up
ara

Alphaville, Lemmy Caution'un Garip Serüveni

- Alphaville, une étrange aventure de Lemmy Caution / Alphaville, a Strange Adventure of Lemmy Caution (1965)

Alphaville, Lemmy Caution'un Garip Serüveni Konusu ve Özeti

Alphaville, Lemmy Caution'un Garip Serüveni
Başrollünde oyuncu Howard Vernon yer aldığı, yönetmenliğini JeanLuc Godard üstlendiği film
Romantik türünde izleyicisini bekliyor. Romantik, Dram türlerinde sinema filmlerinden
hoşlanan izleyicilere hitap eden Alphaville, Lemmy Caution'un Garip Serüveni isimli filmi izlediyseniz inceleme ve replik eklemenizi unutmayın. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Süre: 99 dk
Yapım: 1965 Fransa, İtalya
Yönetmen:
Senaryo:
  • Paul Eluard
  • JeanLuc Godard
Alphaville, Lemmy Caution'un Garip Serüveni filmi Distopya Üzerine Kurgulanmış En İyi Filmler listesinde yer almaktadır.
Misafir

Misafir

@misafir000

Kelimeleri yok etmekle manaları öldüremezsiniz
M.S. 5.yy’da Hıristiyan olan Romalıların ‘yeni’ durumlarını ‘eski’ pagan geçmişlerinden ayırmak için kullandıkları ‘Modern(us)’ kavramının evrile evrile bambaşka bir manaya dönüştüğünü gözlemek için çok da bilgili olmaya gerek yok. Kavramın, 17. ve 18. yy’ın hızlı toplumsal hareketleriyle müthiş bir ivme kazandığını, 20.yy’ın ikinci yarısından itibaren ‘metamorfoz’ sürecine girdiğini, bu sürecin biz yerküre sakinleri için köklü değişiklikleri de beraberinde getirdiğini; örneğin bizleri, mühendislik mantalitesine göre inşa olunmuş farklı bir dünyada yaşamaya mecbur kıldığını söylesek zannediyorum pek de yanılmayız. Hatta daha da ileri gidip kelimelerin ve metinlerin oluşturduğu hâkim kültürün yerine, serapa, imaj ve ikonlardan müteşekkil bir toplum yapısının geldiğini bile söyleyebiliriz. Yakın gelecekte kelimelerin yok edilip, duyguların dumura uğratılacağı; vicdan, inanç, cömertlik, fedakârlık, aşk gibi soyut değerlerin yasaklanacağı; hatta gözyaşı dökmenin bile suç sayılacağı; dünyanın kendi elimizle yaptığımız dev bir makine tarafından yönetileceği distopik karakterli toplum yapısının kodlarına değinen Fransız Yeni Dalga akımının büyük yönetmeni Jean-Luc Godard, “Alphaville” filmiyle bu başkalaşımı resmediyor.

1965 yılında kısıtlı bir bütçe ile çekilen “Alphaville” (Alfakent), Godard filmografisinin en ayrıksı ve avant-garde filmi olma özelliği taşıyor. Godard’ın dönemin sci-fi(science fiction) modasından etkilenerek böyle bir işe kalkıştığını söylemek mümkün. Alphaville, her ne kadar kendinden 3 yıl sonra çekilen Stanley Kubrick’in “2001: A Space Odyssey ile bilim kurgu tekniğinde yakaladığı başarıya kıyasla oldukça sönük kalsa da imgelerin dilini –ya da şifresini diyelim- okumayı başaranlar için inanılmaz keyif veriyor.

Godard, Alphaville adını verdiği distopik karakterli bir toplum yapısı ve duygusuz-acımasız bir dünya inşa etmiş. Son derce fütüristik bir şehir olan Alfa-kentte insanlar Alfa-60 adı verilen dev bir bilgisayar tarafından yönetilmektedirler. Bu bilgisayarın kodlarına ya da talimatlarına uyan insanlar ‘normal’ olarak kabul edilir. Karşı çıkanların sonu ise ya idam ya infazdır.

