up
ara
Erich Scheurmann

Erich Scheurmann

Le vent Kartal

Le vent Kartal

@leventkartal

Yalancı Yaşamlar Mekânı ve Bir Sürü Kâğıda Dair

Büyük denizin sevgili kardeşleri! Avrupa hakkındaki gerçekleri anlatabilmesi için, şu zavallı hizmetkârınızın daha pek çok şeyler söylemesi gerekirdi. Yine de tamamlanmış sayılmazdı bu gerçeklik. Çünkü Papalagi'nin yaşamı, başı sonu belli olmayan, bakmakla görülemeyen bir deniz gibidir. Büyük suyun dalgaları kadar çok dalgası vardır; fırtınalar patlatır, kayaları döver, gülümser ve düş görür. Nasıl bir insan eliyle suları tüketemezse, benim küçük ruhum da Avrupa'nın büyük denizini size taşımaya yetmez. Ama bunları size anlatmakta tereddüt etmiyorum. Çünkü deniz susuz olamayacağı gibi, Avrupa yaşamı da yalancı yaşamlar mekânı ve bir sürü kâğıt olmadan düşünülemez. Bu ikisini Papalagi'nin elinden çekip aldın mı, karaya vurmuş balığa döner. Boşuna çarpınır durur, ne yüzebilir, ne de istediği gibi koşuşturabilir.

Yalancı yaşamlar mekânı...
Beyazların sinema dedikleri bu yeri sizin yalın gözle görüp tanıyacağınız şekilde tarif etmek pek o kadar kolay değil. Avrupa'nın her yerindeki köy cemaatlerinde bu esrarengiz yerlerden vardır. İnsanlar onu misyon (tapınak) evinden bile çok severler. Çocuklar onun düşünü görürler, düşüncelerini hep o süsler. Sinema, Upolu'daki en büyük şef kulübesinden daha büyük, evet, evet, çok daha büyük bir kulübedir. En aydınlık günde bile kapkaranlıktır, hem de yanı başındakini tanıyamayacağım kadar karanlık. İçeri girdiğinde gözlerin nasıl görmez olursa, dışarı çıktığında bir o kadar kamaşır. İnsanlar içeri süzülüp el yordamıyla duvarlara tutuna tutuna ilerler, taa ki elinde ateş kıvılcımı olan bir genç kız gelip de boş olan bir yer gösterene dek. İnsanlar balık istifi gibi karanlığın içinde yan yana otururlar. Göz gözü görmeyen bu yer, sus pus oturan insanlarla doludur. Her biri, yüzleri aynı duvar yönüne bakan dar tahtalara otururlar.

Bu duvarın dibinden, derin bir uçurumdan geliyormuş gibi güçlü bir gürültü ve mırıltılar duyulur. Gözlerin karanlığa alışınca görürsün ki, Papalagi'nin teki, bir kutunun önüne oturmuş dövüşüyor. Gerilmiş parmaklı elleriyle önündeki kutunun ucundan çıkan bir sürü beyaz-siyah dillere vurur. Her bir dokunuşta bu diller, birbirinden farklı keskin çığlıklar koparırlar. Öyle vahşi bir gacırtı çıkar ki ortaya, bizim köy dövüşleri yanında halt etmiş. Bu gürültü patırtı bizim duyularımızı çelecek ve zayıflatacaktır, gördüklerimize inanalım, gerçek olduklarından kuşku duymayalım diye. Tam o sırada duvara bir ışık vurur, sanki ayın güçlü ışığı vuruyormuş gibi. Bu ışığın içinde insanlar vardır, gerçek insanlar, tam bir Papalagi gibi giyinmiş, hareket eden, oraya buraya giden, koşan, gülen, zıplayan, yani Avrupa'nın her bir yerinde göreceğin türden insanlar. Lagünün aynasında Ay'ı görmek gibi bir şey. Ay hem var, hem yok. Bu da öyle bir suret işte. Hepsi ağızlarını oynatırlar, ama ne bir ses duyulur ne de bir söz. Ne kadar kulak kesilirsen kesil, ne kadar acı verirse versin, yine de hiçbir şey duyulmaz. Papalagi'nin kutuya öyle vurmasının nedeni de budur zaten. İnsanlar, o gürültüyü yaptığı için duyamadıklarını sansınlar diye. Bu yüzden arada bir duvarda Papalagi'nin söylediği ya da söyleyeceği şeyleri anlatan yazı işaretleri belirir. Buna rağmen bu insanlar, göstermelik insanlardır, gerçek değil. Tutmaya çalıştığında fark edersin ki onlar, elle tutulamayan ışıktan başka bir şey değildir. Tek işleri, Papalagi'ye bütün sevinçlerini, acılarını, ahmaklıklarını, zaaflarını göstermektir. En güzel kadınları, erkekleri yanı başında görür. Dilsiz de olsalar, hareketlerini, gözlerindeki parıltıyı görür. Ona sanki, duvardaki insanlar kendilerini görüp konuşuyormuş gibi gelir. Hiçbir zaman yanına yaklaşamayacağı şefleri, rahatsız edilmeden, kendi akranıymışçasına yakından görür. En büyük yemek davetlerine, fono’lara1 ve diğer şölenlere katılır, hep birlikte yemek yediğini, birlikte şenlik yaptığını sanır.

