up
ara
METİN ODALARI
FOTO ODALARI
VİDEO ODALARI

Kitap İncelemeleri

inanna

inanna

@ninanak

distopik politik tenkit
Kitabın adını görüp psikopatca bulanlar olmuştur bir noktaya kadar bende o bakış açısıyla okudum fakat yazarınin Valerie solanas'in yaptığı açıklamaları okuyana kadar. Eğer söz konusu kadınların erkeklere öfkesiyse herkes olmasa da bir kısım kadın bu duyguya ortak olmuştur. Yazar çocukken babasının, biraz büyüyünce sevgilisinin bir süre sonra da seks işçiliği yaparken tüm erkeklerin şiddet ve tacizine maruz kalmış. Çok zor şartlarda üniversite okuduğunu ve gayet iyi notlarla mezun olduğunu da ekleyerek analizime başlıyorum. Radikal feminizmin ütopyası, bir çoğumuzun distopyasi olan SCUM temel olarak Erkil sistemin, genel sistemi tamamen reddeden bir örgütle yıkılıp, paranın olmadığı, tüm erkeklerin öldürüldüğü sadece kadın egemenliği ile iş birliği yapan erkeklerin sınırlı şartlarda yaşadığı bir toplumun düşü. Eril sistemi savunan kadınların eriller kadar sert eleştirildiğini de dip not olarak dusmem gerek. Tersinden düşününce bugün olmasa da yüz yıl önce kadınların toplumsal olarak içinde bulunduğu durumun erkekler üzerinden yansıtılmış hali. Ezilenin, aşağılananin, vurulanin, öldürülenin kadin değil de erkek olduğunu hayal edin. Edemediniz değil mi? Valerie etmiş bu manifesto ile de bunu ortaya koymuş. Bütün bunların yanında kitabı okurken kapitalist sisteme ve onun yönetim - propoganda araçlarına dair müthiş tespitler yaptığını, hiçbir şey için değilse bunun için okunması gerektiğini belirtmek isterim. keyifli bir okuma süreci oldu benim için biraz daha ciddiye alarak okumam gerektiğini geç fark ettim. umarım siz ciddiyetle okursunuz. sevgiyle kalın...
0 yorum
Sonay Ç.

Sonay Ç.

@ponnik

Şiir okumayı ve şiirsel anlatımları pek sevmiyorum. Bu kitap her ne kadar şiir kitabı gibi gözükse de katiyen şiir kitabı değil. Kitap isminden de anlaşılacağı gibi tonla yalnızlık yüklü. Buram buram yalnızlığı kokluyor ve de hissediyorsunuz. Zaten Hasan Ali Toptaş okurken hep bir kasvet yüklü satırlar, sayfalar çıkıyor karşınıza ama bu bana çokça keyif veriyor. Hüzün ve puslu anlatımların yazarı olarak görüyorum onu. Bu kitabı da elinize aldığınız gibi birkaç saatte okuyacağınız incelikte ve nitelikte bir kitap olmuş.
ataç ikon Yalnızlıklar
kitaba 8 verdi
0 yorum
Tayfun

Tayfun

@sessizim

Umut varsa geleceğin varlığına iman ediyoruzdur...
Toprak, su, hava ve ateş. Ateşi kaldırıp, Tahta deyip girizgâhı zıplatmak isterdim ama anlatacağımız eser Homeros’un kitapları değil, saygıyı hak eder Hesiodos. Toprakla giriş yapmamın sebebi ise toprağın kendiyle uğraşanı bir nevi filozofa çevirdiğine inandığımdan dolayıdır. Bir çiftçi eğer ki öğrenmek isterse gerçeği ve hayatı anlamlandırmaksa amacı toprağa baksın yeter. Su değende bulamaç olan bu madde ne verebilir ki bize?

