up
ara
METİN ODALARI
FOTO ODALARI
VİDEO ODALARI

Tüm İncelemeler

Tam Bağımsız Proton

Tam Bağımsız Proton

@tambagimsizproton

Sanatçı, algısı ve kavrayışıyla her seferinde dünyanın yeni ve benzersiz görüntüsünü, mutlak gerçeğin bir hiyeroglifi olarak ortaya koyar.
"Akinari Ueda’nın Ayışığı ve Yağmur hikâyesi modern okuyucuları, gizemli fantezileri ile büyülemeye devam etmektedir. Bu film, hikâyedeki fantezilerin yeni bir üslupla ele alınmasıdır.” Bu küçük ve mütevazi sunum metni ile başlıyor filmimiz.

Film ne anlatıyor sorusuna verilecek cevap "insan" olmalı. Bu, benden önce yaşamış ve benden sonra da yaşayacak ama yine de tamamen 'ben' olan insanı anlatan, hiçbir iddia taşımadan, yaşamdan bir anmışçasına izlenecek ve görüntülerle yazılan şiirlere kapılıp gideceğiniz bir film! Yıldızları , denizi, ormanı ya da sevdiğiniz bir yüzü izler gibi izleyeceğiniz, tanıdık, anlaşılır, inandırıcı.

Öykü 16. yüzyıl Japonya'sında geçiyor. İktidar uğruna savaşan bölgesel beylikler yüzünden iç savaşla parçalanmış ülkede dört kahramanın kimi zaman iç içe akan kimi zaman da birbirinden bağımsız hale gelen adımlarını izliyoruz. Savaşın yarattığı ekonomik hareketlilikten yararlanmak isteyen kahramanlarımızın, savaşçıların saldırısıyla yıkılan köylerinden ayrılarak bir kente gelmeleriyle kırılma noktasına gelen hikaye, karakterlerin yollarının ayrılması ve kendi öykülerinin kahramanları olmaları ile dört koldan ilerlemeye başlıyor. Savaşın ortaya çıkardığı olumsuzluklarla yaratılan bir arka planda insanın doğasındaki tutkuyu takip etmesinin yarattığı olumsuzluklar filmin ana aksını oluşturuyor.

"İnsan konuşan hayvandır" deseler de anlaşmanın sözcüklere ihtiyaç duymayan bambaşka bir dili, farklı bir boyutu daha var; bu boyutta suskunluk bile belli bir amaca hizmet ediyor, duygular, görüntüler ve müzik sözcüklerin iletebileceğinden daha fazla anlam içeriyor. Klasik Japon sineması bu tür bir iletişimle insanlar arasındaki ayrılıkları aşıyor, düşünceler, inançlar ve yaşam tarzlarındaki farklılıklardan kaynaklanacağı düşünülen sınırları yıkarken, "ben"in bir diğerinden, dünün ise bugünden farklı olduğuna dair yanılsamayı sarsıyor.

”Ne olursa olsun bir meta olarak tüketilmek istenmeyen her türlü sanatın amacı, hiç şüphesiz kendine ve çevresine, hayatın ve insan varlığının amacını açıklamak, yani insanoğlunun gezegenimizdeki varoluş nedenini ve amacını göstermek olmalıdır. Hatta belki de hiç açıklamaya bile kalkmadan onları bu soruyla karşı karşıya bırakmalıdır.” (Mühürlenmiş Zaman- Andrei Tarkovsky)

Siyah beyaz çekilen, her biri başlı başına tablo sayılabilecek sayısız görüntüye sahip olan, görece uzun kamera takipleri ile seyirciyi filme dahil ederken ses ve müzikten aldığı destekle duygusal gerilimi tırmandıran,insan kadar eski ama bir o kadar güncel olguları, insani tutkuları, zaafları anlatan, sakin, duyarlı, etkileyici bu filmden kendinizi mahrum bırakmayın.
Ugetsu Monogatari
filme 9 verdi
0 yorum
Saadet

