up
ara

Gaye Şahin

"kendisinde buldu bulan, bulmadı taşrada kalan, canların kalbinde olan, inanç nedir şimdi bildim" Muhyiddin Abdal
Doğum Tarihi : 29 Eylül Pazartesi
Katılım Tarihi : 6 Nisan Cumartesi 2013 23:29 - 2272 gün
Cinsiyet : Kadın
Şehir : İstanbul / Türkiye (Turkey)
"kendisinde buldu bulan, bulmadı taşrada kalan, canların kalbinde olan, inanç nedir şimdi bildim" Muhyiddin Abdal
Gaye Şahin

Gaye Şahin

@gayesahin - İstanbul

13.04.16

anlam bilimi nedir?

Diğer ismi Semantik'tir. Genelde dilbilimcilerin üzerine çalıştığı bir alandır. Kelimelerin anlamlar, düşüncelerde oluşturdukları karşıtlık, zamanla anlamların değişmesi gibi konuları inceler.
yorum
Gaye Şahin

Gaye Şahin

@gayesahin - İstanbul

13.04.16

big bang teorisi nedir?

Evrenin nasıl oluştuğunu açıklamak için üretilmiş bir teoridir. Teoriye göre bütün evren yani tüm yıldızlar, gezegenler, atomlar, herşey bir patlama ile oluşmuştur. Bu patlama sayesinde atom altı parçacıklar oluşan ve sürekli genişleyen uzaya saçılmıştır. Milyonlarca yıl içerisinde bu parçacıklar atomları, atomlar birleşerek molekülleri oluşturmuştur. Evren şu an 14 Milyar yıl yaşındadır. Bu süreç içerisinde oluşan moleküller bir araya gelip yıldızları, gezegenleri oluşturmuştur. Evrenin oluşmasını açıklamaya çalışan bu teoriye Big Bang Teorisi yani Büyük Patlama Teorisi denir. Teori olmasına yani %100 kesinliği olmamasına karşın bilim adamlarının büyük çoğunluğu bu teoriye inanmaktadır. Bu arada dünyamız 4,54 milyar yıl yaşındadır. Yani dünya oluşmadan önce 10 milyar yıl geçmiştir.
Örn: Big Bang'in ilk saniyelerinde ortaya çıkan ısı 4 Trilyon °C'dir. Güneşin merkezi ise 50 milyon °C sıcaklığındadır.
yorum
V. D. Kayıkçı
"Türk olmayanlar gitse keşke diyorum kendi kendime..
Önce Ermeniler beğenmiyorlarsa terketsinler ama Balyan Ailesi’ni ve yaptıkları Çırağan Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Kuleli Askeri Mektebi, Selimiye Kışlası, Gümüşsuyu Askeri Hastanesi, Malta Köşkü ve Bezmiálem Valide Sultan Camii, Ortaköy Camii, Hamidiye Camii, Pertevniyal Valide Sultan Camii ve daha nice dünyanın hayranlıkla izlediği mimarilerini de alsınlar giderken…
Ve Ermeniler giderken kesinlikle Adile Naşit’i götürsünler istiyorum…Onno Tunç’u, usta Ara Güler’i, Ayhan Işık’ı da alsınlar. Cem Karaca da şarkılarını alıp gitmeli ki tam olsun. BİZ den başkası kalmasın…Tiyatronun kurucusu Agop Vartiyan’ı (Güllü Agop) ve ilk opera topluluğunu kuran, ilk operetimiz Dikran Çuhacıyan’ı vs vs vs unutmasınlar. Ermeniler hepsini alıp gitseler keşke diyorum.
Bizim bir tanemiz dünyaya bedeldir.. sadece BİZ ler kalalım.
Rumlar da gitsin istiyorum. Giderken mutlaka o güzel cumbalı ahşap evleri, hayranlıkla izlediğimiz, hiçbirimizin estetikden anlayabilip köyümüzde falan yapmayı bile denemediği, şehirlilerin ise “Ah bir tane satın alabilsek” diye hayal ettiği Rum taş evlerini ve arnavut kaldırımlarını da götürsünler istiyorum. Koca Mimar Sinan’ı .. Ve Selanik türküsünü, o güzel Rum meyhanelerini ve hep içtiğimiz rakıyı da alıp gitmeliler. Kim neyi varsa alsın da gitsin.
Kürtler Yaşar Kemal’i, Ahmed Arif’i, İsmet İnönü’yü, Bülent Ecevit’i, halayları, halk oyunlarını, ağıtlarını, şarkılarını… Deniz Gezmiş’i, Yılmaz Güney’i, Ahmet Kaya’yı, Erol Taş’ı ve Teoman’ı…Ne bileyim işte bütün profesörlerini, öğretmenlerini, kara cahilini vs. alıp da gitmeli.
Araplar Battal Gazi’yi, kebaplarını ve tavlalarını..
Bulgarlar şarkılarını türkülerini, “Ayletme beni”yi, “Arda boyları”nı, damat halayını, şarkıcı Ciguli’yi:) ve akıtmalarını, börek çöreklerini, tatlı bozalarını…taklitleri yapılan komik aksanlarını, Naim Süleymanoğlu’nu ve Sabahattin Ali’yi…alıp da gitmeli.
Çerkesler de terketmeli burayı…Ama terkederken Yeşilçam’dan Türkan Şoray’ı, Türk edebiyatının içinden ise Ömer Seyfettin’i çekip alsınlar istiyorum. Nazım Hikmet Ran ve isterlerse Çerkes Etem’i de götürsünler giderken…
Lazlar fıkralarını, takalarını, horonu, hamsiyi, muhlamayı ve Topal Osman’ı hatta Kazım Koyuncu’yu…Süryaniler ise kaburga dolmalarını, içli köftelerini, şaraplarını, Coskun Sabah’ı ve Anılar şarkısını da alabilmeli giderken mesela…
Romanlar çingeneler toplasın sazlarını, çadırlarını, Neşet Ertaş’ı ve türkülerini de götürsünler istiyorum giderken.
Aynı ırkımız, dilimiz ve dinimizle bir tek BİZ kalalım istiyorum.
Sonra birbirimize bakalım uzuun uzun…
Ve soralım istiyorum.
BİZ kimiz? diye."
V. D. Kayıkçı
2 yorum
Soner Yalçın
Çektiği çocuk fotoğrafı intiharına neden olan gazeteci

