up
ara

Gamze Züleyha Üredi

Gelişimi engelleyen her etiket, kutsanması gereken bir şeytandır. Kendimi kalıplar arasına sıkıştırmayacağım. Evvela sınırları aşmak, mitolojik dağların ardını görmek, gözlerdeki sisleri kovmak gerekir. Elbet bunun için doğdum. Ruhum der ki: Oku, yaz, yürü, çöz, başar. "Medeniyetin beynelmilel (uluslararası) fakat harsın (kültürün) mutlaka millî olduğunu unutmayacağız." / Orhan Seyfi Orhon
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

Yarışı Bitiren İlk Kadın paylaşım fotoğrafı
Yarışı Bitiren İlk Kadın
"Yarış organizatörleri Boston maratonunda Kathrine Switzer’in yarışı tamamlamasını engellemeye çalışırken."

(1967)
27 beğeni · 9 yorum beğen ikon
Matkap Hıltı (@matkap)
Tamam ama hangisi?
10.09.16 beğen cevap
BUKALEMUN (@karacurin)
Bi erkek olarak havaya tükürüp suratıma nişanlayacağım !
08.10.17 beğen cevap
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

-40 derecede çay  paylaşım fotoğrafı
-40 derecede çay
Bu fotoğraf, Kanadalı bir fotoğrafçıya (Michael Davies) ait. Arkadaşı Markus ile akıllarına gelen bu fikirle muhteşem bir görüntünün açığa çıkmasını sağlayan fotoğrafçı şöyle diyor:

"Saat öğlen 1 civarı, arkadaşım Markus’la kar motoruma atlayıp 45 dakika boyunca yakındaki bir dağın zirvesine sürdük. Işığın -ki gün dönümlerinde neredeyse hep pembedir- tepelere vurduğu yere… Birkaç sıcak çay dolu termosla hazırlanıp, çayı havaya savurmaya ve fotoğraf çekmeye başladık. Bu çekimlerin hiçbiri şans değildi, sıcaklığı takip ettim, sakin rüzgarı aradım, çekimi planladım ve kurguladım. Hatta püsküren sıvının ortasındaki güneş bile, kontrol etmesi imkansız olsa da, ümit ettiğim bir şeydi."
17 beğeni · 1 yorum beğen ikon
Kahraman K. (@vforvendetta)
Başarılı bir çalışmanın meyvesi ;)
15.08.16 beğen 1 cevap
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

İbrahim Sadri
İSTANBUL'A KAR YAĞIYORDU

Yetmiş dokuzun kışıydı,
Sertti, soğuktu
İstanbul'a kar yağıyordu..
Kömür yanıyordu sobalarda
Geceleri polisler, bekçiler oluyordu..
Bir de biz oluyorduk
Ölümüne üşüyorduk ha
Yalan yok polisler de üşüyordu

On altı yaşındaydım..
Her şeyi bükecek bileğim vardı
On altı yaşındaydım

Aslan gibi ortadaydım
Gündüzleri okulda coğrafya defterimin arkasına
Senin için şiirler,
Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için
Kahrolsun yazacak kadar adamdım
On altı yaşındaydım
Ne senin haberin oluyordu şiirlerimden
Ne de birileri kahroluyordu
Mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harflerimden
On altı yaşındaydım
Yalan yok

Ben yazmaya böyle başladım
Coğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti
Duvarlarına yüreğimi bağırdığım o evler birer birer
Yıkıldı gitti..

Şimdi güzel kağıtlara yazıyorum,
Kocaman laflar ediyorum
Marşlar biliyordum,
Kitaplar okuyordum.
Koşarak ve ıslanmadan geçiyordum sulardan
Koşarak ve ıslanmadan yaşıyordum.
Bak
İstanbul'u seviyordum
Seni seviyordum
Dualar öğreniyordum
Meydanlarda toplanıp bağırıyordum
Herkes gibiydim,
Herkes kadar cesur..
Herkes kadar korkak
Herkes kadar filinta delikanlı
Ve herkes kadar buralı..