Saadet

@saadet646

Kırlangıç Çığlığı
Ahmet Ümit’in birçok eserini okumuş biri olarak kitap tam da beklenileni verdi.Akıcı üslubu,yalın Türkçesiyle her kesimin çık rahat okuyabileceği bir kitap.Çağımızın en büyük sorunu haline gelen taciz,istismar konusunu merak unsurlarıyla süsleyerek beni kendi dünyasına çekti.Herkese tavsiye ederim,iyi okumalar :)
ataç ikon Kırlangıç Çığlığı
kitaba puan vermedi
1 yorum
Merve (@mervekambur)
Bir Ahmet Ümit severi daha bulmak ne güzel 🌸 Eylülde çıkacak yeni kitabını sabırsızlıkla bekliyorum. ⭐️
1 sa beğen cevap
Çağrı Bektaşoğlu

Çağrı Bektaşoğlu

@cagribektasoglu

Hayatın içinden..Kader
Filmin bu kadar çok sevilmesini Zeki Demirkubuz şöyle açıklamış :

"Bir de şu var: artık modern dünyanın insanları itirazlarını kaybettikleri üzerine kurmuyorlar, kaybettikleri üzerine çok dert taşımıyorlar, bunun acısını çok fazla çekmiyorlar; tersine daha akli, daha rasyonel bir hayat duygusu taşıyorlar.Buna rağmen, ruhlarında, özellikle birey olarak, kaçırdıkları, özlemini yaşadıkları çok fazla şey var. Bunların başında da aşk ve tutku geliyor.Ne pahasına olursa olsun, nasıl olursa olsun böyle bir tutkunun eksikliğini hissediyorlar.Masumiyet ve kader’in daha çok beğenilmesinde bu da etkili."

Zeki Demirkubuz'un "marazi aşk" benzetmesi..Herkesin aklında aynı soru vardır."bekir'i hasta çocuğuna ilaç götürmekten bile alıkoyup, eski baş ağrısının peşi sıra bilmediği şehirlere götüren duygunun sebebi nedir? diye. Yönetmen bu konuda hiç de büyük laflar etmiyor.Sanki rasyonel ya da irrasyonel herkes kendince bir sebep bulsun der gibi.O yüzden film bir ayna tutuyor ruhumuza.Aynadan yansıyanlarla ne kadar benzer şeyler yaşadığımızı keşfediyoruz.Bu yüzden sahici,hayatın içinden sanki kendi benliğimizden bir film.

İnsan yaptığı her seçimi, başka seçimleri ekarte ederek yapıyor aslında.Bir okul okumak için,bir iş kurmak için ve hatta evlenmek için hayatımızdan bir şeyleri feragat etmemiz gerekir her zaman.Bu filmde de Bekir,Uğur'un peşinden gitme seçimini, dükkanını, eşini ve çocuğunu terkederek yapıyor.E peki şimdi soru şu: O halde bu seçimin hikayesi ne manaya geliyor? Her zaman tutkularımızın peşinden sonuna kadar gitmeli miyiz? Yoksa aşk tutku olmanın ötesine geçip bir saplantıya mı dönüşür çoğu zaman?

Bekir'in babası bir sahnede bekir'in kulağını çekiyor.Diyor ki "gittin koca dükkanı batırdın, gıkımı çıkarmadım. ama eşini üzüyorsun, bir insanı böyle üzmeye hakkın yok! git özür dile.." açıkçası o babanın elinden öpesim geldi.

Demirkubuz Bekir'in aşkını bir cin çarpması şeklinde anlatıyor.Bekir gibi vurdumduymaz hayatlar süren insanlar genelde bazı kesimlerde içine cin kaçmış olarak adlandırılır.Bir yandan da ne o aile hayatının boğuculuğu,ne de bekir'in psikolojik saplantılarına giriyoruz film boyu.Açıkçası yaptığına "aşk için fedakarlık" vesaire demek çok yüzeysel geliyor bana, fedakarlık demek kendinden taviz vermek,uktelerini yutarak başkalarının mutluluğu için bişeylerden vazgeçmek demek benim nezlimde.Eğer fedakarlık istediğinden vazgeçmek ise,Bekir'in karısı ve çocuğuna karşılık yaptığı daha ziyade bir bencilliğe tekabül ediyor, neredeyse şımarıklık olarak bile görülebilir.