Gazeteci Nilüfer Demir’in Bodrum’da çektiği Suriyeli küçük Aylan’ın sahile vurmuş cansız bedeninin fotoğrafı, haber etiği tartışmasına neden oldu. Kimi “mülteci dramı seyirlik oyun değil” derken, kimi “gerçeklerin gün yüzüne çıkması için gerekliydi” dedi. Bilinir ki: Bir fotoğraf binlerce söze bedeldir. Ve 20 yıl önce dünya, benzer bir çocuk fotoğrafını tartıştı. Fotoğraf dünyanın en prestijli Pulitzer Ödülü’nü aldı ama fotoğrafı çeken gazeteci Kevin Carter intihar etti. İşte bir fotoğraf karesinin yürek burkan hikayesi…


- Adı, Kevin Carter…
Güney Afrika Cumhuriyeti/Johannesburg’da 13 Eylül 1960’da doğdu.
Anne ve babası; Katolik ve liberaldi.
Beyazların oturduğu orta sınıf mahallede büyüdü.
Siyahların “ırkçı beyaz devlet” tarafından nasıl baskılara maruz kaldığına tanıklık etti.
Eczacı olmak istiyordu. Okumak istemediğine karar verdi ve askere gitti. Hava Kuvvetleri’nde dört yıl görev yaptı.
1980 yılında bir siyah garsonun barda askerler tarafından tartaklanmasında garson lehine tanıklık yaptı.
“David” adlı radyoda çalışırken, 20 Mayıs 1983’te Church Street’te 19 kişinin ölümü ve 217 kişinin yaralanmasına neden olan bombalı saldırıdan sonra gazeteci olmaya karar verdi.
Umduğu gibi olmadı; Johannesburg Star gazetesinde spor fotoğrafçısı olarak işe başladı.
Hırslıydı; spor dışında ırkçı apartheid vahşetini teşhir eden fotoğraflar çeki. Bu fotoğraf karelerinin vahşeti, yayınlanıp yayınlanmaması tartışmalarına neden oldu.
O ise, fotoğraflarını “fotoğrafların dehşeti insanları korkutuyor ama sorun bu nedenle hep konuşuluyor” diye savundu.
Ve…. 11 Mart 1993…
Kevin Carter

