up
ara
‹ Ernest Hemingway

Ernest Hemingway Sözleri

Beyzade

Beyzade

@koraycem

İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
Afganistan, Mustafa Kemal ve Doğu taraftarı dostları tarafından İngiliz İmparatorluğu'na karşı tezgâhlanan bir başka silahtır. Bir yıldan fazla bir süreden beri Mustafa Kemalci subaylar, Afgan ordusunu darbeyi indirecekleri zamana hazır etmek için çalışmaktaydılar.

s. 26.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğen · 1 yorum
Beyzade (@koraycem)
Afganistan ✌
03.04.19 beğen cevap
Beyzade

Beyzade

@koraycem

(Ekim 1922, The Toronto Daily Star)


Daha birkaç ay öncesine kadar İslâm dünyasında Mustafa Kemal’e yeni bir Selâhattin Eyyubi gözüyle bakılıyordu.

İslâmiyeti, Hristiyanlığa karşı savaşa yöneltecek, bütün Doğu ülkelerinde bir kutsal savaşın öncülüğünü yapacaktı. Ama şimdi Doğu dünyası ona karşı güvenini gitgide yitirmeye başladı. Konuştuğum Müslümanlar bana; «Mustafa Kemal bize ihanet etti» dediler. Artık kimsenin kutsal savaştan söz ettiği yok. Bu, galip kumandan Mustafa Kemal, sivil Mustafa Kemal olarak göründüğü için böyle oldu. Şöyle ki, kendisine sunulan elle tutulur kazançları almakta, Pan – İslâmcıların kendilerince küçük düşürücü saydıkları uzlaşmalara yanaşmakta, kazançlarını hep ayırıp saklamayı denemekte, bunları garantiye aldıktan sonra da, daha fazlasını elde etmek için yeni tasarılar kurmaktadır.

Fakat kendisinin henüz bir «de Valera»sı ortaya çıkmamıştır. Ama bu bekleme oyununa devam ederse, ergeç bir «de Valera» ortaya çıkacaktır. Türk güçleri arasındaki bölünme, belki de Doğu’daki Batı egemenliğinin kurtuluşunu hazırlayacaktır.

Mustafa Kemalciler, Bolşevik Rusya ile bir antlaşma ve ittifak imzaladılar. Fransa ile de aralarında bir antlaşma ve ittifaka benzeyen bir bağ var. Bu ittifaklardan biri reddedilmeli. Türkiye hangi ittifakı inkâr ederse etsin, bu havayı pek az düzeltecektir; çünkü Mustafa Kemalcilerin en büyük isteklerinden biri de, bu istek yazılı hiçbir paktta belirtilmediği, ama ülkede herkesçe bilindiği üzere, Arap yarımadasına sahip olmaktır. ( Yazı İşlerinin notu : Dün alınan bir telgrafta Türklerin Arap yarımadası ile ilgili isteklerini Barış Konferansına bıraktıkları bildirilmektedir. ) Türkiye bu konuda bağlanmıştır. Fransa müttefiki olarak kalsa ve onun peşinden gitse de; ya da Fransa ile bozuşup, Rusya tarafından desteklense de, durum eşit derecede tehlikelidir. Arap yarımadasında Türkiye ile İngiltere arasında bir savaş patlak verirse, ki böyle bir savaşa kalkışmak için ben Mustafa Kemal’in bugünkü kazançlarını sağlamlaştırmak amacıyle 20 aya ihtiyacı olduğu kanısındayım, bu yine de Pan – İslâmcıların Doğu’daki Batı egemenliğine son vermek için dua ettikleri kutsal savaşı ateşleyecek bir kıvılcım olabilecektir. Bu sırada Fransa, Türkiye’nin müttefiki olarak kalmışsa, tabiî ki savaşta da tarafsızlığı koruyacaktır. Rusya ise tarafsız kalmıyabilir.