En başta varlığın oluşması için bir maddeye gereksinim olduğunu vurgular toprak, ekmeden biçemezsin der insanoğluna. Bir “tohum” olmadan bir canlı ortaya çıkaramazsın! Ve uygun zamanı kollamazsan der tohum; ben yiterim, bitmemi filizlenmemi istiyorsan ise gökyüzünü izle, çevrendeki hayvanları ve bulutları “gözlemle.” İşte bu etkenleri gördüğünde sür toprağa beni ve bekle, bekle ki “sabrın” ne demek olduğunu anla! Başının öne eğilmesinden asla korkma, biliriz ki biz “olgun başak baş eğer, eğik durur.” Bil ki veremeden alamayacağın bir dünya düzeni üzerinde yaşamaktasın. Bu dünyada Aden Bahçesi (Cennet) kurallar yoktur, meyveler ağaçlarda kendi kendine büyümez, nehirlerinden ballar ve şaraplar akmaz. Sabrın sonunun selamet olduğunu görürsün, “zaman” her şey için çözümdür ve “emeğin” ne kadar kıymetli olduğunu anlarsın. Emeksiz hiçbir şeyin olmayacağına “kanaat” getirirsin ve bu kadar “çilenin” ardından ürünlerini hasat ettikten sonra anlarsın ki; doğanın kuralları asil kurallardır ve burada hiçbir şey boşuna var olmamıştır. Unutmayın ki; “Umut varsa geleceğin varlığına iman ediyoruzdur.”

“O kafasızlar bilmezler ki,
Yarım daha büyük olabilir bütünden...” (Alıntı)

Hesiodos MÖ VIII. yüzyılda yaşamış bir ozandır. Doğumu Anadolu’nun batı kısmı yani Ege’de olduğu bilinmektedir. Balıkçı bir aileden geldiği ise eserlerinden anlaşılmış olup daha sonra babasının öngörmesiyle Yunan iç kesimlerine doğru göç etmişlerdir. Göç sebepleri siyasi değil, sadece bulundukları yerde yoksul kaldıkları içindir. Kendisini eserlerinde çoban ya da çiftçi olarak itham ettiği için mesleğini bu iki meslek türünü de içerisine alan çiftçi mesleğini icra ettiğini düşündürmektedir. Tipik bir Anadolu insanı düşüncesinin yaygın olduğu eserlerinden hissedilmektedir. Bilinen ilk Yunan didaktik şiirinin yazarı ve Yunan Mitinin kurucularından biridir.

“...ölçüsüzlükten suç doğar, suçun ürünü ise pişmanlıktır.” (Alıntı)

Bizlere önemi çok sonları anlaşılan iki eser bırakmıştır. Bunlardan ilki Theogonia adında olan ve 1022 dize ile evrenin varoluşu, tanrıların doğuşu ve soylarının nasıl şekillendiği anlatan epik bir eserdir. İkincisi ve daha önemlisi olan eseri ise İşler ve Günler adında olan 828 dize ile bitirilmiş eseridir. Bu eserin diğer eserden çokça farkı vardır ki; eseri bir toplum felsefesi olarak algılayabiliriz. Bu hususta Hesiodos’a iyi bir gözlemci, bilgili bir filozof ya da uyruklarının mutluluğunu arayan bir köy ekstremisti diyebiliriz. Eserin öğüt niteliği taşıması ve toplumsal bir çözüm arayışı içerisinde oluşu, okuyanına keyiften çok bilgi aktaracağı için önemlidir. Kendi deneyimlerinden de faydalanarak kardeşi Perses’e karşı dillendirdiği bu eseri; Dike – adalet, hak, hukuk – başta olmak üzere çalışmak, erdem, düzen, doğruluk gibi kavramları okuruna sunar. Ayrıca tarım, denizcilik gibi mesleklerde yapılması gerekenleri sıralar ve her şeyin bir zamanı olduğuna inandırır okurunu. Şu su götürmez bir gerçektir. Doğu, Anadolu'yu beslemiştir ve Anadolu'da Yunan'ı... Yunan beslendikçe Avrupa beslenmiştir ve bu besi son olarak deniz aşırı uzanmış, Amerika'ya ulaşmıştır... Günümüzde birçok şeyin kaynağı Yunan'dır. Peki ya Yunan'ın kaynağı... Bence Anadolu; Babil, Sümer, Asur ve Finikeliler... Finikelileri özellikle yazdım ki denizci oldukları ve denizi kullandıkları için bütün bilgi ve dahasının misyonerliği onlardadır.

