up
ara
Arthur C. Clarke

Arthur C. Clarke

Çizmeli Kedi

Çizmeli Kedi

@cizmelikedi

Giderek yakınlaşan Ay dağları, Dünya’dakilerden tamamen farklıydı. Ne baş döndürücü kar tabakaları, ne yeşillik, ne bitki örtüsü ne de hareketli bulutların oluşturduğu taçları vardı. Ne var ki keskin ışık ve gölge kontrastları onlara özgü garip bir güzellik veriyordu. Dünya’daki estetik kuralları burada geçersizdi. Bu dünya, geçip giden Buzul Çağları, hızla yükselip alçalan denizleri, şafaktan önceki sisler gibi dağılan sıradağlarıyla genç ve yeşil Dünya’nın bilemeyeceği, ölçülemeyecek kadar uzun bir zaman dilimi boyunca, Dünya’daki güçlerden bambaşka güçlerle oluşturulmuş ve şekillendirilmişti. Yaşı kavranılamazdı, ama ölüme gelince Ay ölmemişti çünkü şimdiye kadar hiç yaşamamıştı.

Alçalan gemi gece ile gündüzü ayıran çizginin neredeyse üzerindeydi. Hemen aşağıda uzunlu kısalı gölgeler ve ağır ağır söken ay şafağının ilk ışıklarını yakalayan parlak ve yalnız zirvelerin oluşturduğu bir karmaşa vardı. Akla gelebilecek bütün elektronik aletlere rağmen, iniş yapılamayacak kadar korkunç bir yerdi. Ancak yavaş yavaş buradan uzaklaşarak, Ay’ın geceyi yaşayan tarafına ulaştılar.

Gözleri loş ışığa alıştığında, Floyd geceyi yaşayan yerin tamamen karanlık olmadığını farketti. Hafif bir ışık tepeleri, vadileri ve düzlüklerin açıkça görülebilmesini sağlıyordu. Ay’dan daha büyük bir ‘ay’ olan Dünya parlaklığıyla aşağısındaki bu toprakları aydınlatıyordu. Bir günden az bir süre içinde, insanoğlunun iki bin yıldır hayal ettiği inanılmaz yolculuğu neredeyse hiçbir sorun yaşanmadan tamamlamıştı. Normal ve sıradan bir uçuştan sonra, Ay’a inmişti.
ataç ikon 2001: Bir Uzay Efsanesi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Çizmeli Kedi

Çizmeli Kedi

@cizmelikedi

Floyd’un tek bulunduğu kabin otuz kişi için hazırlanmıştı. Etrafındaki bütün o boş koltukları görmek, erkek ve kadın hosteslerin üstüne üstlük pilotun, yardımcı pilotun ve iki mühendisin ona karşı olan ilgisi oldukça garipti ve kendini yalnız hissettirdi. Floyd tarihte bu kadar ayrıcalıklı bir hizmet daha gören biri olduğundan şüpheliydi ve gelecekte de herhangi birine böyle davranılması pek olası değildi. Pek tanınmış olmayan papalardan birinin sözlerini hatırladı. ‘Ee madem Papalık bizde, şimdi tadını çıkaralım.” Evet Floyd da yolculuğun tadını çıkaracak ve ağırlıksız olmanın verdiği coşkuyu tadacaktı. Yerçekiminin kaybıyla en azından bir süre sıkıntılarından kurtulmuştu. Birileri bir zamanlar, ‘Uzayda insan dehşete düşebilir ama endişelenemez’ demişti. Bu kesinlikle doğruydu.

Erkek hostesler yirmi beş saatlik yolculuk boyunca onun yemek yemesini sağlamaya kararlıydılar. Sürekli getirilen istemediği yemeklerden kendini koruyordu. Eski astronotların kötü önsezilerinin aksine, sıfır yerçekiminde yemek yemek sorun değildi. Dalgalı bir denizde gemi yolculuğundaymış gibi, tabakların üzerine tutturulduğu sıradan bir masada oturuyordu. Bütün yemeklerde biraz yapışkanımsı bir madde vardı, böylece yiyecekler uçup kabinde dolaşamıyorlardı. Bir pirzola koyu bir sos sayesinde tabağa yapışık kalıyor, salata ise yapışkan bir karışımla kontrol altında tutuluyordu. Biraz beceri ve dikkatle güvenli bir şekilde üstesinden gelinemeyecek yemek yok gibiydi. Yasak olan tek şey sıcak çorbalar ve aşırı derecede kırıntılı çöreklerdi. Tabii ki içecekler ayrı bir sorundu. Bütün sıvılar sıkılabilir plastik tüplerle içilebilirdi.

Oturup birşeyler okumaktan başka yapacak bir şeyi olmamasına rağmen, vaktini değerlendirmek için yapacağı birkaç şey bulmuştu. Resmi raporlar, taslaklar ve tutanaklardan sıkıldığında, büyük dosya kağıdı boyutundaki haber bloknotunu geminin bilgi devrelerine bağlayıp, Dünya’dan son haberlere göz atabilirdi. Dünya’nın en büyük gazetelerini teker teker çağırabilirdi.