Şu halde toplum tarafından dayatılan yaşamı reddetmek şeklinde, toplumdışılığı seçmek şeklinde bir tesiri varsa filmdeki aşkın, o toplumun nesi reddedilesi, bunu hiç göstermediği için manasız bir marjinalliğe övgüye dönüşüyor film.Yok eğer "ay çarptı, cin çarptı" şeklinde mistik bir yanı var ise, o cin çarpması fenomenini de fazla yüzeysel bir hayranlıkla sunuyor film. Sanki hidayete eren bir evliyanın hikayesini anlatırmış gibi.Amma velakin bu evliyanın çok kuvvetli bir benlik duygusu var gibime geliyor.Bekir'in seçtiği şey, uğruna taviz verdiği şey, yani motivasyonu fedakarlıktan çok kendi bireysel kaderinin peşinde koşmak, "kendini gerçekleştirmek" belki de, öyle geliyor bana.
Hayatın içinden seyredilesi bir Zeki Demirkurbuz filmi..Kader
Kader
filme 6 verdi
1 yorum
Gülşah GC (@guher)
👏👏
1 sa beğen cevap
Saadet

Saadet

@saadet646

unutma dersleri
Yazarın okuduğum ilk kitabı.Yer yer durağan, bazı bölümlerde ise oldukça şaşırtıcı öğelere yer verimiş kitapta.Aldatan,terk edilen bir kadının öyküsü.sıradan bir konuyu farklı yerlere getirmeyi başarmış yazar.Tam yaz kitabı tadında.
ataç ikon Unutma Dersleri
kitaba puan vermedi
0 yorum
Nisf

Nisf

@nisf

Kendi tuzağına düşen Profesör yapmışlar :/
S3-B8 Öncelikle bu sezonda Berlin'i flashbacklerle de olsa görmek sevindirdi. Fakat Berlin'in yerine başka karakter koymuşlar ona çok ısınamadım. Sezonun 1. ve 2. sezon kadar heyecanlı geçtiğini söyleyebilirim çünkü bu sefer İspanya'nın altın rezervlerini tuttuğu bankayı soymaya kalkıştılar. Nedense şu soygunculara garip şekilde sempati duymaya başladım ama gerçekçi gelmedi bu sezon. Profesör son anda soygunu savaşa çevirdi daha doğrusu yeni gelen pazarlıkçı ablamız sayesinde oldu bu. Şahlar ve vezirler açığa çıktı son hamle tüm dalicilerin sempatisini yitirecek ve devlet oynadığı oyunda iki adım öne geçicek gibi 4. sezonda. Kontrolü kaybettiler çünkü. Ben de kaybettim bence 1 günde bitti dizi :(.
La Casa De Papel
filme 9 verdi
1 yorum
mert (@mertko)
Bende bitirdim dün. Beğendim aslında sezonu ama herşey çok hızlı gelişti anlamadım bile. Belkide hemen bitirdiğim içindir. Başka bişey söylemek istemiyorum spoiler vermim izlemeyen vardır :) Şimdi bekle ki yeni sezon gelsin
1 sa beğen cevap
inanna

inanna

@ninanak

distopik politik tenkit
Kitabın adını görüp psikopatca bulanlar olmuştur bir noktaya kadar bende o bakış açısıyla okudum fakat yazarınin Valerie solanas'in yaptığı açıklamaları okuyana kadar. Eğer söz konusu kadınların erkeklere öfkesiyse herkes olmasa da bir kısım kadın bu duyguya ortak olmuştur. Yazar çocukken babasının, biraz büyüyünce sevgilisinin bir süre sonra da seks işçiliği yaparken tüm erkeklerin şiddet ve tacizine maruz kalmış. Çok zor şartlarda üniversite okuduğunu ve gayet iyi notlarla mezun olduğunu da ekleyerek analizime başlıyorum. Radikal feminizmin ütopyası, bir çoğumuzun distopyasi olan SCUM temel olarak Erkil sistemin, genel sistemi tamamen reddeden bir örgütle yıkılıp, paranın olmadığı, tüm erkeklerin öldürüldüğü sadece kadın egemenliği ile iş birliği yapan erkeklerin sınırlı şartlarda yaşadığı bir toplumun düşü. Eril sistemi savunan kadınların eriller kadar sert eleştirildiğini de dip not olarak dusmem gerek. Tersinden düşününce bugün olmasa da yüz yıl önce kadınların toplumsal olarak içinde bulunduğu durumun erkekler üzerinden yansıtılmış hali. Ezilenin, aşağılananin, vurulanin, öldürülenin kadin değil de erkek olduğunu hayal edin. Edemediniz değil mi? Valerie etmiş bu manifesto ile de bunu ortaya koymuş. Bütün bunların yanında kitabı okurken kapitalist sisteme ve onun yönetim - propoganda araçlarına dair müthiş tespitler yaptığını, hiçbir şey için değilse bunun için okunması gerektiğini belirtmek isterim. keyifli bir okuma süreci oldu benim için biraz daha ciddiye alarak okumam gerektiğini geç fark ettim. umarım siz ciddiyetle okursunuz. sevgiyle kalın...
0 yorum
Sonay Ç.

