up
ara
Aleksandr İsayeviç Soljenitsin

Aleksandr İsayeviç Soljenitsin

Affinity

Affinity

@biocide

«Bu yüzden,» diye Kostoglotof devam etti, «yüz yıla kadar organizma içinde yayılabilen kalevi bir tuz bulurlarsa şaşmam. Tümörün dokularının gelişip gelişmeyeceği, ya da tümörün
kaybolup kaybolmayacağı bu kalevi tuza bağlı olacak.»
Yefrem boğuk boğuk soludu.
«Bir çok kadını mahvettim. Hamile bıraktım. Yaygaradan başka bir şey değil bunlar! Benim tümörüm iyi olmayacak.»
«İyileşmenin kadınlarla ne ilişkisi var?» diye Pavel Nikolayeviç atıldı, «bu şekilde düşünmek papazlara yakışır. Bir yığın saçma sapan yazı okumuşsunuz, yoldaş Podduyef! Bize burada bir yığın modası geçmiş vaazlar mı vereceksiniz?»
«Niçin ahlâk yönünden daha iyi olmak sizin sinirlerinize dokunuyor?» diye Kostoglotof öfkeyle atıldı, «niçin bu yüzden kendinizi kaybediyorsunuz? Ahlâklı olmak kimi incitir? Yalnızca ahlâkça kötü olanları!»
«Sen! Sen kendine gel!» Pavel Nikolayeviç'in gözlük camları ve çerçevesi alev alev parladı. O anda başını öyle sert, öyle dik tutuyordu ki insan çenesinin altında, boynunun sağ
yanında kocaman bir tümörün olduğuna inanamazdı. «Bazı sorunlar vardır ki kesin bir sonuca ulaşmışlardır. İnsan bunlar üzerinde tartışmaya girişemez!»
«Neden?» Kostoglotof, Rusanof'a sert sert baktı.
«Pekâlâ, pekâlâ! Yeter!» diye öteki hastalar tartışmayı kesmek, ikisini uzlaştırmak istediler.
«Beni dinle, yoldaş,» dedi. Demka'nın yatağındaki sesi kısık hasta, «bize huş-ağacı mantarlarından söz etmeye başlamıştın.»
Oysa ne Kostoglotof' un, ne de Rusanof'un teslim olmaya niyetleri vardı. İkisi de birbirleri hakkında bir şey bilmiyorlardı ama birbirlerine öfkeyle bakıyorlardı.
Pavel Nikolayeviç, «bir söyleyeceğin varsa hiç olmazsa bunun üzerine bilgin olsun,» diye rakibinin haddini bildirdi. «Le- nin, Kont Tolstoy'un ahlâk mükemmelliği üzerine ilk ve son olarak yazdı! Yoldaş Stalin'de! Gorki de yazdı!»
«Özür dilerim!» Kostoglotof kendine güçlükle hâkim olmaya çalışarak elini uzattı.
«Yeryüzünde hiç kimse bir şeyi ilk ve son defa söyleyemez. O zaman hayat biter; gelecek kuşağın söyleyecek hiç bir şeyi kalmaz.»
Pavel Nikolayeviç sersemlemişti; kulaklarının beyaz, hassas uçları pembeleşti; yanakları al al olmuştu.
(Bu, itiraz edilecek, üstelik cumartesi günü yapılacak bir tartışma değildi. Bu adamın nereden geldiğini, ne yaptığını, bu rezil düşüncelerinin, mevkü her neyse orada bir zarara yol açıp açmadığını araştırmak yerinde olacaktı.)
«Toplumsal biçimler üzerine fazla bir şey bildiğimi söylemiyorum,» diye Kostoglotof aceleyle ekledi, «toplumsal bilimler üzerine çalışacak pek az zamanım oldu. Ama küçücük aklımla anladığıma göre Lenin, otokrasiyle karşı giriştiği mücadeleden, kendisini olgunlaştıran ihtilâlden çıkan bu şaşkın toplumun ahlâken mükemmelleşmesi için Leo Tolstoy'a yanaştı. Öyle oldu! Ama siz niçin,» (kocaman yumruklarıyla Podduyef'i işaret ederek, «ölümün eşiğinde bulunan bir insanı susturmaya çalışıyorsunuz? Her an ölüme yaklaşırken Tolstoy'u okumasına niçin sinirleniyorsunuz? Ona bunun ne gibi bir zararı
dokunur? Yoksa Tolstoy odunların üzerine konup yakılmalı mıydı? Synod hükümeti işini bitirmeyi başaramadı mı?»
(Toplumsal bilimleri hiç incelememiş olan Kostoglotof 'Hükümetle, 'Kutsalı' birbirine karıştırmıştı.)
ataç ikon Kanser Koğuşu
8.5 (4 oy)
2 yorum
Pta (@vertov)
[silindi]
13.05.19 beğen cevap
Çizmeli Kedi

