up
ara
‹ Milan Kundera

Milan Kundera Sözleri

Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Düşünceler de hayat kurtarabilir.
5 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Attığımız her adıma anlamını veren şey o adım hakkında hiçbir şey bilmememiz gerçeğidir.
5 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Peşine düştüğümüz hedefler hep bir parça sislerle örtülüdür.
5 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Gözler ruhun penceresidir, derler ya.
5 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Gizliliğini kaybeden her şeyini kaybetmiş demektir,
8 beğen · 1 yorum
SHADOWMAN (@melankolikruhum)
Bu gün ne kadar güzel alıntılarla karşılaşıyorum yahu.
16.02.19 beğen 1 cevap
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

İlk ihanet onarılmazdır.
8 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

İhanet, setleri yıkmak ve bilinmeyene doğru başını alıp gitmek demektir.
5 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Her kadın hak etmezdi kadın olarak nitelendirilmeyi.
5 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Seçmediğimiz bir şeye kendi erdemimiz ya da başarısızlığımız gözüyle bakamayız.
6 beğen · 0 yorum
Çizmeli Kedi

Çizmeli Kedi

@cizmelikedi

Yavaşlık
Seçilmiş olma tanrıbilimsel bir kavramdır ve şöyle bir anlamı vardır: İnsanın hiçbir yeteneği olmadan, doğaüstü bir kararla, Tanrının keyfi değilse de özgür iradesiyle, benzersiz ve olağanüstü bir şey için seçilmesi. Ermişler, en korkunç işkencelere dayanma güçlerini bir inançta buldular. Tanrıbilimsel kavramlar, kendi kendilerinin yansılamaları olarak yaşamlarımızın bayağılığına yansırlar; her birimiz çok sıradan yaşamının bayağılığından dolayı (az ya da çok) acı çeker, buradan kurtulmak ve yükselmek ister. Her birimiz bu yükselişe lâyık olduğu, Tanrının iyi kulu olduğu ve bu yükseliş için seçilmiş olduğu yanılsamasına (az ya da çok) kapılmıştır.

Örneğin, seçilmiş olma duygusu her aşk ilişkisinde vardır. Çünkü aşk, tanım olarak, hak edilmemiş bir armağandır; hak etmeden sevilmek, gerçek aşkın eksiksiz kanıtıdır. Bir kadın bana, “Seni seviyorum, çünkü zekisin, çünkü namuslusun, çünkü bana armağanlar alıyorsun, çünkü zamparalık yapmıyorsun, çünkü bulaşık yıkıyorsun,” derse, hayâl kırıklığına uğrarım; bu aşkta çıkarcı bir yan vardır. Şöyle bir cümle duymak kimbilir ne güzeldir: “Zeki olmamana, namuslu olmamana karşın, yalancı, bencil, alçak olmana karşın senin için deli oluyorum.”
ataç ikon Yavaşlık
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
11 beğen · 2 yorum
Nyx (@erebus)
Örnek harika!! Seni seviyorum çünkü sen bir andavalsın gibi bir cümle duymak da çok memnun etmez, cümlenin nasıl kurulduğuna dikkat çekmek lazım. Dozu fazla kaçırırsan ölürsün...
14.02.19 beğen 2 cevap
kbdmg (@kbdmg)
Gideyim de bu kitabı alayım yarın.
14.02.19 beğen 1 cevap
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Gereklilikten doğan, olmasını beklediğimiz, günbegün yinelenen her şey dilsizdir. Sadece rastlantı bir şeyler söyler bize.
3 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Kendini beğenmesi değildi onu aynaya çeken şey; kendi “ben”ini görmekten duyduğu şaşkınlıktı.
2 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

....sevecenlikten daha ağır bir şey yoktur dünyada. Kişinin kendi acısı bile, başkasıyla, başkası için hissettiği, imgelemle yoğunlaşan ve yüzlerce yankıyla uzadıkça uzayan bir acı kadar ağır çekmez.
1 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

İçinde yaşadığı yeri terk etmek isteyen kişi mutsuz kişidir.
4 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Birisine merhamet duyarak sevmek gerçekten sevmek değildir.
6 beğen · 0 yorum
Çizmeli Kedi