Sonay Ç.

@ponnik

Şiir okumayı ve şiirsel anlatımları pek sevmiyorum. Bu kitap her ne kadar şiir kitabı gibi gözükse de katiyen şiir kitabı değil. Kitap isminden de anlaşılacağı gibi tonla yalnızlık yüklü. Buram buram yalnızlığı kokluyor ve de hissediyorsunuz. Zaten Hasan Ali Toptaş okurken hep bir kasvet yüklü satırlar, sayfalar çıkıyor karşınıza ama bu bana çokça keyif veriyor. Hüzün ve puslu anlatımların yazarı olarak görüyorum onu. Bu kitabı da elinize aldığınız gibi birkaç saatte okuyacağınız incelikte ve nitelikte bir kitap olmuş.
ataç ikon Yalnızlıklar
kitaba 8 verdi
0 yorum
Tayfun

Tayfun

@sessizim

Umut varsa geleceğin varlığına iman ediyoruzdur...
Toprak, su, hava ve ateş. Ateşi kaldırıp, Tahta deyip girizgâhı zıplatmak isterdim ama anlatacağımız eser Homeros’un kitapları değil, saygıyı hak eder Hesiodos. Toprakla giriş yapmamın sebebi ise toprağın kendiyle uğraşanı bir nevi filozofa çevirdiğine inandığımdan dolayıdır. Bir çiftçi eğer ki öğrenmek isterse gerçeği ve hayatı anlamlandırmaksa amacı toprağa baksın yeter. Su değende bulamaç olan bu madde ne verebilir ki bize?

En başta varlığın oluşması için bir maddeye gereksinim olduğunu vurgular toprak, ekmeden biçemezsin der insanoğluna. Bir “tohum” olmadan bir canlı ortaya çıkaramazsın! Ve uygun zamanı kollamazsan der tohum; ben yiterim, bitmemi filizlenmemi istiyorsan ise gökyüzünü izle, çevrendeki hayvanları ve bulutları “gözlemle.” İşte bu etkenleri gördüğünde sür toprağa beni ve bekle, bekle ki “sabrın” ne demek olduğunu anla! Başının öne eğilmesinden asla korkma, biliriz ki biz “olgun başak baş eğer, eğik durur.” Bil ki veremeden alamayacağın bir dünya düzeni üzerinde yaşamaktasın. Bu dünyada Aden Bahçesi (Cennet) kurallar yoktur, meyveler ağaçlarda kendi kendine büyümez, nehirlerinden ballar ve şaraplar akmaz. Sabrın sonunun selamet olduğunu görürsün, “zaman” her şey için çözümdür ve “emeğin” ne kadar kıymetli olduğunu anlarsın. Emeksiz hiçbir şeyin olmayacağına “kanaat” getirirsin ve bu kadar “çilenin” ardından ürünlerini hasat ettikten sonra anlarsın ki; doğanın kuralları asil kurallardır ve burada hiçbir şey boşuna var olmamıştır. Unutmayın ki; “Umut varsa geleceğin varlığına iman ediyoruzdur.”

“O kafasızlar bilmezler ki,
Yarım daha büyük olabilir bütünden...” (Alıntı)

Hesiodos MÖ VIII. yüzyılda yaşamış bir ozandır. Doğumu Anadolu’nun batı kısmı yani Ege’de olduğu bilinmektedir. Balıkçı bir aileden geldiği ise eserlerinden anlaşılmış olup daha sonra babasının öngörmesiyle Yunan iç kesimlerine doğru göç etmişlerdir. Göç sebepleri siyasi değil, sadece bulundukları yerde yoksul kaldıkları içindir. Kendisini eserlerinde çoban ya da çiftçi olarak itham ettiği için mesleğini bu iki meslek türünü de içerisine alan çiftçi mesleğini icra ettiğini düşündürmektedir. Tipik bir Anadolu insanı düşüncesinin yaygın olduğu eserlerinden hissedilmektedir. Bilinen ilk Yunan didaktik şiirinin yazarı ve Yunan Mitinin kurucularından biridir.

