up
ara
Nurdan Gürbilek

Nurdan Gürbilek

Atiye

Atiye

@atiye

Yer Değiştiren Gölge
Hikayenin ancak anlatan ve dinleyenin birbirine yabancı olduklarını fark etmeleriyle, hafızanın ancak bir unutuşla, iz bırakmanın ancak bir silinişle birlikte mümkün oluşu, bugün bizim anlamakta güçlük çektiğimiz bir karşıtlık.
3 yorum
Bayır gülü (@bayirgulu)
Düşündüğüm bir şey daha var: Sevmenin simgesel olarak da, gerçek olarak da yemekten başka bir anlama gelmediği... :D
25.07.19 beğen 1 cevap
c

c

@tennesseewhiskey

Adorno şurada haklıydı: "Yanlış hayat, doğru yaşanamaz." Şimdi bunu bir adım daha ileri götürmek gerekiyor: Yanlış hayat, doğru anlatılamaz.

s 110
ataç ikon Ev Ödevi
8.3 (4 oy)
1 yorum
kitabın ortası (@kitabinortasi)
Adorno'nun "yanlış hayat"la kastettiği neydi kim bilir?
25.05.19 beğen cevap
tabula rasa

tabula rasa

@tabularasa

Benjamin "Tarih Kavramı Üzerine"yi Pasajlar'ın kuramsal girişi olarak düşünmüştü. "Olaylar dizisini tespih çeker gibi peşpeşe sıralayan" bir tarihselciliğin, geleceğe tasasız bir iyimserlikle bakan bir ilerlemeciliğin eleştirisini içeriyordu tezler. İnsanlığın içinde durmadan yol aldığı "boş ve homojen" zamandan farklı, saat ve takvim-
lerin gösterdiği zamanı değil, bugünün geçmişle oluşturacağı sarsı­cı kümelenmeyi dikkate alan bir zaman anlayışına ulaşmamız gerektiğini söylüyordu Benjamin. Aynı yerde Fransız Devrimi sırasında Paris'te yaşanan bir olayı aktarırken devrimin bir "zamanı durdurma" çabası içerdiğinden söz eder: Çatışmaların başladığı günün akşamı Paris'in birçok mahallesinde birbirinden habersiz ama aynı anda saat kulelerine ateş açılmıştır.
Şu zaman tanımıysa Beş Şehir'in yazarına ait: "Yaşadığımız, gü­lüp eğlendiğimiz, çalıştığımız, seviştiğimiz zamanın yanıbaşında, ondan çok başka, çok daha derin, takvimle, saatle alâkası olmayan; sanatın, ihtirasla, imanla yaşanmış hayatın ve tarihin bu şehrin havasında ebedî bir mevsim gibi ayarladığı velût ve yekpare bir zaman...” Yalnız Beş Şehir de değil. Takvim-dışı bir zaman arayışı, "altta birikmiş duran” ikinci zamana uzanma çabası, "hâl ile mazinin bağlı ol-duğu" bir zaman anlayışı, geçmişle ittifak kurmuş bir bugün kavramı Tanpınar'ın neredeyse bütün verimine damgasını vurmuştur.
0 yorum
tabula rasa

tabula rasa

@tabularasa

Tanpınar'ın imkânsızlık duygusunun ne kadarının kendine verilen imtiyazların küçüklüğünden, ne kadarının bu imtiyazları kullanmayı becerememiş olmasından, ne kadarının büyük hayalleriyle kü­çük imtiyazları arasındaki örtüşmezlikten kaynaklandığının fazla önemi yok. Önemli olan, "kendini yapmak" gibi bir büyük projeye soyunan adamın o ayın kirasını ödeyememiş olması ("Ev sahibi yukarıda geziniyor"), borçları yüzünden kitapları sabşa çıkarmayı dü­şünmesi ("Cebimde yalnız bir lira var"), yani kendini yapan adamla
yapamayan arasındaki itişmenin hayatin gündelik ayrıntılarında durmadan tekrarlanıyor olmasıdır. Ateşli bir Garpçılıktan sonra yü­zünü döndüğü evinde bu yüzden de tıkanıp kalmıştır Tanpınar. Onu ancak milli-muhafazakâr bir yorumla sahiplenebilenlerin duymak istemeyeceği, en azından ondan duymak istemeyeceği sözler: Türkiye'ye sıkışıp kaldığını ("dışarıya gelince hiçbir zaman taşamayacağım”), Türkiye tarafından düpedüz harcandığını ("Türkiye beni yedin") düşünüyordur Tanpınar. Tabii bir de Türkiye'yi, evlatları­nın dikkatinin kendinden başkasına yönelmesine izin vermeyen bir ebeveyne benzettiği cümlesi var: "Türkiye evlâtlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor.”
0 yorum
tabula rasa

tabula rasa

@tabularasa

"Şimdi aynı öfke karşısında çocukluk dönemindekinden daha az korkup titriyorsam, çocukken duyduğum o katıksız suçluluk duy-gusunun yerini, her ikimizde de gördüğüm bir çaresizliğin almasındandır." Bu cümle Atay'ın değil, Kafka'nın mektubundan. Babanın çocuğu üzerinde uyguladığı büyük gücün aslında bir çaresizlik ola-
bileceği sezgisi Kafka'da da yok değil. Yine de bu sezgiye rağmen çocukluğun dünyasına çakılıp kalmışlığın, babanın aşın gücü yü­zünden ürkek bir yaratığa dönüşmenin belgesidir Babama Mektup.
Atay'ın mektubuyla Kafka'nınkini birlikte okuyunca karar veremiyor insan: Atay'da baba "fazla güçlü" olmadığı için mi büyüyebilmiştir oğul, yoksa sonunda büyüdüğü için mi onu çaresizliği içinde,
bir "yarımyamalak” olarak görebilmiştir? Büyüdüğümüz için mi parçalanıyoruz; yoksa "içimizdeki bazıları"na katlanabildiğimiz için mi büyüyoruz?
Cevap ne olursa olsun büyümek dediğimiz şey bize acı çektiren yakınlanmızın da bir zamanlar çocuk olduğunu, o halde acı çektiğini fark etmek demek. Her zaman büyümek zorunda değiliz; edebiyatta hiç değil.
0 yorum
Sence kaç puan almalı?
0
0 oy
0