Bu şehirde aşka ve inanca yer yoktur. İnsanlar ‘ya bendensin ya öteki’ anlayışı içinde tek-tip bir karakter arz ederler. Alfa-kent bir anlamda “acının, griliğin, tekdüzeliğin, despotizmin, duygusuzluğun, aşksızlığın ve vicdansızlığın başkentidir.”

Gazeteci kimliğine bürünerek Alfa-kente giden dedektif Lemmy Caution’ın (Eddie Constantine) amacı kendisine verilen gizli bir suikastı gerçekleştirmektir. Dedektif Caution, Alfa-kentin Başkanını öldürmek istemektedir. Bir müddet sonra kendisini başkanın kızı olarak Natacha’ya (Anna Karina) aşık olur. Ancak Natacha “aşk” kelimesinin ne manaya geldiğini bilmemektedir.

Bir müddet sonra Dedektif Caution, adeta sanal bir hükümdar olan dev bilgisayar tarafından sorguya alınır. Onların normal kabul ettiği bütün şeyleri reddettiğini söyler. Bu bir nevi teknolojiye başkaldıran insanının haykırışıdır. Dedektif, Alfa-kentin otoriter-totaliter bir toplum yapısının olduğunu fark eder. Örneğin bir yerde, karısının ölümüne ağladığı için idama mahkûm edilen bir kişinin infazını izler ve o kişinin ağzından şu son sözleri duyar: “Dinleyin beni normaller! Biz sizin artık göremediğiniz gerçeğin farkındayız! Gerçek şu ki insanın özü aşk, sevgi, inanç, cesaret, duyarlılık, cömertlik ve fedakârlıktır!”

Alfa-kentin yıkıcı ve yasaklayıcı totaliter rejimi duyguları yasaklamış, kişileri ve toplum yapısını metamorfoza uğratmış, sahte kelimeler üreterek ‘fake’ kimlikler inşa etmiştir. Ancak kelimelerin yok edilmesi ile manaların da öldürülemeyeceğini biz şuradan anlıyoruz ki, Dedektif Caution filmin son sahnesinde ‘dış ülkeye’ götürdüğü Natacha’nın ağzından zor da olsa ‘seni seviyorum’ kelimesini duyar. Aslında Natatcha çılgınca makineleşen günümüz insanının bu girdaptan kurtulup kendisini insani değerler düzleminde var etmesinin tek yolu olarak aşk’ı gösterir.

Godard’ın “Cesur Yeni Dünya”sı: ‘Alphaville’

Burada bir parantez açıp Godard’ın zihin ve düşünce dünyasını derinden etkileyen ve “kara ütopya” ya da “distopya” olarak adlandırılan metinlere temas etmekte fayda var. Godard, her ne kadar Alphaville’nın senaryosunu yazarken sürrealist bir şair olan Paul Eluard’ın 1926 yılında yazdığı “Acının Başkenti” isimli şiirinden esinlense de filmin düşünsel background’unun 20. yy başlarında oldukça popüler olan bazı distopik romanlar olduğunu söylenebilir. Zira filmin imgesel kodları dikkatle incelendiğinde bu tür romanlar ile Alphaville arasındaki anlam paralellikleri rahatlıkla görülebilecektir.

Bu kapsamda eğer kronolojik bir sıra gözeterek yazarsak Yevgeniy İvanoviç Zamyatin’in 1920 yılında kaleme aldığı “Biz” adlı eserinin; Aldous Huxley’in 1932 yılında yayınladığı “Cesur Yeni Dünyası”nın; George Orwel’in 1948 yılında yazdığı “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” romanın ve Ray Bradbury’nin 1951 yılında yayınlanan “Fahrenheit 451” adlı eserinin anlamsal olarak hep aynı doğrultuda olduğu görülür. Bu romanların inşa ettiği ütopya ötesi gelecek tasavvurunun ortak özelliğinin, bireylerin devlet otoritesi karşısında yok edildiği, totaliter dünya nizamının insanları makineleştirdiği, hatta onları makinelerin tahakkümü altına soktuğu ve insani değerlerin tamamen yok edildiği bir toplum yapısının oluştuğunu söylemek mümkün.