Gelgelelim öte yandan, Papalagi'nin bir aiga'nın2 kızını nasıl kaçırdığını ya da bir kızın kendi erkeğini nasıl aldattığını, kaba bir Papalagi'nin, zengin bir alii’nin3 gırtlağına yapışıp, parmaklarını boynunun etine bastırdığını, alii'nin gözlerinin yuvalarından uğradığını, öldüğünü ve kaba adamın bel örtüsünü (elbise) parçalayarak yuvarlak metallerini ve ağır kâğıtlarını nasıl aldığını da görür. Ama Papalagi'nin gözleri böylesine güzel ya da korkunç şeyleri görürken, kendisinin sus pus oturması gerekir. Sadakatsizlik eden kızı azarlayamaz, varlıklı alii'nin yanına fırlayıp ona yardım edemez. Aslında bunun acısını da duymaz Papalagi. Bütün olup biteni, yüreği yokmuş gibi duygusuz bir şehvetle seyreder. Ne korku duyar, ne nefret. Kendisi bambaşka bir yaratıkmışçasına gözler her şeyi. Seyredenlerin kafasında hep tek bir fikir çakılıdır: Kendileri duvardaki göstermelik insanlardan daha iyidir ve karşılarına çıkan bütün ahmaklıkların üstesinden gelebilir. Sessiz, soluk bile almadan gözlerini duvara diker. Soylu bir suret gördü mü de bunu içine çekip, işte bu benim, diye düşünür. Kılını bile kıpırdatmadan tahta oturağında oturur, gözlerini, üstünde aldatan ışık görüntülerinden başka hiçbir şeyin yaşamadığı duvardan ayırmaz. Yalancı yaşam adına ne varsa tümünü içinde yaşatan bu ışığı, arka duvardaki bir yarığın içinde oturan büyücü fırlatır duvara.

Papalagi'ye bu denli zevk veren duvardaki sahte suretler ve o yaşamın içine taşınmaktır. Bu karanlık mekânda, hiç utanıp sıkılmadan, başkalarıyla göz göze gelmeden sahte bir yaşamın içinde buluverir kendini. Yoksul zengini oynar, zengin yoksulu, hasta kendini sağlam yerine koyar, zayıf güçlü yerine. Bu karanlığın içinde herkes, gönlü ne çekiyorsa, gerçek yaşamda yaşamadığı, yaşayamayacağı ne varsa sahte yaşamında onları yaşar. Bu yalancı yaşamın içine dalmak Papalagi için büyük bir acı kaynağıdır. Çoğu kez öylesine büyüktür ki bu acı, neredeyse adama gerçek yaşamını unutturur. Bu bir hastalıktır. Çünkü aklı başında bir insan güneşin altında sıcacık gerçek yaşam dururken, karanlık bir odaya hapsolmuş yalancı yaşamı ne yapsın? Bu acının sonucunda, yalancı yaşamlar mekânından çıkan Papalagi'lerin çoğu, artık bu yaşamı gerçek yaşamdan ayırt edemez duruma gelirler. Kafaları bulanır, kendilerini yoksulsa varlıklı, çirkinse güzel sanmaya başlarlar. Ya da gerçek yaşamlarında yapmayı akıllarının ucundan geçirmeyecekleri rezillikleri yaparlar. Yaparlar, çünkü gerçek olanla olmayanı birbirinden ayıramazlar artık. Hani Avrupalının biri çok fazla Avrupa kava'sı (içki)  içtiğinde kendini dalgaların üzerinde yürüyorum sanır ya? İşte, ona benzer bir durumdur bu. Bir sürü kâğıt da Papalagi'de bir baş dönmesi, bir sarhoşluk yaratır.