Çizmeli Kedi

@cizmelikedi

Yavaşlık
Fotoğrafın bulunmasından önceki ün var, bir de ondan sonraki ün var. XIV. yüzyılda, Çek Kralı Vaclav, Prag’ın hanlarına gitmekten, kimliğini gizleyerek halktan insanlarla sohbet etmekten hoşlanırdı. İktidarı, ünü ve özgürlüğü vardı. İngiltere Prensi Charles’ın hiçbir iktidarı, hiçbir özgürlüğü yok, ama uçsuz bucaksız ünü var: Ne balta girmemiş bir ormanda, ne de on yedinci yeraltı katındaki bir sığınağa gizlenmiş banyo teknesinde, kendisini izleyen ve tanıyan gözlerden kaçabilir. Ün onun bütün özgürlüğünü gövdeye indirmiş, ve şu anda şunu öğrenmiş bulunuyor: Günümüzde, ancak tam anlamıyla bilinçsiz insanlar ün tenekesini peşlerinde sürüklemeyi gönüllü olarak kabul edebilirler.

Ünün niteliğinin değişmiş olmasının herhalde birkaç ayrıcalıklıdan başkasını pek ırgalamadığını söyleyebilirsiniz. Ama yanılıyorsunuz. Çünkü ün yalnızca ünlü insanlarla değil, herkesle ilgilidir. Günümüzde, ünlü insanlar dergi sayfalarında, televizyon ekranlarında boy gösteriyorlar, herkesin imgelemini istila ediyorlar. Ve herkes, ancak düşlerinde bile olsa, böylesine bir ünün (meyhanelere giden Kral Vaclav’ın ününün değil, on yedinci yeraltı katındaki banyo teknesine gizlenmiş olan Prens Charles’ın ününün) nesnesi olabilmeye can atıyor, akılları fikirleri böyle bir olasılıkta. Bu olasılık herkesi bir gölge gibi izliyor ve hayatın niteliğini değiştiriyor çünkü (ve bu varoluş matematiğinin çok iyi bilinen bir başka tanımıdır) canlı varlığın eline geçen her olanak, en az olası olanı bile, varlığı tepeden tırnağa değiştirir.
ataç ikon Yavaşlık
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğen · 1 yorum
mehmet (@coexistanbul)
Muthis tespitler okunasi bir kitap
13.02.19 beğen cevap
Çizmeli Kedi

Çizmeli Kedi

@cizmelikedi

Yavaşlık
Madame de T. gecenin akışını yavaşlatarak, onu birbirinden ayrı değişik parçalara bölerek, kendilerine bağışlanan küçük zaman süresini bir mimarî mucize olarak, bir biçim olarak yaratmayı başardı. Bir zaman parçasına biçimin damgasını vurmak, güzellik’in, ama aynı zamanda belleğin zorunluluğudur. Çünkü şekilsiz olan şey kavranılamaz, bellekte tutulamaz. Buluşmalarını bir biçim olarak düzenlemek onlar için özellikle değerliydi, çünkü gecelerinin geleceği yoktu ve ancak anılarda tekrarlanabilirdi.

Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Gözümüzün önüne en sıradan bir durum getirelim: Bir adam sokakta yürüyor. Birden bir şey anımsamak istiyor, ama anı uzaklaşıyor. O anda, kendiliğinden yürüyüşünü yavaşlatıyor. Buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan, hâlâ çok yakınında olan zamanda, sanki bulunduğu yerden hemen uzaklaşmak istiyormuş gibi elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır.

Varoluşun matematiğinde bu deneyim iki temel denklem biçimine girer: Yavaşlığın derecesi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır.
ataç ikon Yavaşlık
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
7 beğen · 4 yorum
Nyx (@erebus)
Hocam 299.792.458 m/s hızla hareket edersem varlığımı unutur muyum?
12.02.19 beğen 2 cevap
Çizmeli Kedi

Çizmeli Kedi

@cizmelikedi

Düşüncelerini yayınlayan kişi başkalarını kendi gerçekliğine inandırmak, onları etkilemek ve böylece dünyayı değiştirmek isteyenlerin rolünü üstlenmek tehlikesini göze alır aslında. Dünyayı değiştirmek! Pontevin’e göre, korkunç bir niyet! Dünya bu haliyle mükemmel olduğu için değil kuşkusuz, ama her değişiklik kaçınılmaz olarak daha kötüsünü yarattığı için. Öte yandan ve daha bencil bir açıdan, günışığına çıkartılan her düşünce günün birinde sahibinin aleyhine döneceği ve onun düşünürken eriştiği hazzı elinden alacağı için. Çünkü Pontevin, Epiküros’un büyük tilmizlerinden biridir: Düşünce üretmesinin ve bunları geliştirmesinin bir tek nedeni var: Yaptığı işten haz duymak. Ona göre, neşe verici kötü düşüncelerin tükenmez kaynağı olan insanlığı kuşkusuz hor görmüyor, ama onunla yakın ilişkiye girmek konusunda küçücük bir istek bile duymuyor. Gaskonyalı Kahvesinde, çevresinde toplanan küçük bir arkadaş çetesi var, bu bir avuç örneklik insan yetiyor ona.
ataç ikon Yavaşlık
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğen · 0 yorum
Çizmeli Kedi