“...bilinçsizlik yanılgıyı doğurur, yanılgı ise insanı doğrudan yıkım ve belalara sürükler.” (Alıntı)

Homeros eğlenilecek adamsa Hesiodos evlenilecek adamdır. Hesiodos’u karşılaştırma yapacak isek kesinlikle Homeros ile karşılaştırmalıyız. Aralarında ciddi bir fark vardır. Homeros tanrılarla insanların iç içe güle oynaya yaşadıklarını betimler ama Hesiodos tam tersine tanrıların insanlardan uzak ve ayrı yaşadıklarını, çok nadir olsa da insanlarla iletişim kurduklarını yazar eserlerinde. Homeros’ta her şey tanrılara layıktır ve lükstür, Hesiodos’ta ise bu durum gözükmez. Her ikisinin de eserlerinin destan olması insani durumları tanrılaştırmasına sebep olsa da Homeros incelemesinde de bahsettiğimiz gibi İlyada eserindeki en insani karakterin Andromakhe oluşu dışında insani bir yan göremeyiz. Kısaca söylemek gerekirse Hesiodos’un 828 dizelik eseri Homeros’un 15600 dizelik eserine galip gelmiştir. Homeros’un ayrıca Platon’un Devlet kitabında Platon tarafından da eleştirilmesi, kendinden sonrakilere hiçbir öğüt bırakmadı demesi, bu üstünlüğü göreceli olsa da kabul etmemizi sağlar.

Kısa bir Homeros’un İlyada kitabı incelemesinden kesit…
“Andromakhe Thebaili Eetion’un prenses kızı. Hektor’un karısı ve Astyanaks’ın annesi. Eetion Yunanistan’da bulunan Thebai şehrinin kralıdır. 7 tane oğlu ve bir kızı vardır. Troya ile hem ilişkilerini sağlamlaştırmak, hem de kan bağı olması için biricik kızını deniz aşırı olarak Hektor’a vermiştir. Hektor o dönemde geleceğin Troya kralı olacağına kesin gözüyle bakılan en yiğit Priamos oğluydu. Dolayısıyla oğlu Astyanaks’ta diğer Priamos oğulları arasında en yüksek olasılıkla kral olabilecek veliaht prensti. Andromakhe Troya savaşı boyunca en çok etkilenen kişidir. Akhaların 10 yıl süren Troya kuşatmalarında askerlerin ganimet için Troya’nın civar şehirlerine saldırmaları sebebiyle Andromakhe’nin doğduğu şehre de saldırılmıştır. Şehri eline alan Achilleus Kral Eetion ile yedi oğlunu öldürmüş ve prenses olan Andromahke’nin annesini elinden geldiği kadar en iğrenç şekilde kullanmış, esir edip Troya sahillerine getirmiştir. Hatta öyle kullanılmış ki Troyalılardan kurtarmalık alıp prensesi Troya’ya teslim ettiğinde ancak üç gün yaşayabilmiştir.

https://i.hizliresim.com/pbd5Or.jpg Paris ile Menelaus düellosu akabinde Athena tarafından ölümden kurtarılıp, kaçırılan Paris’i savaş alanına çağırmak için gelen Hektor’un Andromakhe’yi odasında göremeyince şehrin surlarında karşılaşmaları.

Bu hadiselerden anlayabileceğimiz gibi savaşın en dertlisi, en insansı varlığı Andromakhe’dir. Hayatında Hektor ve oğlu dışında kimsesi kalmamış, bu sebeple iyice yalnız kalmaktan korkup, Hektor’a kaçmayı dahi teklif etmiştir.”

