up
ara
Rıfat N. Bali

Rıfat N. Bali

Engin Şahinşah

Engin Şahinşah

@enginsahinsah

Mesela Atsız, ifadesi alınmadan evvel yedi gün müddetle yerin beş metre dibinde mezar gibi karanlık ve rutubetli bir hücreye konulmuştur. Duruşma sırasında da aynı taktik kullanılmıştır. Mesela Hamza Sadi Özbek mahkemede ifade vereceği günden önceki gece, bulunduğu yerden kaldırılarak dar ve karanlık bir hücrede başka bir kimse ile beraber aynı tahta yatak üzerinde yatmaya mecbur edilmiş ve ifadeden evvelki geceyi bir dakika bile uyumadan geçirmiş ve ifadeyi o tesir altına vermiştir.
0 yorum
Engin Şahinşah

Engin Şahinşah

@enginsahinsah

Nejdet Sançar: "Türk Umumi Efkârına Bildiri: 1 -2"

Diyelim ki, iki gün aç bırakılan ve hapsolunduğu 4 numaralı hücrede bitlenen Prof. Zeki Velidî Togan bu meselede doğru söyliyemez. Diyelim ki içinden lâğım geçen bir yer altı höcresinde bir
hafta Allahla baş başa bırakılan Atsız, doğru söyliyemez. Diyelim ki Kâmuran Çuhruh adlı adamın keyfî emri ile tabutluğa tıkılan Orhan Şaik Gökyay doğru söyliyemez. Diyelim ki mekteplerinden alınıp höcrelere atılan ve falakaya çekilen üniversite gençleri doğru söyliyemez. Fakat ya Türkçü olmıyanlar, Türkçülüğün ve dolayısıyla bizim düşmanımız olanlar ve hattâ bizzat emniyet memurları?...

Meydandadır ki, ortada adaletin pençesine teslim edilmesi icap eden bir grup vardır. Bunlar ya resmî makamlara iftiralarda bulunan yalancılar, yahut vatandaşlara işkence yapmak suretiyle Anayasayı çiğneyen küstahlardır. Suçlu ortaya çıksın istemez misiniz? İsterseniz, istiyorsanız, haydi milliyet ve adalet duygusu olan arkadaşlarınızla birlikte harekete geçiniz.
0 yorum
Engin Şahinşah

Engin Şahinşah

@enginsahinsah

Nejdet Sançar: "Türk Umumi Efkârına Bildiri: 1 -2"

Ortada hiçbir sebep yokken, Meclis kürsüsünden Atsız'a saldırarak bir bardak suda fırtına yaratmak isteyen Osman Sabri Adal’a, Millî Yolun 9. sayısında sorduğum sorular cevapsız kaldı.
O yazıda, sorularım karşılıksız kaldığı takdirde, cevaplarını ben vereceğim demiştim. Osman Sabri Adal’ın susmayı uygun (!) bulması karşısında, vâdimi yerine getiriyorum.

Birinci sorum şuydu:

«1944 yılında, Türk milliyetçiliği aleyhindeki o meşhur haçlı seferi sırasında İstanbul Emniyet Müdürlüğünde, Türkçülere iş­kence yapıldı mı, yapılmadı mı? Meselâ dünya çapında bir şöhret
olan bir profesör aç bırakıldı mı, bırakılmadı mı? İstanbul Üniversitesine mensup bir genç falakaya çekildi mi, çekilmedi mi?»

Osman Sabri Adal, böyle bir soruya cevap verememekte haklıdır!!! Çünkü, 1944 yılında, tarihimize bir kara leke olarak geçen o meşhur haçlı seferi sırasında, İstanbul Emniyet Müdürlüğünde Türkçülere seri halinde işkence yapılmıştır. Ve bu işkencelerin sorumluları arasına, o sırada Emniyet Umum Müdürü bulunan Osman Sabri Adal’ın sokulması da lâzımdır.
0 yorum
Engin Şahinşah

Engin Şahinşah

@enginsahinsah

Osman Yüksel Serdengeçti: "Azab Hücrelerinde"