Mustafa Kemal, Arap yarımadasına petrol yüzünden sahip olmak istemektedir; İngiltere de, petrol uğruna Arap yarımadasını elden çıkarmaya karşıdır. Şöyle ki, bekledikleri Selâhattin Eyyubi kişiliğini Mustafa Kemal’de bulamamaktan düş kırıklığına uğrayan ve onun körü körüne bir savaşa girmeyeceğini kestiren Doğu dünyası, yine de Mustafa Kemal’e savaşlarını yaptırtabilirler.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
Beyzade

Beyzade

@koraycem

Hiç şüphe yok, Napoleon çağındaki gazeteciler de aynı şeyleri Napoleon’da görmüşlerdir. Sezar’ın devrinde «Giornale d’Italia»da çalışanlar da, Julius da aynı «zaaf»ları sezmişlerdir. Ama konu yakından incelendiğinde Mussolini’de, Napoleon’dan çok daha büyük cüret olduğu görülür. Mussolini, bir İtalyan Horatio Bottomley’idir.

Aslında o, Bottoınley bile değildir. Mottomley bir çılgındı. Mussolini, hiç de deli değil, iyi bir örgütçü. Ama samimî değilseniz, bir ulusun vatanseverlik duygularını örgütlemeye kalkışmanız çok tehlikeli olabilir. Öyle bir örgütleme ki, hiçbir çıkar beklemeden hükümete para bağışlamaya başlıyorsunuz hem de.

Latin ırkı bir işe yatırım yaptı mı, sonuçlarını almak ister ve sonunda Signor Mussolini’ye, hükümete karşı olmanın, hükümet etmekten çok daha kolay olduğunu gösterecektir.

Yeni bir muhalefet doğacaktır sonunda, tohumları şimdiden atılmıştır ve başında da ihtiyar, dazlak kafalı, belki biraz kaçık, fakat gerçekten samimî bir insan olan Gabriele d’Anunzio bulunacaktır.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
Beyzade

Beyzade

@koraycem

Mussolini belki 15 yıl iktidarda kalır, belki de gelecek ilkbaharda kendisinden nefret eden Gabriele d’Anunzio tarafından devrilebilir de. Siz izin verin de ben Mussolini’nin Lausanne’daki iki halini anlatayım.

Faşist diktatör basın mensuplarını kabul edeceğini bildirmişti. Herkes kalktı, geldi. Salonda toplandık. Mussolini bir kitap okuyarak masanın başına geçti, oturdu. Yüzü, ünlü kaş çatınası ile daha da asılmıştı. Diktatörlüğünü gösteriyordu. Kendisi de eski bir gazeteci olduğundan salonda bulunan ve konuşmasını bekleyen gazeteciler aracılığında kaç okuyucuya «hitap» edebileceğini hesaplıyordu. Fakat görünüşte, elindeki kitaba dalmıştı. Aslında kafası iki yüz muhabirin çalıştığı 2000 gazetenin satırlarını okumaya dalmıştı bile. «Salona girdiğimizde kara gömlekli diktatör iyice daldığı ve okuduğu kitabından başını kaldırmadı bile, vb . . .»

Mussolini’nin ardına geçip böyle ilgiyle okuduğu kitabın ne olduğunu görmek istedim. Fransızca- İngilizce bir sözlüktü ve üstelik ters tutmuştu.

Mussolini’yi diktatör rolünde aynı gün ikinci defa Beau- Rivage otelinde, Lausanne’da yaşayan bir grup İtalyan kadını kendisine bir demet gül hediye etmek için geldikleri zaman gördüm. Köylü sınıfından altı kadındı bunlar ve Lausanne’da çalışan İtalyan işçilerinin eşleriydi. Kapının dışında İtalya’nın ve kendilerinin yeni «millî kahramanı» tarafından kabul edilmek şerefine erişmeyi bekliyorlardı. Mussolini sırtında frak, ayaklarında gri pantolon ve beyaz tozlukları ile kapıyı açıp dışarı çıktı. Kadınlardan biri bir adım ileri çıkıp hazırladığı söylevi okumaya başladı. Mussolini kaşlarını çatıp kadına baktı; alaycı bir tavırla gülümsedi, akları iri Afrikalı gözleriyle diğer beş kadını süzdükten sonra, tekrar odasına çekiliverdi. Pazarlıklarını giymiş, hiç de çekici olmayan köylü kadınlar, gülleri ellerinde, öylece kalakaldılar. Mussolini yine diktatörlüğünü göstermişti.