Kısa bir Platon’un Devlet kitabı incelemesinden kesit…
“Adil bir devlet kurulumda ilk önce yapılacak şeyin şairlerden, mit yaratıcılardan, hikâyecilerden başlanılmasını gerektiğini öne sürer ve bu ütopyada sansürü ileri derecede meşrulaştırır. Çünkü çocuğa küçük yaşta neyi hikâyelerseniz büyüdüğünde de o yönde bir yaşam tarzı benimsemesine olanak tanırsınız. Özellikle üçüncü kitapta Sokrates’i Homeros’un üzerine yürütüp, mitoloji yaratıcısı bu adamı yerdiğini gördüysek de onuncu kitapta bunun daha fazlasını görmekteyiz. Platon’un Homeros kitabından çekinmesinin sebebi günümüz anlayışı ile bakmak yerine; o devirde Homeros kitaplarının dini kitap olduğunu varsaydığımızda ortaya çıkar. Günümüz şiir, destan diye nitelendirdiğimiz bu kitaplar; o devrin yegâne din kitaplarıydı. En küçük bir sorunda o kitaplar açılır, onlardan bakılıp ona göre hareket edilirdi. İnsanlar o kitaplara göre yetişir; özel hayatlarından ziyade siyasal hayatlarını da buna göre düzenlerler ve Homerik kahramanların onları takip edenlere kötü örnek olmaktadır. Hatta Homeros’un iyi, hoş birisi olduğunu da söyler; ancak insanlık adına, devlet adına bir şey yapmadığını da açıkça belirtir. Ne bir Sparta Kralı ve Kanun Koyucusu olan Lykurgos olduğunu ne de Yunan Devlet Adamı Solon olduğunu söyler.”

Theogonia eserinde bulunan varoluştan bahsetmek isterim, hani şu Prometheus’un Zeus’tan ateşi alıp insanlara sunmasını ve daha sonrasında Zeus’un insanlar için tanrılar hediyesi olan Pandora’yı insanların başına bela etmesini. Dini kitaplara da bakıldığında ilk insanların Aden Bahçesi denilen bir yerde çalışmadan, uğraşmadan yaşam sürdürdüklerinden bahseder. Prometheus’ta Zeus’tan ateşi çaldığında insanlardaki yaşam tarzı Aden Bahçesi’ndeki yaşam tarzıyla aynıdır. Çalışmadan, uğraşmadan topraktan mahsul almaktadırlar. Ancak iki tarafta tanrının gazabına uğrar ve cennet denilen cennet gibi yerden kovulurlar. Dini kitaplarda yasak meyve ile aksedilir bu hadise, mitoloji de ise Prometheus’un bu hinliği ile. Bu hadiselerden sonra artık insanların çalışmadan elde edebilecekleri bir mahsulü bulunmamaktadır, üstüne üstlük hastalıklar ve dertlerde başa beladır. Aslında bu tarz bahsedebileceğim birçok benzerlik vardır ancak konunun daha da uzatılıp, okuruna sıkıntı vermesini de istememekteyim.

“Her yazın bir kışı var...” (Alıntı)

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi iki işin ehil tarafından yapıldığı için muazzam denecek kadar güzel, sayfa yapısı yerinde. Eser kısa bir önsöz ile başlamaktadır. Arkasından 1022 dize olan yaratılış efsanelerini barındıran Theogonia adlı epik anlatım gelmektedir. Tanrıların nasıl ve ne şekilde doğduğunu da anladıktan sonra, insan olan bizlerin, nasıl hayat sürmemizi ve bize gerekli olan bilgilerin, öğütlerin yer aldığı 828 dizelik muazzam bir içerikle devam ediyor. Buradan sonra ise Sayın Azra Erhat’ın Hesiodos Eserleri ve Kaynakları adı altında bulunan muazzam bir incelemesiyle karşılaşıyoruz. Bu incelemeyi de bitirdikten sonra İsmet Zeki Eyuboğlu’na ait olan Hesiodos ile Anadolu İnsanı adlı kısa bir karşılaştırmayla karşılaşıyoruz. En sonunda ise 60 küsür sayfa olan, her zaman kitaba başvurabileceğimiz bir sözlüğün bulunması kitabı çok değerli kılmaktadır.

