up
ara

Tutunamayanlar

Tutunamayanlar Konusu ve Özeti

Tutunamayanlar
Selim ve Turgut arkadaştır. Selim’in intiharından sonra kendi benliğini sorgulayan ve Selim’in neden intihar ettiğini araştırmaya başlayan Turgut araştırmalarının sonunda Tutunamayanlardan biri olduğunu anlar ve hayatındaki her şeyi, herkesi bırakıp iç sesi olan Olric ile yalnız kalmayı tercih eder.
Yazar:
Yayınevi: İletişim Yayınevi
ISBN: 9789754700114
Sayfa: 724 sayfa Basım Tarihi: 1999
Tutunamayanlar Kitabı Hakkında Genel Bilgiler
Modern Türk Edebiyatı’nda önemli bir yere sahip olan Tutunamayanlar ilk kez 1970 ve 1971 yıllarında iki ciltli olarak Sinan Yayınları tarafından basılmıştır. Oğuz Atay’ın ilk kitabıdır. Günümüzde hala en çok satanlar ve en çok okunanlar listesinde yeni basımları ile yer almaktadır.

TRT Roman Ödülü’nü 1970 yılında ‘Tutunamayanlar’ kitabı kazanmıştır.

Tutunamayanlar Kitap Özeti
Turgut Özben ‘Özben’ Soyadını özellikle kendisi için seçmiştir. Üniversite yıllarında tanıştığı Selim Işık tanışmış ve kendini sorgulamaya başlamıştır. Mühendis olan Turgut üniversiteden sonra evlenip, iş hayatına atılmıştır. İki çocuğu vardır.

Selim ise Metin diye bir arkadaşının eski kız arkadaşı olan Zeliha’ya aşık olmuş ama Zeliha başkasıyla evlendikten sonra intihar etmiştir. Turgut bu intihar olayından sonra kendine gelememiştir. Selim’in neden intihar ettiğini araştırmaya başlamıştır. Selim’in Arkadaşları olan Esat ve Süleyman’ı bulur. Esat Turgut’a Oscar Wilde hayranlığından bahsederken Süleyman’ın ise elinde altı yüz mısralık Selimin şarkı sözü diye yazıp verdiği bir şiir bulunmaktadır. Bu şiiri okuyan Turgut Selim’in mutsuzluğunu ve kendini sorguladığını görmüştür. Bu olaydan sonra Selim’i tanıdığını söyleyen Günseli Turgut’u bulur. Günseli Turgut’a Selim’i anlatır. Turgut anlatılanlardan Selim’in tutunamayan biri olduğunu çıkarır. Büyük bir buhranın içinde olan Selim’in içindeki boşluğu neden daha önceden fark etmediği için kendini suçlamaya başlayan Turgut sonrasında Selim’e ait olan bir günlük bulur. Selim’in bu günlükte ‘Türk Tutunamayanları Ansiklopedisi’ diye bir kitap hazırladığı ortaya çıkar. Bu ansiklopedi sayesinde Turgut Selim’in toplum tarafından kabul edilmeyen, dışlanan, kendine özgü farklı karaktere sahip olduğunu anlar. Selim’in bir tutunamayan olduğunu anlayan Turgut bunlar sonunda aslında kendisinin de bir tutunamayan olduğunu anlayıp kabul eder. Kendisinin iç sesine bir isim verir bu iç ses ise Olric’dir. Olric ile sürekli konuşup onu dinlemeye başlar. Olric Turgut’a sürekli ‘efendimiz’ diye seslenir. Kitabın sonunda Turgut karısını ve çocuklarını terk edip Olric ile yaşamaya karar verir. Bu esnada Turgut Özben bir trende tanıştığı gazeteciye bir mektup ile beraber elinde bulunan notları gönderir. Gazeteci bu notları yazmak isterse öncelikle kişilerden izin alması gerektiği mektupta yazılanlardan biridir. İzin aldıktan sonra bunları yayınlayabileceği yazmaktadır.
Misafir