Çizmeli Kedi

@cizmelikedi

Yavaşlık
Gündelik dilde, hazcılık kavramı, kokuşmuş hayata değilse de zevk ve eğlence hayatına karşı ahlakdışı bir eğilimi belirtir. Hiç kuşkusuz doğrudur bu tanım: Hazzın ilk büyük kuramcısı olan Epiküros, çok mutlu yaşamı alabildiğine kuşkucu bir biçimde anlamıştır: Acı çekmeyen kimse haz duyar. Buna göre, demek ki hazcılığın temel bilgisi acıya dayanmaktadır: Acıdan uzak kaldığımız oranda mutlu oluruz ve hazlar çoğunlukla mutluluktan çok mutsuzluk verdiği için, Epiküros yalnızca sakınımlı ve sıradan hazları salık verir. Epiküros bilgeliğinin kötümser bir arka alanı var: Sefil bir dünyaya salıverilmiş olan insan biricik gerçek ve sağlam değerin, ne kadar küçük olursa olsun, kendisinin hissettiği haz olduğunu saptar: Bir yudum serin su, gökyüzüne (Tanrının pencerelerine) doğru bir bakış, bir okşama.

Hazlar, sıradan olsunlar ya da olmasınlar, onları duyan insana aittir yalnızca ve bir filozof, haklı olarak, bencillik ilkesinden dolayı hazcılığı eleştirebilir. Bununla birlikte, hazcılığın en zayıf yanı ondaki bencillik değildir, ama onun umutsuzca ütopik olan niteliğidir (ah, yeter ki yanılmış olmayalım!): Gerçekten de hazcılık ülküsünün gerçekleşmesi konusunda kuşkularım var; onun bize salık verdiği yaşamın insan doğasına uygun olduğundan kuşkuluyum.
ataç ikon Yavaşlık
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
6 beğen · 0 yorum
Çizmeli Kedi

Çizmeli Kedi

@cizmelikedi

Yavaşlığın keyfi neden yitip gitti böyle? Ah nerede şimdi geçmişin aylakları? Halk türkülerinin tembel kahramanları neredeler, bir değirmenden ötekine sürüklenip duran, açık havada yıldız palasta uyku çeken şu serseri tayfası nerede şimdi? Kır yollarıyla, çayırlarıyla, harman yerleriyle, doğa güzellikleriyle nereye gittiler? Bir Çek atasözü onların tatlı aylaklıklarını bir eğretilemeyle tanımlar: Tanrının pencerelerini seyrediyorlar. Tanrının pencerelerini seyreden kimsenin canı hiç sıkılmaz; mutludur. Günümüz dünyasında işsizlik’e dönüştü aylaklık; aynı şey değil kuşkusuz: İşe yaramaz hisseder kendini işsiz insan, canı sıkılır, yoksun kaldığı devinimi arar durmadan.

Dikiz aynasına bakıyorum: Karşı yönden gelen arabalar yüzünden bir türlü beni sollayıp geçemeyen aynı araba. Sürücünün yanında bir kadın var; adam kadına neden gülünç bir şeyler anlatmıyor acaba? Elini niçin onun dizine koymuyor? Bunu yapacağına, önündeki arabayı yeterince hızlı sürmeyen sürücüyü lanetleyip duruyor; kadına gelince, o da sürücüye eliyle dokunmayı aklına bile getirmiyor, kafasının içinde onunla birlikte araba kullanıyor ve o da beni lanetleyip duruyor.

Bana gelince, ben Paris’ten bir kır şatosuna yapılan bir başka yolculuğu, Madame de T. ile ona refakat eden genç şövalyenin bundan iki yüzyılı aşkın bir süre önce yaptıkları yolculuğu düşünüyorum. Birbirlerinin ilk kez bu kadar yakınında duruyorlar, hızın yavaşlığının yarattığı o dile gelmez kösnül hava onları içine alıyor: Arabanın devinimlerine uygun olarak sallanan iki vücut birbirine dokunuyor önce rastlantıyla, sonra bile bile ve oluyor olacak olan, öykü başlıyor.
ataç ikon Yavaşlık
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
/ 27