“Komşunun kötüsü beladır, iyisi bir hazine...” (Alıntı)

Sözün özü; kitabın yazım zamanı ve içeriği bakımından ele alındığında bir ve muazzamdır. Kesinlikle bir örneğinin olmayışı ve çok ileride Romalı Kentsoylu Vergilius’un dikkatini çekmesi kitabın değerini kat be kat arttırmaktadır. Günümüzde de güncelliğini koruyan ve bu yaşam tarzını benimsemiş insanlarla karşılaştığımız için, eserin her çağa seslendiğini görmek gurur verici. Meraklısı için kesinlikle bir başucu kitabı olduğu için okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.
ataç ikon Theogonia - İşler ve Günler
kitaba puan vermedi
0 yorum
merve önder

merve önder

@merveeonder

Günaydın bu sabah güne kitap incelemesiyle başlamak istedim.Mutlu prens hem büyüklere hem çocuklara hitap edecek 54 sayfalık çok kısa bir kitap ama içerdiği mesajlarla koca bir dünyayı sığdırmış içine.
Mutlu prens 5 öyküden oluşuyor her öyküde mutlaka kendinizden bir şeyler buluyorsunuz.
Hepimizin hayatında değirmenci gibi dostları olmuştur, ya da hepimiz mutlu prens gibi kendimizden ödün vererek fedakarlık yapmışızdır.Hepimiz bu öykülerdeki baş kahramanlarız aslında...
Ve şu an hala değirmenci karakterine öfkeliyim ... Keyifli okumalar:)
ataç ikon Mutlu Prens
kitaba puan vermedi
0 yorum
eyizaR

eyizaR

@asmnesli

İskender Pala'nın bu kitabı biri tarihten biri günümüzden olmak üzere kurgusal olarak birbine benzeyen, yey yer diğerine de atıflarda bulunan iki hikayeyi anlatıyor.Her iki hikaye de de aynı kızı seven üç arkadaş,para ve aşk uğruna dostunu öldürüp suçu diğerine atan hırslı iki jarakter ve arkadaşından ihanete uğrayan,katil damgasını yiyen iki ayrı masum karakter var.Bu arada biri Lidyalılar ve diğeri Türkiyenin seksenli yılları olmak üzere iki tarihi dönem ve bu dönemdeki gerçeklikler ve kurguya bağlı olarak aktarılmış çok doğru isabetli ve ders alınması gereken güzel fikirler var.İskender Pala'nın en sevdiğim ve kesinlikle okunması gerekir dediğim bir kitap .Herkese şiddetle tavsiye ederim
ataç ikon Karun ve Anarşist
kitaba puan vermedi
0 yorum
ugur

ugur

@yugurdisli

Zweig
Edgar, Baron ve Güzel bir kadın (Edgar’ın annesi) arasında geçen, hayatın gerçeklerini bir çocuğun gözüyle görebileceğiniz kısa ama etkileyici bir hikaye.
Çocukların neyi nasıl düşündüğünü, yalnızlığa itildiklerinde neler yapabileceklerini tüm çıplaklığıyla anlatıyor Zweig. Yine başarılı bir yazım dili. Yine sürükleyici bir hikaye.
ataç ikon Yakıcı Sır
kitaba 8 verdi
0 yorum
Sonay Ç.

Sonay Ç.

@ponnik

Aklımda bir sürü soru işaretiyle bitirdiğim bir kitap oldu. Yazar bir distopya yazmadığını ileri sürmüş, belki birebir yaşanacak bir dünya olmasa da kadınların her dönemde baskı altında olduğu gerçeği, erkek egemen toplumların var olduğu bir dünyada bu kitaba distopya dememek mi gerekiyor acaba?
Kitabın içerisinden bilgi vermeden inceleme yazmak biraz zor olacak. Kitabı okumayanlar bundan sonrasını okumasın diye not düşeyim buraya. Erkeklerin darbe yaparak yönetimi ele geçirmesi, çalışan kadınların işlerinden çıkarılması, kadınların ve erkeklerin sınıfa ayrılmaları, komutan olarak ayrılan ayrıcalıklı sınıfın (darbe yapanlar) kendilerini de sınırlandırmaları, kısıtlamaları... Kadınların güçsüz olduğu bir toplulukta komutan eşlerinin çocuk doğuramaması ama komutandan bile güçlü olmaları... damızlık kızların cinsel arzudan arındırılarak sadece erkeklerle varis vermek için beraber olmaları...
Kendi içinde bile çelişkiler barındıran bir kitap. Darbe yapıp toplum yapısını değiştirecek güce sahip erkeklerin eşlerinin odalarına bile girememeleri? Ya da sadece üreme için kadınlarla görüşmeleri, şehvet olmadan... Yine de bu düzende kaçak göçek bir seks kulübüne üye olmaları? Neden ve niçin korkarsın böyle bir ortamda? Eşlerden mi yoksa kendi koyduğun kuralların ağırlığından mı?
Dizisine de birkaç bölüm baktım ama gerçekten çok fazla abartıldığını ve yine kitlesel bir algı ile sabun köpüğü gibi sönecek bir kitap - dizi olayı olduğunu düşünüyorum.
0 yorum
Tam Bağımsız Proton

