up
ara
Thomas More

Thomas More

Serendip

Serendip

@okuryazar1453

Thomas More kesinlikle çok büyük bir düşünür ve yazardır Ütopya kitabını okuyup da ona hayran kalmayacak varmıdır acaba?
Thomas More
ünlüye puan vermedi
0 beğen · 0 yorum
Merve

Merve

@mervegecgin

Süleyman ne demiş: ‘Bir aptala aptallığına uygun karşılık verin.’
ataç ikon Utopia
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

“Bedenin verdiği zevklerin başında sağlık gelir.”
ataç ikon Utopia
kitaba 7 verdi, inceleme ekledi.
1 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

“Hasta bir insanın duyduğu acı, zevkin amansız düşmanıdır, hastalıksa sağlığın düşmanı.”
ataç ikon Utopia
kitaba 7 verdi, inceleme ekledi.
1 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

“İnsanda ise, bazen yalnız kendini beğenmişlikten gelir açgözlülük. Çünkü faydasız ve boş şeyleri gösterişle ortaya serip, başkalarından üstün geçinmeyi şanlı bir iş sayar insanlar.”
ataç ikon Utopia
kitaba 7 verdi, inceleme ekledi.
2 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

“Doğruyu yerinde ve ustalıkla söyleyeceksiniz.”
ataç ikon Utopia
kitaba 7 verdi, inceleme ekledi.
2 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

“Bir fırtınada kaptan, rüzgâra söz geçiremiyorum diye gemiyi bırakır mı?”
ataç ikon Utopia
kitaba 7 verdi, inceleme ekledi.
1 beğen · 0 yorum
Hakan

Hakan

@hakani

Hakani İle Günün Sorusu
Ütopya kavramını Siyaset Bilimi jargonuna aynı isimdeki eseriyle kazandıran kişi Thomas More'dur. Ütopya kavramı yer anlamında gelen topos sözcüğüne olmayan anlamına gelen u ekinin getirilmesiyle oluşturulmuştur ve olmayan yer anlamına gelmektedir.

sizce Thomas More neden bu kavramı kullanmış olabilir?
Thomas More
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğeni · 8 yorum beğen ikon
PİP! (@nusretk)
“Ütopya’da; her şeyin herkese ait olduğu bu yerde, insanlar, bütün ihtiyaçlarının karşılanacağından eminler. Orada zengin de yoktur fakir de. Kimsenin hiçbir şeyi yoktur, ancak herkes zengindir. Bundan daha büyük bir zenginlik olabilir mi? Günlük ekmeğin peşinde koşmadan, oğlunun sefalet içinde yaşayacağını düşünmeden, kızının çeyizi için endişe duymadan, herkesin; kadınların, çocukların, torunların, torunlarının torunlarının ve daha sonraki kuşakların mutlu bir yaşam süreceğinden emin olarak…”
Bu düzen bu güzellik “Olmayan Yer” çok uyumlu değil mi? T. More çok önemli bir kişiliğe sahipti. Bu yüzdende idam edilmedi mi?
24.07.18 beğen 1 cevap
yeni üye (@yeniuye)
İnsanlığın başından beri herkesin eşitliğine yönelik bir düşünce biçimi, mevcut yönetim çekirdeğini hep rahatsız etmiştir. Nitekim T.M için de kaçınılmaz son gelmiştir. Kralların dini lider olarak kabul edilmemesi gerektiğini, biriktiren zenginlerin daha fazla güçlenerek daha ezici olacaklarını, yoksulluk ve zenginlik denilen şeyin insanoğlunun hırsları yüzünden olduğunu ve bunların “ Hırsızlık “ denilen kavrama eşdeğer olduğunu savunmuştur.
Dünyada yaşayan zengininlerin servetlerinden vazgeçmeyeceğini ve bunu başarmanın da imkansız olduğunu bildiği için “ olmayan yer “ demiştir.

T.M hakkında bilgi sahibi bir insan değilim.
Ama ben kitaplardan veya söylenilenlerden ziyade yaşamları birbiriyle kıyaslamaktan yanayım. Bir dönemde icra edilen bir eser, o dönemi ne kadar doğru ve gerçek yansıtmaktadır bunu ararım.
Şimdi biraz alıntı ile tırnak içindeki bilgiye göz gezdirelim ve ardından odamızın ışıklarını söndürüp kendimizi ıssız bir Londra gecesine bırakalım ...

