up
ara

Tractatus Politicus - Politik İnceleme

Tractatus Politicus - Politik İnceleme Konusu ve Özeti

Tractatus Politicus - Politik İnceleme
Törebilim - 2 ve Söylem - İnceleme - Monadoloji kitaplarının da yazarı Benedictus de Spinoza tarafından kaleme alınan Tractatus Politicus - Politik İnceleme kitabı Siyaset, Felsefe türünde okuyucusu ile buluşuyor. Dost Kitabevi Yayınları yayınevinden 2013 yılında 9789752982802 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Tractatus Politicus - Politik İnceleme isimli kitap 111 sayfadan oluşuyor. Tractatus Politicus - Politik İnceleme kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Yayınevi: Dost Kitabevi Yayınları
ISBN: 9789752982802
Sayfa: 111 sayfa Basım Tarihi: 2013
Berfin Yılmaz

Berfin Yılmaz

@tekrarinmaskotu - Ankara

Tractatus Politicus Spinoza’nın siyasi incelemeleri üzerine sistemleştirmiş olduğu eseridir. Eserde ilk bölüm bir giriş mahiyetinde olup sonrasında doğal hakkı, her tür egemen gücün hakkını, tiranlık içine düşmesini engellemek için bir monarşik yönetim biçiminin nasıl kurulması gerektiği hususu üzerinde durmulmuştur. Monarşik yönetimin ilkeleri verilmiş, aristokratik bir devletin ayakta kalabilmesi için nasıl kurulması gerektiği konusu işlenmiş ve son olarak demokrasilerden söz edilmiştir.

Bu incelemede, monarşik rejimin var olduğu ve de iktidara en iyilerin sahip olduğu bir toplumun tiranlığa dönüşmemesi üzere barışın ve yurttaşların özgürlüğünün ihlal edilmeden korunması için nasıl kurulması gerektiğini göstermiştir.

Spinoza’ya göre filozoflar, içimizde çarpışan duyguları, insanların kendi hatalarıyla içine düştükleri kötülükler olarak düşündüklerinden onlardan nefret etmeyi alışkanlık haline getirmişlerdir. Onlar insanları kendileri olmalarını istediklerini gibi tasarladığından genellikle etik yerine yergi yazmışlardır ve bu siyasete uygulanabilecek bir şey olmamakla birlikte Spinoza’nın eleştirilerinin ana noktalarından birini teşkil eder. Spinoza’ya göre filozofların siyaset anlayışları genellikle ütopik bir boyuta karşılık gelmesi noktasında onun anladığı şekliyle siyasetin uygulanma ve eleştirilip geliştirilme noktasında yeterli değildir.


Spinoza’ya göre bilimler arasında kuramın eylemden en çok farklılık gösterdiği bilim siyasettir ve ona göre devleti yönetmek için en uygunsuz kitle filozoflardır. Devlet adamları ise Spinoza açısından kurnaz insan varlıkları olarak ifade edilir.

Deneyim onlara, gerçekte, insanlar olduğu sürece kötülüklerin de olacağını öğretmiştir; bu yüzden etkinliği uzun deneyimler sonucunda kabul edilmiş ve aklın kılavuzluğundan ziyade korkuyla harekete geçen insanların kullanmaya alışkın olduğu araçlarla insanın kötülüğünü engellemeye çalışırlar. Bununla birlikte, devlet adamlarının yazılarında siyaseti filozoflardan çok daha büyük bir beceriyle ele aldıklarına şüphe yoktur. Çünkü deneyimi rehber edindikleri için uygulanamayacak hiçbir şeyi öğretmemişlerdir.

Spinoza insanların yaratılış itibariyle ortak bir yasa söz konusu olmadan yaşayamayacaklarını ifade eder. Bu bağlamda ona göre, bir toplumda hiçbir modeliyle karşılaşılmamış ve insanların fark etmediği bir yönetim şeklinin tasarlanabileceğini düşünmek anlamsızdır. Bu nedenle Spinoza siyasi meseleleri ele alırken kesin ve kuşku götürmez kanıtları kullanarak pratikle en uyumlu olanı ortaya koymayı hedeflemiştir. O bunu yaparken insan doğasının sevgi, nefret, öfke, acıma gibi duygularını doğal olarak kendini belli eden özellikleri gibi ele alarak yapmıştır.