Cesur Yeni Dünya’da Huxley, her ne kadar Henry Ford’dan sonra 6.yy’ın -yani 26.yy’ın dünyasını betimler gibi görünse de roman boyunca resmettiği tablo günümüz dünyasıdır. Başkalaşımın baş döndüren çılgınlığına daha hayatında iken tanıklık eden Huxley, çok değil kitabının yayınlamasından on beş yıl sonra yazdığı önsözde şunları söylemek zorunda kalmıştır: “…öyle görünüyor ki Ütopya bize, herhangi birimizin yalnızca on beş yıl önce hayal edebileceğinden daha yakınmış. O zamanlar bunu gelecekte altı yüzyıl sonraya yazmıştım. Bugün tek bir yüzyıl içinde bütün bu dehşet üzerimize çökebilecek gibi görünmektedir.”

Godard’ın Alfa-kenti ile Huxley’in Cesur Yeni Dünyası bir çok açıdan benzerlik göstermektedir. Cesur Yeni Dünya’da, dünyaya gelen kişiler ‘normal’ yollardan değil, Fordisyen mantığın ironik bir tezahürü olacak şekilde ‘kuluçka’dan çıkarılarak standardize edilmişlerdir. Godard’ın Alfa-kentinde de kişilerin ‘üretim bandından’ geçen nesneler gibi boyunlarının altında seri numaralar olduğunu görürüz. Kendi hür iradesi ile düşünme ve hareket etme serbestisi olmayan bu ‘seri numaralı bireylerin’ makineden farkı yoktur.

Huxley, büyük bir ironi dehası sosyal hiciv ustasıdır. Ütopyasında kuluçkadan çıkardığı kişiler son derece edilgen bir itaatin, maddi tüketimin ve cinsel hazzın sefahatleri üzerine şartlandırılmış kişilerdir. Bu kişiler, devletin ücretsiz olarak dağıttığı “soma” denilen sakinleştirici haplarla kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Benzer şekilde Godard’ın Alfa-kentinde de kişiler sürekli bir takım haplar içmektedirler. Totaliter sistemin zihinleri kontrol altına almasının en ‘kansız’ yolu bu olsa gerek..

İki distopya arasında göze çarpan bir başka benzerlik de kelimelerin yok edildiği ve kitapların yasaklandığı bölümler. Huxley’in dünyasında Ford’dan önceki her şey silinmiş; tarih reddedilmiştir. Bu nedenle tarihi oluşturan tüm siyasi ve kültürel miras, din, kitaplar ve de kayıtlar yok edilmiştir. Çünkü tarihi olmayan bir milleti, istenilen şekle sokmak daha kolaydır. Kitap okumak tüketimi engelleyecek bir eylem olarak görülmekte ve bu nedenle engellenmektedir. Godard kelimeleri yasaklarken daha düz bir yol izler. Aşkı, duyguyu, gözyaşını yasaklarken; İncilde kullanılması yasak olan kelimeleri çıkarır yerlerine yenisini koyar. Bu işlem sürekli güncellemektedir.

Burada bir edebiyat metni ile sinema filminin karşılaştırmanın teknik açıdan sorunlu olduğunu; iki alanın da kendine özgü tenkit paradigmaları olduğunu; bu paradigmaların karşılaştırmalı olarak aynı düzlemde kullanmanın pek adil ve doğru olmayacağını belirtmekte fayda var. Huxley, ütopyanın en uç sınırlarında gezinti yaparken bunu kaleme dökmenin güçlüğü ile karşılaştığını söylemek pek mümkün değil. Oysa Godard’ıın o dönemin sinemasının teknik koşulları da dikkate alındığında hayal ettiği ütopya kentin filme aktarımında oldukça sınırlı imkanlara sahip olduğu dikkate alınmalıdır.