Yarım saat sonra aynı Mussolini çeşitli mülâkatlar sırasında kendine özgü «tebessümü ile diktatörün aklını başından alan Claire Sheridan’ı kabul ediyor ve kendisiyle yarım saat görüşmek için vakit buluyordu.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Beyzade

Beyzade

@koraycem

İsmet Paşa’nın tam zıddı bir «şahsiyet» ise, Mussolini idi. Mussolini, Avrupa’nın en büyük blöfçüsü. Mussolini, beni yarın dışarı çağırıp kurşunlasa bile, yine de kendisinin blöfçü olduğu inancından geri dönmem. Kurşunlama işlemi bile blöftür, derim. Vakit bulursanız Signor Mussolini’nin bir fotoğrafını alın ve şöyle bir inceleyin. Kaş çatıp surat asmak için kendisini zorlarken, ağzının aczinin nasıl ortaya çıktığını görebilirsiniz. Oysa, bu kaş çatmayı İtalya’da 19 yaşındaki bütün Faşist delikanlıları taklit ediyor. Geçmişini de şöyle bir yoklayın. Faşizmin sermaye ile işçi sınıfı arasında yer aldığı koalisyon devresini inceleyin ve geçmişteki koalisyonların tarihini tartın. Basit fikirleri parlak cümlelerle nasıl allayıp pulladığını düşünün. Düello etmek için ne kadar iştahlı olduğunu gözden ırak tutmayın. Gerçekte cesur insanlar düello etmek ihtiyacını duymazlar. Korkakların çoğu, cesur olduklarını göstermek için aralıksız düello sebebi ararlar. En sonra kara gömleğine ve beyaz tozluklarına bakın. Kara gömlekle beyaz tozluk giyen bir adamın, «aktör» bile olsa, bir eksikliği var demektir.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Beyzade

Beyzade

@koraycem

İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
Konferansın ilk günlerinde kalabalık bir gazeteci topluluğunun Çiçerin’in ünlü «kitle toplantıları»’ndan birinden çıkarken, İsmet Paşa’nın da Savoy oteline girdiğini hatırlıyorum. Paşa, asansörün gelmesini bu kalabalığın arasında beklemişti ve kalabalıkta kendisiyle görüşmek için randevu kopartmaya çalışanlar da olduğu halde, hiç biri onun kim olduğunu bilememişti. O kadar sıkıcı bir sokuluşu vardı ki.

Onu tanımış olmak iyi bir atlatmaydı ve yürüyüp kendisini karşıladım.

Asansörün kapısı önünde birkaç gazeteci onu kalabalıkta itip kakalayınca, «Ne komik bir durum, değil mi ekselans ?» dedim. Okullu kızlar gibi gülümsedi, omuzlarını silkti ve alaycı bir davranışla ellerini kaldırıp yüzünü örttü. Güldüm. O da kıkırdadı.

«Randevu alıp benimle görüşmeye gelin,» dedi. El sıkıştık. Asansöre girdikten sonra yüzüme bakıp güldü. Görüşme sona ermişti.

Kendisiyle yaptığım mülâkatta çok iyi anlaştık. Çünkü ikimiz de gayet kötü Fransızca konuşuyorduk.

Türkiye’de kültürlü bir Türk için büyük eksiklik sayılan kötü Fransızcasını, İsmet Paşa da sağır taklidi yaparak örtmeye çalışıyordu. Fransızca bilmek, tıpkı Rusya’da olduğu gibi, Türkiye’de de toplumsal bir ihtiyaçtı. İsmet Paşa şakayı değerlendirmeyi de biliyor, koltuğunda arkaya doğru yaslanıp memnun memnun gülümsüyor ve Türk sekreterinin kulağına fısıldadığı sözleri dinliyordu.

İsmet Paşa’yı, mülâkattan sonra bir kere daha gördüm. Montreux’de bir dansingde oturmuş, gülümseyerek dans edenleri seyrediyordu. Masasında oturan iri yarı, ak saçlı diğer iki Türk de, Paşanın yediği bir sürü kekle, içtiği üç fincan çayı asık suratla seyrediyorlardı. Paşa, kötü fransızcası ile servis yapan kadın garsona durmadan şaka yapıp takılıyordu. Dansingde yine kimse kendisini tanıyamamıştı.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğen · 1 yorum
Beyzade (@koraycem)
"When I did interview him we got along very well, as we both spoke such bad French. Ismet concedes his bad knowledge of French, which is a disgrace to an educated Turk, as in Turkey a knowledge of French is as much a social necessity as it is in Russia, by pretending to be deaf."

Ernest Hemingway


(Kendisiyle yaptığım mülâkatta çok iyi anlaştık. Çünkü ikimiz de gayet kötü Fransızca konuşuyorduk.Türkiye’de kültürlü bir Türk için büyük eksiklik sayılan kötü Fransızcasını, İsmet Paşa da sağır taklidi yaparak örtmeye çalışıyordu. Fransızca bilmek, tıpkı Rusya’da olduğu gibi, Türkiye’de de toplumsal bir ihtiyaçtı.)
03.04.19 beğen cevap
Beyzade

Beyzade

@koraycem

İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
Herkes İsmet Paşa'yı görmek istiyor. Fakat onu bir gören bir daha görmek istemiyor. O; ufak tefek, kara kuru, hiçbir çekiciliği olmayan bir adam. Bir insan, ne kadar küçük, silik, ilgi uyandırmayan bir kimse olabilirse, o da öyleydi. O, bir Türk generalinden daha çok bir Ermeni dantelâcısına benziyordu. İnsanda fare gibi bir intibâ uyandırıyordu.

Mustafa Kemal’in bir yüzü vardı ki hiç kimse unutamazdı. İsmet Paşa’nın bir yüzü vardı ki kimse bir daha hatırlayamazdı.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
Beyzade

Beyzade

@koraycem

İstanbul, tanımsız bir gerilim kenti oldu artık. Toronto’da sık sık uğradığım Woodbine semtindeki at yarışlarında, bu tür bir heyecan duyduğumu anımsıyorum. Bir hastane koridorunda, yoğun bakıma alınmış bir sevdiğinin akıbetini bekleyenler gibi, ürperti ve kaygı içindeydi İstanbul. Bağdat’tan Batum’a uzanan çizgide, İstanbul kavşağında, Levantenlerin, açıkgözlerin, hırsız ve haydutların çemberlediği bir evrenden geliyordum. Toronto, Singapur, Paris ve Şikago’dan algıladığım bir serüven duyusu içinde, İstanbul’u dinliyordum gecede. Mustafa Kemal’in ordusunu bekleyen kentte, patlamaya hazır bir şenlik, patlamaya hazır bir acımasızlık köşelerde pusu kurmuştu.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Beyzade

Beyzade

@koraycem

“Tarafsız bölge” diye anılan yörede, İngiliz ve Türk askerlerini savaşa zorlayacak gerilimin arttığını izliyoruz. Mustafa Kemal’e, “Askerini çek” diye mesaj yollayan İngiliz başkomutan, çok sert bir yanıt aldı. Çanakkale’den ayrılmasını isteyen İngiliz komutana, sert dille yazılmış bir ültimatom yollayan Mustafa Kemal, “Asya kesimindeki tüm İngiliz askerlerinin hemen geri çekilmesini” istiyordu. Ortalıkta savaş olasılığının arttığını söyleyenler çoğalıyordu.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Beyzade

