up
ara
Doğum Tarihi : 4 Aralık Pazartesi
Katılım Tarihi : 30 Ekim Çarşamba 2013 20:42 - 2119 gün
Gülnihal Özen

Gülnihal Özen

@gulnihalozen

Hayrettin Paşa’nın olduğu bir kitapta bol bol denizci terimleri de yer alıyor haliyle. Fakat bu terimlerinin anlamlarına hemen hemen her kitapta olduğu gibi bulunduğu sayfanın altında değil de kitabın sonunda “denizci sözlüğü” başlığı altında yer verilmiş. Ki sürekli kitabın arkasını açıp oradan anlamlarına bakıp okurken canım çıktı diyebilirim. Umarım bir sonraki kitabında tekrar böyle bir şey olmaz.

Romanı ilk aldığımda sanırım herkes gibi bende her şeyin Barbaros üzerine kurulacağını düşünüyordum fakat yanılmışım. Hayrettin Paşa yerine Alkala ve Billure, Deniz Savaşları yerine aşk daha ağır basıyormuş meğer.

Kitap, Barbaros tarafından haçlı korsanlarından kurtarılmış, ileri coğrafya ve denizcilik bilgisi ile onun katibi olarak yanında yer alan Gırnatalı bir Müslümanın, Seyyid Muradi’nin gözünden anlatılıyor. Çok fazla detaya girmiyorum çünkü o sihrin bozulmasını gerçekten istemiyorum.

Cezayir, Gırnata, Madrid arasındaki yolculukta her nefeste savaş, aşk hissediliyor. Barbaros ile Andrea Doria İspanya krallarının, kilisenin infazlarını tam anlamıyla gözler önüne seriyor.

Akdeniz’in çok daha farklı bir kültüre sahip olduğunu da öğrenmiş oldum. İster İstemez bu kitaptan sonra Akdeniz hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyor.
ataç ikon Efsane
kitaba 8 verdi
0 yorum
Gülnihal Özen

Gülnihal Özen

@gulnihalozen

“Leylim Leylim” Ahmed Arif’in Leyla Erbil’e olan unutulmaya yüz tutmuş aşkının en tutkulu ve en içten şekilde yazılmış mektuplarından oluşuyor. Yazıldıkları dönemin entelektüel ve yayın ortamını, Ahmed Arif’in sürgün günlerini, yaşadığı siyasi baskıyı, içsel dünyasını ve en çok da aşkını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor diyebiliriz.

"Kimselere mecbur olmadım, olmam da. Yiğitliğim ve rivayet olunan erkekliğim bundandır… Ama senin mecburun olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor. Aksine yüceltiyorsun, insan ediyorsun, yaşatıyorsun."

Normal şartlarda çok zorda kalmadıkça aşk içerikli şeyler okumayı pek sevmiyorum ama iyi ki okumuşum dediklerim de oldukça fazla. Onlardan biri oldu işte Leylim Leylim..

"Her dilediklerini yapsınlar. İsterlerse sinirlerimi, etlerimi, kemiklerimi, adımı, soyadımı, şanımı, cımbızlarla tek tek alsınlar. Unuttum. Korkmayı, sakınmayı. Seni alamazlar benden. Tılsım bu işte. Ayakta, fırtına gibi beni tutan bu."

Ahmed Arif adeta ele avuca sığmıyor. Her bir mektubunda aşkını dibine kadar hem yaşıyor hem de yaşatıyor.Gizlisi saklısı yok, gurur falanda dinlemiyor. Yani kısacası ne hissediyorsa, aklından ne geçiyorsa onu yazıyor, onu söylüyor.

İnsan mektuplardan birini okurken kıskanıyor, diğerini okurken ürküyor, bazende ağlama derecesine geliyor. Ama hepsini de en derin şekilde yaşatıyor.

"Evrende seni özler, seni isterim. Başkaca hiç. Ne taktığım, ne de vurulacağım bir nem yok. Seni. Sade seni."
ataç ikon Leylim Leylim
kitaba 10 verdi
1 yorum
Emin (@emin21)
Nede güzel yorumlamışsınız yüreğinize sağlık...
30.01.14 beğen cevap
Gülnihal Özen

Gülnihal Özen

@gulnihalozen

Dan Brown yine muhteşem bir kitap yazmış. İstanbul’a kadar uzanan bir serüven. 576 sayfanın her birini merakla okuyacağınız bir kitap. Ve diğer kitaplarında da olduğu gibi bu kitapta da Robert Langdon ana karakter.