Misafir

@misafir000

Tutunamayanlar ile ilgili söyleyeceğim o kadar çok şey var ki. Ben Oğuz Atay’ın neden noktalama kullanmadığına, batı edebiyatından kimlerden etkilendiğine romandaki postmodern ögelere filan girmeyeceğim, doğrudan Selim’i anlatmaya çalışacağım. Bol bol spoiler var romanı okumayanlar okumasın. Çok anlattım çünkü öyle gerekti.
---spoiler—
Selim doğrudan doğruya yerli birisidir. Aslında biz de Selim olabiliriz üzerimizdeki etkiyi bilmiyoruz eğer bir toplumda dejenerasyon başlamışsa iki yüzlülük ve riyakarlık başlamışsa o toplumda düz ve temiz kalabilmek mümkün değildir. Tabi bir de güçlü değilseniz. İşte Selim, düz kalmak istiyor, samimi kalmak istiyor ama çevresinde tanıdığı herkesten bir “kazık” yiyor. Ve sürekli arayış içerisinde, doğruyu ve düzgün olanı arıyor.
Üzerinde durmamız gereken mesele aslında şu; toplumda birçok intihar var hatta karısını, çocuklarını öldürenler var. Hiç kimse bunun nedenini araştırmıyor. Tutunamayanlar romanı bu sebepleri araştırıyor aslında. Bir intiharın sebebini… ve sonuç olarak görüyor ki; toplumda bir kargaşa var, kafalar karman çorman. Bu karman çormanlık arasında insanlar her şeyi çok iyi bildiğini söylüyorlar ama aslında kimsenin bir şey bildiği yok!
Tutunamayanlar romanı toplumda ne kadar çelişki varsa hiç taraf tutmaksızın hepsini tek tek eleştiriyor. Mesela; Cumhuriyetin getirmek istediği aydınlanmayı yanlış anlıyoruz. Tutuyoruz Türklüğü yücelteyim derken aslı olmayan iddialara giriyoruz. Halbuki bilseler 18. Yy da bir Fransız diplomatı diyor ki: “Birçok ırk var Türkler geri ırklardandır.” Buna karşı Cumhuriyet bir tavır koyuyor, öz benlik oluşturmaya çalışıyor ama bunu anlamayan aydın tamamen abartıyor; her şey Türkler tarafından bulundu, Türkler en eski medeniyetti, bütün diller Türkçeden doğdu, Mayalar da Türk, Etiler de Türk’tü vs. öz benlik oluşturmak, ayağı yere basmayan bir tarih tezine dönüşüyor. Hatta Atatürk’ü kafatası ölçmeye varacak kadar yanlış yollara sevk edenler oluyor. Zaten Atatürk de bunun farkına varıyor ve vazgeçiyor.
İşte yazar bunları eleştiriyor çünkü bu yapılanlar tutarlı değil. Öz Türkçecilik de tutarlı değil. Oğuz Atay Türkiye’deki sosyal değişimi kademe kademe eleştiriyor. Dili de aynı şekilde. Bunu şiirden anlıyoruz. Selim’in şiiri vezinli kafiyeli başlıyor 1940’lı yıllarda serbest vezne dönüşüyor anlatırken. O kadar güzel bir yerden bakmış ki, müthiş bir zeka ürünü. Önce hece vezni var sonra vezinli kafiyeli serbest şiire doğru gidiyor. Yani Türkiye’deki değişime paralel olarak eleştirileri var yazarın. Üstelik bu eleştirilerinin tümünde de haklı.
Her birini ayrı anlatıyor. Örnek vermek gerekirse: şiir tarzında anlattıklarında farklı çelişkiler var. Diğer tarafta, romanda bir kutsal kitap anlatımı var Tevrat gibi bir tarz. Bir de ilmihal tarafı var. İki ayrı anlatım. Kutsal kitap tarzında yaptığı anlatım 1970li yıllardaki dev sol örgütünün İstanbul Teknik Ünivesitesindeki örgütlenmesini anlatıyor. Ve şiddetle eleştiriyor. Yazar diyor ki: “Tekrar okuyun!” dönüyor dönüyor .“Tekrar okuyun!” çok sık söylüyor bunu. Turgut Özben’in mektubunda da giriş bölümünde de sık sık bunu söylüyor: “Dikkatli okuyun!” Hakikatten dikkatli okumazsak anlamıyoruz.
O kadar ustaca kurmuş ki!
“-Biz yedi kişilik komiteyiz, dev sol üst komitesiyiz. Bizim burada aldığımız karar asla tartışılamaz. “
“- ..Toplumculuk esastır.” Vs.
(-“Önce hiçbir şey yoktu Allah bir kuş gibi uçardı” Tevrattaki bu bölümü ustalıkla değiştirmiş.-)
Halbuki Lenin de Marx’da felsefe olarak “önce birey kendi kültürel kimliğini bulacak ki onun üzerine toplumculuk kurulacak.” Diyorlar ama Türkiye’deki dev sol örgütünün bildirilerinde bireyin düşüncesi yok.
“-Kutlu Orkan emredecek tartışmadan yapılacaktır!”
Sözde sosyalistler ama kimse düşünemiyor. Neden? Peki bilimsel sosyalizm nerde kaldı? Bilimsel sosyalizm ölüyor. Bu ölümden sonra ortaya çıkanlar var. Demek ki tarihi beceremediğimiz gibi sosyalizmi de beceremiyoruz. Buradaki problem ; insan olarak, aydın olarak ciddi sorunlarımız var. Yazar bizimle bunları tartışıyor. Her dönemde bu sorunlar değişik şekilde ortaya çıkıyor.
Osmanlı döneminden kalma üniversite hayatını anlatıyor. Hukuk Fakültesinde Edip Galip Sandalcı’yı anlatıyor. Öğretim üyesi öğrenciyi eziyor. Öğrenci ne kadar ezilirse o kadar iyi. Ezberci bir eğitim tarzı var. Aile ile okul arasında kavga var. Aile içinde kavga var. Öyle ki Selim’in anne babası arasındaki kavga Selim Işık’ın ayakları üstünde durmasını engelliyor. Okullar hep aynı renklerle boyanıyor. Gri de aynı, açık mavi de aynı, kül rengi de aynı. Peki neden? Neden ruhu karartıyorsunuz???
Ancak bunları Oğuz Atay söyledikten sonra okullar renklenmeye başlamış biliyor musunuz? Yoksa gri almış başını gidiyordu. Maalesef…
Selim’in Sabri ile gidince gördüğü çelişkiler anlatılmış. İmanın şartlarından yarısı temizlikken camiiler pislik içinde! Bu bir çelişki. Allah rahman ve rahimken yani esirgeyici ve bağışlayıcıyken ona korkutucu anlatılıyor. Bu bir çelişki ve Selim İslamiyetten soğuyor.
Sonra Burhan abisine yanaşıyor. Devrimi öğreniyor. Devrim çok güzel heyecanlı derken Burhan Abisi diyor ki “Al Selim şu bildiriyi dağıt!” ama kendisi kaçıyor. “evlilik yok, hikayedir önemli olan devrim” diyor. Selim bir bakıyor ki Burhan Abisi evlenmiş. İki yüzlülük! Bunlar bizim içimizde de var.
İstanbul’da Esat tam bir milli tembel. Bütün bahaneyi devrime yüklüyor.” Devrim meseleleri olmasaydı o hukuk fakültesini bitirirdi.” Diyor. Selim oradan da uzaklaşıyor.
Türkiye gibi bir ortamda hayatında hiçbir kıza arkadaşlık teklif etmemiş bir erkek düşünün. Bir kıza ilgi duyduğunu söylüyor ama o sahtekar Zeliha, Metin’i kıskandırmak için o haltı yiyor ve bizimki ona tutuluyor. Sadece bu bile Selim’in ruh dünyasını allak bullak etmeye yeter. Metin de sahtekarın teki güya idealist gibi görünüyor ama aslında içki, kumar, kadın merakı var. Aslında zelihayı sevmemesine rağmen Selim’in duyduğu saf ve temiz aşkı kıskandığı için tekrar Zeliha’ya dönüyor, Zeliha’yı sevdiğinden değil. Selim bunların farkına hep sonradan varıyor ve aldatılmışlık ruhunu sarsıyor.
Toplumdan böyle kademe kademe uzaklaşıyor. İdeal bir adam arıyor kendisine ama yok öyle biri!. Hepimiz öyleyiz. Hepimiz arıyoruz ama yok öyle bir insan. Bir gün bir bakıyorsun ki sevgi, inanç istismar ediliyor. “o yapmaz, etmez” diyorsun ama yapıyor. Önce kendi ayaklarının üstüne bas diyor Oğuz Atay Selim Işık’ın tutunamamasını anlatırken.
Dikkat çekmeye çalıştığı noktalar çok güzel şeyler. Önemli olan düz ve dürüst olmaktır. Bize bunu söylüyor oğuz atay. Toplumda riyakarlık olursa, çoğunluk birbiriyle çelişki içine girerse, düz yaşamak isteyenlerin ayakları yere sağlam basmazsa ruh dünyalarını kaybediyorlar. Biraz da zayıflarsa, anne baba desteğiyle büyümüşlerse gidip intihar ediyorlar ya da ruh sağlıkları elden gidiyor. Belki biz de bu etkideyiz farkında değiliz.
Neden intihar, neden bu canavarlık. Oğuz Atay bu sorunun cevabını arıyor daha önce kimsenin yapmadığı şekilde.
Bir arkadaşım “intihar bir hastalıktır” demişti. Hayır dedim değil. Geçici bir cinnet halidir intihar. Ve o geçici cinnetin sebepleri vardır. İşte bu sebepleri yok etmek gerekir yazar onu söylüyor. Tutunamayanlarda dürüst insanların tutunmaya çalışacakları bir toplum özlemi var. Onun için roman büyük.
Burada dürüst insanı Hz İsa’ya benzetiyor. İsa’ya önce kendi arkadaşları ihanet ettiler. Sonra kendi toplumu ihanet etti. “ biz Romalılara neden vergi veriyoruz biz Yahudiler üstün ırkız” dediler. “hayır eşitsiniz” dedi İsa. Bunun üzerine çarmıha gerdiler. –İslam inancındaki şekli farklı tabii- Burada da Selim İsa gibi ama bir İsa değil çünkü derdini çıkıp da anlatamıyor o kadar güçlü değil son derece zayıf…
Ben üniversite ikinci sınıfta okudum. Öyle bir yere geliyordum ki arkadaşlar beni dinleyin diyerek yüksek sesle okuyordum bazı yerleri. Sonra onlar da başladılar okumaya. roman kendi kendini yüksek sesle okumaya yönlendiriyor o kadar güçlü bir üslubu var ki. Bu Roman tamamen ironi üzerine kurulmuş bunu bilerek okuyun, okutturun.
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba 10 verdi
0 yorum
TC Deniz Türk

TC Deniz Türk

@bazli3535

Roman karakterleri:

Romanda en sık adı geçen ve romanı asıl şekillendiren karakterler Selim Işık, Turgut Özben, Günseli Ediz ve Süleyman Kargı. Onun dışında Esat, Burhan, Metin ve Güner gibi karakterler de Selim'in hayatına ve aslında dolaylı olarak Turgut'a da etki ediyor. Soyadlar, karakterlerle yakından ilişkili. Selim Işık, romanın esasen etrafında döndüğü karakter. Baş tutunamayan. Derdi sürekli “can sıkıntısı” ve insanların onu anlamaması. Işık soyadı az bir ihtimalle öldükten sonra “Yolun ışık olsun” sözüyle alakalı. Daha büyük ihtimalle de Selim'in günlüklerinin sonunda sık sık değindiği İsa-Mesih'e bir atıf. (Yıldız Ecevit de Ben Buradayım'da bu ihtimal üzerinde durur.) İsa, tüm insanların günahlarını ödemek için ölmüştür. Yaşarken çok az kişi onu anlamıştır. Ayrıca kötülüğe karşı da mücadele etmek yerine pasif kalmayı savunur. Selim “ressamların İsa'sına” değil, bu gerçek insan olarak İsa'ya hayrandır. Zira kendisi de anlaşılmadığını, insanlığın yükünü taşıdığını düşünür. Zaten yaşamın ağırlığına bir süre sonra katlanamaz hale gelir ve kendini öldürür. Romanda bu durum şöyle ifade edilir: “Başka çare göremedi demek kendini anlatmak için.”
Turgut Özben, düşüncelerinin akışı içinde kaybolan, alt egosu veya kendi zihninin ürünü hayal arkadaşı Olric'le sohbetlere dalan bir karakter. Hayatı Selim tarafından en fazla etkilenen karakterlerden. Selim'in aksine o, “normal” hayatı seçer, yani sürüye kapılır. Selim, hayattayken onu bu konuda yerden yere vurmuştur. Turgut evlenince Selim'le ilişkilerine ister istemez mesafe girmiştir. Selim'in ölümünden sonra Turgut da kendi kendini eleştirir: “'Düşünmekten korkan; korkudan düşünmesini unutan inek.' Evlendi diye, oyunun her dakikasını kuralına göre oynamaktan başka bir şey düşünemeyen inek.” Bir süre sonra evliliği ve işi gözüne batmaya başlar. Sonunda da Selim'in etkisi ağır basar ve tutunamayanlar ansiklopedisine yazılmaya hak kazanır. Kendiyle, benliğiyle bitmek bilmeyen mücadelesi “Özben” soyadında kendisini belli ettiği gibi “Turgut Özben'in özbenliği” olarak da dile getirilir.
Günseli Ediz, Selim'in biricik aşkı, onu son zamanlarında yaşama bağlayan tek unsur. Selim, aşka pek yanaşmak istemese ve kadınlarla ilişkilerinde derinlikten uzak durmaya çalışsa da Günseli onun hayatında bir istisna olur. Günseli, teyzesiyle yaşadığı için Selim başlarda kısıtlanmış hisseder. Ama daha sonra kendine ne kadar ters olsa da Günseli'nin ailesiyle tanışmaya kadar ilerletir ilişkiyi. Günseli, ışık seli anlamına gelen bir kadın ismi olarak gizliden gizliye Selim'in soyadına atıfta bulunur. Ayrıca Selim ona “Günselim” diye hitap ederek de çok hoş bir söz oyunu yapar. Günseli'nin kitabın sonlarında Turgut'a, Selim ile ilişkisini ve Selim'in intihar öncesi ona yazdığı mektubu anlattığı kısımlarda hiç noktalama işareti yoktur. Okuyucu bu yolla, aşkın hezeyanını, belki de kural tanımazlığını hisseder.
Süleyman Kargı, Vüsat O. Bener'ın romanda hayat bulmuş halidir. Süleyman Kargı adı romanda çokça geçse de onunla birebir olarak Selim'in şarkılarına yaptığı yorumda tanışırız. Süleyman Kargı orada kendi tarihini yazar. Dinler, tarihsel kişilikler ve hatta değişik hayvan türleri (“disconnectus erectus”) yaratır. Kargı kelimesinin de eski çağlarda kullanılan bir silah olduğu düşünülürse bu soyadın da rastgele seçilmediği anlaşılır.
Yusuf Atılgan'ın romanı Aylak Adam'da başkarakterin ve ideal kadınının isimlerinin sadece baş harfi kullanılırken Tutunamayanlar'da isimlere soyadlarıyla birlikte abartılı bir vurgu vardır. Aslında Oğuz Atay, Selim'in ağzından belirtir bunun da nedenini: “Şiir, Rilke'nin. 'Rilke' demekten hoşlanmıyorum; sanki onu çok iyi tanıyormuşum da, ondan böyle konuşuyormuşum gibime geliyor. Rainer Maria Rilke: daha güzel ve insana yerini bildiriyor.” Bu iki romanda isimlerin kullanımındaki bu farklılık Yusuf Atılgan'la Oğuz Atay'ın idealizme bakış açılarından ileri gelir. Aylak Adam Tutunamayanlar'a idealizm hâkimdir. Tutunamayanlar'ın idealist karakterlerinin sadece bir harften ibaret olması düşünülemez. idealizmle neredeyse dalga geçerken
Sıkça kullanılan kavramlar:

Romanda fazlasıyla kullanılan kelimeler ve kavramlar var. Rüya, hayal, hayal gücü, masal, hikâye, roman, oyun ve tabii bir de ölüm ile yaşam. Hayal ve hayal gücünün masal, hikâye, roman ve oyunla alakası bulunur. Oyun, Tutunamayanlar'da sıkça geçen “tiyatro oyunu” dışında, Selim'in hayatı katlanabilir kılmaya çalışma yöntemi olarak karşımıza çıkar. “Oyun 'gündelik' veya 'asıl' hayat değildir. Oyun, bu hayattan kaçarak, kendine özgü eğilimleri olan geçici bir faaliyet alanına girme bahanesi sunmaktadır… Böylece oyun bizatihi kendi olarak ele alındığında -ve ilk bakışta- bize en azından gündelik hayatın içinde bir kesinti, bir rahatlama meşguliyeti olarak gözükmektedir. Fakat oyun düzenli olarak tekrarlanan bu niteliğiyle bile, genel anlamdaki hayata eşlik etmekte, onun bir tamamlayıcısını, hatta bir parçasını meydana getirmektedir. Hayatı süslemekte, onun boşluklarını doldurmakta ve bu bağlamda vazgeçilmez olmaktadır.”(2)
Oyunun yanı sıra yaşamla rüya, rüyayla hayal, hayalle yaşam, yaşamla ölüm, ölümle rüya, hayalle masal, masalla yaşam, yaşamla oyun arasında hep geçişlilik söz konusudur. Bu geçişliliklere ilişkin örnekleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
Rüya ve yaşam arasındaki geçişlilik: “Belki, yaşadığını sandığı hayat bir rüyadan ibarettir ve uyandığı zaman o da bütün gerçekleri görecektir; ya da herkes uyumaktadır da onun yaşadıkları gerçektir. Yazar da bir gün onlar gibi uyuduğu zaman herkesin gerçek sandığı rüyaları görecektir. Belki dün rüya görüyordu, belki bugün rüya görüyor, belki yarın rüya görecek. Belki dün yaşıyordu, belki bugün yaşıyor, belki hep yaşayacak.”
Hayalle hayat arasında: “Yalnız hayallerle beslenen bir arkadaşlık ne kadar kısa sürüyordu. Günlük meselelerin çözülmesinde bir hayalin ne faydası olabilirdi? Zavallı bir ruh, insanı nereye götürebilirdi? İnsanın ihtiyaçlarını nasıl karşılayabilirdi? Her gün karşınıza çıkan canlı, elle tutulur varlıklarla bir ruh nasıl başa çıkabilirdi?” … “hayalimde yazacağım bu mektubu yazacağım insanın beni kurtarmasını”.
Masalla hayat arasında: “Masalın nerede bittiğini, hayatın nerede başladığını fark edemiyorum.” Ölümle rüya arasında: “Dün gece rüyamda biri beni öldürdü.” … “ölüm de bir rüya değil mi”.
Yaşamla ölüm arasında: “Kayboluyorum. Yaşamak, ölmek gibi değil.” … “Ölümü bilerek yaşamak istemiyorum Olric. Yaşamanın anlamını bilmek için, ölümün anlamının karanlıkta kalmasını istemiyorum.”
Turgut'un elinde sadece Selim'in hayali kalmıştır. Onu hafızanın geçiciliğinde kaybetmemek için çabalar: “Belki de gördüğü rüyaya onları da inandırdı o zamanlar. Bütün rüyalar artık birbirine karışıyor Olric. Düş ve gerçek arasındaki çizgi siliniyor. Selim de imtihanlardan önce böyle olurdu: bu olayı gerçekten yaşadım mı, yoksa dün gece rüyamda mı görmüştüm? Senin rüyalarını yeniden yaşamaya çalışıyorum Selim.” Hayal, rüya ve masal bazen gerçeklerden uzak oluşu, öyle oldukları ortaya çıktığında üzüntü yaratmaları açısından yer yer eleştirilir. “Oblomov gibi geviş getiriyoruz hayallerle.” … “Rüyadan gerçeğe geçmenin acılarını yaşama.” … “Bir insan hayalleriyle nereye kadar yaşayabilir? Bu gücü her zaman kendinde bulabilir mi?”
Fakat yine de ideal olan, hayaller, rüyalar, masallar ve romanlardaki yaşamdır: “Acıtmayan karanlıklarına geri dönecekler. Güzel bir rüyadan uyanmanın tatlı şaşkınlığını yaşayacaklar bir süre. Sonra unutacaklar.” … “Rüyada da öyle değil midir? Bırak kendini: rüyada yaşamaktan güzel ne var ki?” … “Bütün güzellikler hayal gücündeydi.”
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba 8 verdi
0 yorum
narcelen

narcelen

@kubraarabaci

Okullarda ders kitabı diye okutulası..
“Beni anlamıyorlar!” diye çırpınaduran varlığımız için, “yazar” imgesinden daha anlamlı ne var, bilmiyorum..
5 yıl önce almıştım Tutunamayanlar’ı. Gereğinden iyi anlayabilmek için 5 yıl okumaktan imtina etmişim (çünkü bence her kitabın bir okunma zamanı var ve bunu kitap kendisi belirliyor); isabet olmuş. O zamana kadar kitap benim “okunamayanlar”ım arasında 1 numaraydı. Beklemeliydi, okumam için onlarca kitap bitirmem gerek diye düşünüyordum, zira 6 kere okuyup 1 kere anlamayanlar güruhuna katılmaya hiç niyetli değildim. An geldi, bir hışımla aldım kitaplıktan, ders çalışır gibi okumaya başladım. Öyle Dan Brown okur gibi bir oturuşta 100 sayfa devirmek şöyle dursun, hayatım boyunca en uzun sürede bitirdiğim roman oldu kendisi. Okuduğum süre boyunca içsel yalnızlığımı arşa çıkaran, kafa sesimi en çok açan kitap olması nedeniyle sanırım ömrümce apayrı bir yerde olacak kitap. Lafı biraz daha öteye taşıyarak bu ülkede daha iyisi yazılamazdı dediğim kitap. Ve yine haddimin sınırlarını zorlayarak Dostoyevski’den sonra gelmiş en iyi yazar dediğim yazar.
Okumadan önceki ben ile okuduktan sonraki ben arasındaki uçurumun dibinde, kitap üzerine, bir cesaret, bir kaç kelam etmeden geçemeyeceğim.
Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam” (ki en sevdiğim Türkiye romanları arasında başı çeker kendisi) kitabında yer alan bir paragraftan esinlenerek yazdığı rivayet edilir. Söz konusu paragrafın içeriği düşünülünce bir tek paragraftan 724 sayfalık dev bir roman çıkarabilen Oğuz Atay bu haliyle bile ayakta alkışlanabilir. Bunca farkındalık sahibi, zeki, müthiş bir gözlemci, ziyadesiyle kültürlü bir yazar oluşu da kitabı okuyan hiç bir insanın gözünden kaçmamıştır kanımca.
Öte yandan döneminin aydın geçinen diğer birçok yazarı gibi batı kültürünü, üst sınıfa mensup olmanın göstergesi, herkesten ayrı olmanın kestirme bir yolu olarak görmüyor oluşu, bununla beraber batı kültürünü sevmiş ve bu kültür ile ülkenin hayatı arasında bocalayıp duran bu aydınlarla sevgi ve anlayışla dalga geçiyor oluşu dönemin çok ötesinde bir yazar olduğunun belirleyicilerinden biridir.
Akademisyen camiasına, bürokrasiye, Cumhuriyet dönemi sonrası örgütlenen eğreti sol harekete, dönemin aydın geçinen yazarlarına, TDK’ya, Osmanlıcılık ve Türkçülük başta olmak üzere diğer birçok akıma, eğitim sistemine, dönem siyasetinin olay örgüsüne daha da mühimi insana dair yapılan isabetli gözlemler ve eleştiriler yönüyle kitap, içeriğinde yer alan mizah öğelerinin, dahası sosyal medyada dolaşan (birçoğu uydurma) Olric diyaloglarının çok çok ötesinde bir kitaptır. Sanırım artık popüler kültür ikonu haline gelmiş kitabın birçok insan tarafından bu tür diyalogların daha fazlasını bulma, mizah öğeleri sayesinde biraz olsun eğlenme ümidiyle alınmış, ardından birbirinden kopuk, dağınık bir metinlerarasılık ile karşılaşınca 50-100 sayfa okunup ardından bir köşeye atılmasının sebebi de budur. Oysa kitapta yazılan hiç bir cümle gereksiz ya da göründüğü üzere boş ve saçma değildir. Her cümlenin yatağında ya birilerine giydirme durumu yahut hayata ve insanlığa dair gönülde fırtınalar koparan hüzünlü bir detay vardır.
Bununla beraber insanın, nefes aldığı her saniye yaşadığı sonsuz sayıdaki çelişkiyi her satıra işlediğini, bizi karanlık gerçeklerimizle dolu ıssız bir sokakta başıboş bıraktığını söyleyerek Tutunamayanlar’ı okuduktan sonra içine girdiğim ruh halini de sanırım biraz olsun tanımlamış olabilirim.
Özü itibariyle kitap; yozlaşan, metalaşan, bozulan bir dünyada, özbenliğini kaybetmiş ve mevcut düzene entegre olabilmiş insan kalabalığında; varoluşçu sancılarla kendine, topluma, değerlere ve dahi eşyaya yabancılaşan, yalnızlaşan, kabuğuna çekilerek iç ve dış dünyası arasındaki çatışmanın ağırlığı altında ezilerek gittikçe parçalanan “tutunamayanlar”ın romanıdır. Ötekileşen değerlerin ve ötekinin dünyasından kurtulmak için kendi “ben”ine sarılanların romanıdır.
Ben buraya ait değilim uyanışıyla özbenliğine çekilme yolunda dış dünya ile olan bağını türlü çatılmalarla koparanların romanıdır.
Beynimin ve hücrelerimin acı reseptörlerini sonuna dek zorlayan bu kitaba ve yazara bunca methiye sıraladıktan sonra “hiç bir şeyin mükemmel olmayacağı” gerçeğinin altını çizerek kendilerine büyük bir olumsuz eleştiri yapma hakkını da buluyorum kendimde. Yapacağım eleştiri Tutunamayanlar’dan hemen sonra başlamayı düşündüğüm Tehlikeli Oyunlar ve Korkuyu Beklerken kitaplarını bir süre rafa kaldırmama sebep olmuştur.
Çağının ötesinde bir yazar olan Oğuz Atay’ın müthiş farkındalığı ne yazık ki “kadın” meselesini kuşatmakta kısır kalmış öyle ki kitapta “kadın sesi” kendine yer bulamamıştır. Yabancılaşma sorunsalı sadece erkeklere atfedilmiş, daha da kötüsü kadına “mevcut düzeni temsil” rolü yüklenmiş. Tutunamamak bireyin mevcut düzen ile hesaplaşması, ezbere yaşama düsturunu terketmesi sonucunda düzen içinde yer edinemeyerek yalnızlaşması ise bu durum neden salt erkek ekseninde düşünülmüş, anlam veremiyorum. En kötüsü de kitaptaki kadın karakterler erkek kahramanların varoluşlarını sorgulamalarında birer engel gibi gösterilmiş. Erkek karakterler benliklerini ve dış dünyayı sorgularken, kadın karakterler verili düzen içinde akıl yürütmekten yoksun, yozlaşmış düzenin birer parçaları halinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Yabancılaşma üzerine yazılan bir kitapta, kadınlar yabancılaştırılarak esas meselenin dışına itilmiş. Demeden geçemeyeceğim: “Bat dünya bat!”
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba 10 verdi
5 yorum
Red Red (@khaos)
Canlıya taşıyalım değil mi? Ne de olsa okurların sitesi...
09.09.18 beğen 3 cevap
Mustafa Kerem

Mustafa Kerem

@mustafakerem - Gaziantep

Oğuz Atay’la “Tutunamayanlar” üzerine
Oğuz Atay'ın bu muhteşem eseri üzerine eminim ciltler dolusu söz söylenip yazılabilir. Okunması ve anlaşılması zor bir yapıt olması hasebiyle bence bu kitabın ne anlama geldiğini yine ustasından yani Oğuz Atay'dan dinlemek gerek.

Oğuz Atay’la “Tutunamayanlar” üzerine

Pakize Kutlu’nun Oğuz Atay‘la yapmış olduğu aşağıdaki röportaj Yeni Ortam’da 30 Eylül 1972 tarihinde yayımlanmıştır.

1970 TRT Roman Ödülü’nü kazanan ilk romanınız Tutunamayanlar‘a karşı eleştirmenlerimiz genellikle yaklaşmaktan kaçınır bir tavır takındılar. Romanınızı ödüllendiren TRT seçici kurul üyesi edebiyatçılarımız da bu suskunluğa katılır göründüler. Tavrı bütün olarak nasıl yorumluyorsunuz?

Eleştirmenlerimizin, daha doğrusu uzun süredir yazmayanların dışında olanların kafasında belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir roman tanımı var sanıyorum. Bu yüzden bir kitabı bu ölçülere uyup uymamasına göre değerlendiriyorlar. Belki de benim yazdığım, bir bakıma karmaşık ve alışılmadık sayfalar için henüz yeni bir kalıp bulamadılar.

Oğuz Atay, romanınızın yapı, içerik ve anlatım çeşitliliği bakımından alışılandan farklılığı hemen dikkati çekiyor. Anlatım özelliğindeki değişiklikler, sıçramalar ve hız okurun romana girmesini bir ölçüde güçleştirmiyor mu? Bu, okurla aranızda kurmak istediğiniz bağ bakımından düşündürücü değil mi?

Ülkemizde okur sayısı oldukça düşük. Büyük kalabalıklarla bağ kurduğu sanılan romanların bile aydınların dışında bir okuyucu kütlesi bulunduğunu sanmıyorum. Üstelik aydınlar, bir de kendileri hakkında yazılanları okumak zorunda. Bu bakımdan benim gibi yeni yazmaya başlayan birini arayıp bulmak ve alıp okumak zahmetinin üstesinden gelmiş okuyucuların, ilk bakışta yorucu görünen sayfalar arasında güçlük çekmeyeceğine güveniyorum. Okur yazarı az olan ülkemizde bile, okuyucular böyle bir kitap yayımlandığını haber alırlarsa, birçok yazarımızın aklından bile geçiremeyeceği bir yetenekle daha neler neler okuyabileceklerine inanıyorum. Okuyucuyu yeteneksiz sayarak yazmak istediklerini sadeleştirme çabasına girişenlerin de neden oturup yazdığını anlamıyorum.

Tutunamayanlar ile ne yapmak, neyi vermek istediniz?

Tutunamayanlar ile çok basit bir iş yapmak istedim; insanı anlatmayı düşündüm. Kapalı dünyalar içinde yaşayan yazarların bile bu cümleye hemen isyan edeceğini, “Peki herkes ne yapıyor?” diye öfkeleneceğini bildiğim halde bu basit gerçeği söylemekten kendimi alamıyorum. Ben, kahramanlarımın iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların yeteneklerinden yoksunum. Roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim, onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok. Ya da insanlara, özellikle tutunamayanlara saygım büyük olduğu için, acıyorum onlara; böyle büyük büyük meselelerin makale, inceleme, deneme gibi yazı türlerinin konusu olduğunu sanıyorum.

Tutunamayanlar’dan Selim Işık kimdir?

Selim Işık, birçok tutunamayanın bileşkesidir. İntihar eden bir arkadaşım, Ural var; ama bütünüyle Selim Işık o kadar değil. Belki ben varım (bu cümleyi yazmayın). Adlarını yazmanın sakıncalı olduğu birçok arkadaşım var. Herkesin “tutunan” olmak istediği bir ülkede tutunamayanlığı seçen Selim Işık’la yakınlığının olması birçok kimseye dokunur diye onların adlarını saymak istemiyorum. Selim öldü. Selimlik de ölmüştür. Başarının insanı sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine de kimsenin yanaşmadığını görüyorum. Neden yanaşsınlar? Bir arkadaşımın dediğine göre, ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum. Henüz bir karşılık alamadım.

Ya Turgut Özben?

Turgut Özben’in durumu farklı bir bakıma. Turgut, bütün çabasına rağmen tutunamıyor. Bu açıdan Selim kadar akıllı değil. Belki de Turgut, bir kişinin, bir tutunamayanlar prensinin ortaya çıkarak, hepsi adına sonuna kadar dayanmasını istediği için kata, arabaya ve küçük burjuva nimetlerine boş verip tutunamamayı seçiyor. Selim’le birlikte Selim öldükten sonra yola çıkıyor. Son olarak bir trende görmüşler onu. Belki yolculuğu bitmemiştir daha.

Bir de hikâyeniz yayımlandı. Yeni Dergi’nin, Eylül 1972 tarihli sayısında. Roman ve hikâye bağlantısı üstüne düşündükleriniz? Bugün hâlâ ayrı türler olarak tanımlanabilir mi?

Bugünlerde hikâye yazıyorum. Kısa yazmaktan başka bir meselem yok; çünkü 60 sayfalık bir hikâye yazdım, bastırması güç oluyor dergilerde. Romanda şiir, oyun, makale (hepsi uydurma elbette) gibi birçok türden yararlanmıştım. Romanın bu bakımdan hikâyeden farklı imkânları var herhalde. İkinci romanım Tehlikeli Oyunlar’da özellikle oyun parçaları var. Bunun dışında, bu iki tür arasında farklar varsa onu eleştirmenler daha iyi bilirler.

Yazarlarınızı açıklar mısınız? Neden sevdiğinizi, gerekçeleriyle?

Sevdiğim yazarların başında Kafka ve Dostoyevski’yi sayarsam, Tutunamayanlar’ı okuyanlar için şaşırtıcı olmaz herhalde. İnsanı, bu arada Selim Işık’ı yalnız bırakanların dünyasında böyle yazarlara da tutunamazsak sonumuz ne olur? Gonçarov’un Oblomov’u, bir zamanlar hepimizi çok sarsmıştı. Stendhal, Laclos, George Eliot, Henry James, Melville, Nabokov gibi ustalardan da etkilendiğimi sanıyorum. İnsan roman yazmak istediğinde bir yazarın dediği gibi, başka romanlara heyecan duyarak kapılıyor. “Hayatı roman” olanların yazdığı pek görülmüyor.

İlgili Röportajın Linki: http://www.edebiyathaber.net/oguz-atayla-tutunamayanlar-uzerine/
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba 9 verdi
0 yorum
Hicret

Hicret

@turkishbook - Aydın

Tutunabilenlere Selam Olsun :)
Bu kitabı eline alıp bırakan birçok insan olmuştur elbet. Sebebi ise kitabın postmodern bir tarzda yazılması. Okuyan kitapkurtları bilir, olaydan çok psikolojik tahliller ön planda. Yazarımız, bireyi ve bireyin iç dünyasını, iç konuşma, psikanaliz, diyalog, hiciv, taklit, parodi, yabancılaştırma gibi postmodern teknikler kullanarak anlatmıştır. Kitabın en dikkat çeken yönü ise ironiler. Okurken yazarın sivri bir zekası ve kıvrak bir dili olduğu anlaşılıyor.

Oğuz Atay'ın okuduğum ilk kitabı bu oldu. Başlarda bu kitabı okumak sancılı bir süreç oldu çünkü yukarıda da söylediğim gibi olaydan çok bireylerin iç dünyası ele alınmış ve yazar bir sayfada o kadar çok şeye değiniyor ki takip etmekte zorlandım. Kitap, benim için 215'ten sonra akmaya başladı.

Oğuz Atay'ın hayatına göz atınca Turgut'u gördüm. Bana göre Turgut ve Selim karakterleri yazarın ta kendisi. Oğuz'u iki zıt kutup olarak düşünün: biri Turgut, biri Selim. Size garip ya da saçma gelebilir ama bence Oğuz Turgut, Selim ise Oğuz'un Olric'i.

Kitapta o kadar çok eleştiri var ki...
Dil ile ilgili eleştiriler:
"Sigara içen varsa lütfen söndürsün. Fuayemizde eskiden sigara içmek memnuydu, şimdi yasaktır."

"Sonra, muhterem münekkit 'muhtasar' kelimesini kullanmama takılmış. Ne yapacaktım yani? 'Özgel'mi diyecektim?

"Yazıyı merkeze götüren memura soruyoruz: tahsisat nedir? Hayretle yüzümüze bakıyor. İstediğimiz cevabı alamadan üzülerek ayrılıyoruz."

Selim'in kendisine yönelik eleştirileri:
Ne kadar acıyorum kendime; bu yüzden başkalarına acımaya fırsat bulamıyorum. Bütün acımamı kendime harcadım. Dilencilerden kaçıyorum. Biri yüzüme bakıp acıklı şeyler anlatacak diye titriyorum."

"Ben de inşallah öldüğüm gün babam gibi unutulurum. Buna hakkım olmalı hiç olmazsa. Hiç olmazsa istediği gibi yaşayamadı ama istediği gibi öldü, istediği gibi unutuldu kabilinden soğuk bir söz ederler arkamdan. Tutunamayanların arasında bile yeri yoktu, derler. o kim, tutunamamak kim derler."

"Benimle adam kıtlığı yüzünden görüşüyorlardı. Ben de onlar hesabına üzülüyordum. Yorulmuştum da. Adam olmadığı için, insanlığa vekalet ediyordum. Esas adamlar gelseydi de ben de biraz rahat nefes alsaydım."

....
Okurken bazen Turgut oldum, çoğu zaman Selim. Turgut'tan çok Selim'i sevdim nedense. Kimse anlamadı onu yaşarken. "Bat dünya bat."

Tutanamayanlar'a karakter romanı da diyebiliriz. Empati kurup anlamaya çalışacağınız o kadar çok Tutunamayan var ki... Herkes'in bir Olric'i vardır Turgut gibi. Fakat herkes konuşmaz içindeki o Olric'le. Çünkü iç hesaplaşmalar her yiğidin harcı değildir. Olric'le konuşmak demek artısıyla eksisiyle insanın kendisini anlamaya çalışması demektir. Kaç kişi kendini anlamak için uğraşıyor?

Tutunamaynlardan tutunabilenlere ithafen (sayfa 221):

*Ne yazık onlara ki çıkarlarına dokunulmadıkça doğru yola girmezler ve Allah'ın kendilerine sunacağı nimetleri bilmezler.
* Ne yazık onlara ki kalpleri temiz olmadığı için herkesi kötü sanırlar ve günahsızca ve günahkara bir fark gözetmeden kötülük ederler.
* Ne yazık onlara kiduygulu çekingenliği korkaklık, samimiyeti yaltaklanma ve yardımı bir baskı sayarlar.
* Ne yazık onlara ki kendilerine açılan saf bir kalbi zaaflarından istifade edilecek, istismar edilecek bir akılsız sayarlar.
* Onların, geleceği yaratan insanlar arasında yeri yoktur.
Unutulacaklardır.

Kitabı yarım bırakıp hevesi kırılan, noktalama işaretlerinden mahrum 77 sayfayı baskı hatası sanıp köşeye atanlar, bu adam neden bir yerde durmuyor, bu adam ne anlatıyor diye hayıflanıp yarıda bırakanlar :) devam edin. Yok devam etmeyin, baştan başlayın.
Evet evet okuyun, tavsiye ediyorum en güzelinden :)

İyi okumalar sayın tutunamayanlar :)
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba puan vermedi
0 yorum

Tutunamayanlar - S41

" 'Zırrr'ı silme işini kesin bir duyarlıkla yapamıyoruz. Benim adım da Selim. " Turgut hemen daha yakına sokuldu.
ahmet-samsa tarafından eklenmiştir.
Merve.

Merve.

@merveavci34h

- Herkes geçer diyor. Geçer mi Efendim ?
- Herkes ne bilir acımı Olric ?
Her gün biraz daha acır sonra, biraz daha ve biraz daha. Ama en sonunda ne olur biliyor musun Olric? Geçmez evet geçmez. Geçti sanırsın ama, geçmez... Örneğin, alışverişe çıkarsın bir mağazaya girersin. Öyle bir şarkı çalmaya başlar ki hatırlatır, dağıtır. Geçmez...
Geçer sanırsın ama geçmez. Daha az akla gelmeye başlar, alışıyorum galiba dersin. Arkadaşlardan biri görmüştür onu biriyle bir yerde bir şeyler içerken.. Boğazın kurur, yutkunamazsın ama geçmez... Geçer sanırsın ama geçmez. Telefonun ekranında duvar kağıdı değildir artık, kendinden bile sakladığın bir fotoğrafını görürsün aklındaki galeride. Gözüne çarpar, hatırlatır. Vurur, geçmez. Rehberden adını silmişsindir, numara aklından geçip gitmez. Oturduğu semtin otobüsü önünden geçer sen durakta gözlerin dolmuş beklerken. Defalarca doğru durakta inme telaşı yaşadığın o toplu taşıma faaliyeti gözden yaş taşırma hareketine döner. Binmezsin, ama geçmez. Yine Geçti sanırsın Olric,unuttum dersin.. ama geçmez Olric... Adına bir filmde rastlarsın, alelade bir radyo programının canlı bağlantı kısmında istek bir şarkı üzerine.."Sezen Aksu - Vazgeçtim" talep olunmuştur. Çalınır, geçilmez. Acır, geçme. Birilerini öpüşürken gördüğünde gözünüze çarpan ani bir düşünce ile sarsılır dudağın bir başka dudağa geçme eylemi ve ardından gelen. O da birini öpüyor mudur acaba sorusu ve muhtemeldir öpmesi.. canın acır için kanar, geçmez... Başka birini basmak istersin kanayan yarana. Saçı onun gibidir, gözleri onunkiler gibi kocaman. Sesi onunki gibi ince. Bakarsın, gördüğün o değildir..
Hayal kırılır, parçalar esner. Dağılır, ama geçmez. Acır ama, geçmez Olric.
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 yorum
unknown (@patron)
çook güzell...
16.03.17 beğen cevap
Rue

Rue

@rue - Ankara

Kitaplar yüzünden çok acı çekiyorum Esat Abi. Sanki hepsi benim için yazılmış.
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
0 yorum
Ahmet Güneş

Ahmet Güneş

@ahmetgunes216

Çok şey vardı anlatılacak.

O yüzden sustum.

Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.

Sen duydun mu sustuklarımı?
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Uğur Karataş

Uğur Karataş

@ugurkaratas - İstanbul

Sevgili insanlık! Bir çocuk masumiyetiyle bir kere daha " elma! " diyoruz. Ne olur çık artık!
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Mesut Koçak

Mesut Koçak

@mesutkocak - Sivas

Sen ve ben olduğumuz sürece tüm bu hüzünler sıcak bir yakınlaşma için bahanedir.
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
149
KİTAP
Tüm Zamanların En İyi Kitapları
Hem okurların hem de yazarların büyük bir kısmı tarafından başarılı bulunmuş, kitap tavsiyesi istendiğinde akla ilk gelen, tü...
35
KİTAP
11 Yıldızlı Kitaplar
Bu kitaplara 10 yıldız bile az dediğimiz, 11 yıldızı hak ettiğini düşündüğümüz kitapları bu listede paylaşıyoruz....
746
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
429
KİTAP
Hiç Unutamayacağım Dediğimiz Kitaplar
Bittiğine üzüldüğümüz, hayatımızda derin izler bırakan unutamayacağımız kitapları paylaşıyoruz....
1130
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
Feyzi ÜNAL

Feyzi ÜNAL

@feyziunal - Ankara

Ne okur sitesi sayesinde olanlar. paylaşım fotoğrafı
Ne okur sitesi sayesinde olanlar.
Nasıl desem bilemiyorum.Üniversite öğrencisiyim,tutunamaynlar vs. kitapların fiyatının çok yüksek olduğunu,bizlerin alamadığını sitemli şekilde paylaşmıştım burda.Kendisini hiç tanımadığım sadece bu Neokur sitesin de paylaşımıma yaptığı yorumla tanıdığım Sayın. Müşerref Gedikli hanımefendiye,ablama ne kadar teşekkür etsem az.Bana tuttu kendisi Tutunamaynlar,bereketli topraklar üzerine,piç kitaplarını alıp kargoyla hediye yolladı,yeterki okuyun diyerek.Sizler ne kadar güzel insanlarsınız.Sen ne kadar güzel bir sitesin Neokur.
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
19 yorum
Nebukadnezar™️ (@nebukadnezar)
Biz buna beş yıldan fazla bir süredir Neokur Hediyeleştirir diyoruz. Keyifli okumalar.
13.06.19 beğen 10 cevap
Eseflal (@eseflal)
Çünkü Neokur hediyelestirir 😇 keyifli okumalar
13.06.19 beğen 6 cevap
Müşerref GEDİKLİ (@muserrefgedikli)
Ahhh Feyzi beni şimdi çok mahçup ettin.☺️Keşke yazmasaydın böyle,gerçekten biraz utandım şimdi.Yeterki oku,hayatını düzene sok,mutlu ol.İnan benim başka bir gayem dileğim yok adına.Bende öğrencilikten geçtim.Nasıl bir şey olduğunu çok iyi bilirim.Yine de bu güzel düşüncelerin için teşekkür ederim.Bu kitapları oku,bitir.Senden ricam bu benim.Listeni gördüm.Diğerlerini temin edemezsen eğer bana bildir.Onları da sana göndereceğim.Senden dileğim ne olursa olsun hayata tutun,çareyi okumakta bul.Bu sana çok daha iyi gelecektir.Ben buna sonuna kadar inanıyorum.Mutlu ol,sağlıkla kal..
13.06.19 beğen 23 cevap
Feyzi ÜNAL

Feyzi ÜNAL

@feyziunal - Ankara

Ülke Bitmiş...
Artık ne diyeceğimi bilmiyorum.Ben 21 yaşında bu memelketiin pırlanta gibi bir genciyim.Üniversitesi öğrencisiyim.Ankaralıyım,Tokat'ta okuyorum.Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ını alıp okumak istedim,en ucuz 50 küsür tl imiş.Ülkenin aslan gibi öğrenci genci bir kitabı alıp okuyamıyor parasızlıktan.Allah kahretsin bizleri,bizleri bu duruma sokanları.Bir kitap alıp okuyamıyor üniversite öğrencisi bu ülkede.Sadece bu kitap için de değil,okuyacak bir tane roman alamıyorum,alamıyoruz...
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
24 yorum
Müşerref GEDİKLİ (@muserrefgedikli)
Adresinizi bana özelden atarsanız çok severek okuduğum bu kitabı size göndermek isterim.
Maksat,okumak isteyen herkes okuyabilsin..
Okumayan kimse kalmasın..
09.06.19 beğen 20 cevap
HALİT (@haliterdogan06)
Bardağın boş tarafını bırak kırık tarafına bakıyorsun yiğidim 🤣
09.06.19 beğen 1 cevap
Gökdeniz mert (@pote)
Bir milyon üniversite öğrencisi üniversiteyi bıraktı bu ülkede ! Umutları hedefleri yok edilmiş bir milyon genç . Beyin göçü neden oluyor ? Toplum kendi geleceğini inşa edecek umutları devlet ile beraber yok sayıp umursamıyor ,
09.06.19 beğen 2 cevap
Sinonino

Sinonino

@sinonino

 paylaşım fotoğrafı
Selim’i anlayamayan sevgili Turgut ...
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
FEBİHÂ

FEBİHÂ

@kadimcumleivecize - Balıkesir

 İçimizde doğan her fikirle içimizdeki bir şeyler çürür. paylaşım fotoğrafı
" İçimizde doğan her fikirle içimizdeki bir şeyler çürür."
Herkesin istediği gibi yaşadığı o uzak ülkenin özlemini duyuyorum.

Belki de bu ülke çok yakın. Uzak olduğunu nereden çıkardım ?

Belediye otobüsüyle filan gidilebilir oraya. Gene kapılarını çalıyorum. Soruyorum: Burada da eskiden nasıl tanınmışsam öyle davranmak zorunda mıyım ?

Çok iyi bildiğim şeylerde bile şaşırma hakkı verilecek mi bana ?

*
Ölüme açlık duymak değil, varlık olmaya açlık duymak... Burukluk bu değil mi ?
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 yorum
Begonvil (@dreamerr)
...
gidelim buradan Anna,
senin masumiyetini,
bilgelik zamanlarından kalma sırları,
dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.
09.06.19 beğen 2 cevap
Hayat efzaa

Hayat efzaa

@hayatefzaa - Kayseri

 paylaşım fotoğrafı
Her kitabın okunacak bir yaşı olduğuna inanıyorum. Belli bir zamanı..

Kitaplığımızdaki bir kitabı yıllar sonra alıp başlayabiliriz..

Tutunamayanları başından sonuna kadar hiç okumadım ara ara elime alıp başucu kitabı yaptım...
Fotoğrafa gelince; oğuzcum Atay’ı bize çok güzel, çok orijinal dilde anlatan Poyraz Karayel dizisine itafendir.

Ankara’nın en güzel sokağı olabilir 😇
ataç ikon Tutunamayanlar
kitaba 4 verdi, inceleme eklemedi.
10 yorum
çağlayan gül (@caglayangul)
Düşüncenize katılıyorum daha önce okuduğumda 12 yaşımdaydım simyacı okuduğumda ve hiç anlamamıştım diye bilirim ve sonrasında 19 yaşımda okudum anladım.
Anladığımı sanıyormuşum aslında geçenlerde bir daha okudum hayatıma farklı şeyler kattı.
Artık karar verdim ben bu kaitabı birkaç yılda bir okuyacağım.
02.06.19 beğen 2 cevap
çağlayan gül (@caglayangul)
Ha birde birşey soracaktım yazayım derken unuttum fotoğrafı nerde çelinmiştiniz
02.06.19 beğen 1 cevap
Hilmi (@okuveal)
Mükemmel bir diziydi 👍😊
02.06.19 beğen 1 cevap