up
ara
Katılım Tarihi : 18 Temmuz Perşembe 2019 0:09 - 62 gün
Cinsiyet : Erkek
Şehir : İstanbul / Türkiye (Turkey)
Hamlet0007

Hamlet0007

@hamlet0007

 paylaşım fotoğrafı
Savaş ve enerjinin kırmızısını, hayat ve gücün siyahını, matem ve barışın beyazını, bilgeliğin ve özgüvenin mavisini, kahramanlık ve ölümün sarısını, uyumun ve mukavemetin yeşilini barındıran envaiçeşit boyalar; kırışıklık için günlük çiçeğinin ve moringa akasyasının
sütleri, yarık ve yanık tedavisi için keçiboynuzu, çınar yaprağı ve bal karışımları, ağız kokuları için meyan kökleri, ihtiyarlığı baştan def etmek amacıyla balmumu ve türlü türlü reçineler ve daha pek çokları, Edip’in babasına ait dükkânın önündeki tezgâhta alıcılarını bekliyordu.
0 yorum
Hamlet0007

Hamlet0007

@hamlet0007

 paylaşım fotoğrafı
Harfler birbiri üstüne geliyor, deminki haleyle aynı kâğıdı kızıla boyuyordu. Kandan can bulmaya derman arıyordu dizeler. Kandan cana, candan insana dokunmaya yeltenircesine kabarıyor; rahleden taşmaya bir yol arıyorlardı sanki.
Edip, titrek dudaklarıyla mührünü vurunca mahlas niyetine nazma; nazım gayz haliyle titreyivermişti birden. Sonra sükûta ermeye, erip de durulmaya başlıyordu yavaş yavaş.
Ve edip dizeleri alıp hıfzedince, dizeler buharlaşıyordu peyderpey.
Şiraz’da gecenin bitimide şâyia, sokaklara bir veba gibi dalga dalga yayıldığında edibin vücutsuz başından bakan bir çift göz, sürmelinin kapı eşiğinde, muhafaza ettiği sırrını maşukuna ifşa ediyordu.
0 yorum
Hamlet0007

Hamlet0007

@hamlet0007

 paylaşım fotoğrafı
Şiraz’ın sarı tuğlalı dar sokaklarını bu gece lavanta kokuları devralmıştı. Güneş batmadan önce şarabın al rengini son bir kez hararetlendirmiş, her kimin neyden
yana ah u zarı varsa, onu körpe yüreklerden söküp almıştı. Şairler böylesi yaz gecelerinde feludalarını yudumlayarak şiddetli arzularını, kan basınçlarını, en önemlisi de, suskun dillerinin esrarlarını açığa çıkarmada adeta birbirleriyle yarışır; en ayartıcı dizeleri dillerine pelesenk ederek, gecenin sonunda mısraların edibini ödüllendirmiş olurlardı. Böylelikle bir dilrüba berceste daha, hakikatli kitapların sayfalarında yerini alırdı.
0 yorum
Hamlet0007

Hamlet0007

@hamlet0007

Çeşm-i Giryan Çeşminaz Üdebai Çaresaz
İki mürekkep damlasından biri, diğerinin üzerine düştüğünde edip de son şiirini nihâyete erdirmiş, böylelikle gönlündekileri saman sarısı kâğıda nakşetmişti. Sonra oturduğu yerden kalkarak önündeki rahleyi odanın pencere duvarına bıraktı. Mumun aydınlattığı taş
duvarlardaki titrek gölgeye aldırmaksızın kapıdan çıktı gitti. Mum, edibin ardından bir zaman daha titrek alevini karşıki duvarlarda raks ettirdiyse de çok geçmeden eriyip tükendi. Geride, dibinde erimiş halde biçimsiz, kısacık mum parçası ve etrafı firuzeyle kaplı, avuç içi kadar gümüş bir mumluk kalmıştı.
0 yorum
Hamlet0007

Hamlet0007

@hamlet0007

Çeşm-i Giryan Çeşminaz Üdebai Çaresaz
Nefretini, mutluluğunun can yakıcı avansı olarak görmek, içine düştüğü ağdan çıkamayacak olmanın diğer adıydı ve kurtulmak adına her çırpınışı, ölümü biraz daha kucaklamak olacaktı kendisi için.
0 yorum
Hamlet0007

Hamlet0007

@hamlet0007

 paylaşım fotoğrafı
Varlık âleminde her bir şeyin hal çaresi bulunur; fakat kırılgan ruhlara dokunuşların neticesi tam bir felâkettir.
En onulmaz işler bu vakitte ortaya çıkar, muhataplarını mutlaka kendi teknesinde yoğurur ve dilediğince biçim verirdi onlara.
Ne bir kelâm ne de başka bir şey; fazla değil, sadece süzgün bakışlardı onlar. Bakışlar ki daha nâlân, daha zalimane!..
0 yorum
Hamlet0007

Hamlet0007

@hamlet0007

Çeşm-i Giryan Çeşminaz Üdebai Çaresaz
Şehir son gecede tümden karanlığa gömüldüğünde, eşikteki sürmenin ve şalın sırrı zuhur etmeye başlamıştı nihayet. Ayın halesi şavkımaya başladıkça, peş peşe damlalar düşüyordu kağıt parçasına. Koyu siyaha çalan
rengiyle mürekkep damlaları bu gece, odanın küçücük penceresinden sızan ay ışığıyla gittikçe ağarıyor; sonra vişneçürüğüne çalarak peyderpey şarabın rengine dönüyordu. Kan kokuyordu her yer, kan damlıyordu kâğıda
şimdi. Harfler birbiri üstüne geliyor, deminki haleyle aynı kâğıdı kızıla boyuyordu. Kandan can bulmaya derman arıyordu dizeler. Kandan cana, candan insana dokunmaya yeltenircesine kabarıyor; rahleden taşmaya bir yol arıyorlardı sanki.
Edip, titrek dudaklarıyla mührünü vurunca mahlas niyetine nazma; nazım gayz haliyle titreyivermişti birden. Sonra sükûta ermeye, erip de durulmaya başlıyordu yavaş yavaş. Ve edip dizeleri alıp hıfzedince, dizeler buharlaşıyordu peyderpey. Şiraz’da gecenin bitimide şâyia, sokaklara bir veba gibi dalga dalga yayıldığında edibin vücutsuz başından bakan bir çift göz, sürmelinin kapı eşiğinde, muhafaza ettiği sırrını maşukuna ifşa ediyordu.
0 yorum
Hamlet0007

Hamlet0007

@hamlet0007

 paylaşım fotoğrafı
Şiraz’ın sarı tuğlalı dar sokaklarını bu gece lavanta kokuları devralmıştı. Güneş batmadan önce şarabın al rengini son bir kez hararetlendirmiş, her kimin neyden
yana ah u zarı varsa, onu körpe yüreklerden söküp almıştı. Şairler böylesi yaz gecelerinde feludalarını yudumlayarak şiddetli arzularını, kan basınçlarını, en önemlisi de, suskun dillerinin esrarlarını açığa çıkarmada adeta birbirleriyle yarışır; en ayartıcı dizeleri dillerine pelesenk ederek, gecenin sonunda mısraların edibini ödüllendirmiş olurlardı. Böylelikle bir dilrüba berceste daha, hakikatli kitapların sayfalarında yerini alırdı.
0 yorum
Hamlet0007

Hamlet0007

@hamlet0007

Bi okumalı, derim. Hayata dair yaşamın ince yollarından dehlizlere açılan kapılarla karşılaşmak pekala mümkün.
Himmet Dağlı
10 (1 oy)
beğen · 0 yorum
Hamlet0007

Hamlet0007

@hamlet0007

Çeşm-i Giryan Çeşminaz Üdebai Çaresaz
Muhip derdi de başka bir adla çağırmazdı yeğenini. Onu bazen birkaç saat öncesinden eve gönderir, ocaktaki odunları yaktırarak akşam yemeği için ateşin üzerindeki hereninin suyunu kaynattırırdı. Bunu çoğunlukla haşlama kemikli et için yaptırırdı Mirzat Efendi. Adamın canlısı, etin kanlısı derdi de, canın boğazdan geleceğini, sıkı çalışmak için lâzım gelen kuvvetin kemik suyunda
haşlanan etten, kemiğin iliğinden elde edileceğini söylenir dururdu.
Mirzat Efendi, Muhip diye çağırdığı ve pek zayıf bulduğu yeğenine söyleyebileceği bu lakırdıları pek kayda
değer şeylerden sayardı. Bazen de, ah Ferimâh ah! Beni şu feleğin ucuz insanlarıyla bıraktın gittin de ne oldu ha!
Bak şu andavala muhtaç bıraktın Mirzatını, derdi.
0 yorum
Hamlet0007

Hamlet0007

@hamlet0007

Çeşm-i Giryan Çeşminaz Üdebai Çaresaz
Kargaşanın, sis bulutu gibi peşinden sürüklendiği topraklardan yine ümitlerin peyderpey tükenmeye başladığı topraklara ayak bastığında onu, Şiraz’ın namı her yere yayılmış üzüm bağları karşılamıştı...

Talihten yana umduğuna nail olamayanlar, heva ve heveslerinden yüz bulamayıp Şiraz ve Cabernet şaraplarını kana kana içenler değildi sadece. Münekkit de taze şarabın tesiriyle ekseninden yavaş yavaş çıkacak idi ve meyhanenin köhne duvarlarında yankılanan şu sözler sakinin kulaklarında bir zaman yankılanıp duracaktı.
“Ey Horasan’ın yıldızı, Fars’ın ve de Bağdat’ın körpecik dahisi!. Dersin ki hakikat yaşanan şeydir; ötesi yoktur. İnsan yaşadığı sürece gerçektir. En şaşmaz ölçü iman değil, akıl ve sağduyudur. İnsan, aklıyla vardır ve onun için en iyi ölçü, en şaşmaz kılavuz akıldır; biricik gerçeğe ancak akıl yoluyla varılabilir. Ey Horasan yıldızı!.. Öyle kolay değil azizim, gam yüklü dünyanın hakikatlerini görüp de dizelere dökmek.”
0 yorum