Şahsen ben kitabı okurken Floransa’yı gezmiş kadar oldum. Kitabın İstanbul’da geçen kısmı ise benim için çok heyecan vericiydi. Dan Brown İstanbul’daki semtleri, önemli ve tarihi yerleri; hepsini birlikte çok güzel bir şekilde bizlere sunmuş. İstanbul’a gittiğimde gezmeye çok fırsatım olmadığından bahsedilen yerleri görme fırsatım olması ama merakıma arama motorum yetişti. Kitabı okuduktan sonra gezmek, gitmek istediğiniz yerler arasına birkaç madde daha ekleyeceksiniz.

Ve Dan Brown bundan 10 yıl sonra da 100 yıl sonra da, hala ‘Da Vinci Şifresi Yazarı’ olarak bilinecek. Her kitabın üzerine de yazılmaz ki.
ataç ikon Cehennem
kitaba 8 verdi
0 yorum
Gülnihal Özen

Gülnihal Özen

@gulnihalozen

Kitabı okumaya başladığımda ilk sayfalarında çok sıkıldım, hatta başlamadan bitirmeyi bile düşünmedim değil. Çünkü isimleri olayların tüm ince ayrıntısının bile anlatılmış olması ve yıllar inanılmaz derecede kafa karıştırıyordu.

Fakat tüm bunlara rağemn azmettim ve bitirdim. Çünkü gerçek hikayelerin yer aldığı çoğu kitabın başlarında böylesine sıkıcı olduklarını sonradan her şeyiyle insanı içine çektiğini öğrenecek kadar kitap okudum.

Kitap, Filistin direnişinin haklılığı vurgulanıyorken İsrail’deki barış yanlısı insanlarında sayısının azımsanamayacağını bizlere anlatıyor. Fakat öyle bir durumdur ki bu sorunun temelindeki ABD’nin rolüne hiç değinilmemiş.

Kitapta beni hayal kırıklığına uğratan tek şey de dili ve anlarım tarzı oldu. Beklenenin aksine bir kişisel tarih kitabı yerine İsrail-Flistin tarihini anlatan bir kitap okuyormuşum gibi hissetmekten alıkoyamadım kendimi. Eminim bu konuda benimle hem fikir olan birçok insan vardır.
ataç ikon Limon Ağacı
kitaba 6 verdi
3 yorum
Zeynep Zengin (@zynpzngn)
Heveslenerek aldığım bir kitaptı, anca başı gerçekten çok sıkıcıydı devam edemedim..
30.11.18 beğen cevap
imgeselsimgeler (@imgeselsimgeler)
Okumak için kendimde hala yeterli motivasyonu bulamadığım bir kitap.
30.11.18 beğen cevap
Mehmet (@yoldas)
Nazi zulmünden kurtulmuş Yahudi kızı Delia ve kurtuluşu işgale çevirenlerin zulümüne uğramış Arap genci Beşir. Adaleti merhametlerine, merhametlerini yüreklerine, yüreklerini vicdanlarına teslim etmiş bu iki insan varlığı, insanlığa inancımı yitirdiğim şu zamanlarda okuduğumda bir umut ışığı olmuştu benim için. İsrail Filistin olaylarının kirli tarafından kopabilmiş tertemiz iki insanı bir arada tutan ortak şeyin adı; yaşanan ve yaşatılan acılardıR. Bir halkın kurtuluşu, bir başka halkın topraklarının işgaliyle gelen mutluluk. Nerede saf tutacağını şaşırıyor insan. Delianın kurutluşunun, Beşirin gözyaşlarına mal olması. Karmakarışık duygulara sürüklüyor insanı. Basma kalıp sözleri bir kenara atıp sorgulamayı başaran Delia, tabulaştırılmış, doğmatik ve şovenist değerleri bir kenara bırak düşman olarak hedef tahtasına konulmuş insanları anlamaya çalışması. . '' Başka birinin şimdi sizin evinizde yaşaması zor olmalı.'' En çok dokunan cümleydi bana. İyi kitaptı hocam.
01.12.18 beğen cevap
Gülnihal Özen

