up
ara
‹ Kırmızı Kaplumbağa

Kırmızı Kaplumbağa Filmi İncelemeleri

Nil

Nil

@nill

Doğanın ortasında; yalnızlığın dışında
Studio Ghibli'den çıkan ama yönetmeninin Japon olmadığı şimdilik ilk animasyondur. Yönetmen ise Hollandalı Michael Dudok de Wit. Animasyon Ghibli stüdyolarından çıkmış olsa da Ghibli stilinde görmeye alıştığımız tarzda değil. Çok renklilik, çok boyutluluk, canlılık ve macera yok. Konuşma dahi yok. Sadece gerçek doğa sesleri ve tropik bir adanın tüm güzelliği var. Müzikler çok yumuşak, dinlendirici ve sözsüz. Animasyonda insan sesine dair sadece bir kaç yerde olan çığlık var o kadar. Onun haricinde insana ait hiçbir şey yok animasyonda.

Düz bakılırsa muhtemelen çok sıkıcı bir 80 dakika geçer. Ama film düz değil. Hiçbir şey açık da değil çok sembolik anlatım olmuş bunu hissedebiliyorsunuz ama derine inmek de kolay değil. En azından benim için kolay olmadı.

Şimdi filme düz bakmazsak anladıklarımı anlatayım. Baştan diyeyim çok pis spoiler içerebilir:
Bir denizci fırtınada yolunu kaybediyor ve bu ıssız adaya düşüyor. Sadece kum, ağaçlar, deniz ve yengeçler var görünürde. O yengeçler de olmasa zaten :) Adam önce adayı tanımaya çalışıyor ve zamanla kendine sal yapıp adadan kurtulmaya çalışıyor. Fakat her seferinde bilinmeyen bir şey tarafından engelleniyor. İşte gitmesini engelleyen şey ise Kırmızı Kaplumbağa... Ve insan olarak ıssız bir adada da olsak elimizden hiçbir şey gelmese de içimizdeki vahşeti çıkarıyoruz ortaya ve o kırmızı kaplumbağayı öldürüyoruz. Neden? Çünkü o bizim kaçışımızı engelliyor. Çünkü o bizim hayatta kalma şansımızı yok ediyor. Adam kaplumbağayı öldürüyor yani. Burada aslında insanın doğaya yaptığı orantısız hasarı anlayabiliriz. Fakat sonra pişman oluyor ve doğa yine insandan bereketini, güzelliğini esirgemiyor ve kırmızı kaplumbağamız bir kadına dönüşüyor adeta pişman olup gözyaşı döktü diye. Ona yalnız kalmaması için bir yaren veriyor. Kaplumbağa çok güzel bir kadına dönüşüyor. Kırmızı saçlı çok güzel bir kadına. Ve burada da doğa ile barış içinde yaşandığı takdirde mutlu ve huzurlu olunabileceği mesajı görülüyor. Bir çocukları oluyor. Tek eğlencesi yengeçler. Onlar animasyonun en olmadık yerlerinde çıkıp biraz olsun tebessüm ettiriyorlar. Sonra büyük bir tsunami atlatıyorlar. Ve doğa yine kendini yeniliyor. Doğanın sonsuz, güvenli ve huzurlu döngüsü devam ediyor insana rağmen. Çocuk olgunluğa erişince aslını inkar edemiyor, sonuçta o bir kaplumbağa ve kendini bulmaya gidiyor kaplumbağalar ile. Ve nihayetinde adam huzur içinde ölüyor. O huzuru görebiliyorsunuz gözlerinde. Doğa ise yani kırmızı kaplumbağa yani kadın, tekrar kaplumbağaya dönüşüyor. İnsanı yalnız bırakmama görevini tamamlamış olarak kendi yuvasına, okyanusuna dönüyor. Animasyon bence doğa ile barış içinde olunduğu takdirde doğanın bizi hep koruyacağını ve yalnız bırakmayacağını anlatıyor. Ve bunu da olabildiğince sade, basit, sessiz ve açık bir şekilde yapıyor.

Hareketli filmler sevenler için muhtemelen sıkıcı gelecektir. Ben de Studio Ghibli etiketini görmeseydim izlemezdim sanırım. Dikkatimi çekmezdi yani. Çünkü dikkat çekecek hiçbir albenisi yok dışarıdan. İşte burada da belki insanın önyargısını sınıyor yönetmen. Çünkü kötü bir animasyon değil. Sadece alışıldık tarzda değil o kadar. Sonuç olarak izlediğim, 80 dakikamı ayırdığım için de pişman değilim. Daha dikkatli ve sembolleri daha iyi okuyabilenler daha çok anlam çıkaracaktır eminim.
Kırmızı Kaplumbağa
filme 9 verdi
7 beğen · 0 yorum