Çizmeli Kedi

@cizmelikedi

1938’de kent icra komitesinin başkanını, vekilini, onbir kısım şefini, yardımcılarını, baş muhasiplerini ve baş ekonomistlerin hepsini tutuklamışlar. Yenilerini getirmişler. İki ay sonra aynı görevdekilerin tümünü bir daha tutuklamışlar. Serbest kalanlar, sıradan saymanlar, daktilolar, temizlik yapan kadınlar ve kuryeler...

İşte o yıllardan bir manzara: Moskova eyâletinde bir mıntıkanın parti toplantısı yapılmakta. Toplantının başkanı, mıntıka komitesinin yeni sekreteri (tutuklananın yerine gelen). Toplantının sonunda Stalin'e bağlılıklarını bildiren karar alınır. Haliyle herkes ayağa kalkar (toplantıda, adı her geçtiğinde ayağa kalkarlardı) Küçük salon alkıştan yıkılıyor; durmak bilmiyor alkış. Zaman zaman coşkun gösteri halini alıyor. Üç dakika, dört dakika, beş dakika, avuçlar ağrıyor, fakat alkışa devam. Yaşlıların nefesi kesiliyor. Stalin’i sevenler için bile durum aklın mantığın almayacağı mecraya dökülerek, çirkin, dayanılmaz hale geliyor. Fakat, birinci duran kim olacak? Bu, kararı teklif eden toplantıyı yöneten yeni sekreter olabilirdi. Fakat yenidir, tutuklananın yerine gelmiştir; korkuyor, çünkü salonda NKVD adamları da var, onlar da alkışlayanlar arasında ve kimin birinci olarak duracağını görecekler. Salondaki alkış, Şefin bilgisi dışında devam eder de eder. 6 dakika, 7 dakika, 8 dakika. Harap oldular! Mahvoldular! Duramazlar artık, ta ki kalpleri durmuş olarak yere düşene kadar. Salonun kuytu yerinde, köşede hile yapılabilir, daha seyrek vurulur, daha hafif patlatılır avuçlar. Fakat başkanlık masasındakiler n’apsınlar? O mıntıkanın küçük kâğıt fabrikası müdürü, şahsiyet sahibi, kuvvetli karakter, durumun acaipliğini, sahteliğini ve içinden çıkılmazlığını anlıyor, fakat alkışlamaya devam ediyor. 9 dakika, 10 dakika! Sekretere ümitsizlikle bakıyor, fakat öbürü- korkuyor. Cinnet, toplumun geçirdiği cinnet! Birbirine ümitle bakarak, hayranlık ifade eden yüzlerle sonuna kadar, sedye ile dışarıya çıkarılana kadar alkışlamaya niyetliler. Ayakta kalan devam edecek! Ve kâğıt fabrikası müdürü, 11. dakikada ciddî bir tavır takınarak, başkanlık masasındaki yerine oturuyor. Ve mucize! Genel, zaptedilmez coşkuya ne oldu? Alkış birden durdu; herkes yerine oturdu. Kurtuldular. Sincap, kafesindeki çark’tan kurtuldu.

İşte, kuvvetli insiyatif sahibi insanlar böyle tanınır, böylece yakalattırırlar kendilerini. Fabrika müdürü aynı gece tutuklanır. Güçlük çekilmeksizin ve bambaşka bir sebeple 10 yıl hapse mahkûm edilir. Sorgu tutanağına imzasını attıktan sonra, yargıcın ağzından şu sözü duyar: "Hiçbir zaman alkışı birinci olarak kesmeyin".
- Peki, n’apalım? Nasıl duralım?

Darvin'in söz ettiği seçim işte budur. Ahmaklıkla candan bezdirme usulü işte budur.
0 yorum
Çizmeli Kedi

Çizmeli Kedi

@cizmelikedi

Zorunlu not: Sovyet Ceza Kanunu 58. maddesinin bentlerinden bahsediyor.