Beyzade

@koraycem

İstanbul’a demir atan İngiliz deniz filosunun en büyük kaygısı, Mustafa Kemal’in tek denizaltısıydı. Lenin’in, Mustafa Kemal’e armağanı olan bu denizaltının Rus kaptanı, Mustafa Kemal’in buyruğunda savaşmayı pek uygun bulmayınca, kaptanın Bolşevik komutanı “Odesa’ya geri döndüğünü duyarsam, seni ipe çekerim” diye denizaltı kaptanını hizaya getirecekti. Mustafa Kemal’in denizaltısına büyük tepki gösteren İngiliz filosu, “denizaltının, görüldüğü yerde hemen batırılması” emrini aldı. Karadeniz’e açılan dört İngiliz savaş gemisi, Mustafa Kemal’in denizaltısını aramaya koyuldu, ama bir görünüp bir kaybolan denizaltı, izini kaybettirmeyi başardı. Daha sonraları, Mustafa Kemal’in denizaltısının, Trabzon açıklarına geldiği duyulmuştu. Tam bir korsan gemi görevini üstlenen denizaltı, geçen yolcu ve ticaret gemilerini durduruyor, özellikle Rus kaptan ve mürettebat, refah içinde bir emeklilik için, denizaltıyı ganimetle dolduruyordu. İngilizler, bu ele avuca sığmaz denizaltıyı yok etmek için altı büyük destroyere görev verdiler. Mudanya Konferansı’nın sürdüğü o sıralarda, Mustafa Kemal’in denizaltısının Boğaz’a geldiği haberini değerlendiren bir İngiliz savaş gemisi, denizin Asya kıyısını denetlerken, içi silahlı Türklerle dolu ve İstanbul’a yol alan birçok motoru ele geçirdi. Savaş gemisi komutanı, daha sonra gece karanlığında kıyıya yanaşan büyük bir motora ateş açacaktı. Ortalık sessizliğe kavuşunca, kıyıya bir komando ekibi yollayan İngilizler, kumlara çıkış yapan büyük motorun içinden, karaya çıkan bir atlı gördüler. Projektörlerini motora yönelten İngilizler, Fransızca konuşan bir Türk subayından şu sözleri duydu: “Beyler, biz Kemalist güçlerden bir süvari kıtasıyız ve buraya, size, Mustafa Kemal ordusunun gücünü göstermek için geldik.” Mustafa Kemal’in askerleri “tarafsız bölge” içinde olduklarını hatırlattıkları için, İngilizlerin yapacakları başka bir şey kalmamıştı. O sıralar, tüm İngiliz ordusu, Mustafa Kemal’i kışkırtmamak ve savaşı uzatmamak için özel bir çaba gösteriyordu. Tüm basına uygulanan sansür kaldırıldığı için gazeteciler sevinçten dans ediyorlardı. Kemalistler, her bölümde İstanbul’a sızmayı korkusuzca sürdürdüler.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Beyzade

Beyzade

@koraycem

İşgal güçlerinin, biz savaş muhabirlerine olan davranışı, ayrıcalıklarla ve özel tercihlerle iç içe bir davranıştı. Örneğin, İngiliz Amirali Jellcoe, kendisinin filo başkomutanlığına karşı çıkan Daily Mail muhabirinden haz etmediği için, bu gazeteciye sürekli engeller çıkarıyordu. Amiralin kızgınlığını önceden kestiren ve bu tepkinin güçlüklerini sınırlamak isteyen Daily Mail muhabiri, Deniz Gücü Kurmay Başkanı’ndan “Bu gazeteciye her kolaylığı gösterin” emri çıkarttığı için, hiçbir kaygı duymuyordu. Gazeteciye verilen özel emri, can sıkıntısı içinde okuyan Amiral, “Bu adamı gitmek istediği her yere götürün” dedikten sonra, gazeteciye şunları anımsattı: “Bu emirde, sana sadece ulaşım kolaylığından söz ediliyor. Konfor ve yiyecekten bahsedilmediğine göre, kıyıya gidip, bir bakkal dükkânı bul ya da kendi oltanla balık avla.”
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Beyzade

