleyemeyiz. Hoşgörü kavramı bile kendi içerisinde sorunlu bir kavramdır; kabul etmeyi değil, ötekileştirmeyi barındırır.
Toplumun istediği genele benzeyen görüntü profili tıpkı Sean’ın hapishane dönüşünde odasının duvarını süsleyen bulunan her şeyi indirmiş olduğu zaman söylediği gibi, görünmez olmaktır. Lakin ne kadar görünmez olursa olsun o kim olduğunu bilmektedir. Toplum onu görünen haliyle değerlendirirken de, görünmez haliyle değerlendirirken de Sean aynı Sean’dır. Ama görünmez olmalıyız. Uyum sağlamak için.
Toplum ve kurumları bizim suçlu hissetmemizi ve sonra nedamet getirmemizi ister. Kucaklamak istiyordur bizi. İkiyüzlü bir iyilik hali, çünkü bizi kucakladığını göstermek ister. Önce suçluluk normlarına uyum sağlamalıyız.
Kendi halinde olmaklık ve doğal bir şeymiş gibi düşünmek yaptıklarımızı, zaten toplumsal yapının bizi tehdit unsuru olarak görmesinin asıl nedenini teşkil eder. O doğalı tanımlamıştır bir kere ve başka bir doğa yoktur. Suçluluk normuna uyarız ve sonra normlara uygun bir nedamet duyarız. İkinci kez mahkemeye çıkış sahnesinde yargıcın avukatın tavsiyesi dışında konuşmak konusunda uyarısı bu yüzdendir. Biz aslında bizi tekrar öğrenmek zorundayızdır. Şöyle bir düşünürsek ikiyüzlü biçimde uyum sağladığımız ve katılmak zorunda hissettiğimiz ne kadar çok ritüel var. Kimiz biz? Bizi bu kadar kendimizden alıkoyan ve buna boyun eğdiren mekanizma bu kadar güçlü müdür? Sanmıyorum…
Peki, görünmez olmamıza rağmen kendimizi görmekten ve bilmekten kurtuluyor muyuz? Yine sanmıyorum. Hepimiz ya ne olduğumuzdan bihaber yaşıyoruz ya da içimizde hesaplaşmalarla meşgulüz.
Her şeyi kriminalize eden ve kişilik çatışması yaşayan bireyler üreten toplum ne kadar sağlıklıdır, normal nerede kaybolur, normal neden cinnete bir sıçrama mesafesi kadar yakındır gibi soruların cevabını ise size bırakıyorum.
Karakuş
filme 8 verdi
1 beğen · 0 yorum
9/10
2 oy
Sence kaç puan almalı?
0