Deneysel tekniklerle bezenmiş bir film

Godard bazı yeni teknikleri bu filmde kullanmış. Birbirinden kopuk hızlı shot’lar, renklerin ters çevrildiği negatif çekimler, dövüş sahnesindeki fotoğraf kareleri ele dondurulmuş ters aksiyon anlatımı muhteşem. Bu yönleri ile başarılı bir sci-fi denemesi olduğu aşikar. Ancak mekân kullanımdaki teknolojik yetersizlikler –her ne kadar o dönemin sinema koşulları için kabul edilebilir bir neden olsa da- filmi görsel açıdan oldukça zaafa uğratıyor. Godard, film boyunca anlamsal olarak teknoloji mağduriyetimizi vurgularken biz de kendisinin teknik olarak düştüğü seviyeyi günümüz koşullarında rahatlıkla görebiliyoruz. Ama az önce de dediğim gibi imgelerin dilini okuyanlar için bütün bu teknik yetersizler hiç göze batmıyor. Hatta bir yerde tat bile veriyor.

Son olarak günümüz toplumu yapısının Godard’ın 50 yıl önce inşa ettiği Alfa-kentin karakteristik formatına doğru evrildiğini söylemek pek de yanlış olmayacaktır. Kelimelerin ve aşkın yok edildiği bir dünya tahayyülü uykularımızı kaçıracak kadar korkunç bir düşünce!
0 beğen · 0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

Sesin, gözlerin, ellerin, dudakların, sessizliğimiz, sözlerimiz, giden ışık ve dönen ışık... İkimiz için tek bir gülümseme... Bilme ihtiyacıyla, bizim görünüşümüz değişmeden gecenin gündüzü yaratmasını izledim. Ey herkesin sevgilisi ve tek bir kişinin sevgilisi ağzın sessizce mutlu olma sözü verdi. "Uzaktan uzağa" der nefret, "yakından yakına" der sevgi. Okşanmak bizi çocukluğumuzdan çıkarır. İnsanın şeklini git gide aşıkların karşılıklı karşılıklı konuşması olarak görüyorum. Her şey hareket halinde... Yaşamak için ilerlemek yeterli, sevdiklerine doğru ilerlemek... Sana doğru gidiyordum, durmaksızın, ışığa doğru. Gülümsemense, bu beni iyice ele geçiriyor. Kollarınsa sisi deliyor.
0 beğen · 0 yorum
Gole Gandom

Gole Gandom

@buseozlu

Neden insanlar sürekli konuşmak zorunda? Belkide bu kadar çok konuşmamalı, hayatı sessizce yaşamalıyız. Ne kadar çok konuşursak, kelimeler de anlamlarını o kadar yitiriyor.
Alphaville, Lemmy Caution'un Garip Serüveni
filme 9 verdi, inceleme eklemedi.
2 beğen · 0 yorum
Ela koukla mou

Ela koukla mou

@pisipisine

Bazen, gerçeklik sözel iletişim için fazlasıyla karmaşıktır. Ama söylence(efsane), tüm dünyaya yayılmasını mümkün kılacak bir şekilde bu gerçekliği dışa vurur.
Alphaville, Lemmy Caution'un Garip Serüveni
filme 7 verdi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
11
FİLM
Distopya Üzerine Kurgulanmış En İyi Filmler
Gelecek zamanla ilgili zaman zaman ürkütücü olabilen sıradışı senaryolar üzerine kurgulanmış en iyi distopya filmleri bu list...
8.5/10
4 oy
Sence kaç puan almalı?
0
Benzer Filmler
2001
1997
2006
1990