“...ölçüsüzlükten suç doğar, suçun ürünü ise pişmanlıktır.” (Alıntı)

Bizlere önemi çok sonları anlaşılan iki eser bırakmıştır. Bunlardan ilki Theogonia adında olan ve 1022 dize ile evrenin varoluşu, tanrıların doğuşu ve soylarının nasıl şekillendiği anlatan epik bir eserdir. İkincisi ve daha önemlisi olan eseri ise İşler ve Günler adında olan 828 dize ile bitirilmiş eseridir. Bu eserin diğer eserden çokça farkı vardır ki; eseri bir toplum felsefesi olarak algılayabiliriz. Bu hususta Hesiodos’a iyi bir gözlemci, bilgili bir filozof ya da uyruklarının mutluluğunu arayan bir köy ekstremisti diyebiliriz. Eserin öğüt niteliği taşıması ve toplumsal bir çözüm arayışı içerisinde oluşu, okuyanına keyiften çok bilgi aktaracağı için önemlidir. Kendi deneyimlerinden de faydalanarak kardeşi Perses’e karşı dillendirdiği bu eseri; Dike – adalet, hak, hukuk – başta olmak üzere çalışmak, erdem, düzen, doğruluk gibi kavramları okuruna sunar. Ayrıca tarım, denizcilik gibi mesleklerde yapılması gerekenleri sıralar ve her şeyin bir zamanı olduğuna inandırır okurunu. Şu su götürmez bir gerçektir. Doğu, Anadolu'yu beslemiştir ve Anadolu'da Yunan'ı... Yunan beslendikçe Avrupa beslenmiştir ve bu besi son olarak deniz aşırı uzanmış, Amerika'ya ulaşmıştır... Günümüzde birçok şeyin kaynağı Yunan'dır. Peki ya Yunan'ın kaynağı... Bence Anadolu; Babil, Sümer, Asur ve Finikeliler... Finikelileri özellikle yazdım ki denizci oldukları ve denizi kullandıkları için bütün bilgi ve dahasının misyonerliği onlardadır.

“...bilinçsizlik yanılgıyı doğurur, yanılgı ise insanı doğrudan yıkım ve belalara sürükler.” (Alıntı)

Homeros eğlenilecek adamsa Hesiodos evlenilecek adamdır. Hesiodos’u karşılaştırma yapacak isek kesinlikle Homeros ile karşılaştırmalıyız. Aralarında ciddi bir fark vardır. Homeros tanrılarla insanların iç içe güle oynaya yaşadıklarını betimler ama Hesiodos tam tersine tanrıların insanlardan uzak ve ayrı yaşadıklarını, çok nadir olsa da insanlarla iletişim kurduklarını yazar eserlerinde. Homeros’ta her şey tanrılara layıktır ve lükstür, Hesiodos’ta ise bu durum gözükmez. Her ikisinin de eserlerinin destan olması insani durumları tanrılaştırmasına sebep olsa da Homeros incelemesinde de bahsettiğimiz gibi İlyada eserindeki en insani karakterin Andromakhe oluşu dışında insani bir yan göremeyiz. Kısaca söylemek gerekirse Hesiodos’un 828 dizelik eseri Homeros’un 15600 dizelik eserine galip gelmiştir. Homeros’un ayrıca Platon’un Devlet kitabında Platon tarafından da eleştirilmesi, kendinden sonrakilere hiçbir öğüt bırakmadı demesi, bu üstünlüğü göreceli olsa da kabul etmemizi sağlar.

Kısa bir Homeros’un İlyada kitabı incelemesinden kesit…
“Andromakhe Thebaili Eetion’un prenses kızı. Hektor’un karısı ve Astyanaks’ın annesi. Eetion Yunanistan’da bulunan Thebai şehrinin kralıdır. 7 tane oğlu ve bir kızı vardır. Troya ile hem ilişkilerini sağlamlaştırmak, hem de kan bağı olması için biricik kızını deniz aşırı olarak Hektor’a vermiştir. Hektor o dönemde geleceğin Troya kralı olacağına kesin gözüyle bakılan en yiğit Priamos oğluydu. Dolayısıyla oğlu Astyanaks’ta diğer Priamos oğulları arasında en yüksek olasılıkla kral olabilecek veliaht prensti. Andromakhe Troya savaşı boyunca en çok etkilenen kişidir. Akhaların 10 yıl süren Troya kuşatmalarında askerlerin ganimet için Troya’nın civar şehirlerine saldırmaları sebebiyle Andromakhe’nin doğduğu şehre de saldırılmıştır. Şehri eline alan Achilleus Kral Eetion ile yedi oğlunu öldürmüş ve prenses olan Andromahke’nin annesini elinden geldiği kadar en iğrenç şekilde kullanmış, esir edip Troya sahillerine getirmiştir. Hatta öyle kullanılmış ki Troyalılardan kurtarmalık alıp prensesi Troya’ya teslim ettiğinde ancak üç gün yaşayabilmiştir.

https://i.hizliresim.com/pbd5Or.jpg Paris ile Menelaus düellosu akabinde Athena tarafından ölümden kurtarılıp, kaçırılan Paris’i savaş alanına çağırmak için gelen Hektor’un Andromakhe’yi odasında göremeyince şehrin surlarında karşılaşmaları.

Bu hadiselerden anlayabileceğimiz gibi savaşın en dertlisi, en insansı varlığı Andromakhe’dir. Hayatında Hektor ve oğlu dışında kimsesi kalmamış, bu sebeple iyice yalnız kalmaktan korkup, Hektor’a kaçmayı dahi teklif etmiştir.”

Kısa bir Platon’un Devlet kitabı incelemesinden kesit…
“Adil bir devlet kurulumda ilk önce yapılacak şeyin şairlerden, mit yaratıcılardan, hikâyecilerden başlanılmasını gerektiğini öne sürer ve bu ütopyada sansürü ileri derecede meşrulaştırır. Çünkü çocuğa küçük yaşta neyi hikâyelerseniz büyüdüğünde de o yönde bir yaşam tarzı benimsemesine olanak tanırsınız. Özellikle üçüncü kitapta Sokrates’i Homeros’un üzerine yürütüp, mitoloji yaratıcısı bu adamı yerdiğini gördüysek de onuncu kitapta bunun daha fazlasını görmekteyiz. Platon’un Homeros kitabından çekinmesinin sebebi günümüz anlayışı ile bakmak yerine; o devirde Homeros kitaplarının dini kitap olduğunu varsaydığımızda ortaya çıkar. Günümüz şiir, destan diye nitelendirdiğimiz bu kitaplar; o devrin yegâne din kitaplarıydı. En küçük bir sorunda o kitaplar açılır, onlardan bakılıp ona göre hareket edilirdi. İnsanlar o kitaplara göre yetişir; özel hayatlarından ziyade siyasal hayatlarını da buna göre düzenlerler ve Homerik kahramanların onları takip edenlere kötü örnek olmaktadır. Hatta Homeros’un iyi, hoş birisi olduğunu da söyler; ancak insanlık adına, devlet adına bir şey yapmadığını da açıkça belirtir. Ne bir Sparta Kralı ve Kanun Koyucusu olan Lykurgos olduğunu ne de Yunan Devlet Adamı Solon olduğunu söyler.”

Theogonia eserinde bulunan varoluştan bahsetmek isterim, hani şu Prometheus’un Zeus’tan ateşi alıp insanlara sunmasını ve daha sonrasında Zeus’un insanlar için tanrılar hediyesi olan Pandora’yı insanların başına bela etmesini. Dini kitaplara da bakıldığında ilk insanların Aden Bahçesi denilen bir yerde çalışmadan, uğraşmadan yaşam sürdürdüklerinden bahseder. Prometheus’ta Zeus’tan ateşi çaldığında insanlardaki yaşam tarzı Aden Bahçesi’ndeki yaşam tarzıyla aynıdır. Çalışmadan, uğraşmadan topraktan mahsul almaktadırlar. Ancak iki tarafta tanrının gazabına uğrar ve cennet denilen cennet gibi yerden kovulurlar. Dini kitaplarda yasak meyve ile aksedilir bu hadise, mitoloji de ise Prometheus’un bu hinliği ile. Bu hadiselerden sonra artık insanların çalışmadan elde edebilecekleri bir mahsulü bulunmamaktadır, üstüne üstlük hastalıklar ve dertlerde başa beladır. Aslında bu tarz bahsedebileceğim birçok benzerlik vardır ancak konunun daha da uzatılıp, okuruna sıkıntı vermesini de istememekteyim.

“Her yazın bir kışı var...” (Alıntı)

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi iki işin ehil tarafından yapıldığı için muazzam denecek kadar güzel, sayfa yapısı yerinde. Eser kısa bir önsöz ile başlamaktadır. Arkasından 1022 dize olan yaratılış efsanelerini barındıran Theogonia adlı epik anlatım gelmektedir. Tanrıların nasıl ve ne şekilde doğduğunu da anladıktan sonra, insan olan bizlerin, nasıl hayat sürmemizi ve bize gerekli olan bilgilerin, öğütlerin yer aldığı 828 dizelik muazzam bir içerikle devam ediyor. Buradan sonra ise Sayın Azra Erhat’ın Hesiodos Eserleri ve Kaynakları adı altında bulunan muazzam bir incelemesiyle karşılaşıyoruz. Bu incelemeyi de bitirdikten sonra İsmet Zeki Eyuboğlu’na ait olan Hesiodos ile Anadolu İnsanı adlı kısa bir karşılaştırmayla karşılaşıyoruz. En sonunda ise 60 küsür sayfa olan, her zaman kitaba başvurabileceğimiz bir sözlüğün bulunması kitabı çok değerli kılmaktadır.

“Komşunun kötüsü beladır, iyisi bir hazine...” (Alıntı)

Sözün özü; kitabın yazım zamanı ve içeriği bakımından ele alındığında bir ve muazzamdır. Kesinlikle bir örneğinin olmayışı ve çok ileride Romalı Kentsoylu Vergilius’un dikkatini çekmesi kitabın değerini kat be kat arttırmaktadır. Günümüzde de güncelliğini koruyan ve bu yaşam tarzını benimsemiş insanlarla karşılaştığımız için, eserin her çağa seslendiğini görmek gurur verici. Meraklısı için kesinlikle bir başucu kitabı olduğu için okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.
ataç ikon Theogonia - İşler ve Günler
kitaba puan vermedi
0 yorum
Story95

Story95

@kdjfjendnen

Adalet topal ve ağırdır....
Dün bitirdiğim ama bir türlü yorumlayamadığım diziyle karşı karşıyayız. Netflixte 4 bölümlük mini bir dizi ‘When They See Us’ Ama etkisi o kadar büyük ki.. Yani aslında hayatımızın çok çabuk değişebileceğinin, mahvolabileceğinin bir göstergesi sanki. Dizi, Central Parkta koşuya çıkan kadının tecavüze uğramasıyla ve o sıralarda parkta toplanan kalabalık 14-16 yaşlarındaki siyahi çocukların suçlanmasıyla başlıyor. Polisler, ilk başta çocukların şikayet üzerine darp ettikleri duyumunu alıyorlar ve yakaladıkları çocukları karakola götürüyorlar. Asıl olay burdan sonra başlıyor.. İstismar olayı parkın farklı yerinde işlense ve olaya dair tek bir kanıt dahi bulunulmasa bile rastgele toplanan 5 çocuk ‘tecavüz ve öldürmeye teşebbüs suçundan ‘ suçlanıyor. Gözaltına aldıklarında eve gitmeleri için olayı kabul etmeleri gerektiğini söylüyorlar ve onlarda tehdit,şantajla beşinin ifadeleri tutmadığı halde olayı kabul ettiklerine dair ifade veriyorlar. Yani ırkçı bir insan olmadığım için ilk başta yaşananlar dizideki olay bana mantık-dışı geldi. Çünkü resmen suçluyu bulmak yerine, suça kılıf uydurmaktan başka bir şey değildi bu olay. Yani yapılan incelemede çocukların hiçbir şekilde izleri ve orada bulunduklarına dair bir iz yok, kadına saldırdıklarına dair bir dna kalıntısı yok, sadece aynı saatlerde aynı parkta bulunmalarının vermiş olduğu bir talihsizlik.. Böyle anlatınca gerçekten heyecanlı sürükleyici bir senaryo olduğunu düşünebilirsiniz ama sıkı durun bu aslında 30 yıl önce yaşanan ve ancak 2002’de çocukların suçsuz olduğu anlaşılan bir dava. Yani 15 yıl boyunca içeride yatan ve çok ağır bir suçlamaya maruz kalan çocuklar aslında suçsuzmuş. Olay, yine aynı suçlamadan yakalanan bir mahkumun itiraf etmesiyle ortaya çıkıyor. Ancak yaşanan yılları elbet telafi etmek için yeterli değil. Yani dediğim gibi oldukça etkileyici bir diziydi. En çok sinir olduğum-herkesin sinir olduğu- dönemin savcısı kadının 5 çocuğun yaptığına adı kadar emin olması ve olayı sonuna kadar götürmesiydi. Tabi çocuklar içeride yatarken o yine suç temalı kitaplarını satıyor ve keyfine bakıyordu. Yani bazı mesleklerin atacağı adımların çok dikkatli atılması ve düşünülmesi gerektiği tarafındayım. Savcılık, hakimlik hatta polislik.. İşi sadece bir suçlu bulmak onu içeri tıkmak olarak görmemek gerçekten vicdan sahibi insanların yapmasını dilemekten başka yapılacak bir şey yok elbette. Dönemin iş adamı şimdikinin Amerika Başkanı Donald Trump ise bu gençlerin idam edilmesi gerektiğini söyleyerek ırkçı-nefret dolu bir dilin kapılarını sonuna kadar açmıştır. Tam da kitabını aldığım şu günlerde kitaptan nasıl soğudum anlatamam:) Ama elbette bir şekilde kitabını önyargısız(!) bir şekilde bitimeyi düşünüyorum.