Bu küçük elektronik başlıkları taramanın sık sık çağrıştırdığı bir başka düşünce vardı. İletişim yöntemleri daha mükemmel hale geldikçe, içeriği daha önemsiz, bayağı ve can sıkıcı gibi görünüyordu. Kazalar, suçlar, doğal ya da insan eliyle olan felaketler, tehditler ve çatışmalar, iç karartıcı başyazılar. Atmosfere yayılan milyonlarca kelime hala bunlarla ilgiliydi. Ama Floyd yine de bunların bütünüyle kötü olup olmadığını merak ediyordu. Uzun zaman önce Ütopya gazetelerinin iyice sıkıcı hale geldiğine kanaat getirmişti.
ataç ikon 2001: Bir Uzay Efsanesi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Çizmeli Kedi

Çizmeli Kedi

@cizmelikedi

Ay Gözcüsü, daha çok şey bilmek isteyen bir sarmaşığın, beyninin kullanılmayan kısımlarına sızdığını hissetti. Ve o anda bazı görüntüler görmeye başladı. Bu görüntüler kristal kütlenin içinde ya da tamamen kendi zihninde de olabilirdi. Her ne olursa olsun, Ay Gözcüsü’ne göre bunlar kesinlikle gerçekti.

Huzurlu bir aileyi görüyordu, ancak bir yönüyle onun bildiği sahneden farklıydı. Gözlerinin önüne anlaşılması zor bir biçimde bir erkek, bir dişi ve iki yavrusu geldi. Düzgün ve parlak kürkleriyle aslında tok ve semiz görünüyorlardı. Bu, Ay Gözcüsü’nün hayatı boyunca aklına bile getiremeyeceği bir durumdu. Bilinçsizce, kendi kaburgalarının dışarı fırlamış olduğunu hissetti. Bu yaratıkların kaburgaları ise yağ tabakalarıyla kaplıydı. Ara sıra uyuşuk uyuşuk hareket ediyorlar, bir mağaranın girişine yakın bir yerde huzur içinde otururlarken, dünya ile barışık olduklarını gösteriyorlardı. Bazen iri yarı erkek, memnuniyetini belirten muazzam bir geğirti koyveriyordu. Başka hiçbir hareket yoktu. Beş dakika sonra bu görüntü birdenbire yokoldu. Kristal artık, karanlığın içinde ışıltılı bir kütleden öte bir şey gibi görünmüyordu. Ay Gözcüsü uykudan uyanmışcasına silkindi, birdenbire nerede olduğunu farkederek kabilesiyle birlikte mağarasına dönmeye başladı.

Hafızasında gördüklerine dair bilinçli hiçbir hatıra kalmamıştı. Ancak o gece mağarasının önünde oturmuş düşünüyorken ve kulakları çevreden gelen seslere yönelmişken, Ay Gözcüsü içinde yeni ve güçlü bir duygunun ilk belli belirsiz sancılarını hissetti. Bu, müphem ve dağınık bir imrenme duygusu, hayatı ile ilgili olarak hissettiği bir tatminsizlikti. Bunun nedeni hakkında ne bir fikri vardı, ne de çaresini biliyordu. Ancak bu memnuniyetsizlik bütün ruhunu sarmış, insanlığa doğru ufacık bir adım atmıştı.

O basit beyninin en küçük atomu yeni oluşumlar geçirirken, Ay Gözcüsü’nün hayatında, bir daha asla hatırlayamayacağı boşluklar vardı artık. Eğer hayatta kalmayı başarırsa, genleri bu oluşumları gelecek kuşaklara aktarabilir, böylelikle bu oluşumlar ölümsüzleşebilirdi.
ataç ikon 2001: Bir Uzay Efsanesi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 yorum
Vertov (@atp)
2001'e de Solaris'e yaptığınız muamele gelirse bloklarim şimdiden söyleyeyim , herkesin bir kutsalı var :)
25.03.19 beğen 1 cevap
okuyankoala

okuyankoala

@burcuskmn

' Hiçbir ütopya, toplumun bütün bireylerine sonsuza dek tatmin sağlamaz.
Maddi şartları iyileşen insanlık, gözünü daha yükseklere diker, bir zamanlar rüyasında bile göremeyeceği güç ve mülke burun kıvırmaya başlar. Dış dünya onlara her şeyi sunmuş olsa bile, insanların akıllarındaki sorular ve kalplerindeki özlem susmak bilmez. ' ( sayfa 103 )
ataç ikon Çocukluğun Sonu
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
okuyankoala

okuyankoala

@burcuskmn

' İnsan ırkı kendini yeni elde ettiği özgürlüğe kaptırmış, günün zevklerinin ötesini göremez olmuştu. Nihayet Ütopyaya kavuşmuşlardı; fakat tüm Ütopyaların baş düşmanı olan can sıkıntısının pençesine düşmemişlerdi henüz. ' ( sayfa 86 )
ataç ikon Çocukluğun Sonu
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
okuyankoala

okuyankoala

@burcuskmn

' Yalnızca zamanın derman olabileceği bazı şeyler vardı hayatta. Kötüler yok edilebilirdi, ancak aklı karışmış iyi birine karşı hiçbir şey yapılamazdı. ' ( sayfa 63 )
ataç ikon Çocukluğun Sonu
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Sence kaç puan almalı?
0
0 oy
0