Beyzade

@koraycem

Türk şoför “soldakiler” diye devam etti. “Soldaki vapurlar Boğaziçi’ne, sağdakiler ise Adalar’a gider.” Yokuş benzeri bir caddenin üst bölümüne doğru, mağazaları, bankaları ve lokantaları geçerek ilerliyorduk. Dört yabancı dilde yazılı bar ve gazino tabelalarına adeta dokunur gibi yol alan tramvaylar vardı önümüzde. Askeri otoları dolduran İngiliz ve Fransız askerlerinin durmadan klakson çaldığı caddede, işadamı giysili ve fesli adamlar görünüyordu. Bir kitaplığı andıran Amerikan Büyükelçiliği binasını geride bırakarak, işgal güçlerinin merkezi olan bir yapıya ulaştık. Sarı renkli İngiliz Büyükelçiliği’nin de yer aldığı bu bölüm, Pera ya da Beyoğlu denilen bir bölümüydü İstanbul’un. Kaldırım taşlarıyla kaplı Pera, İstanbul’un Avrupa kesimiydi. Resmi yapıların hemen hepsi, küçük Amerikan kentlerindeki postane binalarının kesin bir benzeriydi. Romanya ve Ermenistan konsoloslukları önünde, pasaportlarına vize almaya girişenler, uzun kuyruklar oluşturmuştu. Ermeniler, Yahudiler, Romanyalılar, İstanbul’dan kaçmaya hazırdılar. M. Kemal ordularının kente çok yaklaştığı rivayetleri, her yerde duyulan korkulu bir söylentiydi.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Beyzade

Beyzade

@koraycem

İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
İstanbul, filmlerden anımsadığımız bir karmaşa ve gizem kenti değildi kuşkusuz. Fotoğraflardan ve tablolardan anımsadığımız kent de değildi. Yaklaşan tren penceresinden uzanan kıvrımlı bir doğrultuda, güneşin kavurduğu ağaçsız bölümlere yayılmış bir evrendi İstanbul. Dört bir yanı denize çıkan bu kentte, denize giren küçük çocukların kıvancını izliyordum. Mavi suların hemen ötesinde kahverengi görünümlü Asya’yla birleşen bir kentti İstanbul. Dev duvarların arasında gürüldeyen bölümlerde, ahşap, derme – çatma yapılarla örgülü boyutsal bir tabloydu İstanbul. Yanımda, pencereden dışarıyı izleyen Fransız, “İşte Stambul” diye tanımlamıyordu görüntüyü. Benim bildiğim adıyla bu “Konstantinopl”, filmlerden anımsadığım kadarınca, beyaz, ışıltılı ve günahlarla örgülü o düşsel kente benzemiyordu. Küçücük pencerelerin belirlediği binlerce evin hemen hepsi, ünlü bir Amerikalı ressamın yapıtlarını andırıyor; kupkuru, kararmış ve rüzgârın bitimsizce dövdüğü çizgide minareler yükseliyordu. Topraktan fışkıran, gri renkli şamdanları andırıyordu minareler.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Beyzade

Beyzade

@koraycem

İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
Sabah uyanıp da Haliç üzerine çökmüş sisten incecik ve tertemiz başlarını uzatan minareleri görüp bir Rus operasındaki aryayı hatırlatan müezzinin, dokunaklı sesiyle müminleri yalvarırcasına duaya çağırdığını duyduğunuzda Doğu’nun sihrine eriyorsunuz. Pencere camında yansıyan görüntünüze bakınca, sizi dün gece keşfeden sineklerin ısırıp kızarttığı yerleri görüyor ve kendinizi tam tamına Doğu’da buluyorsunuz. Pierre Loti’nin hikâyelerindeki Doğu’yla, günlük yaşantının Doğu’su arasında gerçekten mutlu bir orta yol bulunabilir. Ama bunu ancak gözkapakları yarı aralıkla bakan biri görebilir. Ayrıca yediklerine aldırmaması, sinek lokmalarına dayanıklı olması şartıyla, tabii.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
Beyzade

Beyzade

@koraycem

İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
’’Güneş doğmadan kara ve yumuşak topraklı İstanbul sokaklarında yürüyecek olursanız, fareler önünüzden kaçışır. Sıska sokak köpekleri çöp tenekelerini karıştırır. Bir barın kapısından sızan ışık sokağa düşerken, içeriden taşan sarhoş kahkahaları duyarsınız. Sarhoşun kahkahası, müezzinin güzel, dokunaklı, içli çağrısına tam bir çelişkidir.
Ve İstanbul’un kara yüzlü, çarpık, pis pis kokan sokaklarında sabahın ilk saatlerinde göreceğiniz şeyler, sihirli Doğu’nun tam anlamıyla gerçek yüzüdür.’’
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 1 yorum
Beyzade (@koraycem)
sihirli Doğu...
02.04.19 beğen cevap
Beyzade