Gazeteci Kevin Carter’ın yaşamını değiştiren tarihti bu.
Portekizli gazeteci Joao Silva, İspanyol gazeteciler José María Luis Arenza ile Luis Davilla ve Japon gazeteci Akio Fujiwara ile birlikte Birleşmiş Milletler’e ait insani yardım gemisiyle Güney Sudan’a gittiler.
BM yetkilileri bir köy yakınında kurdukları merkezde mısır dağıtmaya başladı.
Kevin Carter bu merkezin dışına çıktı.
Bir kilometre kadar kamptan uzaklaşmıştı ki hayatını değiştirecek olayla
karşılaştı:
Küçük kız çocuğu kampa doğru gelirken yığılıp kalmıştı ve hemen arkasında ölmesini bekleyen yırtıcı bir kuş/akbaba vardı.
Kevin Carter akbabayı korkutup kaçırmamak için 10 metre kadar yaklaştı. Ve…
Fotoğraf makinesinin deklanşörüne bastı.
İki hafta sonra…
Fotoğraf New York Times’ta yayınlandı.
Fotoğraf bir sonraki gün dünyanın pek çok yerinde yayınlandı.
İnsanlar fotoğraftaki minik kız çocuğunun kaderini sormak için gazetelerle temasa geçti.
Sudan’a yapılan insani yardımlar patlama yaptı.
Bir yıl sonra…
Nisan 1994’te dünyanın en prestijli gazetecilik ödüllerinden olan Pulitzer Ödülü Kevin Carter’a verildi.
Fakat…
Ödül alınan fotoğraf dünyada büyük bir tartışmaya neden oldu. Kevin Carter fotoğrafı çektikten sonra olay yerinden çekip gitmişti!
Kız çocuğunun akıbeti bilinmiyordu.
Kimi, yardım torbasını alan annesinin gelip çocuğu götürdüğü söyledi.
Kimi, kız çocuğunun kalkıp yürüyerek kampa ulaştığını söyledi.
Ancak…
Tartışmalar hiç bitmedi. Hedefteki isim, Kevin Carter idi. “Yardım görevlisi değilim sadece fotoğrafçıyım üstelik bulaşıcı hastalıklar nedeniyle hiç kimseye dokunmamamız konusunda uyarılmıştık” açıklamasını yaptı.
Bu talihsiz açıklama tepkileri büyüttü.
Öyle ya…
Eline dokunmadan da yapacakları vardı kuşkusuz.
“Vahşet Paparazzisi” gibi ağır sözlere dayanamadı; ruh sağlığı bozuldu.
Tarih: 27 Temmuz 1994.
Kevin Carter pikabını Johannesburg banliyösü Parkmore’ne sürdü. Çocukların oyun oynadıkları Eğitim Merkezi’ne park etti.
Kulağına walkman taktı. Ve… Pikabın egzosunu, oturduğu yere vererek intihar etti.
Arkasından şu mektubu bıraktı:
“Ben gerçekten, gerçekten üzgünüm. Yaşamın acı nafaka … … para için sevinç kiralık … telefon olmadan … … para depresif yok noktaya parayı sevinç geçersiz kılar Borçlar … para !!! … ben katil cellatların sorumsuz deliler, sık sık polisin, açlıktan ya da yaralanan çocukların … cinayetleri ve cesetler ve öfke ve acı anıları canlı peşindeyim ben .. . Ben katılmak için gitti Ken Ben şanslı olduğunu olursam.”
“Şanslı” bulduğu Ken; Ken Oosterbroek idi; foto muhabiriydi ve 18 Nisan 1994’te bir çatışmayı görüntülerken öldürülmüştü. Aralarında Kevin Carter’ın bulunduğu gazetecilerin kurduğu “Bang Bang Kulübü” üyesiydi…
Kevin Carter’ın ardından…
Savatage ve Manic Street Preachers gibi müzik grupları şarkılar yaptı.
Amerikalı yazar Mark Z. Danielewski, “House of Leaves” adlı romanını yazdı.
Yazar Masha Hamilton bir kitabını ona ithaf etti.
Taylor Kitsch’in oynadığı “Bang Bang Kulübü” film oldu.
Sonuçta…
Bugün hâlâ Kevin Carter’ın fotoğrafı, “etik mi değil mi?” diye tartışılıyor.
Ama kimse…
Sudan’da petrol için kimlerin iç savaş çıkardığını; ülkeyi kimlerin böldüğünü ve insanları kimlerin açlığa mahkum ettiğini yazmıyor-tartışmıyor!

Nagazaki’nin unutulmaz acı yüzü

- Adı, Joseph (Joe) Roger O’Donnell…
Foto muhabiriydi.
7 Mayıs 1922 yılında Johsontown/Pensilvanya’da doğdu.
İkinci Dünya Savaşı’nda çektiği fotoğraflar ile ödüller kazandı.
Bunlardan birini 1 Aralık 1943’te çekti: Bu, Stalin, Roosevelt ve Churchill’in Tahran’daki görüşmelerinin fotoğrafıydı.
Fakat…
Bunları değil…
Savaş yıllarında çektiği bir fotoğrafı ölene kadar unutamadı…
ABD’nin Nagazaki’ye 9 Ağustos 1945’te attığı atom bombası sonucu 143 bin 124 kişi hayatını kaybetti.
Ölenlerden biri, isimsiz küçük Japon çocuktu…
Joe O’Donnel atom bombası sonrasında Nagazaki’ye ilk girenlerden oldu.
Ölen kardeşini yakılması için krematoryum önüne getiren ve bir asker gibi duran Japon çocuğunun yüz ifadesi unutulacak gibi değildi.
Joe O’Donnel defterine şu notu düşecekti:
“Nagazaki, 1945. On yaşlarında bir çocuk gördüm sessizce yürüyen. Sırtında bir bebek taşıyordu. Japonya’da o günlerde, çok sık görülürdü sırtlarında kendi küçük kardeşlerine sahip çıkan çocuklar, ama bu çocuk açıkça diğerlerinden farklıydı.
Yüzündeki ifadeden ciddi bir nedenle buraya gelmiş olduğu görülebiliyordu. Ayağında ayakkabısı yoktu. Yüzü kaya gibi sertti.
Bebek ise uyuyor gibiydi.
Çocuk beş ya da on dakika durdu.


Joseph (Joe) Roger O’Donnell

Beyaz maskeli adamlar ona doğru yürüdü ve sessizce bebeği tutan ipi çıkarmaya başladılar. O zaman bebeğin ölmüş olduğunu gördüm.
Adamlar bebeği el ve ayaklarından tutarak ateşin üzerine yerleştirdiler.
Çocuk, alevleri izlerken, dimdik ve hareket etmeden duruyordu. Dudağını o kadar kuvvetli ısırıyordu ki alt dudağına kan oturmuştu.
Ateş güneş batımı gibi hafif hafif yandı ve bitti.
Çocuk arkasını döndü ve sessizce uzaklaştı.”
Ne ilginç rastlantıdır…
Joe O’Donnell…
Nagazaki’ye atılan atom bombasının yıldönümünde, 9 Ağustos 2007’de hayata gözlerini kapadı…