Noktalarda polisler telefonların başında araba ağır ağır ilerliyoruz. Büyük bir binanın önünde durdu, “in” dediler indik, bir adam bizi yukarıya çıkardı, çıkıyoruz çıkıyoruz; merdivenler bitmiyor nihayet bizi bir kapının önünde durdurdular, yakasında mülkiye rozeti taşıyan bir zat çıktı, elimden kitaplarımı aldı! “Etmeyin bunları bana bırakın” dedim “olmaz bilâhere veririz” dediler bir garib oldum, kitaplarım onlar yanımda olsaydı... Baştan aşağı elbisemi soysalar böyle müteessir olmazdım, bir kat daha çıktık, tavan arasındayız yarı aydınlık, yarı karanlık bir koridordan yürüyoruz. Yağmur yağıyor, tavanlar akıyor, ayaklarımız su içinde. Sağımda solumda kapılar numaralanmış küçük küçük hücreler var. 13 numaralı hücrenin kapısı açıldı, iare deliği gibi bir yer, ancak küçük bir karyola sığabiliyor, kapıyı yüzüme çarpar gibi kapadılar, tuhaf bir hal memnun gibiyim. Duvarlara bakıyorum, kapıya bakıyorum, bir baktığım yere bir daha bakıyorum, kapıda ne var! duvarlarda ne var. Mendebur küçük bir karyola... kokmuş
bir yatak... ayakta duracak yer yok her yeri bu tahta karyola kaplamış yukarıda avuç içi kadar bir delik var o deliğin hizasında bir elektrik yanıyor, gözüm elektrikte... mütamadiyen ona bakıyorum. Elektriği yeni görüyormuş gibi belki Edison bile elektriğe ilk keşfettiği zaman bu kadar hayret ve tecessüsle bakmamıştır.

Gözlerim yoruluyor nerde olduğumu şimdi hatırlıyor gibiyim. Ama o kelimeler, kızmalar, küfürler yerini bitkin yorgun bir sessizliğe bırakıyor. Başımı önüme eymiş, düşünüyorum İstan­bul tonu değişmiyen devamlı bir gürültü halinde kulaklarımda uğulduyor, birdenbire kapım açıldı, sıçramışım baktım bir adam, elinde yarım ekmek var, ‘paran var mı’ dedi var, parasını verdim yarım ekmeği aldım. Nereye koyacağımı bilemiyorum her taraf pis. Nihayet cebime soktum akşam oluyormuş hiç belli değil... yatağa uzanıyorum tuhaf bir koku var, altım üstüne getirdim yine öyle bu seferde kaldırdım attım. Karyolanın altına soktum. Kuru tahtaya uzanıyorum. Elektrik öyle yanıyor, uğultu öyle devam
ediyor, bazen ara sıra Allah, yarabbi sesleri duyuluyor yine aklım nümayişlere nutuklara kayıyor, kızıyorum kalkıyor oturuyorum, kapıya bir tekme vuracağım geliyor, kendi kendime gülüyor tekrar uzanıyorum, gürültüler yavaş yavaş azalıyor, bundan anlıyorum ki gece oluyor. Dün gece trende, daha evvelki gece Ankara emniyetinde, polisin kulağıma eğilip ‘yarın İstanbul’a gideceksiniz galiba’ dediği zamanlar... İşte bu zamanlar sabah oluyor gürültülerin çoğalışından anlıyorum.
0 yorum
Engin Şahinşah

Engin Şahinşah

@enginsahinsah

- Hikmet Tanyu

Tutuklananlar arasında yer alan ve ileriki yıllarda Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde profesör olacak olan Hikmet Tanyu, bu hücreleri “40-50 santimetre uzunluk ve genişliğinde, iki buçuk metre kadar yükseklikte, penceresiz, elektrikli, son derece az havalı, çabuk dolan karbondioksitli ve belki de 50 dereceyi aşan ateşli tabutluklar” şeklinde tasvir etmekte. Hikmet Tanyu, tutukluların maruz kaldıkları baskıları şöyle sıralamakta: Daracık hücrelere kapatılmak, aç ve susuz bırakılmak, helâya gönderilmemek, yıkanmaya izin vermemek, yeraltında “mezarlık" adıyla maruf, lağımların sızdığı, karanlık, havasız, iğrenç kokulu hücrelere kapatılmak, tutuklulara sık sık idam edileceklerini veya kurşuna dizileceklerini tekrarlamak, masa, sandalye üzerinde günlerce yatırılmak. Hikmet Tanyu, Nihal Atsız’ın yedi gün boyunca “mezarlık” olarak adlandırılan hücreye hapsedildiğini, Dr. Mehmet Külâhlıoğlu ve Reha Oğuz Türkkan’a tokat, dayak ve falaka atıldığını, kendisinin yanı sıra Orhan Şaik Gökyay, Reha Oğuz Türkkan, Hamza Sadi Özbek ve Osman Yüksel Serdengeçti’nin de “tabutluk”lara kapatıldıklarını eklemekte.
0 yorum
Sence kaç puan almalı?
0
0 oy
0