1500'lü yıllarda, İngiltere:
“ İnsanların çoğu, haziranda evleniyordu Çünkü, senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar; Haziranda henüz çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için, gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla, ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
Banyolar, içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği, temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra, oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler, aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada, su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizcedeki “Banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın” (Don't throw the baby out with the bath water) deyimi, buradan gelmektedir.
Evlerin çatıları, üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor; kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası, hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için, bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman, çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizcedeki “Kedi köpek yağıyor” (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.
Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi, büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar, buradan gelmektedir.
Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini, topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. “Toprak kadar fakir” (dirt poor) tabiri, buradan çıkmıştır.
Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar, kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için, yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca, saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere, kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı "threshold" (saman tutan; Türkçesi "eşik") idi.
Yemek pişirme işlemi, her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor; et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse, artıklar kazanda bırakılıyor; gece boyunca soğuyan yemek, ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen, bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. "Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük" (Peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur.
Bazen, domuz eti buluyorlar; o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse, domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birinin eve domuz eti getirmesi, zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna "yağ çiğnemek" (chew the fat) adı veriliyordu.
Parası olanlar, kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler, kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor; böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler, buna sık sık sebep olduğu için, bundan sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca, domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.
Çoğu insanın, kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine, tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman, bu tabaklar, bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler, o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar, hiçbir zaman yıkanmadığı için, içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında, "tabak ağzı" (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.
Ekmek, itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler, yanık olan alt kabuğu; aile, orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırlardı.
Bira ve viski içmek için, kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim, insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar, bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyorlardı. Bunlar, birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor; aile, etrafına toplanıp yiyip içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna, "uyanma" nöbeti deniyordu.
İngiltere, eski ve küçük bir yerdi; insanlar, ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için, mezarları kazıp tabutları çıkarıyor; kemikleri bir "kemik evi"ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında, her 25 tabutun birinde, iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece, insanların diri diri gömüldükleri ortaya çıktı. Buna çözüm olarak, cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana dolamaya başladılar. Bir kişi, bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna, mezarlık nöbeti (graveyard shift) denirdi. Bazıları, zil sayesinde kurtulmuş (saved by the bell); bazıları da "ölü zilci" (dead ringer) olurdu. “

... Bu sene geçen kışa göre daha mı soğuk Path? Kahrolası ayak parmaklarımı hissetmiyorum. Şu kutu kadar küçük tahtaların arasında donacağız nerdeyse. Keşke bu yaz biraz yenilese Beyimiz barakamızı. Gerçi aralardan sızan ay ışığını da kaybedip hepten karanlıkta uyumak istemiyorum. Şşşt Path! Uyudun mu yoksa? Beyimizin misafirleri gitmeden sakın öyle bir hataya düşme... Baksana şunlara kahkahaları buraya kadar geliyor, bütün şamdanları yakmışlar ışıl ışıl. Yaklaşsana Path şu çatlaktan gözüküyor, gel sende bak. Sanırım gece ve soğuk sadece bizim gibi köleler için var. Zannetmiyorum ki zenginler için gece olsun. Oof of! Keşke Den’ in yerinde olsaydım biraz elim yüzüm düzgün olsaydı da hizmet edebilseydim içerde. Hem sıcaktır hem de aydınlık. Bahçe işleriyle uğraşmaktan ağaca benzedim iyice. Acaba Den buraya gelirken birazcık şarap aşırabilir mi dersin ha Path? Gerçi üç dört ay önce başkasına sattıkları arkadaşımız sadece bir lokma için öldüresiye kırbaçlanmıştı. Bu yüzden yapamaz, zaten ben içerde olsam ben de yapamazdım... ama olsun soğuk bir gecede birazcık kırmızı şarap fikri bile insanın içini ısıtmaya yetiyor. Ne dersin Path, şu koca ömrü bir sadece bir geceliğine Bey olarak yaşamak için tüm ömrünü vermezmiydin sende? Path! Neden cevap vermiyorsun? Path sana söylüyorum! Dostum, hey uyan! Path! Uyan! Path...
...
Ve merak edenler için birazcık Ütopya:
“ Bizim toplumumuzda kadınlar, rahipler, hizmetçiler, dilenciler çoğunluk yararlı bir iş yapmaz. Zenginlerin varlığı dolayısıyla da gereksiz lüksler için çok emek harcanır. Ütopya cumhuriyetinde bunların önüne geçileceğinden çalışma 6 saat olarak belirlenmiştir. Eğer artık değer ortaya çıkarsa, günlük çalışma saati kısıtlanır. Aile ataerkildir. Evlenen oğul babasıyla oturur. Eve sığmazsa yeni bir eve aktarılınır. Kentler büyürse yeni bir kent kurulur. Hayvanların öldürülmesi, özgür yurttaşlar zalimliği öğrenmesin diye kölelere havale edilir. Yemek kamuya ait salonlarda yenir ve buradaki ayak işlerini de köleler görür. Evlenirken hem erkeğin hem kadının bakir olması esastır. Demirin olmadığı adada bunu sağlamak için dış ticaret yapılır. Savaş zaferleri ile övünülmez, ancak zorunluluk halinde savaşa girilir ve mümkünse paralı askerler tutulur. Altın ve gümüş birikimi savaş için yapılır. Gündelik hayatta ise altın ve gümüş oturak ya da hayvan zinciri olarak kullanılır ki nefret edilsinler. Mutluluğu zevkte bulan bir ahlak ve çilecilikten uzak bir dinsel tutum söz konusu. Kadınlar da rahip olabilir, rahipler onurlandırılır ama toplumda güç sahibi de değillerdir. Tanrıya inanmayanlar yurttaş sayılmaz ve siyasal yaşantıya katılmazlar ama hiçbir bakımdan rahatsız edilemezler. “

Ah Ütopya ah. Yine erkek egemen yine dogmatik şeyler ve yine bir sistemin karşıtlığı ile kitle edinme. Ütopya ve kölelik... Bana sorarsanız kendi içinde bile çelişik bir kavram ütopya, hatta ırkçı ve sınıflandırıcı. Bilmiyorum, bilemiyorum ve sanırım hiç bir zaman bilemeyeceğim. Gerçek nedir? Gerçeğe giden bir yol var mıdır var ise nerden geçer? Gerçek olan şey; hiç bir gerçeğin olmayışı mıdır? Eğer böyle ise bu düşünce de kendi kendisini çürütür. Demek ki bir yerlere gizlenmiş bir gerçek var yada bir yerlerden barım barım bağıran kocaman bir gerçek var.
Bana sorarsanız sevgili arkadaşlar, herkesin kendi gerçeği var. Sadece bu gerçekler, başkalarınınkine saygılı olmalı. Benim gerçeğim ne kadar değerli ve yüce ne kadar saygı görmek istiyorsa bir başkasının gerçeği de aynısını haketmektedir. Ütopya benim için olmayan yerden ziyade gerçekten de olmaması gereken bir yerdir.. Çaylarınız, kahveleriniz, şaraplarınız ve tütünleriniz bol olsun.
24.07.18 beğen 3 cevap
Hakan (@hakani)
Arkadaşlar ilginiz için teşekkür ederim. Aslında bir dönem boyunca aldığım bir derste çok detaylı olarak incelediğim bir konu ütopya. Amacım Google 'da biraz araştırma yapmanızı ya da bilginizi kullanarak bir sonuca varmanızı sağlamaktı. Vaktim oldukça devam ettirmeye çalışacağım.
25.07.18 beğen 1 cevap
utopia
0
Thomas More'un UTOPIA'sı ideal bir dünyaya kaçışın değil, şaşırtıcı bir gerçeklikle başka bir siyasetin hukuksal ve toplumsal iskeletini oluşturmanın peşindedir. More'un yarattığı "öteki" dünyanın yapısı, her bir dokusunda eleştirel bir güç taşıyarak görkemli bir "ayna" işlevi görür. Utopia bir antidünya krallığı, gerçek "sivil bir komünite" dir. More "evinden dışarı çıkmayan bir kanun koyucu" olmadığından çok keskin olan gözlem gücünü reformist hümanizmasının en önemli kuralı -humanitas'ın ontolojik taleplerine karşılık vermek- için kullanmış ve yozlaşmanın bir antitezi, yeniden doğuşun bir simgesidir. Utopia adasının hilal biçimindeki coğrafyası bile bu amacı vurgulamaktadır. Thomas More'un Utopia'sının bu baskısı kronolojik bilgiler, kaynakçalar, önsözler ve ayrıntılı notlarla zenginleştirilerek geniş bir okur kitlesinin ilgisine sunulmaktadır.
Utopia
2005
utopia kitabının da yazarı Thomas More tarafından kaleme alınan Utopia kitabı Felsefe, Roman (Çeviri) türünde okuyucusu ile buluşuyor. İş Bankası Kültür Yayınları yayınevinden 2005 yılında 9789754587395 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Utopia isimli kitap 241 sayfadan oluşuyor. Kitap İlham veren kitaplar listesinde de yeralmaktadır. Utopia kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Ütopya - Deliliğe Övgü
2012
The Paraise of Folly ve Bir Hıristiyan Prensin Eğitimi kitaplarının da yazarı Desiderius Erasmus tarafından kaleme alınan Ütopya - Deliliğe Övgü kitabı Felsefe, türünde okuyucusu ile buluşuyor. Parşömen yayınevinden 2012 yılında isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Ütopya - Deliliğe Övgü isimli kitap 470 sayfadan oluşuyor. Ütopya - Deliliğe Övgü kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Sence kaç puan almalı?
10
1 oy
0