MÜLTECİ AFGAN KIZININ SON YOLCULUĞU

- Adı, Erik Refner…
Danimarka/Kopenhag’da 1971 yılında doğdu.
Maceracı bir ruhu vardı; gençliğinde dünyayı dolaştı. Örneğin, İsrail Kibbutz’da 3 ay geçirdi. Şili’de yaşamak istedi ama ülkesine dönüp Danimarka Ordusu’nda çavuş oldu!
Fotoğrafçılığa merak sardı. Sonra foto muhabiri oldu.
Halen Danimarka’da, Berlingske Tidende gazetesinde foto muhabiri olarak çalışıyor.
2001 yılında Pakistan’da çektiği fotoğraf ile dünyaca tanındı ve “Yılın Dünya Basın Fotoğrafı” gibi çeşitli çok önemli ödüller kazandı…
Tarih: 7 Ekim 2001.
11 Eylül saldırılarını gerekçe gösteren ABD, Afganistan’ı bombalamaya başladı.
Başta Kabil olmak üzere binlerce insan komşu Pakistan’a kaçtı.
Afganlı mültecileri komşu ülkeleri kabul etmedi.
Afganlılar sınırlara yığıldı. Açlık-susuzluk özellikle çocuk ölümlerine sebep oldu.
Erik Refner, çocuk ölümlerinden birini çektiği fotoğrafla ölümsüzleştirdi.
2001 yılında Pakistan sınırındaki mülteci kampında hayata veda eden bir minik çocuğun fotoğrafıydı bu…
Yakınları, yaşamının daha başlangıcındaki kız çocuğunu son yolculuğuna hazırlarken, gazeteci Erik Refner, fotoğraf makinesinin deklanşörüne bastı…


Erik Refner

Fotoğraf dünyanın birçok gazetesinde yayınlandı.
Batılılar çok üzüldü ama o kadar!
Mülteci sorunu hâlâ sürüyor.
Ve hâlâ bizlere sürekli “ etik mi değil mi” tartışması yaptırılıyor!
Peki…
Hırsızın hiç mi suçu yok arkadaş?
Savaşların, mültecilerin sorumlusu kim; belli değil mi?
Demek çok üzülmüşler öyle mi?
Hep üzülüyorlar.
Ve hep öldürüyorlar…
0 yorum
Gaye Şahin

Gaye Şahin

@gayesahin - İstanbul

Uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir eser. Ben elimden bırakmamak için uykuya küstüm. Hele ki o sevginin, sevgilinin doyumsuz tarifleri, benim dünya ile ilişkimi kesti..
ataç ikon Şah ve Sultan
kitaba 10 verdi
0 yorum
Gaye Şahin

Gaye Şahin

@gayesahin - İstanbul

Bu kitapta kendilerine ikinci bir şans verilen kadınların küllerinden doğuşu var, aşk var, dostluk, sevgi ve umut var. Kafam çok dolu diyorsanız, beni zorlamayacak, akıp gidecek bir kitap istiyorsanız tavsiye ederim.
0 yorum
Gaye Şahin

Gaye Şahin

@gayesahin - İstanbul

- Güzel bir şeye bakınca ağlar mı insan?
"Ağlarmış demek ki" dedim. "Buna güzellik mi diyeceğiz, başka bir şey mi bilmiyorum ama bu kadarı insan yüreğine ağır geliyor, kaldıramıyorsun. Ona bakarken Mevlana'nın sizeleri gelmişti aklıma: Bu aşka ilahi diyemem korkarım / İnsani diyemem utanırım."
ataç ikon Kardeşimin Hikayesi
kitaba 5 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Gaye Şahin

Gaye Şahin

@gayesahin - İstanbul

Ölümün son iyiliği,bir daha ölümün olmamasıdır.
ataç ikon Nietzsche Ağladığında
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Gaye Şahin

Gaye Şahin

@gayesahin - İstanbul

Söylediklerim hep yalan. Bundan utanıyorum; Tanrı bilir ki benim size saygım vardır, bu saygı size yalan söylememi önlemeliydi. Siz beni seviyorsunuz, bana karşı gerçekçisiniz, size kendimi beğendirmek için işi öyle edebiyata dökmeye ihtiyacım yok.

-Ya? İki dakikadan beri söylediğiniz o güzel sözler demek edebiyattı?
ataç ikon Kırmızı ve Siyah
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Gaye Şahin

Gaye Şahin

@gayesahin - İstanbul

04.04.18

Kolonya nedir?

Limonu makbul olan, tütününden uzak durulması gereken alkollü içilmeyecek şey.
yorum
Gaye Şahin

Gaye Şahin

@gayesahin - İstanbul

13.04.16

noel nedir?

Genelde 25 Aralık bazı hristiyan mezheplerine göre 6 Ocak'ta İsa Peygamberin doğduğu düşünülerek yapılan kutlamadır. Hristiyanlar için büyük gündür, bizde yılbaşı ile karıştırılır.
yorum
Soner Yalçın
YÜZLEŞELİM...

15.09.2015


Teş­hi­si doğ­ru ko­ya­lım:
Tür­ki­ye­’de ak­lı tü­müy­le yok et­me­ye yö­ne­lik bir iç sa­vaş var.
Bu sa­va­şın bir cep­he­sin­de PKK var.
Pe­ki…
PKK ne­den ço­cuk­la­rı­mı­zı öl­dü­rü­yor; bu­na ya­nı­tı olan var mı?
Öy­le ya…
Kürt­çe mi ya­sak?
Kürt­çe öğ­re­ten özel okul, ens­ti­tü aç­mak mı ya­sak? x, w, q harf­le­ri­ni kul­lan­mak mı yasak?
Kürt­çe ga­ze­te, der­gi, ki­tap çı­kar­mak mı ya­sak?
Kürt­çe tv, rad­yo mu ya­sak?
Kür­t’­ün par­ti kur­ma­sı mı ya­sak? Kürt­çe pro­pa­gan­da yap­ma­sı mı ya­sak?
Kür­t’­ün be­le­di­ye baş­ka­nı, mil­let­ve­ki­li, ba­kan, baş­ba­kan, cum­hur­baş­ka­nı ol­ma­sı mı ya­sak?
Kür­t’­ün kay­ma­kam, va­li ol­ma­sı mı ya­sak?
Kür­t’­ün as­ker, su­bay ol­ma­sı mı ya­sak? Kür­t’­ün Meh­met­çik ol­ma­sı mı ya­sak?
Kür­t’­ün me­mur ol­ma­sı mı ya­sak?
Kür­t’­ün şar­kı­cı-ar­tist-fut­bol­cu ol­ma­sı mı ya­sak?
Kür­t’­ün ye­rel kı­ya­fe­ti­ni giy­me­si mi ya­sak?
Kürt­çe tür­kü mü ya­sak?
Kürt­çe film mi, ti­yat­ro mu ya­sak? Şi­ir mi ya­sak?
Kür­t’­e şir­ket kur­mak, hol­ding sa­hi­bi ol­mak mı ya­sak? Tür­ki­ye­’nin en zen­gin 100 ki­şi­si ara­sı­na gir­me­si mi ya­sak?
Kür­t’­e ül­ke­nin bel­li bö­lü­mün­de ya­şa­mak mı ya­sak?
Kür­t’­e se­ya­hat öz­gür­lü­ğü mü ya­sak? 5 yıl­dız­lı otel­ler mi ya­sak?
Kür­t’­e Ka­be­’ye git­mek mi ya­sak?
Kür­t’­e ana­ya­sa halk­lar mı ya­sak?
Tür­ki­ye­’de Tür­k’­e ne ser­best de Kür­t’­e ya­sak!
Bu ka­dar kan, ana dil­de eği­tim için mi akı­yor?
Ço­cuk ol­ma­yı­nız…
Bu ta­şe­ron te­rö­rün tek ama­cı var:
Tür­ki­ye­’yi böl­mek!..
Baş­ka açık­la­ma­sı var mı?

Bi­ri­nin tek is­te­ği var

BİRİ…
400 mil­let­ve­ki­li is­ti­yor.
Bu­nu ne yap­mak için ta­lep edi­yor?
13 yıl­da ne ya­pa­ma­dı ki, 400 mil­let­ve­ki­li alın­ca ya­pa­cak?
Öy­le ya…
TBMM’­yi de­kor ha­li­ne ge­tir­di.
Ba­kan­lar Ku­ru­lu­’nu emir eri yap­tı.
Çı­kart­tır­dı­ğı tor­ba ya­sa­lar­la is­te­di­ği­ni yap­tı!
Si­ya­sal Par­ti­ler Ya­sa­sı­’nı de­ğiş­tir­di.
Te­rör ya­sa­la­rı­nı de­ğiş­tir­di.
Ka­mu İha­le Ya­sa­sı­’nı 13 yıl­da 164 kez de­ğiş­tir­di! İs­te­di­ği iha­le­yi is­te­di­ği “ha­vuz­cu­su­na­” ver­di.
Ada­le­te olan inan­cı yok et­ti. Ana­ya­sa­’yı kaç kez ih­lal et­ti.
Mil­li Eği­tim sis­te­mi­ni 14 kez de­ğiş­tir­di!
Ba­şör­tü­sünü il­ko­kul­la­ra, dev­let da­ire­le­ri­ne, du­ruş­ma oda­la­rı­na sok­tu.
Su­ri­ye, Irak, Mı­sır, İs­ra­il gi­bi ül­ke­ler­le iliş­ki­le­ri bi­tir­di.
Kon­so­lo­su­mu­zu, bü­yü­kel­çi­mi­zi ge­ri çek­me­di­ği ül­ke kal­ma­dı.
İs­te­di­ği açı­lı­mı yap­tı.
Et­ki­siz­le­şen PKK’­yı di­rilt­ti. Yet­mez­miş gi­bi ba­şı­mı­za IŞİD be­la­sı sar­dı.
Mil­li Gü­ven­lik Ku­ru­lu­’nu pa­si­fi­ze et­ti.
Kum­pas or­tak­lı­ğıy­la TSK’­yı çö­kert­ti.
Mer­kez Ban­ka­sı­’n­dan Tür­ki­ye Fut­bol Fe­de­ras­yo­nu­’na; TRT’­den RTÜ­K’­e tüm özerk ku­rum­la­rı felç et­ti.
Mil­li bay­ram­la­rı­mı­zı, an­dı­mı­zı ve dev­let ku­rum­la­rı adın­da­ki Tür­k’­ü kal­dır­dı.
Dev­le­tin va­li­si­ni, em­ni­yet mü­dü­rü­nü par­ti­li yap­tı.
Ha­vuz med­ya­sı kur­du; “A­lo Fa­ti­h” dö­ne­mi­ni baş­lat­tı.
Kı­zı­nı ken­di­ne da­nış­man yap­tı.
Köy­lü­ye “a­na­nı da al gi­t” de­di.
301 ma­den­ci­nin kat­le­dil­me­si­ni “bu işin fıt­ra­tın­da va­r” di­ye de­ğer­len­dir­di.
Ge­zi­’de gen­ce­cik ço­cuk­la­rın ölü­mü­ne se­be­bi­yet ver­di.
Ber­ki­n’­in an­ne­si­ni yu­ha­lat­tı.
Ağaç­lar kes­tir­di. Hey­kel­ler yık­tır­dı.
Ma­aş­la­rı, üc­ret­le­ri kü­çült­tü. Ta­rı­mı, üre­ti­mi yok et­ti; ül­ke­yi ne­oli­be­ral “ku­mar­ha­ne eko­no­mi­si­ne­” tes­lim et­ti.
Dış ve iç borç­lan­ma­da re­kor­lar kır­dı.
Dev­le­tin ör­tü­lü öde­ne­ği­ni ken­di pa­ra­sı gi­bi kul­lan­dı.
De­niz Fe­ne­ri, 17/25 Ara­lık gi­bi yol­suz­luk­la­rın üze­ri­ni ka­pat­tır­dı.
İs­te­di­ği dev­let ma­lı­nı sat­tı.
Sa­ray­lar yap­tır­dı. Özel uçak­lar al­dı. Ken­di ma­lı gi­bi zırh­lı Mer­ce­des­ler he­di­ye et­ti.
Uzat­ma­ya­yım…
Bi­ri…
400 mil­let­ve­ki­li­ni ne­den is­ti­yor?
Evet…
13 yıl­da ne yap­mak is­te­di ya­pa­ma­dı da şim­di 400 mil­let­ve­ki­liy­le onu ya­pa­cak?
Tek bir is­te­ği var:
Re­ji­mi de­ğiş­tir­mek!
Ata­tür­k’­ün Cum­hu­ri­ye­ti­’ni yok et­mek! Baş­ka açık­la­ma­sı var mı?