Spinoza, kamusal alanın, yöneticilerin ortak çıkar dışında davranmasını engelleyecek şekilde düzenlenmesi gerektiğini ifade eder. Burada ona göre en önemli nokta devletin iyi yönetilmesi olmakla birlikte devlete gerekli olan erdem de güvenliktir.

Spinoza’ya göre doğal varlıkların sayesinde varoldukları ve eylemde bulundukları gücün, Tanrı'nın gücünün kendisi olduğunu bilirsek, doğal hakkın ne olduğunu kolayca anlarız. Buradan yola çıkarak Spinoza, doğal haktan doğa yasalarını anladığını açıklıkla ifade etmektedir. İnsan, ona göre her zaman doğanın bir parçasıdır ve insanın eyleminin belirleyicisi de doğanın gücü olmak durumundadır. Bu çerçevede Spinoza’ya göre insan ne yaparsa yapsın tüm eylemlerini doğa yasaları bağlamında gerçekleştirir.

Spinoza, Ethica’dan yola çıkarak, insanların zorunlu olarak duygulara tabii olduğunu ifade eder. Ona göre insanlar, mutsuz olanlar için acıma, mutlu olanlar için kıskançlık duyarlar ancak onlar Spinoza’ya göre acımadan çok öç alma duygusuna yatkındırlar. Bu noktada herkes aynı şekilde ilk sırada olmak ister ve bunun beraberinde birbirlerini ezmeye uğraşırlar. Galip gelen ise ancak karşı tarafa verdiği zararla övünür.

Spinoza’ya göre, devletin varlığını sürdürebilmesi için kamu işlerinin, devleti yönetenler tarafından genel çıkarın dışında yönlendirilemeyecek şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu noktada devlete gereken tek erdem güvenliktir.

Spinoza’ya göre, doğal şeylerin kendi varlıkları içinde varolmalarını ve varlıklarını sürdürmelerini sağlayan ilke onlar varolmaya başladıktan sonra varolmalarından önceki özle aynı kalır. Bunun sonucunda doğadaki her şeyin kendisi sayesinde varolduğu güç Spinoza için Tanrı’nın ebedi gücüdür. Spinoza’ya göre bu durumun bilincinde olursak doğal hakkın ne olduğunu kolayca anlarız.

Spinoza, doğal haktan doğanın gücünün kendisini anladığını ifade eder. O halde, bir insan kendi doğasının yasalarına göre yaptığı her şeyi doğanın egemen hakkı uyarınca yapar ve doğa üzerinde gücü ölçüsünde hakkı vardır. Spinoza’ya göre insanlar akıldan ziyade kör arzuyla davranırlar. O bunun sonucunda insanların doğal gücü, kendilerini eylemde bulunmaya mecbur eden arzularıyla tanımlanmalıdır. Ulaşılan bu son noktada Spinoza, aklın doğurduğu arzularla farklı kökene sahip arzular arasında bir fark gözetemeyeceğimizi ifade eder. Ona göre her iki tür arzu da insanın sayesinde varlığını sürdürmeye çabaladığı doğal gücü ortaya çıkarırlar. Bununla birlikte, çoğu kişi sağduyudan yoksun olanların doğayı izlemekten çok onun düzenini bozduğuna inanır ve birçokları da doğadaki insanları krallık içinde bir krallık olarak tasarlar. Bunlar, gerçekte, insan ruhunun doğrudan doğruya Tanrı tarafından yaratıldığına, bu ruhun dünyanın geri kalanından kendi kendini belirlemekte ve aklı doğru biçimde kullanmakta mutlak bir güce sahip olacak derecede bağımsız olduğuna hükmederler.

Spinoza’ya göre özgürlük bir erdem, yetkinliktir ve insanda güçsüzlüğünü teyit eden hiçbir şey özgürlükle ilişkilendirilemez. İnsan ancak doğasının yasalarına uygun olarak varolma ve eylemde bulunma gücü olduğu ölçüde özgürdür. O halde, bir insanın ne kadar çok özgür olduğunu düşünürsek, o kadar az aklını kullanamadığını ve kötüyü iyiye tercih ettiğini ifade eden Spinoza açısından mutlak olarak özgür bir varlık Tanrı’dır ve O, bu durumun beraberinde zorunlu olarak bilir ve zorunlu olarak eylemde bulunur yani zorunluluğu uyarınca mutlak bir özgürlükle eyler.

Spinoza’ya göre, doğada bize tuhaf, saçma ya da kötü görünen her şey sadece şeyleri ancak kısmen bildiğimiz için ve bütün doğa düzeninin ve şeyler arasındaki ilişkilerin büyük bölümünü bilmediğimiz için böyle görünür. Ayrıca Spinoza, herkesin bir başkasının iktidarına boyun eğdiği sürece her türlü şiddeti uzaklaştırabildiği ve kendine göre yaşadığı ölçüde bağımsız olduğu sonucuna ulaşır.

Spinoza’ya göre, bir insanı iktidar altında tutmanın dört yolu vardır. Bunlardan ilk ikisi sadece bedenle ilgiliyken diğer ikisi ruh ve beden üzerinde egemenlik kurar. Ancak insan ona göre, yalnızca korkuları ve umutları varolduğu sürece bir başka iktidarın egemenliği altındadır. Yani bu türden duygular ortadan kalktığında insanın kendi egemenliği kendisine geçer. Burada varılan son noktada kişilerin ruhunun ancak aklın doğru ölçüde kullanılabildiği ölçüde kendisine ait olduğu sonucu çıkar. Spinoza burada insanın, aklın ölçüsünde yaşadığı sürece özgür olduğunu ifade etmekle birlikte özğürlüğün eylemin zorunluluğunu ortaya çıkardığını ifade eder.

Spinoza’ya göre insanlar egemenlik güçlerini birleştirdiklerinde birlikte daha güçlü bir iktidara sahip olurlar. Ancak öfke, nefret gibi duygularla birbirlerine ters düştüklerinde insanlar, hayvanlardan daha kurnaz ve becerikli olmaları nedeniyle, sahip olacakları güç Spinoza açısından korkunç bir durum yaratmaktadır.

İnsanlar ortak hakka sahip olduklarında ve hepsi tek bir düşünceye göre hareket ettiklerinde güç bakımından kendisine üstün gelen tüm diğer insanlardan daha az hakka sahiptir. Bu noktada insanların her biri aslında doğa üzerinde ortak yasanın kendisine bahşettiği kadarıyla hakka sahiptir. Öte yandan, ortak bir iradeyle kendisine buyrulan her şeyi yapmak zorundadırlar. Spinoza, halkın gücünü belirleyen bu hakkı kamusal güç olarak adlandırır. Ulaşılan bu noktada şu sonuç çıkar ki, eğer meclis seçilmiş bazı kişilerden oluşuyorsa, bu aristokrasidir ve nihayet, kamu işlerinin yürütülmesi ve dolayısıyla iktidar tek bir kişiye aitse bu da monarşi dediğimiz şeydir.

Spinoza doğanın yasalarının Tanrı’nın varlığına bağlı olan özgürlükle oluşturulan yasalar olduğunu ifade eder. Dolayısıyla da bu yasaların ilahi zorunluluktan doğan ebedi ve ihlal edilemez olduklarını ifade eder. Bu noktada günah ancak bir devlet için düşünülebilmektedir. Yani günah yasaya göre yapılmaması gereken bir şeyi yapmaktan ibarettir. Buna karşılık, yasaya rıza gösterme, yasaya göre iyi olan ve ortak bir karara göre yapılması gereken şeyi yapmak için değişmez bir iradeden ibarettir.

Spinoza üçüncü bölüme ana hatlarıyla siyasal yapının bazı unsurlarını tanımlayarak başlar. Buna göre o, devletin statüsünü sivil olarak adlandırırken devletin bütününü site, sitenin sağladığı haklardan yararlanan insanları yurttaş ve devletin ortak meselelerini kamusal şey olarak ifade eder.

Spinoza açısından sitenin en yüksek hakkı, egemenin hakkı olarak görülür. Egemen devletin gücü ölçüsünde hakka sahiptir. Yurttaşlar ise ancak sitenin bir kararı uyarınca hak olarak isteyebileceği bir şeyi yapabilir ya da bir şeye sahip olabilir. Bu noktada ise doğal hak, site hakları dolayısıyla zorunlu olarak ortadan kalkar. Buradan varılan son noktada sitenin buyruklarına uymak zorundadır ve hiç kimse neyin doğru olduğuna, neyin doğru olmadığına, neyin ahlaki olup neyin ahlaki olmadığına karar verme hakkına sahip değildir sonucu çıkmaktadır. Burada ortaya çıkan boyun eğmenin aklın buyruğuna boyun eğmeye karşı tutarsız bir durum ortaya konulmuş gibi görünse de Spinoza bunun aslında tam tersi olduğunu yani aklın doğrultusunda hareket ederek özgür olan insanın sitenin kurallarına daha çok uyacağını ifade eder.

Spinoza’ya göre, iki sitenin birbirine düşman olduğu düşünülürse insanların doğal halde birbirlerinin düşmanı oldukları sonucu çıkar. O halde, sitenin dışında doğal hakkını muhafaza edenler düşman olarak kalır. Bu noktada ise sitelerin birbirine savaş açıp birinin diğerini kendi egemenliği altına alma hakkı doğar. Bu noktada Spinoza, savaş hakkının her sitenin kendisine ait olduğunu vurgular.

Spinoza’ya göre, herkesin eylemi hakkında yargıda bulunma, onlara bunların hesabını sorma, suçluları cezalandırma ya da kendi yerine bu hizmeti yürütmek için yasaların bilgisine sahip kişiler atama haklarına sadece egemen sahiptir. Ayrıca site varlığını devam ettirmek için kendisinden başkasına yaranmak zorunda değildir. Site için, kendisine göre iyi ya da kötü olduğuna karar verdiklerinden başka iyi ya da kötü yoktur. Dolayısıyla sadece kendisini savunmak, yasaları oluşturmak hakkına değil, aynı zamanda onları yürürlükten kaldırmak ve bir suçluyu affetmek hakkına da sahiptir.

Spinoza’ya göre, en iyi yönetim, insanların yaşamlarını dirlik ve düzen içinde geçirdiği ve yasalarına uyulan yönetimdir. Bu noktada Spinoza, sitede yaşanan ayaklanmaların ya da olası savaşların ve kural ihlallerinin yönetim biçiminin bozukluğundan kaynaklandığını ifade eder. Ona göre, sürekli savaş korkusu içinde olan ve yasaları sık sık ihlal edilen sivil hal, herkesin yaşamı pahasına, kendi mizacına göre eylemde bulunduğu doğal halden çok farklı değildir.

Spinoza’ya göre, en iyi devlet, insanların dirlik ve düzen içinde yaşadığı, akılla, ruhun erdemiyle ve gerçek yaşamla tanımlanan devlettir. Ona göre, dirlik ve düzeni hakim kılmak için oluşturulmuş devlet, özgür bir halk tarafından kurulabilir.

Spinoza insanların, duygularını kendilerine kılavuz edindiği için, ortak ruha sahip olmak istiyorlarsa bunun, umut, korku ya da öç alma arzusu gibi ortak duygu sonucu olduğunu ifade eder.

Sitede ortaya çıkan ayaklanmalar ve büyüyen toplumsal problemler Spinoza’ya göre, yönetimin feshi yerine yönetim biçiminin değiştirilmesiyle sonuçlanmaktadır. Bundan dolayı Spinoza, devleti muhafaza etme araçlarından onu, bir önceki biçiminde tutmak için gereken araçları anladığını ifade eder. Ona göre devlet, herkesin ortak esenlik için önemli olanı yapacağı biçimde düzenlenmelidir. Başka bir deyişle, herkes aklın buyruklarına göre yaşamaya bir şekilde mecbur olmalıdır.

Spinoza’ya göre, iktidarın tek kişide olmasını talep eden köleliktir. Hak sadece güçle tanımlanır ve tek bir insanın gücü bu sorumluluğu kaldıramaz. Ona göre, mutlak monarşik olarak tanımlanan devlet ayrıca gizli aristokratiktir ve bu yüzden kötüdür. Sitenin iktidarı krala ne kadar eksiksiz devredilirse, kral o denli az kendisinin efendisidir. Dolayısıyla monarşik bir yönetim biçimi kurmak için sağlam ilkeler ortaya koymak zorunludur. Bu ilkeler hükümdara güvenlik halka barış sağlayacak ilkeler olmalıdırlar.

Monarşik bir devletin istikrarlı olması için her şeyin kralın kararıyla yapılması zorunludur. Ancak ortak esenliği sağlamak ya da korumak adına kralın yanında yurttaşlardan oluşan bir danışma kurulu bulunması gerekir. Spinoza, bu danışma kuruluna seçilecek insanların ellili yaşlarına kadar kendi işlerini onurlu bir şekilde sürdürmüş insanlar olması gerektiğini ifade eder. Ayrıca Spinoza açısından bu kurulun en büyük yararı da onun savaştan çok barışı tercih edecek olmasıdır. Buna dayanak olarak savaşın getirisi olan mal ve mülk kaybının özgürlük kaybına yol açacak olması ve danışma kurulu üyelerinin böyle bir durumda hem kendilerini hem de ailelerini düşünerek bu durumun korkulacak bir şey olduğu kanısına varacaklarını öne sürer.

Son noktada Spinoza: “Bir halk bir kralın egemenliği altında geniş bir özgürlüğü muhafaza edebilir, yeter ki, krala verilen güç halkın kendi gücü ölçüsünde olsun ve kralın halktan başka koruyucusu olmasın” ifadesini monarşik devletin ilkelerini ortaya koymada tek kural olarak benimsediğini aktarmaktadır.

Spinoza, halk arasından seçilen soylu yurttaşların iktidarını aristokratik yönetim olarak ifade eder. Aristokratik bir devletin ilkelerinin belirlenmesinde Spinoza, bu ilkelerin meclisin gücüne dayandığını vurgular.

Spinoza’ya göre insanlar, doğadan birbirinin düşmanıdır ve yasalara rağmen doğalarını barındırırlar. Spinoza bu durumu yönetim biçimleriyle ilişkilendirerek demokrasilerin zamanla aristokrasilere ve aristokrasilerin de en sonunda monarşiye dönüştüklerini ifade eder.

Aristokratik bir yönetimini ayakta tutmak için gerekli devlet yasalarından söz ederken Spinoza, bu yasalardan ilkinin soylu sınıf ve halkın sayısal bir orantı içinde bulunması gerektiğini söyler. Ona göre, halkın sayı bakımından soylu sınıftan fazla olması sakıncalı bir durumdur.

Spinoza’ya göre, site haklarına sahip şehirler, devletin tamamına büyük bir zarar vermeden birinin diğerlerinden ayrılamayacağı biçimde kurulmalı ve güçlendirilmelidir. Sonrasında demokrasilerden bahseden Spinoza, farklı türlerde demokrasiler tasarlanabileceğini savunmakla birlikte onun genel anlamda onurlu bir yönetim sistemi oluşturmasıyla ilgilendiğini ifade etmektedir.

Son olarak Spinoza’nın ifadesiyle anlatılanların tümünü özetlemek gerekirse “devlet işlerini gizli saklı biçimde çekip çevirebilenler devleti bütünüyle ellerine geçirirler; savaşta düşmana tuzak kurar gibi, barışta yurttaşlara tuzak kurarlar. Sessiz kalmanın çoğu zaman devlete yararlı olduğunu kimse inkar edemez; ama gizlilik olmazsa devletin varolmayacağını da kimse kanıtlayamayacaktır. Birisine kayıtsız şartsız kamusal işleri teslim etmek, sonra da özgürlüğü koruyabilmek imkansızdır ve önemsiz bir kötülüğü çok büyük bir kötülükle engellemek istemek deliliktir. Mutlak güce göz dikenler hep aynı nakaratı tutturmuşlardır: Siyasi bütünün çıkarı kamusal işlerin gizlice çekip çevrilmesini gerektirirmiş ya da buna benzer başka şeyler… Bunlar, bir yarar bahanesiyle sarılıp sarmalandıkça da, toplum giderek daha tehlikeli biçimde köleliğe yönelir.” ifadesini kullanmak yerinde olacaktır.
3 yorum
buket (@ludingirra)
Bismillah
13.06.19 beğen cevap
buket (@ludingirra)
Gece gece girip spinoza incelemesi yazmak mı??? Hayatımda şu deliliği yapabilecek insan sayısı var mı emin olamadım.Berfin evlen benimle
13.06.19 beğen 2 cevap
NurcaN (@atanur)
"Spinoza’ya göre, iktidarın tek kişide olmasını talep eden köleliktir. Hak sadece güçle tanımlanır ve tek bir insanın gücü bu sorumluluğu kaldıramaz. " kaleminize sağlık, keyifli okunan bir inceleme yazmışsınız 👏👏👏
13.06.19 beğen 1 cevap

Tractatus Politicus - Politik İnceleme - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle