up
ara

Süvari

Böyle dehşetli bir asırda, insanın en büyük meselesi, imânı kurtarmak veya kaybetmek dâvâsıdır.
Katılım Tarihi : 2 Şubat Cuma 2018 10:36 - 565 gün
Böyle dehşetli bir asırda, insanın en büyük meselesi, imânı kurtarmak veya kaybetmek dâvâsıdır.
Süvari

Süvari

@kasva

 paylaşım fotoğrafı
"Öğrendim ki, insan kendi çabasıyla değil sevgiyle yaşar."
(sayfa 38)
ataç ikon İnsan Ne ile Yaşar?
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 yorum
SHADOWMAN (@melankolikruhum)
Insan kendi çabasıyla yaşıyor da, sevgi bu yaşamı kaliteli hale getiriyor diyeyim..😊
05.08.19 beğen 1 cevap
Süvari

Süvari

@kasva

...
Yanlış bir zamanda mı yaşıyordum
Çekip gitsemi idim
Ne yanlış bir zamanda yaşıyordum
Ne de çekip gidecek bir yer vardı
Her yer aynıydı, kaldım
Sürekli çağıran ve ayırım yapmayan toprak
Nasıl olsa beni de çağıracaktı.
...
Mevlana İdris Zengin
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 yorum
Sivri Sinek (@sivrisinek)
tabi ki yazacağım! "Başı zindan sonu hükümdarlık olan sabır bize Ha. Yusuf'un emanetidir." yazıyı okuyunca ilk bu geldi aklıma. Başka şeyler de var. Buraya mı döksem?
02.08.19 beğen cevap
Süvari

Süvari

@kasva

Bütün lâmbalar sönmüş olsa bile hâtıra lâmbası yanmaktadır.
ataç ikon Yitik Cennet
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
1 yorum
Sivri Sinek (@sivrisinek)
silinmeyen hatıralar.. Dur bak aklıma daha önce karşılaştığım bir olay geldi. Adam, kıza bana iyi davranan bir kadınla/ senin gibi bir kadınla karşılaşırsam ayağının altını öpeceğim demiş. Kadın da kıskanmış onu. Ondan başka bir kadının ayağının altının öpülmesi ihtimali. Ah ne korkunç. Bir süre konuşmak istemediği için yeşil pis sanal dünyadan mı kurtulmak istemiş ne. Adam onun bu fikrine direkt hakaretlere varacak kelimelerle karşılık vermiş. Kadının ısrarlarına rağmen onun konuşmasını engellemiş. Kadında ondsn sonra silmiş telefonundaki pis yeşil uygulamayı. Ne çirkin bir hatıra sonrası düşünülünce!
02.08.19 beğen cevap
Süvari

Süvari

@kasva

İnsan âdeta kördür. Ne geçmiş zaman bugünkü gibiydi; ne de gelecek zaman bugünkü gibi olacaktır.
ataç ikon Yitik Cennet
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Süvari

Süvari

@kasva

Her çağda şartlar ne kadar ağır ve umutsuz olursa olsun, inananlar için bir Nuh’un gemisi vardır.
ataç ikon Yitik Cennet
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Süvari

Süvari

@kasva

Yaşa… Rüzgar misali
Film; Animasyon- biyografi- dram karışımı türünde bir filmdi. Açıkçası filmi beğendim ama fazla değil. Bu tür filmleri seven biri olarak, beni filmi izlemeye sevk eden filmin yönetmen koltuğunda Hayao Miyazaki'nin olması idi. Yine de 8 puan verdim filme.
Film uçaklara bir hayli ilgisi olan fakat gözlerinin bozuk olması nedeniyle pilot olamayacağını bilen Jiro'nun hayat hikayesini ele almaktadır. Jiro bu durumda uçaklardan ayrı düşmek istemez ve nihayetinde uçak tasarımcısı olmak ister. Bu konudaki idolü ise İtalyan uçak tasarımcısı Caproni'dir. Caproni ile bir çok kez rüyalarında buluşup, sohbet eder. (Bu filmin hoşuma giden yönlerinden biri idi) İlerleyen zamanlarda Jiro başarılı bir eğitim hayatı geçirdikten sonra ünlü bir uçak şirketinde işe girer. Bu sıralarda ikinci dünya savaşı başlamak üzeredir. Jiro uzun süre önce bir trende karşısına çıkan Naoko'ya deprem esnasında yardım etmiştir ve bir daha onunla görüşme şansı olmamıştır. Yıllar sonra Naoko ile bir iş seyahatinde tekrar karşılaşırlar ve hayatlarını birleştirmek isterler ama Naoko çok hastadır... ve devamı gelir. Sonrası filmi izleyecek olanlar için sürpriz olsun. Her zaman olduğu anime filmlerdeki kır hayatı, yeşillik, ağaçlar, orman ve mutlu sonlar hep beni mutlu etmiştir. Bu filmde de onu bulabildim kendi adıma. Ayrıca Rüzgar Yükseliyor filmi diğer filmlerine nazaran Hayao Miyazaki'nin aşkı açık bir biçimde işlediği film olarak karşıma çıktı. Ama yinede Jiro'nun uçak tasarlama tutkusu ile Nakao ile olan aşkının filmde belirsiz bir rekabete girdiğini hissettim ve bu da inandırıcılık adına olumsuz bir nokta idi.
Rüzgar Yükseliyor filmi Miyazaki'nin son eseridir. Film adını Paul Valery'nin "Le vent se lève ! … Il faut tenter de vivre!" (Rüzgâr yükseliyor, yaşamaya çalışmalısın) mısrasından alıyor.
Bir rüyayla başlayan film bir başka rüyayla sona erer...
Rüzgar Yükseliyor
filme 8 verdi
1 yorum
Reisena (@resee)
[silindi]
28.04.19 beğen cevap
Süvari

Süvari

@kasva

Onlar yolu görüyorlardı fakat sonu görünmüyordu.
Feridüddin Attar kitap için şöyle der: Bu kitap, bütün zamanların süsüdür; bu kitaptan seçkinlerde nasiplenir, sıradan insanlarda. Söylediklerimin içeriğine değil de şekle bağlanıp kalanlar, burada anlattıklarımın içinde boğulur giderler. Dediklerimin manevi anlamını sezin.
Eserin asıl konusu insanın ruhen kendisini mertebe mertebe geliştirerek manevi kemale tam anlamıyla ermesi ve sonunda Allah'ın varlığı içinde kendi varlığını yok etmesi. Bu kitap, Hz. Mevlana'nın "Attar yedi aşk şehrini dolaştı, bizse hala bir küçük sokağın başındayız!" diyerek övdüğü ve yine Hz. Mevlana'nın "Ben söz söylemede Şeyh Attar'ın kulu kölesiyim! Ey dost, her ne söyledimse onu Attar'dan duymuşum!" dediği bir üstadın kaleminden dökülmüştür. Gülşen-i Raz'ın yazarı Şebüsteri, "Yüzlerce yıl geçer de Attar gibi bir şair gelmez!" der.
Eser 4 bölümden oluşuyor; Feridüddin Attar 1-2. bölümde Allah'a ve Hz.Muhammed'e olan sevgisini ve hayranlığını dile getirmiş. 3 de ; Kuşların İlahisi bölümü başlıyor. Feridüddin Attar, burada kendinde gözlemledikleri ve yaşadıkları ile insanlarda gözlemlediklerini ele alıyor. Arayışlar içerisinde yalpalayan kuşların mana deryasına dalıp özünü bulmaya adanmış bir yolculuğu anlatılmaktadır. Kuşlar bir araya gelirler ve kendilerine bir padişah seçmek isterler. Hüthüt kuşuna danışırlar. O da Simurg'un padişah olduğunu söyler. Fakat padişahı bulacak yolun uzun ve meşakkatli olduğunu, istek, aşk, marifet, isniğna, tevhid, hayret ve fakru fena vadilerini geçmeleri gerektiğini söyler. Burada "Hüdhüd sırtında tarikat elbisesi ile tasvir edilirken Simurg Allah için bir sembol olmuştur. Kuşların her birinin zaafı kişinin tasavvuf yolunda o zaafa sahip olmasının kötülüğü ve sonuçları ile açıklanmıştır. Simurg, Kaf Dağı'nın tepesinde yaşar. Kuşlar da oraya doğru yola koyulur. Bu yolculuğa başlamadan önce gitmek istemeyen kuşların bahanelerinin nefsimizle, dünya hayatına olan düşkünlüğümüzle ne kadar benzer olduğunu göreceksiniz, en azından ben öyle gördüm. Yolculuk sırasında kuşların sorularına da cevap veren hüdhüd anlatımlarını hikayelerle destekler ve yola devam etmelerini sağlamaya çalışır. Fakat binlerce kuş yollardaki engellere takılırlar. Sonunda Simurg'a yani kuşların padişahına yalnızca 30 kuş erişmeyi başarır. Son bölümde ise, Feridüddin Attar, kendini anlatıyor. Nasıl bir durumda olduğunu ve kitabı neden ve nasıl yazdığını samimi ve içten bir şekilde anlatıyor.
Yığın ancak yığın gibi olana etki eder. Sen bir ot isen, hayvanlar bile seni yer. Simurg'a ulaşan azınlıktaki kuşların ortak özelliği, kendi gibi olabilmeleri ve sürü güdüsünden etkilenmemeleridir. Mesnevî de yer alan bir çok hikayenin kaynağı olan bu kitap, kuşların dilinden insanoğlunun içinde bulunduğu durumu çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Kuşların yolculuğu ile insanın hakikatı bulma yolundaki engelleri ve çabalarını sembolize eder. Her bir kuş farklı bir insan karakterini ifade etmektedir*Kuşlar kendilerine şah damarından daha yakın olan o Canlar Canını hep dışarıda aradılar! Bulmaları içinse, kendi benliklerinden sıyrılmaları ve Simurg'un o parıldayan ateşinin içine kendilerini atmaları gerekiyordu.*
9 yorum
Nigâr (@ludingirra)
Çok beğendim.Eline sağlık...Farsça si:30 murg:kuş demektir zaten.:) simurg efsanesi deyince sanki özel ad gibi çağrışım yapıyor.
31.03.19 beğen 1 cevap
Beyaz Melek (@beyazmelek)
En çok okumak isteyip de icraate bir türlü dokemedigim kitaplardan birisidir kendileri 😁 okuyacağım inşallah
31.03.19 beğen 1 cevap
Süvari

Süvari

@kasva

15.04.18

Asıl musibet nedir?

- Asıl musibet dine gelendir. Yani manevi musibettir(manevi hastalıktır). Bu manevi hastalıklar manevi ölümlere sebebiyet vermektedir. Mesela bir günahı sevmek kalben ölüme neden olmaktadır.
- Cana ve mala gelen musibetler, maddi musibet olmakla beraber aslında gerçek bir musibet değildir. Zira maddi musibetler, isyan etmeden sabırla şükrederek mukabele ettikçe insana ebedi hayatı açısından büyük kazançlar getirmektedir. Bu nedenle maddi musibetler bizi hakikate geri döndüren ve gafleti dağıtan musibetlerdir.
yorum
Süvari

Süvari

@kasva

11.04.18
yorum
Süvari

Süvari

@kasva

27.03.18

Alığ Han nedir?

Kör bir ihtiyar kılığındaki dağ ruhudur. Dağlardaki at sürülerini korur ve bir rivayette kanatlı atlar yüzünden kör olmuştur.
Köroğlu destanındaki “Kör Ata” motifinin arkaik varyasyonudur. Köroğlu'nun babası da hediye ettiği bir kötü görünümlü at nedeniyle yörenin beyi tarafından kör edilmektedir. Fakat daha sonra bu at bir ahırda güneş görmeden kırk gün bekleyince, sıra dışı özellikleri belirir. Babası rüyasında oğlunun kordan (ateşten) doğacağını görür ve bu “kor” bir sınavı simgelemektedir.

Köroğlu’na ozanlık yeteneğini, savaşçılığını ve atını veren de babasıdır. Alı Han, suları gençlik (veya ölümsüzlük) veren “Koşabulak’ı” (İkiz Pınar’ı) korur. Bu ölümsüzlük en azından mecazen geçerli olmuş ve onu içen Köroğlu'nun adı hep yaşamıştır.

İslam öncesi Türklerde zaten yaygın olarak kullanılan “Alı/Alu” şeklindeki bir isim mevcuttur. Örneğin; Alu Beşe (Ali Paşa) adlı gerçekte yaşamış bir ozan her iki isimle de tanınmaktadır. Bir görüşe göre, İslam sonrası Türk toplumunda Hz. Ali’nin önemli bir yer edinmesi bu ad benzerliğinin bir sonucudur. Hz. Ali’nin yiğitliği, savaşçılığı, Zülfikar'ı (iki dilli kılıcı) Türk kültüründe büyük ilgi çekmiştir. Azerbaycan halk öykülerinde kahramanlara Buta (Bâde) veren, onlara yetenek bahşeden çoğu zaman Hz. Ali'dir. Gerçekten de Köroğlu'nun adı da Ali’dir. (Azeri versiyonunda babasının adı Alı Kişi'dir.) Yaşar Kemal’in “İnce Memed” adlı yapıtını oluşturan dört kitabın sonunda da benzer cümlelerle yamacındaki çakır dikenliğin üç gün üç gece yandığı söylenen, yanan dikenlerden çığlığa benzer seslerin gelişi anlatılan dağın adı Ali Dağı’dır. Bu olay şu cümleyle ifade edilmektedir kitapta: “Bu ateşle birlikte de Alidağın doruğunda bir top ışık patlar. Dağın başı üç gece ağarır, gündüz gibi olur.”
https://www.resimag.com/1cad4dac4f.jpeg
Anlamı: (Al). Kör demektir. Alev ve alınmış (gözleri alınmış) anlamları içerir. Çünkü eskiden gözler ateşle dağlanarak kör edilirdi. Gözün alazlanması da aynı anlama gelir. Gerçekten de Köroğlu’nun babasının gözleri böyle kör edilmiştir. Moğolcada Alı/Ali sözcüğü “Kim?” demektir ve bilinmeyen tehlikeli varlıkları çağrıştırır. Alı/Ala kökü Eski Moğol ve Altay dilleriyle Tunguz dillerinde bilmek, bilgili olmak anlamı taşır. Moğolcada Alh ve Aluka sözcükleri çekiç anlamı taşır ve bu kelimelerle bağlantılı olması muhtemeldir. Yine Moğolcada Alı fiili bilmeyi anlatır. Sümerlerde ise “Alu” adlı ölümcül bir varlık bulunur. Moğollardaki “Alıgan” adlı yaratıcı ile de alakalı görünmektedir.

*Fotoğraf: Ori ve kör orman
yorum
Süvari

Süvari

@kasva

...
yine de daralırsa için,
yine de sığmazsa kafan evlere, kafelere,
kuyunu sırtına vur kırlara açıl,
dağlara tırman;

yürürken kitap okuma ama,
bir meleğe çarparsın sonra,
bir ağaca, bir taşa,
bir başka ‘yürürken kitap okuyan adam’a,
kurt kuş güler sonra sana
ve okuyup okuyup gülmelerine,
ağlamalarına,
...
Cahit Koytak
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Süvari

Süvari

@kasva

 paylaşım fotoğrafı
...
Duyulur iç ses
Uyan ey kaplumbağa kelimeyi kımıldat
Çünkü kıyamet sezilsin otobüs devrilsin
Kımıldat kanlarını
Koşanın yıldırım gibi duranın
Susanın ve dağlarla konuşanın
Kendiyle
Dağları konuşturanın
Aklı çok kez hançerce bulunduranın
Kendini sürü için öldürüp
Sürüyü çobansız bırakan çobanın
Hep içilmez sulara varan koyunların
Mermerin namütenahi bekleyen kayanın
İçinden hata edilerek çıkarılanların
...
Cahit Zarifoğlu
ünlüye 10 verdi, inceleme eklemedi.
1 yorum
Ka!?. (@nfk1)
Daha ne kadar saklanabilirdik seninle:
Yaylalardan nasıl geçtik
Çobanlara yetişemedik ama uzaktan
zahmetsiz ve hiç kimseye değil gibi konuşan ağızlardan
Ne bilge sözler dinledik
Sığındığımız
Ve içinde saçlarımız göle girmiş ıslanan
O dev O kabul eden O sizin veren mağaralar
Yine açık yine buyur’lu
Çekildi üstümüzden.
-Çalıların
Bilen duruşlarıyla karşılaşırdık koşuşurken gizlilere
Güneşi tez gördük dağlarda
28.07.19 beğen 2 cevap
Süvari

Süvari

@kasva

Ah bu Dünya!...
Camlar kırılır sesten durulmaz.
Canlar kırılır hiç ses duyulmaz.

(Tahsin Özmen)
1 yorum
aleyna (@aleynaky1)
Aynn
21.07.19 beğen 1 cevap
Süvari

Süvari

@kasva

Cenneti, bulmak için yitirmek gerekiyordu.
ataç ikon Yitik Cennet
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Süvari

Süvari

@kasva

Seni öldürmeye gelen, sende hayat bulsun.
ataç ikon Yitik Cennet
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Süvari

Süvari

@kasva

Yakmak bir zevkti
Evet, "Yakmak bir zevkti" diye başlıyor Fahrenheit 451. Şimdilik var olmamış bir dünya üzerine yazılmış bir kitap. Yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitap bir distopya ve itfaiye teşkilatının amacının değiştiği bir dönemi konu alıyor. Kitap okumanın ve bulundurmanın suç sayıldığı bir dönemde, itfaiye teşkilatının görevi kitapları yakmak.

Okuyanların öldürüldüğü ve okumanın yasak olduğu, kitap gizleyen evlerin ve kitaplardan vazgeçmeyen insanların yakıldığı bir dünya. İnsanların yakılan kitapları ve evleri seyretmek için sokaklara çıktığı bir dünya. Yakarak yaşadığını sananlara karşı kendisi kitaba dönüşmüş insanları anlatan bir eser Fahrenheit 451. Akıl etmek ve anlamak için dünyayı ve hayatı "oku"mayı öğütleyen o ilahi sese de uygun düşüyor gibi sanki.

İnsanın kendini ve yaşadığı dünyayı gözden geçirmesini sağlıyor her sayfa. Kitabın sonuna doğru belki de en dikkat çekici yer; Kitapsızlığa karşı başkaldıran insanların aslında birer Shakespeare, Platon, Jonathan Swift oldukları bölümdü. Bu sadece kitapsızlığa karşı başkaldırı değil aslında aynı zamanda totaliter düzene de başkaldırı. Baskıya, belirli zümrenin egemenliğine, köleliğe, en kötüsü düşünce köleliğine başkaldırı. Bizler de okudukça böyle olmuyor muyuz? Kimi zaman Necip Fazıl, kimi zaman Sezai Karakoç, kimi zamansa Nihal Atsız... Kendi düşüncelerimize, yemeğe tuz eker gibi, başkalarının düşüncelerini ekiyoruz ve böyle böyle tat buluyoruz.

Fahrenheit 451, sadece kitapseverlere değil, herkese hitap ediyor. Rahatlıkla okunabilen, insanı düşündüren bir kitap. Umarım beğenirsiniz.
...........
Fahrenheit 451 = Kitap kağıtlarının tutuştuğu ısı derecesidir.
Fahrenheit 451 = 232.8 °C imiş.
Kendim hesapladım. Kesin bilgi belki lazım olur.
Celsius C = (Fahrenheit-32)/1,8
ataç ikon Fahrenheit 451
kitaba 8 verdi
0 yorum
Süvari

Süvari

@kasva

Sabahı beklemedik, geceden yola çıktık ama, kim bilir? Bir yerde hata yaptık anlaşılan…
Bu kitapta insanın hayatından bir şeyler bulmaması imkansız. Bir tarih kuşağını anlatan bir dönem hikayesidir. Dahası dünyayı değiştirmek isterken kendisi dönüşen, hayatın zaruretleriyle boğuşurken davası elinden kayıp giden bir neslin trajedisidir. Kitap Türkiye’deki bir neslin yaşadıklarına odaklanmış olsa da Hz. Âdem’den günümüze kendini bir davaya adayan her insanın yaşaması kaçınılmaz bir çatışmaya ayna tutar. Eser de Asım önemli karakterlerden biridir. Mehmet Akif'te "Asım" ideal Müslüman bir tip olarak karşımıza çıkar. Mustafa Kutlu ise Mehmet Akif'ten alarak okuyucuya yansıttığı Asım ise ideal Müslüman tipinden uzak çıkarcı bir karakter olarak tasvir edilir. Böylelikle Asım'ın neslinin ne kadar değiştiğini gözler önüne sermektedir. Asım'ın oğlu İlhan ile de tekrar o Asım'ın neslini diriltmeye çalıştığı görülmektedir. İnsan inançlarının eskidiğini, yabancılaştığını tecrübe ettiğinde ya susup tahammül etmeli, ya da sefere çıkmalı. Genelimiz bu durum karşısında sanırım tahammül etme yolunu seçiyoruz. Nitekim seferi seçsek, sabahı bekliyoruz, sonra öğleni, sonra akşamı... ve böyle gidiyor bu silsile. Ruhumuz gevşek -en azından benim ki- Bunun ilgili olarak Kainatın Efendisi Hz. Muhammed (asm) bu hususta önemli bir uyarıda bulunuyor:
''Yarıncılar helak oldu'' diyor ve tekrar hatırlatıyor Efendimiz (asm): “Böbürlenip kibirlenen, fitnecilik yapan kimse olmayın; iyi, güzel şeylerin ticareti dışında ticaret eden de olmayın. Muhakkak ki, onlar amellerini geriye erteleyen / yarıncı kimselerdir.”
Hz. Mevlana’nın (ks) Mesnevi’sinde şöyle anlatıyor:
"Adamın biri yol kenarına diken ekmiş. Önceleri zararsız gibi görünen bu dikenler, zamanla gelip geçenleri rahatsız etmeye başlayınca, şikayetler çoğalmış. Fakat, adam bu şikayetleri duymamazlıktan gelmiş. Derken, Allah Teala’nın bir veli kulu gelip adama dikenleri sökmesini söylemiş. Adam da: 'Bir hayli gün var babacığım. Bugün olmazsa yarın; bir gün mutlaka o dikenleri sökeceğim.' demiş. Bunun üzerine Allah dostu, adama şöyle demiş: 'Hep yarın diyerek bu işi erteliyorsun. Fakat, bil ki günler geçtikçe o dikenler büyüyüp güçleniyor, sense güç kaybediyorsun. Dikenler gençleşiyor, sense giderek ihtiyarlıyorsun..."

Mustafa Kutlu'nun "Hoca" ve "O" olarak hikayede bahsettiği kişi de Nurettin Topçu'dur. Mehmet Akif'ten, Cenap Şahabettin'e, Tanpınar'dan, Kemalettin Kamu'ya kadar birçok şaire göndermede bulunuyor. Nitekim böyle yaparak okuyucunun edebiyat bilgisini tarttığını da düşünüyorum - en azından bana öyle geldi- Mustafa Kutlu'nun bu yazarlar dışında Erzurumlu İbrahim Hakkı'dan, Bağdatlı Ruhi'ye kadar bir çok şairin alıntısını paylaşıp göndermeler yapıyor...


“İçimde olması gereken bir şeyin kaybından hangi mağaraların ücrasında saklandığımı, oradan hiç çıkmamak üzere kendime davalar aradığımı anlıyorum. Her şeyi tamamlayacak olan o şey.
Ancak onunla var olabilirim.
Irmak bir başlangıç
Bir düş.
Ama bir yol ve bir yoldaş. Ne tabiat parçası, ne çiftlik hayali. Ne kaçıp gitmek, ne ekip biçmek.
Sefer de içimde, tahammül de.”
ataç ikon Ya Tahammül Ya Sefer
kitaba 9 verdi
7 yorum
Ka!?. (@nfk1)
Bu kitap aklımda şu alıntısıyla yer etmiş "-Davaya hizmet... Pahalı kumaşlardan elbiselerini kırıştırmamaya çalışarak oturur kalkar, yağ bağlamaya başlayan göbeklerini hoplata hoplata gülerlerdi. Sonra büsbütün gelmez oldular." Aslında sadece bu alıntıyla da değil. Daha bir çok cümlesiyle. Ama şimdi yazmaya üşeniyorum. Aman gecenin bitmesine şunun şurasında ne kaldı hem. Benim işim gücüm var deyü deyü canlıya uçuram bu incelemeyi!?.
07.04.19 beğen 1 cevap
Elsa Rose (@elsarosee)
Daha iyi bir inceleme beklemiyorum.. yüreğinden kopanlar sadece bunlarsa dahasını tahmin edemiyorum. 👏
07.04.19 beğen 1 cevap
Süvari

Süvari

@kasva

23.03.19

Yaşlı kimdir?

Bence yaşlılık, ne saçın ağarması ne belin bükülmesidir. Gayesi biten, ümidi sönen herkes yaşlıdır.
yorum
ahmet özbakır (@ahmetozbakir)
👍👏👏👏
25.03.19 beğen cevap
Süvari

Süvari

@kasva

14.04.18

Bahtiyar kimdir?

-Dünya madem fanidir.
-Hem madem ömür kısadır.
-Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur.
-Hem madem ebedi hayat(ahiret hayatı) burada kazanılacaktır.
-Hem madem dünya sahipsiz değil.
-Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerîm bir müdebbiri ( Evvelden düşünüp işleri ona göre ayarlayan) var.
-Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır.
-Hem madem “Lâ yükellifullâhu nefsen illâ vüs’ahâ” [Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez. -Bakara Suresi-] sırrınca teklif-i malayutak(kişinin gücünün yetemeyeceği teklif) yoktur.
-Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır(yeğdir).
-Hem madem dünyevi dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.

-Elbette, en "bahtiyar" odur ki; dünya için ahireti unutmasın, ahiretini dünyaya feda etmesin, ebedi-sonsuz hayatını dünya hayatı için bozmasın, boş ve saçma şeylerle ömrünü telef(öldürmek) etmesin, kendini misafir kabul edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selametle kabir kapısını açıp ebedi saadete (ahiret saadetine) girsin.
yorum
Süvari

Süvari

@kasva

Kaybetme oyunu
- Bir kumarbaz, ve bu uğurda sağ baş parmağını kaybetmiş bir kumarbaz. Tabi buna rağmen ilacı olmadığı için terk edememiş kumarı denen hastalığı. Ve kendi gibi kumarbaz olan oğlu ile 22 yıl sonra kumar masasında karşılaşır. Karşılaşır ama ne karşılaşma. Oğlunun borca batık ve ailesi ile perişan bir şekilde yaşadığını öğrenir. Tek çare vardır o da parmaksız salih'in ölmesi. Çünkü salih'in 100.000 liralık hayat sigortası vardır. O ölürse oğlu ve ailesi bu perişan halden kurtulacaktır.

- Üstad’ın ,”hasta kumarbazın not defteri” eserinden alıntı;
Bir veliden birkaç satır:
"Ben varlığın her zerresiyle, sağa ve sola kıpırdayamayacak
şekilde bir gayeye perçinli olmanın hakikatini bir kumarbazdan
öğrendim. Malını, mülkünü, ruhunu ve haysiyetini kumarda
tükettikten sonra, ayağındaki eski pantolona ve kalbindeki son
şeref zerresine kadar kendini kumara adamakta devam eden bir
kimseye sordum: (niçin bu açık felaket yolundan dönmüyorsun?)
Ne cevap verse beğenirsiniz: Ben bu yoldan dönemem!
Kayıplarımı bana her defa misilleriyle geri verseler, yine ona
iade etmeye mecburum. Felaket dediğin şeyin cazibesinden daha
çekici bir saadet tanımıyorum! Hiçbir işte bağlılığın bu şekli
kumardan çözülüp Allah’a iliştirilecek olsa, gayelerin gayesi
gerçekleşmiş olur..
Ben, hasta kumarbaz, veli’nin bu sözüne bayıldım ama onun
yakıcı gerçeğine doğru hiçbir adım atamadım.”

- Üstad'ın kaleminden çıkan bu güzel drama oyunu insanı etkilemeyecek gibi değil. Hayatın bir gerçeği daha gözler önüne serilmiş. Bir kaybetmenin hikayesiydi oyunda anlatılanlar, hem de en elzem şeyleri kaybetmenin. Sahne de izleme fırsatı olsa mükemmel olurdu. Şimdilik sadece okuyabildim. Kısa bir süre de okuyabileceğiniz bir eser. Okumanız dileğiyle...
ataç ikon Parmaksız Salih
kitaba 8 verdi
0 yorum