Bent 8: Terör. Sovyet Ceza Kanununu haklı ve kanuna uygun göstermekle vazifeli olan terör değil -aşağıdan gelen tedhiş. Terörün anlamı çok genişti: Değil valinin kupa arabasının altına bomba koymak, fakat şahsi hasmın suratına yumruk indirmek bile; eğer o kimse parti, komsomol üyesi veya milisin faal üyesi idi ise suç terördü. Hele bir faal üyenin öldürülmesi, hiç bir zaman bayağı kimsenin öldürülmesiyle karşılaştırılamazdı. (Aynı ilke Milâttan önce 18. yüzyılda yazılı Hammurabi’nin kanununda da kabul edilmiş). Bir koca, karısının sevgilisini öldürdüğü zaman, -sevgili, parti üyesi değil ise, koca kendini şanslı sayabilirdi; çünkü 136.maddeden yargılanacaktı, sosyal bakımdan halkın yakını sayılacaktı ve muhafızsız dolaştırılabilecekti. Sevgilinin, partili olması halinde ise, koca, halk düşmanı olarak 58. maddenin 8. bendinden hüküm giyerdi.

Birahanede faal bir konsomol üyesine söylenen "bekle, gösteririm" lafı veya sıcakkanlı pazarcı kadının "boynuzun çıksın" şeklindeki çıkışı, tedhişe niyetlenme olarak nitelendirilirdi. Bu ise kanunun bütün şiddetiyle uygulanmasına yol açardı. (*)

(*) Bir abartma, bir fars gibi geliyorsa da, biz bu farsı uydurmadık. Biz o insanlarla oturduk.

Bent 9: Patlatma veya kundaklama yoluyla tahrip ve zarara sebep olmak. (Herhalde karşı devrimci maksatla). Bu eylem kısaca şaşırtma hareketi olarak adlandırılırdı.

Anlamın genişletilmesi : Sorgu yargıcı, sanığın ruhundakini, sahibinden daha iyi bildiği için, eylemde karşı devrimci maksat görürdü. Ve insanoğlunun yanılması, dikkatsizliği, iş kazası affedilmez, şaşırtma olarak nitelendirilirdi.

Bent 10: "Sovyet hükümetinin devrilmesine, baltalanmasına veya zayıflatılmasına yöneltilmiş propaganda ve kışkırtma, aynı zamanda o yolda çıkarılmış yazı ve edebiyatın saklanması ve dağıtılması." şeklindedir. Bu suç için barış zamanında verilecek cezanın ancak alt sınırı belirtilmiştir. (Daha azı değil! Çok merhametli olmasın!) Üst sınır belirtilmemiştir!

Büyük Devletin, uyruklarının SÖZÜNE karşı duyduğu korkusuzluk bu kadardı.

— O günkü gazetenin havasına uymayan ve heyecanını paylaşmayan her fikir "Hükümeti baltalama ve zayıflatma" yerine geçerdi. Çünkü kuvvetlendirmeyen her şey zayıflatıcıdır. Çünkü tam uymayan her şey baltalayıcıdır.

"Ve bizimle bugün cırlamayanlar -
Bize
Karşıdır
Onlar»
(Mayakovskiy)
0 yorum
Misafir2

Misafir2

@misafir001

Zorunlu not: Sovyet Ceza Kanunu 19. maddesinin bentlerinden bahsediyor.

Bent 8: Terör. Sovyet Ceza Kanununu haklı ve kanuna uygun göstermekle vazifeli olan terör değil -aşağıdan gelen tedhiş. Terörün anlamı çok genişti: Değil valinin kupa arabasının altına bomba koymak, fakat şahsi hasmın suratına yumruk indirmek bile; eğer o kimse parti, komsomol üyesi veya milisin faal üyesi idi ise suç terördü. Hele bir faal üyenin öldürülmesi, hiç bir zaman bayağı kimsenin öldürülmesiyle karşılaştırılamazdı. (Aynı ilke Milâttan önce 18. yüzyılda yazılı Hammurabi’nin kanununda da kabul edilmiş). Bir koca, karısının sevgilisini öldürdüğü zaman, -sevgili, parti üyesi değil ise, koca kendini şanslı sayabilirdi; çünkü 136.maddeden yargılanacaktı, sosyal bakımdan halkın yakını sayılacaktı ve muhafızsız dolaştırılabilecekti. Sevgilinin, partili olması halinde ise, koca, halk düşmanı olarak 58. maddenin 8. bendinden hüküm giyerdi.

Birahanede faal bir konsomol üyesine söylenen "bekle, gösteririm" lafı veya sıcakkanlı pazarcı kadının "boynuzun çıksın" şeklindeki çıkışı, tedhişe niyetlenme olarak nitelendirilirdi. Bu ise kanunun bütün şiddetiyle uygulanmasına yol açardı. (*)

(*) Bir abartma, bir fars gibi geliyorsa da, biz bu farsı uydurmadık. Biz o insanlarla oturduk.

Bent 9: Patlatma veya kundaklama yoluyla tahrip ve zarara sebep olmak. (Herhalde karşı devrimci maksatla). Bu eylem kısaca şaşırtma hareketi olarak adlandırılırdı.

Anlamın genişletilmesi : Sorgu yargıcı, sanığın ruhundakini, sahibinden daha iyi bildiği için, eylemde karşı devrimci maksat görürdü. Ve insanoğlunun yanılması, dikkatsizliği, iş kazası affedilmez, şaşırtma olarak nitelendirilirdi.

Bent 10: "Sovyet hükümetinin devrilmesine, baltalanmasına veya zayıflatılmasına yöneltilmiş propaganda ve kışkırtma, aynı zamanda o yolda çıkarılmış yazı ve edebiyatın saklanması ve dağıtılması." şeklindedir. Bu suç için barış zamanında verilecek cezanın ancak alt sınırı belirtilmiştir. (Daha azı değil! Çok merhametli olmasın!) Üst sınır belirtilmemiştir!

Büyük Devletin, uyruklarının SÖZÜNE karşı duyduğu korkusuzluk bu kadardı.

— O günkü gazetenin havasına uymayan ve heyecanını paylaşmayan her fikir "Hükümeti baltalama ve zayıflatma" yerine geçerdi. Çünkü kuvvetlendirmeyen her şey zayıflatıcıdır. Çünkü tam uymayan her şey baltalayıcıdır.

"Ve bizimle bugün cırlamayanlar -
Bize
Karşıdır
Onlar»
(Mayakovskiy)
0 yorum
Çizmeli Kedi

Çizmeli Kedi

@cizmelikedi

Kendisine tapılanın keyfi idaresinden bugün söz açılırken, hep mahut 1937 - 38 yılları ileri sürülür. Kalıplaşan görüş yüzünden, ne ondan önce, ne de ondan sonra, tutulup hapse atılan olmamış hissi uyanır.

Elimde istatistik bilgileri olmadığı halde, 1937 - 38 selinin ne tek kaldığını, ne de içlerinde en büyüğü olduğunu söylemekle hataya düşmeyeceğim. 1937-1938 akıntısı, hapishanelerimizin karanlık, çirkef dolu borularını şişirerek zorlayan üç büyük akıntıdan biridir

Ondan önce, Ob nehriyle kıyaslayabileceğimiz, 1929 - 30 yıllarının akımını gördük. Bu akıntıya, onbeş milyon veya daha fazla köylü kapıldı. Tundra ve Taygaya götürüldüler. Ancak köylünün yazması yok, dili yok. Şikâyet etmediler, hatıralar bırakmadılar. Sorgu yargıçlarına da uykusuz geceler geçirtmediler. Tutanak yazdırtmadılar. Köy Sovyetinin kararı herşeyi hâllediyordu, Bu selin götürdüğünü, buzu erimeyen topraklar emdi, eritti. En uyanık kafalar bile hemen hemen hatırlayamaz onu bugün; bunlar sanki Rus vicdanını yaralamamış gibiydi.

Oysa, Stalin’in (ve bizim, sizin) en korkunç cinayetidir.

Ondan sonra, Yenisey nehri oranında, 1944 - 46 yıllarının seli görüldü: Tam kadro ile milletler. Bizden olup esirlikten yurda dönen veya Almanya'ya götürülenler, ve sayılan milyonları bulanlar, lâğımdan geçirildiler! (Stalin yaraları dağlıyordu, kabuk bağlasın, memleketin tüm halkı nefes almaya, kendine gelmeye, istirahate çekilmeye fırsat bulmasın diye!) Fakat bu sele kapılanların çoğu basit kimselerdi, hatıra yazmadılar!

Fakat 1937 yılındaki sel, içtimai mevki sahibi, partide rol oynamış olanları, okumuşları GULAG Takım Adalarına alıp götürdü. Ya geride bıraktıktan acılı yakınları, hep elinde kalem tutar cinsinden insanlar! Bugün hepsi yazmaya, hatırlamaya çalışırlar; 1937, milletçe yaşanan acının Volga’sıdır!
0 yorum
Çizmeli Kedi

Çizmeli Kedi

@cizmelikedi

Tutuklanma! Bunun hayatınızın dönüm noktası olduğunu söyleyeyim mi? Yıldırımın dosdoğru size çarpmasından başka bir şey olmadığını bildireyim mi? Bunun, iç duyguların kuvvetle sarsılarak, ruhu zorlaması anlamına geldiğini, bazı kimselerin dayanamayarak cinnet geçirdiklerini bilir misiniz?

Herkes kendini evrenin merkezi sanır. Evrende kaç canlı varsa, o kadar merkez var demektir. Size, fısıltı şeklinde, "Tutuklandınız" dedikleri zaman, dünyanız başınıza yıkılır. Siz tutuklandıktan sonra, "Bu zelzeleden sağlam çıkacak ne kalır?" diye düşünürsünüz. Hayatın bize kazandırdığı tüm tecrübelere karşılık, ister dünyanın en akıllı insanı isterse en safı olalım, o anda şok geçiren beynimizle evrenin değiştiğinin farkına varamayız. "Ben mi? Neden?" diye sorarız. Bu gerçekte milyonlarca ve milyonlarca defa tekrarlanmış ve daima cevapsız kalmış bir sorudur.

Tutuklanma ansızın oluşmuş bir hâl değişikliğidir. Hayatımızın eğri büğrü yolunda İlerlerken, kâh neşelenerek koşar, kâh kederlenerek ağır ağır adım atardık. Sağımızdaki ve solumuzdaki çürük tahtadan yapılı çit, beton duvar, tuğla duvar, kerpiç duvar ve demir parmaklıkların yanından geçerdik. Bu engellerin arkasındakini merak etmezdik, uzanıp bakmazdık, göz ve zihnimizi yormazdık. Oysa, GULAG ülkesi orada başlarmış, iki metre ötede. Dahası var: duvarlar içinde iyiden iyiye kamufle edilmiş, sımsıkı örtülebilen irili ufaklı kapılar varmış. Görmezdik onları. Meğer bu delikler bizler için hazırlanmış. Ve işte - uğursuz kapılardan biri açılıyor ve, çalışmaya alışmamış, bakımlı, fakat yakaladığını kaçırmamayı bilen bir çift erkek eli bizi kolumuzdan, paçamızdan, ensemizden kulağımızdan tutup, bir çıkın gibi içeri alıyor. Ve deliği, bizi eski hayattan ayıran kapıyı, bir daha açılmamak üzere, kapatıyor.

O kadar. Tutuklandınız! Verilecek cevabı bulamazsınız. Sadece kuzu melemesi misali sorarsınız: «B-e-n - m-i? N-e-d-e-n?»

Tutuklanma şu demektir: Göz kamaştırıcı şimşek ve darbe. Bu ikisinin elbirliği ile bugününüz geçmişe kayar, olamazlık ise, bugününüzün hâkimi oluverir. Bitti. Daha fazlasını tutukluluk halinizin ne ilk saatinde ne de ilk gününde anlarsınız. Sirklerde gördüğünüz süs için kullanılan teneke aylar misali aklınızda: "Bir hatadır, gerçek anlaşılacaktır." gibilerden, ümitsizlik giderici fikirler ışıldar. Artık çevrenizde oluşanları, gelenek ve edebiyatın bize haber verdiğini, allak bullak olmuş aklınız anlayamaz. O sahne yalnız ailenizin ve oda komşularının hafızasında yaşayacaktır.

Geleneğe uygun tarzda yapılan tutuklamalarda aile fertleri, titreyen ellerle, götürülenin yanına bir kat çamaşır, bir parça sabun, biraz yiyecek koyarlar. Neyin lüzumlu, neyin mümkün olacağı, hangi elbisenin konacağı konusu üzerinde tartışılırken, görevliler kısa keserler: "Hiçbir şeye ihtiyaç yok, orada doyururlar, orası sıcaktır." derler. (Hepsi yalan. Aceleye getirmeleri de, korku havası yaratmak içindir.) Klâsik tutuklamalarda, zavallının götürülüşünden sonra, birkaç saat süre ile, apartmana yabancı, katı ve ezici kuvvet sahip çıkar; kilitler kırılır, çekmeceler, dolaplar açılır, içindekiler boşaltılır, duvarlardan koparılanlarla birlikte hepsi ortaya yığılır. Çizme altında ezilen, kırılan eşyanın sesini duyarsınız. Görevliler arama sırasında kutsal diye bir şey tanımazlar. Tren makinisti İnoşin tevkif edilirken, odanın ortasında tabut içinde, biraz önce ölen küçük çocuğunun cenazesi yatıyormuş. Hukukçular, ölüyü dışarı atarak tabutu aramışlar.
0 yorum
Sence kaç puan almalı?
0
0 oy
0