Gülnihal Özen

@gulnihalozen

Baş karakterimiz Hazel başta tiroit kanseri iken kanseri daha sonra metastaz yaparak ciğerine de sıçrıyor ve bu yüzden sürekli oksijen tüpü ile gezinmek zorunda. Öleceğini biliyor ve kendini de buna alıştırmış. Değil 16 yaşındaki bir ergenden 40lı 50li yaşlardaki bir insandan bile beklenemeyecek bir olgunluk gösteriyor hastalığı karşısında. Hiçbir isyan lafıyla karşılaşmadım dersem yalan söylemiş olmam haliyle. “Neden ölmeliyim ki?”, “Neden kanser oldum?”, “Yaşıtlarım böylesine çok eğlenirken ben neden bir oksijen tüpüne bağımlıyım?” gibi herhangi bir cümleye rastlamadım. Kitabı Hazel’in bakış açısından okuyoruz ve bence Hazel, yaşamanın anlamını kavramış olan yegâne insanlardan birisi. Sadece geride bırakacağı anne ve babasından başka kimse için üzülmüyor diyebiliriz.

"Acı olmadan mutluluğun değerini bilemeyiz."


Herhangi bir yakınımız, illa ki anne, babamız veya dedemiz olmak zorunda değil her sabah okula ya da işe giderken karşılaştığımız “Günaydın” demekten başka bir diyalog kurmadığımız bir komşumuz bile ölene kadar ölümün varlığından çok da haberdar olmuyoruz. Tamam, belki ölümü elbet bir gün herkesin tadacağını biliyoruz ama bununla karşılaşmadığımız sürece farkına varamıyoruz.

Hani dedim ya sadece geride bırakacağı anne ve babası için üzülüyor diye. Bazı şeyleri de sırf onları mutlu etmek için yapıyor. Mesela kendisi istememesine rağmen annesi istediği için Destek Grubu’na katıldı. Öyleki bir gün bu gruba arkadaşı Isaac’e destek için gelen Augustus’la tanışıyorlar ve daha ilk andan flörtleşmeye başlıyorlar. Flörtleşme dediysem öyle cıvık cıvık konuşmalar içeren şeyler değil masum ve saf bir ilişki.

”Peki,” dedi. “Artık uyumam lazım. Neredeyse bir oldu.”

"Peki," dedim.

"Peki," dedi.

Kıkırdayıp, “Peki” dedim. Sonra hat sessizleşti ama kapanmadı. Adeta odamda benimle birlikteymiş gibi hissediyordum ama bir bakıma daha iyiydi; sanki ben odamda, o odasında değilmiş de sadece telefonla ziyaret edilebilen, görünmez ve belli belirsiz bir üçüncü mekandaymışız gibiydi.

"Peki," dedi sonsuzluk kadar uzun gelen bir süreden sonra. "Belki peki bizim sonsuza dek’imiz olur."


İçerikten çıkıp asıl yorumuma doğru gelelim şöyle. Öncelikle beni kitabı okumaya en çok iten şey internette karşılaştığım yorumlar ya da aldığı ödüller değildi. Başta aşk içerikli bir kitap olduğunu düşündüğümden yüz bile çevirmiştim, yalan yok. (Bu arada aldığı ödüllerini hepsini hak etmiş, helal.)Sonrasında aşkın yanında kanseri ve kanser hastalarının günlük yaşamlarını içerdiğini öğrenince kitabı satın alan ve bana okutmak için türlü çabalar gösteren bir arkadaşımdan 2-3 günlüğüne ödünç aldım.

"Başka ne diyebilirim? O çok güzel. Ona bakmaktan sıkılmıyorsun. Ondan daha zeki olup olmadığını düşünmüyorsun, öyle olduğunu biliyorsun. Kimseyi incitmeden komik olabiliyor. Onu seviyorum. Onu sevdiğim için çok şanslıyım, Van Houten. Bu dünya da incinip incinmeyeceğine dair tercih yapma şansın yok ancak seni kimin inciteceğini seçebilirsin, ihtiyar. Ben kendi tercihlerimden memnunum. Umarım o da tercihlerini sever."

Kitabı okurken bir sürü duyguyu aynı anda hissediyor olmanızın yanı sıra bitirdikten sonra da yokluğunu hissedeceğiniz kitaplardan birisi olacak. Gözlerinizin önünce “Peki?” “Peki.” replikleri dolanacak. Ha bir de Augustus var, unutamayacağınız kahramanlar arasına rahatça ekleyebilirsiniz.. ah Augustus ah….
1 yorum
Neslihan Ceylan (@neslihanceylan1)
filmini izlemiştim çok güzeldi
03.09.14 beğen cevap