Ya sen kar­de­şim

13 yıl­dır Tür­ki­ye­’yi yö­nel­ten bi­ri­nin ne is­te­di­ği bel­li…
Ül­ke­yi kan gö­lü­ne çe­vi­ren te­rör ör­gü­tü­nün ne is­te­di­ği açık…
Pe­ki…
Sen ne is­ti­yor­sun ca­nım kar­de­şim?
Evet sa­na söy­lü­yo­rum AK­P’­li kar­de­şim!
Evet sa­na söy­lü­yo­rum Kürt kar­de­şim!
Sen ne is­ti­yor­sun?
Bu ger­gin­lik…
Bu bo­ğaz­laş­ma…
Bu bö­lün­me sür­sün mü is­ti­yor­sun?
Söy­le… Sen ne is­ti­yor­sun?
Bak! Doğ­ru­ya doğ­ru di­ye­lim ön­ce.
Bü­yük şa­iri­mi­zin de­di­ği gi­bi…
“Ve bu dün­ya­da, bu zu­lüm se­nin sa­yen­de.
Ve aç­sak, yor­gun­sak, al­kan için­dey­sek eğer ve hâ­lâ şa­ra­bı­mı­zı ver­mek için üzüm gi­bi ezi­li­yor­sak ka­ba­hat se­nin, -de­me­ğe de di­lim var­mı­yor ama-ka­ba­ha­tın ço­ğu se­nin, ca­nım kar­de­şim!”
Şa­ir hak­sız mı?
Evet ca­nım kar­de­şim…
Ka­ba­ha­ti­miz­le yüz­leş­mek zo­run­da­yız.
Dü­n’­de ka­la­lım de­mi­yo­rum; he­pi­miz ni­ce ha­ta­lar yap­tık.
Ama ar­tık…
Ül­ke uçu­ru­mun ke­na­rı­na gel­di.
Do­ğu­’da Ba­tı­’da in­san­la­rı­mız bir­bi­ri­nin bo­ğa­zı­na sa­rıl­ma­ya baş­la­dı.
Bu­nun so­nu inan çok kö­tü ola­cak; akan kan he­pi­mi­zi bo­ğa­cak.
“A­teş bi­zim evi sar­ma­z” de­me, ya­nı­lır­sın!
Ölü­mün her evin ka­pı­sın­da ol­du­ğu­nu gör­mü­yor mu­sun?
O hal­de… “Ye­ter ar­tı­k” de­me vak­ti gel­me­di mi?
Sa­na söy­lü­yo­rum AK­P’­li kar­de­şim…
Sa­na söy­lü­yo­rum Kürt kar­de­şim…
“Ben ne ya­pa­bi­li­ri­m” de­me.
“Be­nim gü­cüm ne ki­” de­me.
“Yol gös­te­r” de­me.
Sil­ke­len ar­tık. Gü­cü­nü gös­ter.
Çı­kar şu se­si­ni. Ba­ğır ba­ğı­ra bil­di­ğin ka­dar.
Ses­siz kal­mak bu kan­dan bes­le­nen iğ­renç si­ya­se­ti onay­la­mak­tır.
Ço­cuk­la­rı­na na­sıl bir ül­ke bı­ra­ka­cak­sın bir dü­şün.
Ha­di…
Şu kan­lı oyu­nu boz ar­tık…
6 yorum
Turgay Coşkun (@turgaycoskun)
Her cümlenize katılıyorum... Kutlarım.
27.02.16 beğen cevap
Turgay Coşkun (@turgaycoskun)
Gerçi Soner Yalçın yazmış.. Olsun...
27.02.16 beğen cevap
H₂SO₄ (@ana)
Kürtün amacı nedır @kafestekiadam ?
27.02.16 beğen 1 cevap
Soner Yalçın
PKK'NIN SON SAVAŞI

93 Harbi denen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nı kaybettik.
Ruslar; Batı’dan İstanbul ve Doğu’dan Erzurum’a kadar geldi.
II. Abdülhamit “beyaz bayrağı” çekip barış istedi.
İki taraf Ayastefanos/Yeşilköy’de 3 Mart 1878’de toplandı.
Ruslar ağır şartlar ileri sürdü; Sırbistan, Karadağ, Romanya bağımsızlığı, Bulgaristan-Bosna Hersek özerkliği gibi…
Görüşme masasındaki Rus Komutan Nikolay Nikolayeviç’in, Ortodoks dindaşlarının eziyet gördüğünü belirterek askerlerinin İstanbul’u almalarının an meselesi olduğunu söylemesi, Osmanlı başkentinde isyana neden oldu.
Tatavla (Kurtuluş) semtindeki Rumlar, Rus heyetinin sözlerini haklı çıkarmak için isyan çıkardı.
- Bugünün İstanbul valisi yetkisine sahip- Dersaadet (Merkez) Zaptiye Müşiri, olay yerine hemen asker gönderilmesini isteyen talebi başvekil/sadrazam Ahmet Vefik Paşa’nın eline geçti.
Başvekil/Ahmet Vefik Paşa asker talebini nelere yol açacağını iyi biliyordu. İsyancıları sokağa dökenlerin amacı buydu.
Ahmet Vefik Paşa hemen arabasına atlayıp Tatavla’ya gitti.
Gösteri sürüyordu; 400-500 kişi vardı.
55 yaşındaki başvekil arabasını isyancıların önünde durdurdu. Eylemciler şaşkındı; bu gösterişli makam arabasının burada ne işi vardı?
Başvekil arabadan indi; romatizmalı ayaklarını taşlara sürterek yürüyerek göstericileri önüne geldi. Ve beklenmedik bir hareket yaptı; elindeki sopayı göstericilere indirmeye başladı. Birden…
İsyancılar çil yavrusu gibi dağılıverdi.
Zaptiye Müşiri, Başvekil Ahmet Vefik Paşa’nın, Tatavla’ya gittiğini öğrenince alelacele yanına koştu.
Ahmet Vefik Paşa. müşiri görünce, “yakınıma gel” diyerek iki parmağını ona uzatıp, “Ben adamın iki gözünü birden oyarım! Seni tembel herif seni! Taburla asker sevkedeceğine kendin gelip dağıtamaz mıydın? Devletin başına gaile mi (sıkıntı mı) açacaksın?”
Tatavla’daki olayın şu sonucu oldu:
Asâkir-i Zabtiyye geçici olarak seraskerliğe bağlandı; müşirliğin yerine kurulan Zaptiye Nezâreti’nin sadece polisiye işleriyle ilgilenmesi sağlandı.
Daha sonra zaptiyenin yerini jandarma aldı; Umum Jandarma Merkeziyesi kuruldu!
Aradan yıllar geçti…
AKP, jandarmayı tekrar valilerin emrine verdi! Valileri komutan yaptı!
Hayır, anlatmak istediğim tam bu değil…
PKK genelgesi
Soru:
Tatavla’daki cesareti gösterecek bir başvekilimiz/ başbakanımız var mı?
Yok!
“Çömelen başkomutanın” başbakanı nasıl olur?
Hakkari Dağlıca’dan şehit haberleri gelirken; yüreklere acı düşerken o futbol maçındaydı, gollere seviniyor; kahkaha atıyordu!
Ekrandaki görüntüsü nedeniyle herhalde uyarıldı ki maç bitmeden Ankara’ya yola çıktı; güvenlik zirvesini toplamak için!
Bu güvenlik zirveleri hiç bitmiyor; sürekli toplanıyorlar; saatlerce konuşuyorlar.
Ardından şehit haberleri geliyor ve yine toplanıyorlar; yine saatlerce konuşuyorlar!
Her seferinde bölgeye asker sevk ediyorlar! Tabii ki kendileri gitmiyor. (Kendileri gitmediği gibi çocukları da gitmiyor!)
Ve… Dün ortaya çıktı ki…
Emniyet Genel Müdürü Celalettin Lekesiz 81 il emniyet müdürlüğüne gönderdiği genelgede polislere “tereddüt etmeyin silah kullanın” dedi! (7.9.20215, Cumhuriyet)
İlk bakışta genelge haklı gibi duruyor. Ama değil…
Silivri Cezaevi’nde 2 yıl aynı koğuşta kaldığım Gazi Astsubay Oktay Yıldırım şöyle yazdı:
“PKK’nın halkı devlete karşı kışkırttığı en büyük eylemi kuşkusuz 1992 yılı 21 Mart’ında Şırnak ve Cizre’deydi. Halkını bir bölümünün desteğini almışlardı… Bugüne baktığımda aynı halk desteğini göremiyorum… Bunun nedeni büyünün bozulmuş olması. Halk gerçek yüzlerini gördü… Bu iş bitiştir.” (6.9.2015, Aydınlık)
Doğru saptama.
PKK onca çabasına rağmen halkı ayaklandıramıyor.
Aksine yaptığı terör bölgede tepki alıyor.
Ya halkı ayaklandıracak ya da artık silah bırakıp sivil siyasete girecek. Başka yolu görünmüyor. Bu derece sertliğinin sebebi de bu’! Peki…
PKK bu haldeyken Emniyet Genel Müdürü’nün genelgesine ne gerek var?
Türkiye; Başvekil Ahmet Vefik Paşa kabiliyetinden o kadar yoksun ki, zaptiye görevlileri bitmiş PKK’ya halk desteği peşinde!..
Öcalan nerede?
PKK eskiden olduğu gibi kırsalda saldırmıyor/ saldıramıyor.
Ne yapıyor?
Halk isyanı çıkarmak için -mayınlarla, suikastlerle- şehirde eylem yapıyor.
Fakat… Bunda da başarılı olamıyor; halk tepki gösteriyor. Bu PKK’yı daha da kızdırıyor; sivillere de saldırıyor.
Aslında…
PKK eylemleri hemen bitebilir. Tabii ki…
Ahmet Vefik Paşa gibi Davutoğlu ve Başbakan’ın “çömelen başkomutanı” elindeki sopayı kafalarına vursun demiyorum.
O fırsat kaçtı. Bunu Turgut Özal yapabilirdi, “üç-beş eşkıya” diye küçümsedi.
Ama… Elde başka “sopa” var; Abdullah Öcalan!
Basit bir soru yönelteyim sizlere:
PKK terörünü kim durdurabilir?
Yanıt belli; Abdullah Öcalan!
Peki…
Neden aylardır Öcalan’ın sesi çıkmıyor?
Ya da…
Öcalan’ın sesini çıkarması neden sağlanmıyor?
Öyle ya…
Öcalan “durun” dese PKK silahları susacak!
Oluk oluk kan akarken “Öcalan kartı” neden devreye sokulmuyor?
Ne diyordu Erdoğan ekranda:
“400 vekilimiz olsaydı, bunlar olmazdı!”
Budur!
Meselenin “bam teli” budur!
Dün:
“Öcalan Nevruz’da mesajını görüntülü verse daha mı etkili olur” diye düşünen bu AKP değil miydi?
Bugün:
Öcalan’ın ağzı kapatılıyor!
Israrla… “Öcalan sopası” devreye sokulmuyor.
Amaç belli değil mi; 1 Kasım seçimleri!..
Ağızlarından kaçırdıkları bu gerçektir.
Yandaş AkTroller istedikleri kadar “Erdoğan’ın tv’deki sözleri çarpıtıldı” diye Hürriyet gazetesine saldırsınlar; hayat bir acı gerçeği önümüze koyuyor!
Görünen o ki…
Bu sürecin PKK gibi bir diğer kaybedeni Erdoğan olacaktır; muhalefet partileri yine kurtarmaya çalışmazlarsa…
0 yorum
Diyorum ki
Madem okumayı seviyoruz, aşağıdaki linke de girin, bir okuyun öyleyse.