Gelelim bir sürü kâğıdın ne olduğuna.
Bir tapa hasırı düşünün. İnce, beyaz, katlanmış, ikiye bölünmüş ve bir daha katlanmış. Bütün sayfaları daracık, ufacık yazılarla kaplı, dapdaracık. İşte, bir sürü kâğıt budur. Ya da Papalagi'nin dediği gibi, ''gazete''. Papalagi'nin bütün bilgeliği, bu kâğıtlara dökülmüştür. Her sabah ve her akşam kafasını bunun arasına sokmak zorundadır. Yeniden doldurmak, doyurmak için. Böylece daha iyi düşünebilsin, kafasının içinde daha çok şey olsun diye. Tıpkı muzları yiyip, bedenini adamakıllı dolduran atın daha iyi koştuğu gibi. Daha Alii’ler döşeklerinde yatarken, ulaklar ülkenin dört bir yanında koşuşturup kâğıtları dağıtır. Uykuyu başından attıktan sonra Papalagi'nin eline aldığı ilk şey budur. Okur. Gözleri kâğıdın anlattıklarını deler geçer. Ve bütün Papalagiler aynı şeyi yaparlar. Onlar da okurlar. Avrupa'nın en büyük şeflerinin ve hatiplerinin fono'larda neler söylediklerini. Ne denli budalaca olursa olsun yine de hepsi kâğıtta yazılıdır. Üstlerindeki örtüler, alii’nin neler yediği uzun uzun anlatılır. Atlarının adı, elephantiasis4 olup olmadıkları, kafadan çatlak olup olmadıkları bir bir sayılıp dökülür. Onların anlattıklarını biz kendi ülkemizde anlatacak olsak şöyle bir şey çıkardı ortaya: Pulenu5 güzel bir uyku çektikten sonra bu sabah, önce, dün akşamdan artan kulkasını yedi. Sonra balık tutmaya gitti. Öğleyin evine döndü, döşeğine yattı, şarkı söyledi ve akşama dek İncil okudu. Karısı Sina, önce çocuğuna meme verdi. Ardından yıkanmaya gitti. Eve dönerken güzel bir pua çiçeği bulup saçına taktı. Sonra kulübesine geri döndü. Vesaire vesaire.

Meydana gelen her şeyden, insanların yaptıklarından, yapmadıklarından haber verilir. Akıllarından geçirdikleri iyi ya da kötü düşüncelerden, bir tavuğu, bir domuzu kesip kesmediklerinden ya da yeni bir kano yaptıklarından. Hiçbir şey yoktur ki, o ülkede yaşansın ve o kâğıtta en ince ayrıntısına kadar yazılmasın. Papalagi buna: "Olup biten her şey hakkında bilgilenmek" der. Güneşin batışından bir sonraki batışına kadar ülkesinde olan her şey hakkında bilgilenmek ister. Bir tek şeyi bile kaçırsa küplere biner. Gözü dönmüşçesine her şeyi içine atar. Anlatılanlar büsbütün korkunç olaylar olsa bile; sağlıklı bir insan aklının en kısa sürede unutmaya çalışacağı şeyler anlatılsa bile. Evet, özellikle kötü ve acı verici olaylar, iyi olaylara göre çok daha ayrıntılı anlatılır; hem de tek bir noktası bile atlanmamacasına. Sanki kötüyü anlatmaktansa iyiyi anlatmak daha önemli daha keyifli değilmiş gibi. Gazeteyi bir kere okudun mu, artık, dostların ne düşünüyorlar, ne yapıyorlar, neyi kutluyorlar diye Apolima'ya, Manono'ya, Savaii'ye gitmene gerek kalmaz. Sen döşeğine uzanırsın ve kâğıtlar sana her şeyi anlatır.

Bu çok güzel, çok keyifli gibi görünebilir, ama aslında sadece bir yanılgıdır. Çünkü diyelim ki kardeşlerinle karşılaştın ve hepiniz önceden kafanızı o kâğıt kalabalığının arasına soktunuz. Herkes kafasında aynı şeyleri taşıdığı için, birbirinize anlatacağınız yeni özel bir şey kalmaz. O zaman ya karşılıklı susarsınız, ya da kâğıtta yazılı olanları tekrarlayıp durursunuz. Kutlanan bir şenliği, yas tutulan bir acıyı kendi gözlerinizle görmeyip, başkasının ağzından anlatıldığı gibi öğrenince, her zaman bir şeyler eksik kalır. Ama gazetenin bizim ruhumuz için kötü olan yönü bu değildir, yani olup bitenleri anlatması. Asıl kötü olanı, şunun bunun hakkında, ulu şeflerimiz hakkında, başka ülkelerin şefleri hakkında, olup biten ve insanın yaptığı her şey hakkında nasıl düşünmemiz gerektiğini söylemesidir. Gazete bütün insanları tek bir kafa haline getirmeye çalışır. Benim kafama, benim düşünceme karşı savaşır. Tüm insanların kafasını ve düşüncesini ele geçirmeye çalışır. Bunu becerir de. Sabah kâğıdı okursan, öğlene, diğer Papalagi'lerin kafalarında ne taşıdıklarını, ne düşündüklerini bilirsin.  

Gazete aynı zamanda bir tür makinedir. Her gün yeni düşünceler üretir. Tek bir kafanın üretebileceğinden çok daha fazlasını. Ama bu düşüncelerin çoğu gururdan ve güçten yoksun zayıf düşüncelerdir. Kafamızı bol besinle doldurur, ama güçlendirmez. Kafamızı aynı şekilde kumla da doldurabilirdik. Papalagi de kafasını böyle işe yaramaz kâğıt besinleriyle yükler. Daha birini boşaltmadan bir yenisini yükler. Onun kafası kendi balçığında boğulan Mangrove bataklığı gibidir. İğrenç dumanların yükseldiği, sokucu sineklerin uğuldadığı, hiçbir yeşilin bitmediği, bereketin uzak durduğu bir bataklık. Yalancı yaşamlar mekânı ve bir sürü kâğıt Papalagi'yi bugün hak ettiği yere getirmiştir:

Gerçek olmayanı sevip gerçek olanı ayırt edemez olmuştur; yani suretini Ay'ın kendisi sanan, yazılı hasırı yaşamın yerine koyan güçsüz, kafası karışmış insanlar.

1-Büyük şölen, toplantı
2-Aile
3-Efendi
4-Kol ve bacakların titremesine yol açan bir tür hastalık
5-Yargıç

(Göğü Delen Adam-Erich Scheurmann)
ataç ikon Göğü Delen Adam Papalagi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Sürekli aynı şeyi yapmak kadar hiçbir şey zor gelmez insana.
ataç ikon Göğü Delen Adam Papalagi
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Bütün mucizelerin gizli de olsa, kusursuz olmayan bir yanı vardır.
ataç ikon Göğü Delen Adam Papalagi
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Çok az “benim”i olan ya da hiç olmayanlarla, bütün “benim”leri toplayanlar arasında sürüp giden bir savaş sarmış başına.
ataç ikon Göğü Delen Adam Papalagi
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Doğru düşünseydi, elimizle sıkı sıkıya tutamadığımız hiçbir şeyin bizim olmadığını bilmesi gerekirdi.
ataç ikon Göğü Delen Adam Papalagi
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Sence kaç puan almalı?
0
0 oy
0