En etkilendiğim karakter yok çünkü hepsinden etkilendim. Yaşadıkları çok derin çok hüzünlü çok başka. Eminim suçsuz yere bunu çektikleri için de 2 kat daha zordur. Tabi bunun yanında bir de ailelerinin yaşadıkları var ki o daha bir zor.. Amerika yılların telafisi olmasa da 40 milyon dolar tazminat ödemiş 5 çocuğa. Eğer yaşanmış ve gerçekten kalbinizin üstüne ağırlık çöktürecek bir dizi arıyorsanız hiç durmayın ve izleyin bu diziyi. İnsanlara baktığınızda ten renklerinin önemli olmadığı, nefretsiz, adaletli bir dünyada yaşayabilmek dileğiyle...
When They See Us
filme 10 verdi
0 yorum
merve önder

merve önder

@merveeonder

Günaydın bu sabah güne kitap incelemesiyle başlamak istedim.Mutlu prens hem büyüklere hem çocuklara hitap edecek 54 sayfalık çok kısa bir kitap ama içerdiği mesajlarla koca bir dünyayı sığdırmış içine.
Mutlu prens 5 öyküden oluşuyor her öyküde mutlaka kendinizden bir şeyler buluyorsunuz.
Hepimizin hayatında değirmenci gibi dostları olmuştur, ya da hepimiz mutlu prens gibi kendimizden ödün vererek fedakarlık yapmışızdır.Hepimiz bu öykülerdeki baş kahramanlarız aslında...
Ve şu an hala değirmenci karakterine öfkeliyim ... Keyifli okumalar:)
ataç ikon Mutlu Prens
kitaba puan vermedi
0 yorum
ODA KURALLARI
  • Sadece beğeni belirten ifadeler kuraldışıdır. İnceleme detaylı olmalıdır.
  • İdeal bir inceleme 500-800 karaketerden oluşmalıdır.
  • Kitap incelemelerinde yazarın veya çevirmenin türkçeyi kullanış biçimi ve/veya metnin akıcılığı ve/veya karakterlerin derinliği irdelenmelidir.
  • Eserin ileri sürdüğü fikirler, topluma veriği mesajlar öznel olarak tartışmaya açılabilir.
  • Eserin kimlere hitap ettiği incelemenize eklenebilir.
  • İnceleme gerekmedikçe alıntı/replik içermemelidir.
  • 50 karakterden az incelemeler kuraldışıdır.
  • Başka sitelerden alınmış inceleme ve yorumlar kuraldışıdır.
  • Güzeldi, çok beğendim, tavsiye ederim vb. yüzeysel cümleler inceleme olarak kabul edilmez ve editörler tarafından silinebilir.
  • Link paylaşmak kuraldışıdır.
  • Film ve dizi incelemelerinde senaryonun akışı, özgünlüğü ve tahmin edilebilirliği ve/veya karakterlerin derinliği irdelenebilir.
  • Mekan veya şehir incelemelerinde tarihsel bilgilendirme yapılabilir.