Tam Bağımsız Proton

@tambagimsizproton

İnsan her şeyden önce, kendi olma cesaretini göstermeli.
“1961'de bir gün, eskiden oturduğun maden bölgesine gittim. Bana, sevgilisi için mezarlıklardan çiçek çaldığı için tutuklanan ve cezaevine konulan genç bir işçi kızın öyküsünü anlattılar. Onun imgesi peşimi bırakmıyordu ve gözlerimin önünde, aşkı ve cinselliği birbirinden ayrı iki dünya olarak gören genç bir kadının yazgısı canlanıyordu. Cinsellik, onun gözünde aşkın tam karşıtıydı. Çiçek hırsızının imgesine, onu dengeleyen bir başka imge eklenmişti: uzun bir sevişme eylemi, ki bu, gerçekte görkemli bir öç alma eyleminden başka bir şey değildi, işte, 1965 Aralığında tamamladığım ve Şaka adını verdiğim ilk romanımın konusu böyle doğdu.”

Kundera’nın ilk romanı olan Şaka 1967’de yayımlanır. Toplam 7 bölümde 4 karakterin öyküsünü anlatan kitapta, ana karakter Ludvik, bir süredir görüşemediği kız arkadaşı Marketa’dan mektup aldığında takvimler Stalin’in iktidardaki ilk yıllarını göstermektedir. Devrim sonrası hayatın güzelliğinden tutkulu bir coşkuyla bahseden Marketa, Avrupa’da devrimin yakında olduğundan kuşku duymamaktadır. Sevgilisinin düşüncelerine katılsa da ona duyduğu özlemle acı çeken Ludvik, onu kırmak, şaşırtmak ve şok etmek için bir kartpostalın arkasına şunları yazar ve kıza gönderir; “İyimserlik, insanoğlunun afyonudur! Sağlıklı ruh, hıyarlıktan başka bir şey değil. Yaşasın Troçki!” Ve şaka diye yazılan üç cümle, Ludvik’in Komünist Parti’den ve üniversiteden atılmasına, toplum tarafından dışlanmasına yol açar. Tüm yaşamının hikâyesi bir yanlış anlaşılmadan, sıradan bir kartpostala düşünülmeden yazılan bir şakadan, bir saçmalıktan doğan Ludvik şöyle düşünür: “Yanlışlıkla olmuş şeyler de mantık ve gereklilikten doğanlar kadar gerçektir. Bu yüzden şaka da gerçektir ve ciddidir.” Ne de olsa dünyayı değiştirmek isteyen hiçbir büyük hareket dalga geçmeyi kaldırmaz, çünkü şaka ve siniklik her şeyi çürütür, paslandırır.

“Yaşadığımız öykülerin aynı zamanda yaşamımızın mitosunu oluşturduklarına ve bu mitosun, gerçeğin ve gizemin anahtarı olduğuna inanıyorum.”

“Aksine inanmak istesek de demokratik Avrupa toplumlarında da totaliter rejimlerde olduğu gibi yeknesaklık hüküm sürmektedir” diyor Kundera. Yeknesaklık ve tektipliğin tahrip ettiği bireysellik artık bir yanılsamadan fazlası değilse elimizde kalan tek şey biraz şaka biraz kayıtsızlık olsa gerektir. İnsanlığın yarım yüzyıllık umudu adına konuştuğunu söylerken geçip giden bir geleceğin, tekrar yaratılmayacak şekilde tahrip edilmiş bir geçmişin, cinayetin adını erdem koymayı zorunlu kılan bir sistemin, Sovyet işgalindeki Çekoslovak halkını köleye indirgeyen kaba saldırının çığırtkanlığını yapan yalancı seslerin boğucu gölgesinde hayatı sorgulayan insanların öyküsüdür kitap. Henüz hiçbir şey bitmemiştir!

