up
ara

A'mak-ı Hayal

A'mak-ı Hayal Konusu ve Özeti

A'mak-ı Hayal
İki Gavs-ı Enam Abdülkadir Geylani ve Abdüsselam El-Esmer kitabının da yazarı Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi tarafından kaleme alınan A'mak-ı Hayal kitabı Tarihi Roman, Roman türünde okuyucusu ile buluşuyor. Araf Yayıncılık yayınevinden 1970 yılında 9786055205607 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan A'mak-ı Hayal isimli kitap 200 sayfadan oluşuyor. Kitap Tavsiye Ettiğim Kitaplar listesinde de yeralmaktadır. A'mak-ı Hayal kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Yayınevi: Araf Yayıncılık
ISBN: 9786055205607
Sayfa: 200 sayfa Basım Tarihi: 1970
Evet azizim! Ben hayallerin arkasına gizlenmiş olan hayaletleri arıyorum. Ne yazık ki bulamıyorum. Tam olarak "bulamıyorum" demek de yanlış. Bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum. İlmi gerçeklere kimsenin bir şey demeye hakkı yoktur. Yalnız, bir hakikatın varlığı, diğer bir hakikatın varlığına engel olmaz. Bazı vicdanlar, başlangıç ile sonu birbirinden ayıran bir çizginin önünde durup orada kalamaz. Yarı derviş, yarı deli ama her gördüğümü hikmet gözüyle gören bir düşbazın düşleri sizi çağırıyor: Hayat, sekr anında görülen bir düş değil midir? Kim bilir?
Berkay Bayram