Yetmiş dokuzun kışıydı,
Sertti, soğuktu
İstanbul'a kar yağıyordu..
Ağzımızdan dumanlar çıkıyordu konuşurken..
Haliç’ in arkasında toplanıyorduk
Gece adamı içine çekiyordu
Biz geceyi içimize çekiyorduk..
En güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları
Herkes beni seviyordu..
En güzel şiirleri de ben yazıyordum oysa
Coğrafya defterimin arkasına..
Bunu kimse bilmiyordu

Sizin evin duvarına kahrolsun diye yazıyordum
Ve hızla kaçıyordum
Sizin evin duvarına bir kez olsun
Seni seviyorum diye yazamadım
O zaman duvarlara öyle şeyler yazılmıyordu
Dedim ya
Yetmiş dokuzun kışıydı
Sertti, soğuktu
İstanbul'a kar yağıyordu.
11 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

Yalnızlığıyla konuşan insanın muhtemel replikleri
Hangi konuda olursa olsun yalan söylemek pek benim harcım değildi. Yalnızca kendime yalan söylerdim ve inanın, zaten bu, dünyadaki her türlü kötülüğü etkisiz kılıp en fazla yeri kapan bir ağırlıktı.
17 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

Yalnızlığıyla konuşan insanın muhtemel replikleri
Bir kabuk bulup üzerine geçirdiğim tek şey dışarıdan görünüşüm müydü sanki, hayır, düşüncelerimin üzerini de kabuklarla örtmeye çalışıyordum.
14 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

O da seni sevmeyecektir
#diyorumki Ruh -belki de yapabilirlik demeliyim, bilemiyorum- bir beden ölçüsü değildir. 38 numara ayakkabı giyiyorum dercesine, "Ben buyum, yapamam, edemem" demek deli saçmasıdır. Beyin aptal bir organ olduğundan, kendinize uydurduğunuz kalıpları içine sindirecek ve söylediğiniz kişi olmanıza sebep olacaktır. Aynı şekilde, "ben bunda iyi değilim" yoktur, "ben bununla uğraşamayacak kadar tembelim" vardır.

Fiziksel özellikler ve yatkın olmak gibi durumlardan ötürü, her konuda herkesin mutlak başarıya ulaşması beklenemez. Fakat bu insanın kendisini geri çekmesi için yeterli bir sebep olarak gösterilemez. Bizler bencil ve egosu yüksek yaratıklarız. Bir şeyi ilk seferde beceremediğimizde kolayca damgalama yaparız: "Ben zaten bu etkinliği sevmiyorum."

Öyleyse, o da seni sevmeyecektir.
12 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

Değişim
#diyorumki 'Değişim' adı altında aptal kalabalıklar oluşturulmasını istemiyoruz. Okul hayatımız boyunca öğrenebildiğimiz en iyi şey, karşı çıkma yetkimizin olmadığı. Kantinde sıraya girmeyi bilmeyen öğrenciler yetişiyor; bu çok basitmiş gibi görünen şeyin daha sonra nelere yol açtığının farkında mıyız? Bizim 8 saat boyunca oturtulduğumuz o sıralarda öğrenmemiz gereken ezber yapmak değil. Ezber yapmak için bir tarafımı düzleştirmiyorum ben. Bize kimse öğretmiyor sorgulamayı, kimse bakın bu böyle demiyor. Farabi sezgiciymiş, bunu biliyoruz bir tek. 300 tane eseri ezbere biliriz, fakat bir tanesini bile incelemek bizim işimiz değildir. Önemli olan kitabı kimin yazdığını bilmekte. Ve eminim ki bunların hiçbirini yapmak zor değil, ama öyle aşılanmış ki insanlar saçma sapan şeyleri yapamayacağını düşünerek korkuyor. "Ben heyecandan yapamıyorum" lafları 'deli gibi' gündemde. Bizim heyecanlanmamız gereken şeyler bunlar mı ciddi ciddi? Bunun için mi eğitim?
14 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

Bir gün yürüyüp gidecek
Ve özgür olacağım.
Faydasız olanları
Güvensiz faydasızlıklarıyla bırakarak
Hiçbir adres vermeden ayrılacak
Ve kıraç topraklardan geçeceğim
Dünyayı orada bırakmak için
Sonra da endişeden bağımsız gezeceğim,
Tıpkı işsiz bir Atlas gibi. #şiir
12 beğeni · 3 yorum beğen ikon
**** (@palmitik)
Şiir kimin? İnternetten baktım iki adreste vardı sadece, ikisinde de isimsizdi.
09.09.14 beğen cevap
Eyyubi (@eyyubi)
Someday I'll walk away
And be free
And leave the sterile ones
Their secure sterility.
I'll leave without a forwarding address
And walk across some barren wilderness
To drop the world there
Then wander free of care
Like an unemployed Atlas.
01.12.15 beğen 1 cevap
Eyyubi (@eyyubi)
James Kavanaugh
01.12.15 beğen 1 cevap
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

Kıskançlık
Türk Dil Kurumu, kıskançlık kelimesini birden fazla anlamıyla tanımlıyor. İlk tanım aynen şöyle:

“Sevgiden veya kendisiyle ilişkili şeylerde bir başkasının ortaklığına veya üstün görünmesine dayanamamak,” ve ardından da bir örnek vermiş: “İyi kocaya varmış bir genç kızı bile kıskanır.”

Tanım üzerinden ilerleyelim. Bir başkasının üstünlüğüne dayanamamak ibaresini dikkatlice inceleyelim. Bunun için sebepler nedir, insan bir başkasını niçin bu şekilde kıskanır, sorularına cevap arayalım.

Burada bahsettiğimiz basit, zararsız bir duygu değil. Küçük bir kıskançlığın büyüyerek nelere yol açtığını birçoğumuz bilir. Ama yine de bir örnek verelim: Yunan mitolojisinde Zeus’un eşi ve ablası olan Hera, kendisinin çok kıskanç bir tanrıça olduğu söylenir.
Kıskançlığından ötürü, Zeus'la ilişkisi olduğunu bildiği Maia'yı çileden çıkarmış, Lamia'yı canavara çevirmiş, Semele'yi tuzağa düşürmüş, Alkmene'nin doğum yapmasını geciktirmiş, Leto'yu takip edip süründürmüş, Kallisto'u ayıya çervirmiş, İo'ya at sineği musallat etmiştir. Tabii ki bunlar ilk tanımımız için tam olarak uygun örnekler değil. Gelelim asıl örneğimize:

Hera, Aphrodite'den sonra en güzel ikinci tanrıça olarak kabul edilmiş ve bu yüzden Troyalılara olan kini asla geçmemiştir. Hikaye şu şekilde ilerler:

“Zeus, Akhilleus'un annesi ve babası Thetis ve Peleus'un evlilik törenleri şerefine bir ziyafet verir. Fakat bu ziyafete Eris davet edilmez. Törene sinirle gelen Eris, "καλλίστῃ" ("en güzel olan için") diye bağırarak bir altın elma fırlatır. Hera, Athena ve Afrodit elma üzerinde hak iddia ederler. Bunun üzerine de Zeus'tan aralarında en güzelin kim olduğunu seçmesini isterler. Bu seçimi yapmakta isteksiz olan Zeus, Troyalı bir ölümlü olan Paris'in değerlendirmeyi yapacağını duyurur. Paris daha önce boğa kılığındaki tanrı Ares'in kendi boğasını yenmesi üzerine tanrıyı ödüllendirdiği için adaleti ile tanınıyordu.

Hermes'in yol göstericiliğinde 3 tanrıça Paris'in seçimini yapması için Ida Dağı'na gittiler. Orada, dağın pınarında yıkanmalarının ardından Paris'e güçlerini gösterdiler. Hera, Paris'e onu Avrupa ve Asya'nın kralı yapmayı önerdi. Athena ise savaşta kullanabileceği bilgeliği ve yetenekleri vaadetti. Son olarak yanında Kharitler ve Horalar olan Afrodit dünyanın en güzel kadınının aşkını vermeyi teklif etti. Bu kadın Yunan kralı Menelaos'un karısı Spartalı Helen idi. Paris, Afrodit'in önerisini kabul etti ve onu elmayla ödüllendirdi. Yunanlıların düşmanlığını kazanmak pahasına Helen'i aldı. Helen'i Paris'in elinden geri almak için Yunanlılar'ın açtığı savaş Truva Savaşı olarak anılır.” 1

Bu olay üzerine Hera tarifi imkansız bir kin tutmuş, öyle ki yapılan savaşta Troyalıların yerine Akhaların yanında yer almıştır, böylece savaştaki dengelerin değişmesine neden olmuş, dolayısıyla meselenin daha da büyümesine yol açmıştır.

Mesele, Afrodit’in hile yapması gibi görünse de, asıl sebep kıskançlıktır. Kısacası, bir kimsenin kendinden üstün olduğunu kabullenememek korkunç sorunlara yol açmıştır.

İkinci tanımsa şu şekildedir:

“Herhangi bir bakımdan kendinden üstün gördüğü birinin bu üstünlüğünden acı duymak, günülemek, haset etmek.” Ne yazık ki temel sorunumuz burada. Bizim, insanlığın yaşadığı ahmakça davranışların tamamı bu kıskançlıktan doğuyor. Okuldayken muhabbet bile etmediğiniz bir arkadaşınızın sizden nefret etmesi gibi. Başarılı olan kardeşin adı geçtiğinde bile rahatsız olmak gibi. Sürekli kıyaslandığınız insanları görmek istememeniz gibi.

Genel kanı, kıskançlığın doğuştan gelmediğini söylese de, küçük bir çocuk üzerinde biraz kafa yormaya başladığınızda, aslında hep var olan bir duygu olduğunu görürsünüz. Hiçbir şey yoktan var olmazmış, değil mi? Henüz davranışlarını kontrol edemeyen üç yaşında bir çocuğun kardeşini kıskanması örneğini verelim. Bu kıskançlık doğuştan gelmiyor mudur? Yani demek istediğim, ailenin her ne kadar bundaki etkisi büyük olsa da, ben kıskançlığın doğuştan geldiğine inanıyorum. Ama dediğim gibi, genel kanı, öyle olmadığını düşünüyor.

“Aslında kıskançlık insanın doğasında doğuştan var olan bir durum değildir. Çocukluk döneminde (0-7 yaş), yetiştiğimiz ortam, değer ve inanç yargıları, baskılama mekanizmaları, inançlarımız, anne-baba ve yakın iletişimde olduğumuz insanların “DAVRANIŞ KALIPLARINA” göre bireylerin beyin filtrelerinde oluşan bir “kodlama”dır. Doğduğumuz anda “kıskançlık” duygusuyla programlı olarak doğmayız.” 2

Araştırmalarımın birçoğunda bu sonuçla karşılaştım. Hemen hemen herkes, kıskançlığın doğuştan gelmediğine inanıp bu yönde kanıtlar geliştiriyor. Ancak elimdeki kaynaklarda farklı sonuçlar da var.
Bir gazete haberine göre, bebeğin anne karnına düştüğü andan itibaren, adayın içinde bulunduğu şartlar ve yaşam tecrübeleri, bebeği olumlu veya olumsuz şekilde etkiliyor. Bu sürecin son derece aktif olduğu belirtiliyor. Özellikle annenin düzenli beslenmesi, bebeği hipoglisemik bırakmaması, sakinliği ve dinlenmeye yeterli zaman ayırması bebeği gerginliklerden uzak tutuyor. Gergin ve kaygılı annelerin bebeklerinin de gazlı ve gergin olabildiğine dikkat çekilirken, istenmeyen bebeklerde; hamilelikte daha fazla bulantı olmasının bu karşılıklı etkileşimden kaynaklandığı belirtiliyor. 3
Haberin devamında da, kıskançlığın anne karnından itibaren oluşmaya başladığına dair bir şeyler söylüyor, Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu.

Bahsettiğimiz duygu, basit bir içsel karmaşaya sebep olabiliyorken aynı zamanda, bir kaosa da sebep olabiliyor. İnsanın kendini değersiz hissetmesi, dolayısıyla kendine zarar vermesi gibi bireysel sonuçların yanında, başkalarına zarar verme, kendini kaybedip yaşama hakkı gibi temel hakların ihlaline kadar götürüyor.

Üstelik bu, hepimizin küçümsediği bir duygudur. İkili ilişkilerde birbirini kıskandırma çabası olan tarafları inceleyebilirsiniz. Bu küçük, tatlı bir tartışma yerine ilişkilerin bitmesine sebep olabilir. Boşanma sebeplerini incelediğinizde, birçok davanın kıskançlıktan ötürü açıldığını görebilirsiniz. Sylvia Plath, kıskançlık krizlerinden ötürü zaten boğuştuğu manik-depresif bozukluğunu tetiklemiş ve en sonunda intihar etmiştir. Yine bir gazetede, küçümsediğimiz bu duygu nedeniyle intihar eden bir kadının haberine yer verilmiştir:

“İzmir'de başka bir kadından telefonuna gelen mesaj yüzünden tartıştığı sevgilisine kızan 32 yaşındaki Arzu Balcı, 3. kattan atlayarak intihar etti. Aynı evde oturan ve ortak olarak oto kiralama şirketi işleten 32 yaşındaki Arzu Balcı ile sevgilisi Tahir Özipek arasında iddiaya göre kıskançlık yüzünden tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine Arzu Balcı, Eşrefpaşa'da oturdukları 3. kattaki evin balkonuna çıkarak kendini aşağı bıraktı. Beton zemine çakılarak ağır yaralanan Balcı, kaldırıldığı İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yaşamını yitirdi. Polis, Tahir Özipek'i gözaltına aldı. Tartışmanın Tahir Özipek'in cep telefonuna başka bir kadından gelen mesaj nedeniyle çıktığı ve çiftin benzer nedenlerle daha önce de tartıştıkları iddia edildi.” 4

Ve bunun gibi nicesi. Kıskançlığın nedenleri arasında en önemlisi, özsaygıdan yoksunluk. Kendini yetersiz bulan insanın acizliğinden doğan karmaşık ilişkiler, yalnızlık ve çare: Ölüm.

Eminim, birçok insan abarttığımı düşünüyordur. Ama kıskançlığın –ciddi bir kıskançlıktan söz ediyorum- nasıl bir duygu olduğunu bilenler, ne demek istediğimi anlayacaklardır. İnsanın boğazında oluşan yumruyu, midedeki kasılmaları eminim ki hepimiz biliyoruz. Sadece bazıları, yaşadıkları olaylar ve acımasız insanlar yüzünden bu duyguyu hepimizden daha ağır yaşıyorlar. Bunlardan biri neden biz olmayalım ki?

Son olarak, Freud’la sonlandıralım düşüncelerimizi: “Anlamadığımız şeyi küçümseriz. İşi basitleştirmek için.”

Unutmadan söyleyelim, işler her zaman öyle ilerlemeyebilir, basitleştirmek her zaman işe yaramayabilir. Ve bir bakmışsınız, korkunç bir sonun başlangıcındasınız. Korkarım oradan sonra geri dönüş mümkün değil.

1 Homeros, İlyada, Çev., A. Kadir, Arza Erhat. Can Yayınları, İstanbul, 1999.
2 http://www.nlphaber.com/n...ri-olmayin.html
3 http://www.haberturk.com/...-kiskanc-olunur
4 http://www.sabah.com.tr/Y...deniyle-intihar
8 beğeni · 1 yorum beğen ikon
Eyyubi (@eyyubi)
"Hasetle kıskançlık arasındaki fark, belki de bir şeyden yoksun olmakla kendini o şeyden yoksun sanmak arasındaki farktır."
01.12.15 beğen 1 cevap