"Gençler rol yapıyorlarsa, aslında bu onların suçu sayılmaz. Yaşam, bu bitmemiş, tamamlanmamış yaratıkları, tamamlanmış bir dünyanın içine daldırıyor ve onlardan olgun bir adam gibi davranmaları isteniyor. Onlar da, bu yüzden, moda olan ve kendilerine yakışan, hoşlarına giden kalıpları, modelleri benimsemekte acele ediyorlar ve rol yapıyorlar."

Bütün hayatını gözleri geleceğe dikili şekilde, gelecek için yaşayan; kendinden feda eden, kendinden ve geçmişinden kopardıklarına değer biçilemeyen ama bütün bunları başkalarının geleceği için yapan, yıkımını bir düğün gibi yaşayan insanların sonu gelmez düşlerinin mahkûm edilmesini anlatan bu kıymetli kitaptan kendinizi mahrum bırakmayın.

“Kendi zavallılığımın bilincinde olmak, benzerlerimin zavallılığı ile beni asla bağdaştıramaz. Her biri kendi alçaklığını bir ötekinde gördüğü için, birbiriyle kardeşçe geçinen insanlar kadar beni tiksindiren hiçbir şey olamaz. Böylesine iğrenç ve yapışkan bir kardeşlikle işim yok benim."
ataç ikon Şaka
kitaba 10 verdi
1 yorum
Affinity (@biocide)
💫💫👏
19.07.19 beğen cevap
Tuğçe

Tuğçe

@adonis211

Ortaokul yıllarımda okuduğum bir kitaptı. Aylin’in hayata tutunuşu ve aslında onu annemin tanımış olması, hikayesini birde ondan dinlemek beni çok etkilemişti. Kim derdi okuduğun kitaptı karakter aslında senin uzaktan bir akraban :)) Ayşe Kulin’in hayran olduğum bir yazar ve onunla tarihin tozlu sayfalarında bir yerlerde buluşabilmek ne büyük mutluluk. Hayata karşı direnişin bir örneği Aylin.
ataç ikon Adı: Aylin
kitaba 9 verdi
0 yorum
Tuğçe

Tuğçe

@adonis211

Hayatımda en zor okuduğum kitap bu oldu. Düşüncelerinize ters düşen birinin düşüncelerini okumak ne kadar zormuş. Daha önce de bu tarz farklı düşüncelere sahip kitaplar okudum fakat bu çok farklıydı. Önyargılarımı kenara bırakmama rağmen olmadı. Kitap güzel ama ruhum erişemedi karşıdakine. Resmen ittik birbirimizi. Eğer okuyacaksanız benliğinizi bırakarak okuyun.
ataç ikon Kavgam
kitaba 7 verdi
0 yorum
ODA KURALLARI
  • Sadece beğeni belirten ifadeler kuraldışıdır. İnceleme detaylı olmalıdır.
  • İdeal bir inceleme 500-800 karaketerden oluşmalıdır.
  • Kitap incelemelerinde yazarın veya çevirmenin türkçeyi kullanış biçimi ve/veya metnin akıcılığı ve/veya karakterlerin derinliği irdelenmelidir.
  • Eserin ileri sürdüğü fikirler, topluma veriği mesajlar öznel olarak tartışmaya açılabilir.
  • Eserin kimlere hitap ettiği incelemenize eklenebilir.
  • İnceleme gerekmedikçe alıntı/replik içermemelidir.
  • 50 karakterden az incelemeler kuraldışıdır.
  • Başka sitelerden alınmış inceleme ve yorumlar kuraldışıdır.
  • Güzeldi, çok beğendim, tavsiye ederim vb. yüzeysel cümleler inceleme olarak kabul edilmez ve editörler tarafından silinebilir.
  • Link paylaşmak kuraldışıdır.
  • Film ve dizi incelemelerinde senaryonun akışı, özgünlüğü ve tahmin edilebilirliği ve/veya karakterlerin derinliği irdelenebilir.
  • Mekan veya şehir incelemelerinde tarihsel bilgilendirme yapılabilir.