Berkay Bayram

@berkay

ÜFLENDİ NEY, BAŞLADI YOLCULUK
Bazı kitaplar vardır ki insanın düşüncel susuzluğuna su olur, düşünceyle birlikte gönlü de suya doyurur. Böyle durumlar da toplumlarda genellikle derin hayalleri keşfetmek isteyen kişilerde görülür. Onlar, zahiri olanla yetinmez batıni olanı da anlamak isterler. Şiirlerde, eserlerde aşkı arar, Hak’tan dem vurmak isterler. Yazan için de okuyan için de büyük bir ilham kaynağı bu “arayış” olur. Aramak, ucundan keşfetmek ve keşfedileni aktarmak… Bizim kültürümüzde bir felsefi duruş vardır ki düşünce ve edebiyat tarihi en fazla bu duruş üzerinde şekillenmiştir. “Tasavvuf” denilen bu felsefi duruş, İslam inancının derin yönünü esas almış ve onun dışa vuran yönleriyle harmanlamıştır. Yani şunu söyleyebiliriz ki bu kültürde hem varlık aleminin zuhur edişi ele alınırken iç alemlerin zuhura kilitli kapıları da aralanır. Tasavvuf kaynaklı her mesele, üzerine düşünenlerin şahsi kanaatleriyle yeniden yorumlanır; mukayese edilen farklı görüşlerle tasavvufun evrensel boyutuna dikkat çekmeye çalışılır. Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi (1865-1914) de Amak-ı Hayal adlı eserinde tasavvufun sebebi olan hakikat düşüncesini okurlarıyla paylaşır. Bir son dönem Osmanlı düşünürü ve yazarı olan Filibeli, ilk eğitimini Filibe’nin müftüsünden alır. Galatarasay Lisesi’nde tamamladığı eğitiminin ardından Duyun-ı Umumiye’de çalışır. Siyasi nedenlerden dolayı İstanbul’dan Beyrut’a, oradan Mısır’a, Fizan’a gider, bu beldelerde hayat tecrübesi edinir. Farklı beldelerin dokusunu düşüncelerine iyi yerleştiren Filibeli, dergicilik ve gazetecilik adına önemli işler gerçekleştirir. Özellikle “Hikmet” adlı gazete ile adından epeyce söz ettirir. Osmanlı ruhunun Batı ile imtihanı döneminde Filibeli, yazdıklarıyla İslam’ın temel inancının toplumu için ne kadar mühim olduğunu göstermeye çalışır. Batı’da birçok yeni ve eski felsefi yaklaşımlar, bilimsel gelişmeler vardır, doğrudur; fakat o, toplumunu oluşturan tarihsel tezahürün arkasında din ve tasavvuf gerçeğinin yattığını savunur. Asıl kurtuluşun sadece Batı’da aranmasına karşıdır. Bu yüzden Meşrutiyet dönemi İttihat ve Terakki Partisi ve materyalistleriyle zıtlaşır. Ortada bir kurtuluş varsa bunun tasavvuf ile olacağını bilir, “Vahdet-vücud” u, toplumunun ve kültürünün ona kazandırdığı felsefi bir duruş ile ele alır. İnsanın düşüncesinde gerçeğe ulaşması için teşbihi fikre, tenzihi fikre ve tevhidi fikre sahip olması gerektiğini de bilir. Mutlak olan varlığın hakikatini anlamak ve anlatmak için ney üflenir, başlar yolculuk…
Kitabımızın iyi değerlendirilmesi için başlıca kavramları da iyi bilmemiz gerekir. Kitapta es geçilemeyecek kavramlar; Aynalı Baba, Raci, Manisa Tımarhanesi, Kulübe ve mezarlık, pişirilen kahve, üflenen ney ve son olarak her gün Raci’nin görünen ve görünmeyen taraflarıyla evrene yaptığı manevi yolculuklardır. Aynalı Baba ve Raci arasında tam bir tasavvufi duruş vardır. Tasavvuftaki pir ve mürid eşlemesini biz Aynalı Baba ve Raci’de de görürüz. Raci’nin hatıralarının aktarıldığı kitabın ilk bölümünde müridimiz bir arayış içindedir. Dindar ve iyi bir aile çocuğu olan Raci, sürekli mutlak gerçeğin peşindedir. Birçok yol deneyen Raci, karakterini değiştirmiş, farklı arkadaşlıklar edinmiş yine de onu Raci yapacak olan gerçeği keşfedememiştir. Ruh ve madde aleminin gerçeğini arayan Raci, bir gün semtinin mezarlığında Aynalı Baba’ya rast gelir. Şaşkına dönmüş bu genci gören pirimiz, onu anlamaya çalışır. Raci, piri olacak bu adama sorularını yöneltir ve iç aleminde zuhur etmiş düşünceleri paylaşır. Kulübe önü semt mezarlığı, yudumlanan ve üflenen ney eşliğinde Raci ve Aynalı Baba üyeli bir irfan mektebine dönüşür. Raci manaya inmek istedikçe Aynalı Baba üfler neyi. Biri talep eden diğeri de yolu gösterendir. Raci, yol göstereni ile kitapta yer alan bu hikayelerin kahramanı olur. Aynalı Baba, semt mezarlığında yaşayan, kıyafetinde horoz şekerleri ve ayna taşıyan bir ermiştir. Tutum ve tavır itibariyle döneminin Melami şeyhlerine benzetilebilir. Mütevazı bir hayata sahip olan pirimiz, Raci’nin mutlak olan gerçeği bulmasında bir kılavuz olacaktır. Pişirdiği ve ikram ettiği kahveye nazarını katarak Raci ile bir cezveden sarhoş olurlar. Tıpkı tasavvuf meclisinde bir kadehten sarhoş olan söz arifleri gibidirler. . Tasavvufta ney yaratıcıya duyulan hasret ile özleştirilir. Bu yüzden ney üflendiğinde acı acı derinden sesleri meydana getirir. Neyin de kesildiği yere, kamışa hasret duyduğu söylenir. Bu açıdan bizim Raci’nin mutlak hikmete duyduğu özlemle öz değerdir. İkram edilen kahve de tekkelerde sunulan ikram halidir. Bu iki kavram da tam anlamıyla tasavvuf ehlini okuduğumuzu bize gösterir. Raci, Aynalı Baba’nın çaldığı ney ve söylediği sözlerle mana aleminde yolculuk eder. Zerdüşt diyarına, Hiçlik Zirvesine, Anka ile Kaf Dağı’na, Hint Krallığı’na, gezegenlere ve Cablika ile Cablisa şehirlerine gider. Oralarda mutlak hikmeti anlamaya çalışan Raci’nin başından geçen olayları okumuş oluruz. İkinci bölümde ise İrfan mektebinin öğrencisi olan Raci’yi biz bir tımarhanede deli olarak buluruz. Manevi yolculuklarla mürşid olmayı başaran Raci, arkadaşı Sami’ye yazdığı mektuplarında gerçek mutlak olan varlığın akılla bulunamayacağını, onun asıl varlığına gönülle ulaşılacağını anlatır. Burada da pirinin hasretini duyar ve bir gün piriyle burada da buluşur. Burada bu anlamda bize verilen kavramlar tam bir tasavvufi ekolün yansımasıdır. Varlıktaki her şeyin tezahürünün hakikat olan Allah’tan geldiğini Filibeli, okuyuculara yansıttığı bu kavramlara gizlemiştir. Hz. Muhammed’in hadisi olan: “Allah Ademi kendi sureti üzere yarattı” bizim Aynalı Baba ve Raci’nin tüm yaşadıklarını özet bir şekilde dile getirir.
Raci, ulaşılması gerekene, gerçek mutluluğa, Allah’a ulaşma ve evrenin mutlak birliğiyle yaratıcıyı birlemeye hasret duyan bir kişiliği temsil eder. Vahdet-i vücuda yolcudur o; biz de onun bu yolda nasıl imtihanlardan geçtiğine şahit oluruz. Raci’nin Anıları adlı birinci bölümde dokuz gün ve dokuz ayrı hikaye vardır. Bu hikayelerin hepsi, Raci’nin mutlaka ulaşma çabasında geçmesi gereken sınavları somut bir şekilde bizlere aktarır. Kısa kısa bu dokuz günü ele alırsak Raci’yi daha iyi anlamış oluruz: İlk olarak Raci ile Aynalı Baba’nın karşılaşmasını okuruz. Semt mezarlığında küçük bir kulübede yaşayan Aynalı Baba, Raci için bir pir vazifesi görür. Çünkü onun aklındaki soruları çözmesinde ona sabrı, irfanı ve tecrübeyi verecek olan Aynalı Baba olacaktır. Raci’nin mutlak varlığa duyduğu şüphe ve onu aklı ile kavramayı çalışması, kendisini telef edecek noktaya getirmiştir. Hep kendi kendisiyle konuşur, rahatsızlanır, bir çıkış yolu arar. Bu arayış onu adım adım Aynalı Baba’ya götürür. Her şey bir kahve ikramı ile başlar, Raci vahdet-i vücut yolunda bir pir eli tutmuş olur. Bir pir eli tuttuğunu ise şu sözlerden anlayacaktır “Şimdiye kadar kim bilir kaç hayvan yükü kitap okudun, ne anladın? Hiç, değil mi? İnsanların malumatı nedir? Zevk ve benliklerinin ihtiyacı olan sanatlara ait bulunan bir şeydir. Lakin hak ve hakikate dair ne bilirler? Hiç! Akli denklem ile hakkı itiraf mümkündür; fakat bilmek, anlamak mümkün mü? Ne konuşalım! Harflerin bir araya getirilmesi ile hikmet noktası bilinir mi?”. Ney üflenir ve başlar yolculuk: Hiçlik ile tanışan ve şaşıran Raci ilk gün Hiçlik Zirvesi’ne çıkacaktır. Bir buda ile Hiçlik Zirvesi’ne ulaşmaya çalışan Raci’yi, dünyevi nefisleri temsil eden bir saray beklemektedir. Saraya giren Raci, her türlü nimetin en güzeli ile karşılaşıp kendisinden geçer. Buda onu aldanmaması konusunda uyarmıştır. Birbirinden güzel cariyelerin cilveleri ile periye ulaşır. Şehvetinin esiri olan Raci, periyi görünce dehşete kapılır ve onu öper. Bunun sonucunda her şey değişir, saray çöplük olur ve peri ile cariyeleri çirkin birer yaşlı kadın haline gelir. Raci, nefsine yenik düştüğü için Buda tarafından reddedilerek Hiçlik Zirvesi yolundan sürülür. Bu durum ile yolculuğunda ilk öğrendiği dünyevi arzuları terk etmesi gerektiği olur. İkinci gün Belh’te uyandığını görür Raci. Zerdüşt sarayına giden Raci bir savaşçı olur. Nur Tanrısı’nın önünde kötülüğü temsil eden Ehrimen ile iyiliği temsil eden Hürmüz’ün savaşına şahit olur. Kendisi, Hürmüz’ün bir savaşçısıdır, bir pehlivandır. Nifak adlı kötülük pehlivanını muhabbet adlı iyilik pehlivanı yener. Bunun üzerine muhabbet pehlivanı da gazap pehlivanına yenilir. Hikmet pehlivanı olan Raci de gazabı yener ama sonraki rakibi Hürmüz’e diz çöktürecek kadar güçlüdür. Hangi taraf galip olacak derken her pehlivana üstün gelen aşk pehlivanı meydanda görünür. Kötülük de iyilik de aşk ile olduğundan kimse ben galibim diyemez. Nur Tanrısı’na secde eden aşk, Hürmüz’e karanlıkların kadri seninle bilindi diyerek, Ehrimen’e Nur’un kadri seninle bilindi diyerek alemin dengesini sağlamış olur. Bu gün ardından Raci de iyiliğin kıymetinin kötülük ile bilineceğini ve kötülüğün de nurun kıymetini aratacağını öğrenmiş olur. Şüphe içinde olduğu mutlak varlık konusunda iyilik ve kötülüğün aşk ile dengede durabileceğini okumuş oluruz. Üçüncü gün Raci, on iki yaşında bir genç olarak alemi ve onun değişimini öğrenmek üzere bir rehber ile yola çıkar. Bir çanak suda gördüğü aksiyle bütünleşerek sonsuz olan varlığı algılamaya başlar. Bu algılayış onu her şeyin başladığı noktaya götürecektir. Bir hiç olduğunu anlamıştır. Bir de alemin secde ettiğini ancak gurur sıfatının yani şeytanın etmediğini de bu yolculuğunda öğrenir. Burada Hz. Adem ve insanın yaratılışı Raci’ye gösterilmiştir. Vahdet- vücut yolculuğunun en önemli basamağı olan bir hiçlik olma farkındalığını yaşamış olur. Dördüncü gün ise bir imtihan meydanındadır ve ariflerledir. Burada da her şeyin farkında olmanın yalnız beş duyuyla olabileceği tezi çürütülür. Raci, evreni anlamanın ve görmenin insanlar açısından bir arpacık soğanı oranında olabileceğini, değerinin ne kadar küçük olduğunu anlar. Ayrıca burada kurulan arifler meclisi ile Raci, gerçek varlığın yalnızca kitaplarda yazılan ilmi bilgilerle öğrenilemeyeceğini de keşfetmiş olur. Tam bir tasavvuftaki tekke ve mektep birlemesi karşımıza çıkar. Gerçeğe olan yolda zahiri bilgi de batini bilgi de değerlidir. Beşinci günü Raci, Anka ile tanışır ve onunla alemde yolculuğa çıkar. Aslında sonsuz alemde varlığın, varlığının bir noktadan ibaret olduğunu bu yolculuk sonrası anlamış olur. Altıncı gün, Raci bir Hint kralın oğlu olduğunu görür. Her yedi senede bir gelip ülkesini rahatsız eden ejderhayı yenmeyi düşünerek yola koyulur. Ejderha ancak “Bu kervan nereye gidiyor?” sorusunun cevabıyla yenilmiş olacağından, Raci sorunun cevabını bulmaya Kaf Dağı’na ulaşmaya çalışır. Bu yolculuk sonucunda cevabı bulur ve ejderhaya: “…kervan, eşsiz hayal sırrına, güzelliğin çekici nuruna doğru koşup gidiyor.” demesiyle onu yener. Burada parça olan varlığın alemi yaratan Allah’a yani bütüne yolculuk ettiğini anlamış oluruz. Yedinci gün azamet ummanı ve Kibriya girdabı hikayesini okuruz. Burada da Allah’a ulaşmada bulunması gereken bir şehre ulaşır Raci, Allah’ın tecellisi bir şelale gibi örneklendirilmiştir. Öyle ki koskoca denizin tecelli şelalesinden akarak bir fındık kabuğuna sığdığını ve onun içinde kaybolduğunu görür. Raci’yi hayrette bırakan bu durum bize Allah’ın ilminin bizim bildiğimizden ne derece sonsuz olduğunu ve aciz bir durumda olduğumuzu gözler önüne sermektedir. Sekizinci gün, ölmek ile olmanın ne olduğunu anlar. Ruh düşüncesinden kurtulmak için lazım gelen şartları marifet olarak görür. Aslında onu gerçekten bilmenin yoklukla varlığın bir şey olduğunu ispat etmek olduğunu duyunca, pirine böyle bir sözü düşünmenin bile cinnet sebebi olduğunu söyler. Aynalı Baba ise bu durumu ispat edecek olanların bilmek ile bilmemeyi bir tutan dediler olduğunu söyleyerek durumun ciddiyetini ortaya çıkarır. Dokuzuncu bölümde ise hakiki gerçeğin, mutlak varlık bilgisinin Hz. Muhammet tarafından aleme dağıtıldığını Raci anlamış olur ve ölüm gerçeğini de Aynalı Baba’yı, pirini kaybederek anlamış olur. İkinci bölümde ise Aynalı Baba’nın öğüt verici hikayeleri ile de hakiki varlık yolculuğunda insanın nasıl olmasını gerektiğini okuyuculara aktarılır.
Kitap hakkında son cümlelerimi söylemem gerekirse, bu çalışma ruhen sarsıntıda olan bir milletin özünde yatan mutlak varlığın olgusuna hatırlatma olan bir çalışmadır. Gerçekten burada biz varlığın özüne yolculuk etmek isteyen bir insanın nasıl bir imtihanla karşılaşacağına şahit oluruz. Önce bir pir eli tutacaksınız, gönülden ona inanıp bağlanacaksınız, şüpheye düştüğünüz soruları deruni tecrübelerinizle anlamlandırmaya çalışacaksınız. İslami felsefe düşüncesini anlamada tasavvufi düşünce modelinin sunduğu imkanlar dev bir İslami kültürünün de anlamlandırılmasını sağlayacaktır. Hasılı, bu gelenekte insanları besleyen en önemli fikri ve kalbi damarın tasavvuf ve vahdet-i vücut damarı olduğu ve sebeplerini biz Amak-ı Hayal’de okumuş oluyoruz. Kitap boyunca insan olan insanın her düzlemde bir ruh ve bir beden gibi iç içe tezahür ettiğini okumuş oluyoruz aslında. Maddi alem denilen bu sahte dünyaya düşmüş olan insan, sun’i yollarla yalnızlığını gidermeye çalışır. Asılı olan şey, bu yalnızlık ile insanın özünü, diğer yarısını, arama mücadelesidir. Çekilen bütün ıstıraplar, çileler, derin arayışlar o öze yeniden geri dönüşün bir tür özlemidir. Burada da bu özlem neyi üflettirmiş ve yolculuğu da başlatmıştır diyelim.
ataç ikon A'mak-ı Hayal
kitaba 10 verdi
4 beğen · 0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

AMAK-I HAYAL VE OSMANLI SON DÖNEMİ DİNİ YAKLAŞIMLAR
Bazı bazı tasavvuf erbabının ön plana çıkardığı “amak-ı hayal”, Osmanlı son dönem münevverlerinden Filibeli Ahmet Hilmi’nin eseridir. Tür olarak roman kategorisine yerleştirilir. Bugünkü manada bir roman türünü karşılamaz. ‘Amak-ı hayal’, hayalin derinlikleri demektir. Eser de zaten tasavvuf aleminde rehber olarak ifade edilen ‘aynalı baba’ adlı kişinin mezarlıkta bulunan kulübesinde onunla kahve içme ve ney faslı devamında kahramanın bu şeyhin yönlendirmesiyle hayallere dalması ve bu hayallerle kişinin kendini dünya ve ahrete göre konumunu felsefi ağırlıklı olarak batı medeniyetinin etkisinde zamanın din anlayışları, doğu felsefesi ve dini inanışlar eşliğinde sorgulamasından ibarettir.

Batı kültür ve medeniyetinin İslam dünyasında tüm inanç, değerler ve yaşam şekillerini herc-ü merc ettiği bir süreçte Filibeli Ahmet Hilmi bu kıskaçta neyin esasta doğru olduğunu sorgulamak ister ‘amak-ı hayal’da. Antik Yunan felsefesine, doğunun gizemli masal dünyasına, Mecusiliğe, Budizm’e vurgu yapar. Öyle ki kitap bunlarla ilgi felsefi değerlendirmeler, hikayeler ve masallarla doludur. O dönem müslümanının herc-ü merc olmuş zihnine esas gerçeğin din olduğu ve bu dinde esas olanın ise Tanrı ile bütünleşmek olduğu, tasavvufi ifade ile ‘vahdet-i vücud’ olduğu gerçeğini anlatmak ister.

Batı kültür ve medeniyeti karşısında korkunç bir kıyamet yaşayan İslam dünyasına, o dünyanın sarsılmış her bir müslümanına böyle bir değerlendirme yapıp cevap vermek elbette zor, güç, eksik hatta yetersizdi. O gün hala güçlü olan dinin manevi ağırlığına başat Filibeli Hilmi, kurtuluşun yanlışlardan arındırılmış ‘vahdeti vücut’ felsefisi olduğunu bu eseriyle vurgulamış ve bunu reçete olarak sunmaya çalışmıştır.

Oysa karşıda teknolojiyle donanmış Tanrı inancını küçültüp sekülerliği öne çıkaran güçlü bir kültür ve medeniyet söz konusuydu. Bu güçlü tayflar altında tasavvufa sığınmak hatta çok gerilerde kalmış bir tasavvuf anlayışını kurtarıcı olarak işaret etmek elbet beyhudeydi.

Buradan son dönem Osmanlı dindarlarının, aydın ve münevverlerinin Batı kültür ve medeniyetini konumlandırma, değerlendirme ve yorumlamalarına getireceğim konuyu.

Osmanlı devlet yönetimi, bu güçlü maddi manevi taarruzlar karşısında uzun süre bocalamış ve özellikle İkinci Mahmut’la birlikte görüş, yaklaşım ve tedbirini açıkça ifade etmişti. Dindarlar olarak zamanın dindar, arif, aydın ve münevverlerinin Batı tsunamisine karşı kendilerini konumlandırmaları ve ifade etmeleri nasıl olmuştu? İslam dünyası başta Osmanlılar olarak doğru bir değerlendirme, konumlanma, tavır ve tedbir almada maalesef yerli yerinde doğru bir teşhise varamamıştı. Bu eksik ve yanlışlık günümüzde bile devam etmekte.

O günkü müslüman Osmanlı aydınlarının vardıkları en son nokta batılılaşmaktı; ancak dini değerlerin kaybı göz önüne alınarak bununla bilim ve teknoloji açısından batılılaşmayı ifade ediyorlardı. Bununda klasik ifadesi “batının bilim ve tekniğini alalım ama ahlaksızlık içeren kültüründen uzak duralımdı”.

Oysa medeniyetler, inancıyla maddi ve manevi yapısıyla bir bütündür. Birini diğerinden ayırmak pek mümkün olmaz.

Bugün hala bu endişe tereddüt ve ikilemi yaşıyoruz. Dindar aydınlar, siyasal İslamcılar maalesef yirmi birinci yüzyılda bizi köklerimizden sarsan batı medeniyetini doğru okuyabilmiş değiller.

Filibeli Ahmet Hilmi, zamanın aydını olarak bu meseleler üzerine bir dizi değerlendirmeler yapmış; eserler ortaya koymuştur. ‘Amak-ı hayal’e sonradan eklediği derlendirmeler enteresandır. Aynalı babanın hatırası olarak eklenenlerden ‘mutluluk’ adlı bölümde zamanın din temsilcileri imam ve tekke şeyhi tiplemesiyle Cumhuriyetin sol anlayışını aşan bir üslup ve dışlama ile eleştirilir. Ona göre bunların(imam ve tekke şeyhi tiplemelerinin) varlığını devam ettirmesi Batı karşısında bizim için çözümsüzlük demektir. Çare ve çözüm olarak verdiği örnek sol düşüncenin öne çıkardığı emeğe işaret edercesine kendi atölyesinde çocuklarıyla birlikte çalışan bir marangozdur.

Örnek verilen bu marangozun dünyası tamamen sekülerdir. Filibeli’nin marangozla önerdiği laik ve seküler bu dünya, Cumhuriyetin öngördüğü ve uyguladığı hayat anlayışıyla çok örtüşür:

“-Bana nasıl hayat sürdüğünüzü anlatır mısınız? dedim.

-Her gün sabah erkenden kalkarız. Yüzümüzü soğuk su ile yıkar, birer kahve içeriz. Biraz sohbet ederiz. Sonra, karanın erkenden ateşe koymuş olduğu çorbamızı içeriz. Kalkar dükkâna geliriz. İçimizden biri evin ihtiyaçlarını alıp, eve götürür. Herkese o gün yapması gereken işi söylerim. Onlar da çalışmaya başlarlar. Öğleye doğru karnımız acıkınca küçük oğlum eve gidip, yemeğimizi getirir. Bir güzel karnımızı doyururuz. Sonra yanımızdaki kahveden bir kahve isterim ve oradaki gazeteyi alırım. Büyük oğlum gazeteye bir göz gezdirir ve önemli şeyleri bana söyler.

-Vay! Evlâtlarının okuması da var ha?

-Evet, okuma yazma bilirler.

-Demek onları mektebe de gönderdin?



-Hayır! Mahalle mektebine giden çocuk hem bir sürü zaman kaybediyor, hem ahlâksız oluyor, hem de hiçbir şey öğrenmiyor. Bu yüzden ben fakir bir hoca buldum. Bu hoca her sabah dükkâna gelir, bir iki metelik karşılığında onlara yarım saat ders verirdi. Böylece çocuklarım bir sene içerisinde Kuran ve gazete okumayı öğrendi. Yazmayı da yeter derecede öğrendiler. Daha sonra hocanın tavsiye ettiği kitapları aldım. Çocuklarım öğle tatillerinde ve geceleri bu kitapları okudular. Gelelim nasıl yaşadığımıza. Öğle tatili bir buçuk saat. Bu sürede gazete okumak zorunlu değil, isteyen bir saat uyuyabilir. Akşamleyin alaturka saate göre on buçukta dükkânı kapatıyoruz. Gördüğün gibi ben kahve tiryakisiyim. Hepimiz günde beşer fincan kahve içeriz. Akşamları şehrin uygun yerlerinde küçük bir gezinti yaparız. Kış gecelerinde komşular bize gelir. Ha! Bizim hanımı komşu kadınlar çok sever. Çünkü o dedikodu etmez. Her cuma, karım ve çocuklarımla kıra gider, eğleniriz. Günler böylece geçip gider. Allah'a şükürler olsun ki, bizim eve hastalık girmez. Şimdiye dek ben iki, karım da üç defa hasta oldu. Çünkü düzenli bir hayatımız var. Yeme ve yatma vakitlerine önem veririz. Abur cubur yemeyiz. Kısacası; Allah'a bin kere hamd olsun, hepimiz çok mutluyuz.” (Amakı hayal, Filibeli Ahmet Hilmi, sayfa 148-149)
ataç ikon A'mak-ı Hayal
kitaba 8 verdi
1 beğen · 0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

Tasavvufi yolculuk adına harika bir eser.
Hem dini ilimler hem de fenni ilimler konusunda kendini bir hayli yetiştiren fakat bir gün ruhunu huzursuz eden bir şüpheyle karşı karşıya gelen Raci'nin; Aynalı dede ile karşılaşarak ruhunu kemiren bu şüpheleri giderme aşamaları anlatılır bu güzel eserde. Zira Raci hakikati arayan bir yolcu, Aynalı dede ise hakikati bulmuş bir kuldur. Şüpheler içinde boğulurken bir mezarlıkta Aynalı dedeye rastlayan Raci, onun yanına her gidişinde hayali yolculuklara çıkar ve bu yolculuklardan pek çok şey öğrenir.Yazar bu yolculukları ifâde ederken muhayyilesinin ne kadar geniş ve güçlü olduğunu okuyucuya bizzat hissettirir. Zira insan okurken o aleme dalar ve kendini oradaymış gibi hisseder. En azından yazar bana bunu hissettirmeyi başardı. Bu tasavvufi yolculukları anlatmak adına kullanılan gerek dil gerek anlatım biçimi gayet sade ve akıcıdır. Yazarın materyalist düşünceye karşı böyle bir eser kaleme aldığını kitabı okumadan önce biliyordum. Kitabı okuyunca bu amacın başarılı bir biçimde yerine getirildiğine şahit oldum. Vahdet-i Vücûd ilkesi kitaba hakim. Tasavvufa dair unsurları bilerek kitabı okumak eminim daha farklı kapılar açacaktır. Ayrıca yer yer Peygamberlerden (Hz.Muhammed, Hz.Isa, Hz. Musa gibi) de bahsedilmiştir. Özellikle "Saadet nedir?" sorusuna bazı peygamberlerin; Aristo, Platon gibi düşünürlerin, Lokman Hekim'in, Buda'nın v.s. cevap verdiği kısım çok hoştur. Kitaba dair hoşuma giden bir diğer yön ise kitap içerisinde geçen yer ve isimlerin çoğu hakkında tatmin edici dipnotlara yer verilmesi oldu. İnsan bu dipnotlardan bile kendine pek çok şey katabiliyor. Okurken hiç sıkılmadım. Aksine her bölümde ve yolculukta neyle karşılaşacağım konusunda merak uyandırdı bende. Kitabı her yönüyle çok beğendim ve kesinlikle tavsiye ediyorum.
ataç ikon A'mak-ı Hayal
kitaba 8 verdi
3 beğen · 0 yorum
Mizan

Mizan

@mizanf

Derine yolculuk
A'mak ı hayal öncelikle şunu söylemeliyimki bu eser ismi ve karakterleri ile tam bir uyum içinde ismiyle müsemma bir kitap. Kitabın ismi derin hayal anlamındadır. Raci karekteri üzerinden kurgulanıyorki ricacı talep eden anlamlarına geliyor. Raci iyi bir eğitim görmüş yaşam standartları yüksek denilecek seviyededir fakat içinde bir huzursuzluk yada eksiklik vardır. Birgün aynalı baba ile karşılaşır ve sohbetler başlar. Ney ve kahve eşliğinde yapılan bu sohbetler Racinin derinliklerine bir yolculuk niteliğindedir. Aynalı baba Raci için ayna olmuş ona bilmediği yanlarının keşfini sağlamaktadır. Aynalı baba?
mümin müminin aynasıdır onunla hatalarını düzeltir anlamında bir hadis hatırlıyorum birde tasavvuf ehlinin kendilerine ayna rama çabalarını şems in mevlana da olduğu gibi. Birde musahiplik var ahiret kardeşliği dünyada ve ahirette kardeştir onlar. Dünyada bir birlerine yardımcı oldukları gibi ahirette cennete beraber gitmek arzusuyla bir birlerine ayna olanlar kötü taraflarınıda iyi tarafları kadar net ortaya koya bilen insanlar... Aynalı baba ayna olmaktan biraz öteye gidip Racinin iç alem seyahatlerinde mürşitlik görevini de üstleniyor. Kahve ve ney eşliğinde yapılan bu yolculuklar Raci için iç huzuru, açığa çıkan bilgi ve tatmin olunmuş bir kalp olarak geri dönüyor her UYANIŞ ın da...
Okuyan her kesin kendinden bişeyler bula bile ceği elinden düşürmek istemeyeceği kahvenin kokusunu hissedecek kadar kitabı içselleştireceği kanaatindeyim. Henüz bukadar güzelini okumadım desem abartmış olmam. Tekrar tekrar farklı yayınlardan okuduğum ve her okuyuşta haz ve keyif aldığım bir kitap. Biraz tasavvuf biraz bilgi ama en çokta insani duygu yönlendirmelerine merak iseniz kesinlikle tavsiye ederim....
ataç ikon A'mak-ı Hayal
kitaba puan vermedi
8 beğen · 1 yorum
Hasan ÖZDEMİR (@hsnzdmr60)
Bu kitabı okuyanlara https://youtu.be/4c1pRHMW06s bu eseri dinlemelerini tavsıye ediyorum, güzel bir kitap dinledikten farklı bir haz alacaksınız.
06.03.18 beğen 2 cevap
E.D

E.D

@yabanci

A'mak-ı Hayal (Derin Hayaller)
--- Kitabı okurken incelememde kullanmak üzere ufak notlar almıştım, şimdi onları buraya yazıyorum.
-- Ana karakter olarak hakikati arayan bir adam olan Raci var, yardımcı karakter ya da ikinci karakter olarak da bir ermiş ve bilge kişi olarak Aynalı Baba var. Kitaptaki ana karakterler bunlar.
- Adından da anlaşılacağı üzere kitabın geneli baş karakter Raci'nin hakikati ararken daldığı hülyaları anlatıyor. Bazen gerçek mi, hayal mi ayırt edemiyorsunuz, öyküde hayalle gerçek içi içe geçmiş durumda.
- Aynalı Baba'nın her ney çalışında Raci uykuya dalar ve farklı rüyalar görür. Bu rüyaların her biri farklı bir macera, aslında hakikati arayış hikayesidir.
- Kitabı okurken gözüme ilk çarpan nokta; yazarın toplumsal gözlemler yapmış olması. Yazarın gözlem ve tahlil yeteneği gelişmiş.
- Kitabın dili biraz ağır, eski Türkçe, Osmanlıca ve Farsça kelimeler var. Bazı bölümlerde sözlüğe başvurmak zorunda kaldım.
- Kitap için fantastik ögeler taşıyor dersek abartmış olmayız. Zaman zaman ejderhalar, büyücüler ve cadılar öyküde yer alıyor. Bazı bölümler tamamen hayal ve kurgu.
--- Benim yorumum; kitabı beğendim ve severek okudum. Özellikle tasavvuf düşüncesiyle ilgilenenler çok beğenecekler, ilgilenmeseler dahi beğenebilirler. Akıcı ve merak uyandırıcı bir kitap .Raci'nin hayalleri sizi uzak diyarlara taşıyacak. Mutlaka okunması gereken bir kitap. Birbirine benzeyen kopya eserlerin türediği şu günlerde ilaç gibi gelebilir.
İnceleme notum:4
ataç ikon A'mak-ı Hayal
kitaba 8 verdi
6 beğen · 0 yorum

A'mak-ı Hayal - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

İnsanlar mantığı, ne dediklerini temyiz etmek için değil, her dediğini mantığa uydurmamak için icat etmişlerdir.
ataç ikon A'mak-ı Hayal
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
9 beğen · 0 yorum
Mesut Serdar

Mesut Serdar

@mesutserdar

Hep ikilik, birlik için,
Bak, iki göz, bir görüyor!..
Birlik ise, dirlik için,
Bak, iki göz, bir görüyor!..
ataç ikon A'mak-ı Hayal
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
6 beğen · 0 yorum
Naime Karakan

Naime Karakan

@naimekarakan

"azizim insanlar mantıki dedikleri şeyleri ayırdetmek için , her dediklerini mantığa uydurmak için icad etmişlerdir."
ataç ikon A'mak-ı Hayal
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
5 beğen · 0 yorum
Afra

Afra

@afra217

İnsanlar mantığı, kendi söyledikleri doğru görünsün diye icat etmişlerdir.
ataç ikon A'mak-ı Hayal
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğen · 0 yorum
Abı Ateşi Efruz

Abı Ateşi Efruz

@serpilatalar

"Tuhaf! Varla yok hiç bir olur mu? Örneğin ben şimdi varım, yarın yok olacağım. Bu ikisi arasında fark yok mu?" dedim.
Deli, başını çevirdi. Kahkahayı bastı:
"Vay! Sen varsın ha?! Acaba var mısın?"
ataç ikon A'mak-ı Hayal
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
5 beğen · 0 yorum
317
KİTAP
Tavsiye Ettiğim Kitaplar
Kitap tavsiyesi arayanlar buraya! Herhangi bir kitap türüne bağlı kalmaksızın beğenerek okuduğumuz ve herkesin okumasını tavs...
72
KİTAP
İslam Temalı Edebiyat Kitapları
İslam ve müslümanlık üzerine yazılmış veya içerisinde islam temaları barındıran romanlar bu listede. Lütfen sadece akıcı olan...
173
KİTAP
Türk Edebiyatının Mutlaka Okunması Gereken En Değerli Kitapları
Değeri hiçbir zaman azalmayan, Türk edebiyatının kült eserleri sayılabilecek nitelikteki en önemli Türk edebiyatı kitapları l...
Beyaz Melek

Beyaz Melek

@beyazmelek

 paylaşım fotoğrafı
Ne de güzel özetlemiş.. Yüzyıl dahi geçse aradan insan aynı insan..
ataç ikon A'mak-ı Hayal
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
12 beğeni · 3 yorum beğen ikon
Süvari (@kasva)
Mehmet Akif ne güzel demiş;
Ah o din nerde, o azmin, o sebatın dini;
O yerin gökten inen dini, hayatın dini?
Bu nasıl dar, ne kadar basmakalıp bir görenek?
Müslümanlık mı dedin? ... Tövbeler olsun, ne demek!
11.04.19 beğen 2 cevap
Beyaz Melek

Beyaz Melek

@beyazmelek

Hacer-i Esved'i var öp! Ger opmekse muradin
Hiçi pus etmek için halet-i bî-şan gerek
Can der-aguş olunur mu mütenahi sözler ile

(Eger amacın opmekse git Haceriesved taşını op! Kendisini Kendisini bir hiç olarak kabul eden birisini öpmek için ün ve unvan sahibi olmamalı. Hiç can, sonlu sözlerle kucaklanir mi? Öpmek için dudak değil can gerek..)
ataç ikon A'mak-ı Hayal
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
8 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Beyaz Melek

Beyaz Melek

@beyazmelek

Ya Deymumî, ya Dehrî, ya evvelü, ya ahirü
Ya zahirü, ya batınu, isma' nidai
Kema semi'te nidae abdike Zekeriyya
Şazeli
( ey Daimi ey Dehri ey oncesiz ey sonrasiz ey zahir ey batın, kulun Zekeriya'nin sesini isittigin gibi benim de sesimi işit)
ataç ikon A'mak-ı Hayal
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
5 beğeni · 0 yorum beğen ikon