Beyzade

@koraycem

İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
’’İstanbul’da 168 resmi izin günü var. Cumaları Müslümanların, cumartesi Yahudilerin, pazarları da Hristiyanların tatil günü. Ayrıca buna hepsinin bayram günleri de eklenince cabası. Bu yüzden İstanbul’da her delikanlının en büyük emeli, bir punduna getirip banka memuru olmak.’’
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğen · 1 yorum
Beyzade (@koraycem)
168 resmi izin günü var...
02.04.19 beğen cevap
Beyzade

Beyzade

@koraycem

İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
’’Hindi, Türklerin milli yemeği. Bu iri kümes hayvanları güneşli yakındoğu tepelerinde yoğun bir yaşantı sürdürüyorlar ve hepsi de birer katır kadar inatçı… Büyük baş hayvanların eti kötü, çünkü Türkler sığır beslemiyor. Sığırların en işe yarayanları Mustafa Kemal’in ordularına silah ve cephane taşıyan kağnıları çeken iri, ay boynuzlu öküzler. Türk etlerini çiğnemekten çene kaslarım bir buldog köpeğinin kasları kadar sağlamlaştı..
Balıkları iyi, fakat balık genelde içki mezesi. Üç defa üst üste balık yiyen biri, yüzerek bile olsa İstanbul’u derhal terk etmek ister.’’
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğen · 0 yorum
Beyzade

Beyzade

@koraycem

İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
İstanbul’da kaç kişinin yaşadığını kimse doğru dürüst bilmiyor. Şimdiye kadar sayım mayım yapılmamış. Bu kentte 1.5 milyon insanın yaşadığı sanılıyor. Yağmur yağmadığı zaman İstanbul’da o kadar çok toz oluyor ki, Pera’ya paralel tepelerin üzerindeki sokaklardan geçen köpeklerin ayaklarından sanki havaya bir toz bulutu yükseliyor. İnsanlar da ayak bileklerine kadar toza batıyorlar ve rüzgar esti mi, arada tam ve yoğun bir bulut oluşuyor.

Yağmur yağınca da her taraf çamur içinde. Kaldırımlar öylesine dar ki, herkes sokakta yürüyor; sokaklarsa dereden farksız. Gidiş geliş kuralı diye birşey yok. Motorlu araçlar, atlı arabalar, tramvaylar, sırtlarında ağır yükleriyle hamallar hep birlikte gidip geliyorlar. Yalnızca iki anayol var, geri kalanların hepsi ara sokak. Anayollar da ara sokaklardan daha ahım şahım değil..

Türkler günün her saatinde dar yolların kenarlarındaki kahvelerde oturup nargilelerini fokurdatıyorlar, bir yandan da insanların midesini yakıp kavuran rakılarıyla yudum yudum demleniyorlar. Bu içki o kadar sert ki, yanında meze olmadan içmek olanaksız gibi bir şey.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğen · 1 yorum
Beyzade (@koraycem)
1920'ler İstanbul'u... Nostaljiyi överek yadedenler okusun lütfen!
02.04.19 beğen 1 cevap
Beyzade

Beyzade

@koraycem

İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
(23 ekim 1922, The Toronto Daily Star) Mudanya


Marmara kıyısındaki sıcak, toz toprak içinde, eciş bücüş yollu ikinci sınıf kıyı kasabası Mudanya’da, Batı ile Doğu karşı karşıya geldiler.

İsmet Paşayla görüşecek Müttefik generallerini taşıyan İngiliz sancak gemisi «Iron Duke»ın kül rengi, öldürücü kulelerine rağmen, Batılılar buraya barış dilenmeye geliyordu; yoksa barış istemeye, ya da şartlarını dikte ettirmeye değil.

Dünyanın kaderi üzerine kararlar veren ordunun işine karışmanın hâlâ dünyanın işi olmadığını düşünen basınla ilgili bir yarbayın tutumu dolayısıyle toplantıları hiçbir gazeteci izliyemiyordu. Toplantıdan kimsenin söz etmesine izin verilmese, hiç kimse Batı nın Doğu’dan barış dilenmeye geldiğini kabul etmese bile, yine de konferansın anlamı degişmiyecekti. Bu görüşmeler, Avrupa’nın Asya üzerindeki egemenliğinin sonunu gösteriyordu. Mustafa Kemalcilerle aynı şey demek olan Türk milliyetçileri şu anda Fransız etkisi altında. Bu iş çok basit bir şekilde gerçekleşti. İki yıl kadar önce Mustafa Kemal Paşa, Balfour tarafından alelâde bir eşkiya diye nitelenmişti. En çok arttıran, kendisini satın alabilirdi. Sonunda Fransızların üzerine kaldı. Ona silâh, cephane, para verdiler. Söylentilere göre, karşılığında da Yakın Doğu petrollerinden bazı çıkarlar kopardılar. İngilizler, Yakın Doğu’da kontrolü kendi ellerinde tutmak istiyorlardı. Fakat Mustafa Kemal kendilerine iyi bir mal gibi görünmemişti. Bu yüzden Yunanlıları desteklediler. Yunanlılar iyi bir yatırıma benziyordu. Fakat Avam Kamarasında birçoklarının da belirttiği gibi, Lloyd George yanlış ata oynamıştı. Herkesin bildiği gibi Mustafa Kemal, Yunanlıları silip süpürdü. Mustafa Kemal’in yendiği derme çatma ordunun erlerinin dokuz yıldan beri silâh altında tutulduğunu, kişi olarak Küçük Asya’nın fethi için istekli olmadıklarını ve başkalarının çıkarlarına hizmet amacıyle savaşa girip ölmeye zorlandıkları fikriyle beslendiklerini göz önüne getirecek olursanız, bunun hiç de parlak bir askerî zafer olmadığını anlarsınız. Özellikle Mustafa Kemal birliklerinin, istilâcıları ülkelerinden sürüp dışarı atmaya kararlı vatanseverler oldukları anlaşılınca, durum daha da belirginleşir. İyi eğitim görmüş, iyi silâhlandırılmış ve hırslı vatanseverlerin kendi topraklarında, gönülsüz, subay kadrosu yeteneksiz, sıla hasreti çeken toplama istilâ ordusu karşısındaki etkililik derecesi, ona karşı birdi. Oysa İngiltere, Yunanlıları desteklerken, Mustafa Kemalcilerin bu derece etkili olabileceklerini hiç bilmiyordu.
ataç ikon İşgal İstanbulu ve II. Dünya Savaşı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 1 yorum
Beyzade (@koraycem)
Avam Kamarasında birçoklarının da belirttiği gibi, Lloyd George yanlış ata oynamıştı. Herkesin bildiği gibi Mustafa Kemal, Yunanlıları silip süpürdü. Mustafa Kemal’in yendiği derme çatma ordunun erlerinin dokuz yıldan beri silâh altında tutulduğunu, kişi olarak Küçük Asya’nın fethi için istekli olmadıklarını ve başkalarının çıkarlarına hizmet amacıyle savaşa girip ölmeye zorlandıkları fikriyle beslendiklerini göz önüne getirecek olursanız, bunun hiç de parlak bir askerî zafer olmadığını anlarsınız.
02.04.19 beğen 1 cevap
Beyzade

Beyzade

@koraycem

Hemingwayin Mektupları
"Marksist devrim şansı sıfır, fakat terör olabilir."

s. 78.
ataç ikon Hemingway'in Mektupları
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
Damlanur

Damlanur

@damlanuralkan

"Belki talihim yolunda gider... Biraz talihe ihtiyacım var. Hayır, bu kadar açılmakla talihimi kendim küstürdüm."
Yüksek sesle de, "Aptallık ediyorsun" diye mırıldandı. "Gözünü açıp ışıkları seçmeye bak sen. Daha çok talihin vardır belki, ne biliyorsun..."
ataç ikon Yaşlı Adam ve Deniz
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğen · 0 yorum
/ 9