Okuduktan sonra kayıtsız kalmayacağınızı biliyorum, yalnızca paylaşmayalım, taşın altına elimizi de koyalım istiyorum.

Küçük Arkadaşım

"Neden mi?
Unutamadım o yüzden...
Kalemimi serçe parmağımın boyu kadar kullanmayı,
Silgimi dişlerimle koparıp arkadaşımla paylaşmayı,
Umutlarımı,
Yaşam şartlarımı
Unutmadım o yüzden !!!"

http://www.kucukarkadasim...-bir-kalem.html
0 yorum
Gaye Şahin

Gaye Şahin

@gayesahin - İstanbul

Doğum günümde ilk kez bir kitap hediye edilmişti bana, canım Halacım, bir solukta okudum, sonra anladım ki bir insana verilebilecek en güzel hediye kitaplar.. Okuyalı uzun zaman oldu ama hala çok beğendiğimi hatırlayabiliyorum :)
ataç ikon Kumral Ada Mavi Tuna
kitaba 8 verdi
0 yorum
Gaye Şahin

Gaye Şahin

@gayesahin - İstanbul

Nereden aklıma geldi bilmiyorum ama seni ne çok severdim be Cin Ali :)
ataç ikon Cin Ali'nin Atı
kitaba 10 verdi
0 yorum
Gaye Şahin

Gaye Şahin

@gayesahin - İstanbul

İnsanların bütün eylemleri kendisine yöneliktir,bütün hizmetleri kendisine hizmettir,bütün sevgisi kendisini sevmesindendir.
ataç ikon Nietzsche Ağladığında
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Gaye Şahin

Gaye Şahin

@gayesahin - İstanbul

Kutsal olan hakikat değil,kişinin kendi hakikati için çıktığı arayıştır!
ataç ikon Nietzsche Ağladığında
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum